İçindekiler
Dergi Arşivi

Kritik Bir Yıl:2016 Sanayi Açısından Yeni Bir Dönemin Başlangıcı

Prof. Dr. İbrahim Kılıçaslan/Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı - Sanayi Genel Müdürü

 

İklim değişikliğine karşı savaşım Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (BMİDÇS) kabulü ile politik temel bulmuş, Kyoto Protokolü vasıtasıyla da özellikle emisyon azaltımının sağlanması konusunda uygulamaya yönelik somut bir sistem oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu anlamda Kyoto Protokolünün işlevini tam olarak yerine getirdiği noktasında şüpheler vardır. Nitekim iklim değişikliğinin birçok alanda radikal bir dönüşümü gerektirdiği dünya liderlerince geçtiğimiz yıl Aralık ayında gerçekleştirilen Paris İklim Konferansında net bir şekilde dile getirilmiştir. Kyoto Protokolü’nün yerine geçecek olan Paris Anlaşması özellikle temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılmasına dair özel sektöre ve kamuya güçlü sinyaller iletmesiyle dikkat çekmektedir.

Tüm bu dönüşüm süreci işlerken daha hayati bir konu ülkemizin gündemindedir. BMİDÇS kapsamında Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olarak “gelişmiş ülkelerin listelendiği Ek 1 listesi”nde yer alması müzakerelerde ülkemiz açısından ciddi bir sorundur. Sözleşmenin Ek 1 listesinde bulunan gelişmiş ülkeler için sera gazı azaltım yükümlülüğü vardır. Ek dışında yer alan gelişmekte olan ülkeler Sözleşme kapsamında finans ve teknoloji desteklerinden faydalanmakta ve emisyon azaltımı yapmak zorunda değillerdir. Bu bağlamda ülkemiz gelişmiş ülkelerle bir tutulmakta ve tüm destek mekanizmalarından yararlanamamaktadır.

Paris’te Türkiye’nin özel koşulları ile Türkiye’ye finans ve teknoloji desteği sağlanmasına yönelik hükümlere hem Paris Anlaşması’nda hem de 21. Taraflar Konferansı kararlarında yer verilmemiştir. Ancak BMİDÇS 21. Taraflar Konferansı Başkanı sıfatıyla Fransa tarafından Türkiye’nin bu konuya ilişkin talebinin özel olarak ele alınacağı ve 22. Taraflar Konferansının gerçekleştirileceği Marakeş’te ise çözüme kavuşturulacağı sözü verilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Paris Anlaşması kapsamında “gelişmekte olan ülke” olarak sınıflandırılmamız ve hem yükümlülükler hem de destekler konusunda aynı seviyede olduğumuz ülkelerle bir tutulmamız özellikle sanayimiz ve enerji sektörümüz için son derece hayatidir. Mutlak emisyon azaltımı ekonominin yeşil ekonomiye geçmesini ve yüksek teknolojili ürün üretimine dayalı bir sanayiyi gerektirmektedir. Ülkemiz sanayisi ve ekonomisi bu değişimi hedefine koymuştur fakat uzun dönemli ve maliyetli bir süreç olan dönüşümün gerçekleşerek mutlak azaltım yapabilir konuma gelmemiz için hatırı sayılır bir zaman, finans ve teknolojiye ihtiyaç vardır. Bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin net emisyon azaltımı yapamayacağı ve finans ve teknoloji konularında destek talebine yönelik müzakereler devam etmektedir. Türkiye’nin adil bir şekilde hak ettiği yerde yer alması için yoğun çalışmalar yürütülmektedir.

Sanayiyi doğrudan etkileyecek başka bir konu ise küresel anlamda emisyon azaltımı ve sanayi sektörünün bu noktadaki konumu. Bilim adamlarına göre 2 derecelik ısınma hedefine ulaşmak için 2050 yılında emisyonların %40-70 arasında, 1,5 derece için ise %70-95 arasında azaltılması gerekmektedir. Ayrıca Uluslararası Enerji Ajansına göre 2050 yılına kadar küresel bazda sanayide 5.5-7.5 GtCO2 azaltım potansiyeli mümkündür. Bu rakamın %50’si ise demir-çelik, çimento, kimyasal ve kağıt olmak üzere 4 ana sektörde var olduğu bilinmektedir. Söz konusu rakamlar sanayide yeniden ciddi bir yapılanma gerektirmektedir. Sanayide emisyonların azaltılması; enerji verimliliğinin artırılması, yakıt dönüşümü gibi temel uygulamaların yanında karbon tutma ve yakalama gibi yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına da bağlıdır. Bu gerçekten hareketle endüstriler çok hızlı gelişen teknoloji temelli bir rekabetle karşı karşıya kalacaktır ve kim daha önce uyum sağlayacak olursa kazanacak, kim bu değişimi reddederse veya ayak uyduramazsa zora düşecektir. Günümüzde karşılaştığımız ekonomilerdeki yapısal değişimin temel sebepleri arasında en çok ön plana çıkanlar yüksek teknolojinin artan gelişim hızı ve artan uluslar arası rekabettir. Bu bağlamda sanayinin var olan bu değişime kayıtsız kalması mümkün değildir.