İçindekiler
Dergi Arşivi

İklim Değişikliğine Karşı Ortak Adım: Paris Anlaşması

Abdurrahim DURMUŞ / Uzman Yardımcısı (Sanayi Genel Müdürlüğü)

 

Fosil yakıtların yoğun bir şekilde kullanılmasının atmosferdeki sera gazı konsantrasyonunu artırdığı ve bunun da dünyamızın iklim sistemini olumsuz yönde etkilediği tüm çevrelerce kabul edilmiş bir gerçektir. İnsan kaynaklı iklim değişikliğine yönelik gerek bilim insanlarınca, gerekse politik çevrelerce farkındalığın artmasının bir sonucu olarak 1992 yılında Birleşmiş Milletler çatısı altında 196 ülkenin taraf olduğu “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS)” imzalanmıştır. Yirmi yılı aşkın süredir BMİDÇS altında yürütülen uluslararası iklim değişikliği müzakereleri farklı evrelerden geçmiş olup bu evrelerden biri, dünyanın ilk sera gazı azaltım anlaşması olan “Kyoto Protokolü”nün 1997 yılında kabul edilmesidir. Bu evrelerin son halkası ise Fransa'nın Paris kentinde düzenlenen BMİDÇS 21.Taraflar Konferansı’nda sözleşmeye taraf 196 ülkenin oy birliği ile kabul edilen ve uluslararası toplumun iklim değişikliği ile mücadelede yol haritası olarak görülen "Paris Anlaşması" dır.

Yaklaşık 200 ülkeden 30.000 civarında katılımcının bulunduğu Paris İklim Değişikliği Konferansı, 29 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirilen ve 150'den fazla devlet başkanının katılım sağladığı liderler zirvesiyle başlamıştır. Burada bütün liderler birer konuşma gerçekleştirerek, konferansın iklim değişikliği ile mücadele konusunda bir dönüm noktası olacağını umut ettiklerini belirtmişlerdir. Gerek zirveye bu kadar çok sayıda liderin katılmış olması, gerekse gerçekleştirilen konuşmalarda pozitif mesajların verilmesi yeni anlaşmanın Paris’te kabul edileceğinin ilk sinyallerini vermiştir.

“Paris Anlaşması”na yönelik müzakereler “Durban Güçlendirilmiş Eylem Platformu Geçici Çalışma Grubu (ADP)”nun 2011 yılında kurulması ile başlamıştır. Bu çalışma grubunun görevi; BMİDÇS altında yasal bağlayıcılığı olan yeni bir protokol, anlaşma veya hukuki bir enstrüman hazırlamaktı. Liderler zirvesinden sonra, BMİDÇS Sekretaryası tarafından yayımlanan taslak anlaşma metni üzerinden müzakerelere geçilmesiyle ADP çalışmalara başlamıştır. ADP oturumlarında tüm tarafların kendi önceliklerinin anlaşma metnine yansıması için bastırması, hiçbir ülkenin geri adım atmaya yanaşmaması sürecin tıkanmasına neden olmuş ve liderler zirvesiyle oluşan olumlu hava dağılmıştı. Toplantı salonlarında hararetli tartışmalar yaşanırken sivil toplum örgütlerinin konferans alanında aktiviteler düzenlemesi ve ülke stantlarında iklim değişikliği ilgili etkinlikler gerçekleştirilmesi konferansa renk katmıştır.

Farklılaştırma, azaltım, uyum, finans, teknoloji geliştirme ve transferi, kapasite geliştirme ve şeffaflık başlıklı alt oturumlar halinde devam eden müzakerelerde tartışmaların en yoğun yaşandığı konular; sözleşmenin mevcut ek sistemi, anlaşmanın yasal bağlayıcılığı, sera gazlarının azaltımı ve iklim değişikliği finansmanı olmuştur. Sözleşmenin Ek-1’inde yer alan ve teamüllere göre gelişmiş ülke statüsünde olan taraflar mevcut ek sisteminin kaldırılmasını, Ek dışı ülkelerin de sera gazlarını azaltmasını ve milli geliri yüksek ek dışı ülkelerin de sözleşmenin finans mekanizmalarına nakdi katkı vermesini talep etmişleridir. Buna mukabil olarak mevcut sözleşme rejimine göre avantajlı durumunda olan Ek dışı ülkeleri, Ek sisteminin devam etmesini ve anlaşmanın yasal bağlayıcılığının sert olmasının gerektiğini savunmuşlardır. Yoğun tartışmalar ile geçen ilk haftanın sonunda ADP eş-başkanları, tarafların görüşlerini de dikkate alarak hazırladıkları taslak anlaşma metnini 5 Aralık 2015 Cumartesi günü Taraflar Konferansı’na sunmuştur.

