İçindekiler
Dergi Arşivi

Paris Anlaşması ve Türkiye

Prof. Dr. Mehmet Emin BİRPINAR / Müsteşar Yardımcısı - İklim Değişikliği Başmüzakerecisi (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı)

 

Evrensel bir iklim anlaşmasının hazırlanması ve kabul edilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler nezdinde dört yıldır devam eden müzakereler, geçtiğimiz Aralık ayında Paris’te gerçekleştirilen konferansta nihayete ermiştir. Çok taraflılığın büyük bir başarısı olarak gösterilen konferans sonucunda Paris Anlaşmasının kabul edilmesi, uluslararası kamuoyu tarafından da büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır.

Paris Anlaşması, iklim değişikliği ile küresel mücadelede dönüm noktası olarak nitelendirilmektedir. Bunun nedeni, aslında Anlaşmanın iklim değişikliği için radikal çözümler getirmiş olması değil; 195 ülkeyi asgari müşterekte birleştirebilmiş olmasıdır. Çünkü mevcut haliyle Anlaşma, 2020 sonrası iklim rejiminin yalnızca genel çerçevesini çizmiş; uygulamaya yönelik birçok konu, anlaşmanın yürürlüğe gireceği 2020 yılı sonuna kadar yapılacak olan müzakereler sonucunda alınacak kararlara bırakılmıştır. Diğer bir deyişle, sera gazı emisyonlarının azaltılmasına ilişkin ulusal katkılar, iklim değişikliğine uyum, iklim finansmanı, teknoloji geliştirme ve transferi ile kapasite geliştirme konuları başta olmak üzere şeffaflık, gözden geçirme, uygunluk konularına ilişkin maddelerin nasıl ve ne şekilde uygulanacağı önümüzdeki beş yıllık dönemde alınacak kararlar ile netleşecektir. Dolayısıyla, anlaşmanın gerçek bir dönüm noktası olup olmadığı da bu kararlar alındıktan ve anlaşma yürürlüğe girdikten sonra tam anlamıyla anlaşılabilecektir. Ancak, Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için de küresel sera gazı emisyonlarının % 55’ini oluşturan en az 55 ülkenin anlaşmaya taraf olması gerektiği unutulmamalıdır.

Paris’te 195 ülkeyi birleştiren bu asgari müşterek, elbette bu ülkelerin bütün beklentilerini karşılayamamıştır. Türkiye de beklentileri tam olarak karşılanamayan ülkelerden biridir. Türkiye’nin en önemli beklentilerinden biri Paris Anlaşmasında, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmenin ülkeleri gelişmişlik düzeyine göre kategorize eden ancak günümüzün sosyo-ekonomik gerçekliklerini yansıtmayan ekler sistemine (Ek-1, Ek-2 ve Ek-1 Dışı) atıfta bulunulmaması idi. Bilindiği gibi Türkiye, OECD üyesi olduğu için gelişmiş ülkelerle birlikte Ek-1 listesinde yer almaktadır ve bu nedenle, gelişmekte olan ülkeler olarak nitelendirilen Ek-1 Dışı ülkelere, daha da gelişmiş ülkelerden oluşan Ek-2 ülkelerince sağlanan finans, teknoloji geliştirme ve transferi ile kapasite geliştirme imkânlarından yararlanamamaktadır. Paris Anlaşmasında, bu ekler yerine “gelişmiş ülke” ve “gelişmekte olan ülke” kavramları kullanılmıştır. Her ne kadar hangi ülkenin gelişmiş, hangisinin gelişmekte olan ülke olduğu bu aşamada muğlak olsa da Türkiye açısından oldukça haksız uygulamalara ve sonuçlara yol açan ekler sisteminden uzaklaşılması oldukça anlamlıdır.