Daha sonraki süreçte müzakereleri yürütmek üzere delegasyon heyet başkanlarının katılım sağladığı “Paris Komitesi” kurulmuştur. Artık müzakereler çok farklı bir çehreye bürünmüş ve ülkeler arasındaki ikili görüşmeler hız kazanmıştır. Özelikle Fransız diplomatlar, anlaşmaya isteksiz görünen devlet temsilcileri ile görüşmeler gerçekleştirerek bir anlaşmanın çıkması ve “Paris” adını alması için yoğun çaba sarf etmişlerdir. Süreç bu şekilde devam ederken Sekretarya, 9 Aralık 2015 Çarşamba günü yeni bir taslak anlaşma metni yayımlamıştır. Bu yeni metin ülke temsilcilerini memnun etmemiş ve delegasyon heyet başkanları “Paris Komitesi” toplantısında metne yönelik kaygılarını dile getirmişleridir. Heyet üyelerinin yorumlarını dikkate alan Sekretarya, 10 Aralık 2015 Perşembe günü yeni bir metin yayımlamış ve delegasyon başkanları ile toplantı gerçekleştirmiştir. 11 Aralık 2015 Cuma günü anlaşma metnine yönelik çalışmalarını tamamlayan Sekretarya, hazırladığı anlaşma metnini yayımlayarak tarafların görüşüne sunmuştur.

Taraflar arasındaki müzakerelerin tamamlanmasıyla birlikte 12 Aralık 2015 Cumartesi günü Fransa Dışişleri Bakanı ve BMİDÇS 21.Taraflar Konferansı Başkanı Laurent Fabius’un başkanlığında anlaşmayı oylamak üzere “Genel Kurul Toplantısı” gerçekleştirilmiştir. Oylamaya açılan metne yönelik taraf ülke temsilcilerinden herhangi bir itirazın gelmemesi üzerine Fabius, “Odadaki atmosferi pozitif görüyorum, herhangi bir itiraz görmüyorum ve ‘Paris Anlaşması’ kabul edilmiştir.” ifadelerini kullanmak suretiyle anlaşmanın kabul edildiğini duyurmuştur.

2020 öncesi yürürlüğe girmesi beklenen Anlaşma, 22 Nisan 2016-21 Nisan 2017 tarihleri arasında New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Merkezi'nde imzaya açık tutulacaktır. Anlaşma’nın yürürlüğe girmesine yönelik hazırlıkları tamamlamak ve anlaşmanın etkin bir şekilde uygulanmasına ilişkin Taraflar Konferansı’na tavsiye niteliğinde karalar almak için “Paris Anlaşması Geçici Çalışma Grubu (APA)” oluşturulmuştur. Bu çalışma grubunun ilk toplantısı Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilecektir. “Paris Anlaşması Taraflar Konferansı” (Conference of the Parties serving as the meeting of the Parties to the Paris Agreement-CMA) anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra toplanacaktır.

Paris Anlaşması’nda öne çıkan konular şu şekilde sıralanabilir:
• Sanayi Devrimi’nden önceki döneme göre küresel sıcaklık artışının 2°C ile sınırlandırılması ve sıcaklık artışının 1,5°C dereceye düşürülmesi konusunda çaba sarf edilmesi,
• Gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere 100 milyar dolar fon sağlama yükümlülüğünün 2025 yılına kadar devam etmesi ve 2025 yılında yeni bir hedefin belirlenmesi,
• En az gelişmiş ülkelere, sera gazı emisyonlarını azaltmaları ve iklim değişikliğinin olumsuz etiklerine karşı dirençlerini artırmaları için finansal yardımı da kapsayacak şekilde teknolojik destek sağlanması,
• Anlaşma’ya taraf ülkelerin her beş yılda bir revize edilen “İklim Değişikliği Ulusal Katkısı (NDC)”nı Sekretaryaya sunmaları,
• Anlaşma’ya taraf ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmedeki ilerlemelerinin beş yılda bir gözden geçirilmesi,
• Gelişmiş ülkelerin, ekonomi ölçeğinde mutlak azaltım hedefi koyarak sera gazı azaltım sürecine öncülük etmesi, gelişmekte olan ülkelerin de sera gazı azaltımına teşvik edilmesi.