Türkiye’nin yeni anlaşmadan asıl beklentisi ise tam da bununla ilgilidir. Türkiye, 2020 yılı sonrası yeni iklim rejiminde, uluslararası finans ve teknoloji desteklerine erişiminin sağlanmasını talep etmiştir. Bu beklentinin temel gerekçesi, miadını çoktan doldurmuş olan ek sistemi nedeniyle, sosyo-ekonomik göstergeleri bakımından Türkiye’ye çok fazla benzerlik gösterdikleri halde Ek-1 dışında yer aldıkları için Brezilya, Meksika, Çin, Hindistan, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelere sağlanan finans ve teknoloji desteklerinden Türkiye’nin yararlanamamasıdır.

Türkiye bilindiği üzere, tarihinde ilk kez sera gazı emisyonlarını azaltmayı taahhüt etmiş; Paris Anlaşmasının kabulünden önce ulusal katkısını sunarak emisyonlarını 2030 yılına kadar referans senaryoya göre %21’e kadar azaltacağını açıklamıştır. Bu rakam, 2030 yılına kadar ülkemizin ekonomi genelinde tüm sektörlerde (enerji üretimi, sanayi, tarım, atık, binalar, ulaştırma ve ormancılık) gerçekleştirmeyi hedeflediği plan ve politikaların emisyon azaltım etkisini ortaya koymaktadır. Türkiye bu hedefe, tamamen ulusal kaynaklarını kullanarak ulaşmaya çalışacaktır. Ancak, hızla kalkınan bir ülke olduğu için Türkiye’nin çok daha fazla sera gazı emisyon azaltım potansiyeli bulunmaktadır ve %21’den daha fazla azaltım yapabilmek için ise uluslararası finans desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bununla birlikte, Türkiye’nin finans desteğine erişim talebi, hiçbir surette En Az Gelişmiş Ülkeler ile Küçük Ada Devletlerinin finans desteğine erişim önceliği olduğunu tanımamak anlamına gelmemektedir. Tam tersine Türkiye, bu ülkelerin iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler olduğunun farkındadır; bu ülkelerin özel durumunu tanımaktadır ve bu ülkelere her zaman destek sağlayacaktır.

Türkiye’nin bütün girişimlerine rağmen Paris Anlaşmasında ülkemizin bu beklentisini karşılayabilecek hükümlere yer verilmemiştir. Ancak, belirtildiği üzere Paris Anlaşmasında ülkeler gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler olarak nitelendirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Türkiye, Ek-1 ülkesi olduğu halde gelişmekte olan bir ülke olarak kabul görmek yönünde müzakerelerini sürdürecektir. Fransa’nın dönem başkanı olduğu 2016 yılında oldukça yoğun ve zorlu geçmesi beklenen müzakereler sonucunda, yılsonunda Fas’ın Marakeş kentinde gerçekleştirilecek olan 22. Taraflar Konferansında Türkiye’nin özel durumuna ilişkin bir kararın alınması beklenmektedir.