Amacı BMİDÇS’nin uygulanmasının geliştirilmesi olan bu yeni Anlaşma, hukuki olarak sözleşme altında yasal bir araçtır. Böyle olmakla birlikte anlaşmada sözleşmenin ek sistemine atıf yapılmayarak “gelişmiş ülke” ve “gelişmekte olan ülke” ifadeleri kullanılmış ve iklim değişikliği ile daha geniş ölçekte mücadele edilmesi hedeflenmiştir. Ancak hangi ülkelerin “gelişmiş ülke” ve hangi ülkelerin “gelişmekte olan ülke” kategorisinde yer aldığına dair ne anlaşma metninde ne de BMİDÇS dokümanlarında herhangi bir tanım bulunmamaktadır. Taraflar arasında anlaşmazlıklara sebebiyet veren bu konunun önümüzdeki dönemde yapılacak toplantılarda çözüme kavuşturulacağı düşünülmektedir.

Gelişmiş ülke politikacıları tarafından tarihi bir başarı olarak nitelendirilen ve insan kaynaklı sera gazı emisyonunu kademe kademe sıfıra indirmeyi amaçlayan anlaşma, hukuki bağlayıcılığı olan hükümler içermemektedir. Anlaşma ile, ülkelerin gönüllü olarak emisyon azaltımı yapabilecekleri bir sistemin kurulması ve başta küçük ada devletleri olmak üzere iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kalan en az gelişmiş ülkelere destek sağlanılması hedeflenmiştir. Ayrıca anlaşma en az gelişmiş ülkeler hariç tüm taraflara sera gazı emisyonlarını raporlama ve Sekretaryaya sunma zorunluluğu getirmiştir.

Bu yüzyılın sonunda küresel sıcaklık artışının 2ºC derece ile sınırlandırılması hedefinin başarılabilmesi için hem gelişmiş ülkelerin, hem de gelişmekte olan ülkelerin daha fazla sera gazı azaltımı yapmaları gerekmektedir. Bu hedefin başarılamaması halinde sıcaklık değerlerinin güvenli sınırları aşarak yıkıcı doğa olaylarına sebebiyet verip geri döndürülmesi imkânsız zararlara neden olacağı öngörülmektedir. Ancak şu anki küresel sera gazı eğilimlerinin devam etmesi halinde küresel sıcaklık artışının 2100 yılında 3,7~4,8 ºC derece civarında olması beklenmektedir.

Hiç şüphe yok ki Paris İklim Konferansı’nın bir başarı hikâyesi mi yoksa beyhude bir çaba mı olduğunu zaman bize gösterecektir. Aslında Paris Anlaşması, önümüzdeki dönemde iklim değişikliği ile mücadeleye ilişkin strateji belgesi veya sürdürülebilir kalkınma belgesi olarak değerlendirilebilir. Bir kısım çevreci sivil toplum kuruluşu tarafından konferansın hayal kırıklığıyla sonuçlandığı ifade edilse de, uluslararası toplumun küresel bir sorunu çözmek için yekvücut olarak ortak bir metne imza atmış olmaları büyük bir başarıdır. Paris’te uluslararası toplumun ihtiyacı olan kararlı tutum ortaya konmuştur. Paris Anlaşması insanoğlunun varlığını ciddi şekilde tehdit eden iklim değişikliğine karşı atılmış son adım değil, bilakis bundan sonraki çalışmalara yol gösterecek ilk adımdır.

Kaynakça
United Nations Framework Convention Climate Change, http://www.unfccc.int