Bunların dışında Paris Anlaşmasından sonra Türkiye’yi nelerin beklediğini şöyle özetleyebiliriz:
1. Sera gazı emisyonlarının azaltılması, Paris Anlaşmasının en önemli bileşenlerinden biridir. Bütün ülkeler, küresel emisyonların azaltılmasına katkı sağlanabilmesi için Anlaşma kabul edilmeden önce niyet edilen ulusal katkılarını sunmaya davet edilmişlerdi. Türkiye de dâhil olmak üzere birçok ülke ulusal katkısını anlaşmanın kabulünden önce sundu. Paris Anlaşması uyarınca bütün ülkeler gibi Türkiye de ulusal katkısını, ilki 2020 yılında olmak üzere her beş yılda bir öncekinden daha iddialı bir hedef belirlemek kaydı ile güncellemekle yükümlüdür. Bununla birlikte, 2020 yılında uygulamasına başlanmak üzere azaltıma ilişkin ulusal katkısını sunmuş olan ülkelerin bu katkıyı güncellemek zorunda olmadığı, ancak isteyen ülkelerin güncelleme yapabilecekleri hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle, Türkiye’nin ulusal katkısında yer alan “sera gazı emisyonlarını 2030 yılında yüzde 21’e kadar artıştan azaltma” hedefini bu aşamada güncelleme zorunluluğu bulunmamaktadır.
2. Açıklık, şeffaflık ve anlaşılabilirliği temin etmek amacıyla ülkelerce ulusal katkılara ilişkin olarak sunulacak bilgiler, baz yıl gibi bir referans noktası olan sayısal veriler, uygulama süresi, kapsam ve içerdiği sera gazları, varsayımlar ve metodolojik yaklaşımlar ile yutak alanlara ilişkin bilgileri içermelidir. Bu çerçevede her ülke, ulusal katkısının küresel sera gazı emisyonlarının azaltılması hedefi bakımından adil ve iddialı olduğunu gerekçelendirmekle yükümlüdür. Türkiye’nin mevcut ulusal katkısında bu bilgiler bulunmaktadır. Türkiye’nin bundan sonra sunacağı ulusal katkıların da bu bilgileri içermesi gerekmektedir.
3. Anlaşmanın dördüncü maddesinin dördüncü fıkrası ile gelişmiş ülkelerin, ekonomi genelinde mutlak emisyon azaltım taahhüdü vererek sürece liderlik etmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu maddedeki ifade son anda kısmen değiştirilmiş, gelişmiş ülkelerin bu konudaki sorumluluğu esnetilmiştir. Türkiye, gelişmekte olan bir ülke olarak kabul görmek yönünde müzakerelerini sürdürecektir. Ancak, Çerçeve Sözleşmenin Ek-1’inde yer aldığı için gelişmiş ülke olarak nitelendirilmesi riskine karşın, ülkemizin ekonomi genelinde mutlak emisyon azaltımı yapma yönünde zorlanamayacağı öngörülmektedir.
4. Paris Anlaşmasının altıncı maddesi uyarınca küresel sera gazı emisyonlarının azaltılması faaliyetlerine katkı sağlaması amacıyla piyasa temelli gönüllü mekanizmalar oluşturulacaktır. Katılım gönüllülük esasına dayanacağı için bu mekanizmalara Türkiye’nin de katılım sağlaması mümkün olabilecektir. Bu Türkiye açısından önemli bir kazanımdır. Çünkü bilindiği üzere Türkiye, Sözleşmeye göre Ek-1 ülkesi olduğu ve Kyoto Protokolü uyarınca sera gazı emisyon azaltım taahhüdü almadığı için Kyoto Protokolü altındaki Temiz Kalkınma Mekanizması, Ortak Uygulama ve Emisyon Ticareti Mekanizmasından yararlanamamaktadır. Gönüllü mekanizmalara katılım, Türkiye’nin % 21 hedefine ulaşmasına destek sağlayabilecektir.
Paris Anlaşmasının kabulü, iklim değişikliği ile küresel mücadelede uluslararası toplumun kararlılığının çok açık bir göstergesidir. Bununla birlikte, Anlaşmanın 2020 yılı sonu itibariyle yürürlüğe girebilmesi için bu kararlılığın sürdürülebilir olması, bunun için ise 195 ülkeyi birleştiren asgari müştereğin olabilecek en azami sınırlara çekilmesi gerekmektedir. Şüphesiz sınırlar genişletilirken gelişmiş ülkelerin sanayi devriminden bu yana insan faaliyetlerinden kaynaklanan küresel sera gazı emisyonlarındaki tarihsel sorumlulukları ölçüsünde yükümlülük alması temin edilmelidir.

Küresel sera gazı emisyonları içindeki payı sadece binde 7 yedi civarında olan Türkiye ise uluslararası çabalara imkânları ölçüsünde katkı vermektedir. Ancak, yeni iklim rejiminde başta finans kaynaklarının yönetimi olmak üzere adil bir sistemin oluşturulması, ülkemizin ve diğer birçok ülkenin iklim değişikliği ile mücadele istekliliğini artıracaktır.