İçindekiler
Dergi Arşivi

2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri: Küresel Verimlilik Hareketine Doğru

“21. Yüzyılın başlangıcında verimlilik düşüncesi politik hayatta daha büyük bir öneme sahip olacak ve geleceğin başarılı politikacıları ve liderleri ülkelerinin verimlilik hareketine katkıda bulunan insanlar arasından çıkacaktır.” VII. Dünya Verimlilik Kongresi Sonuç Bildirgesinden. 19-22 Kasım 1990 Kuala Lumpur, Malezya

Nurettin PEŞKİRCİOĞLU / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

Giriş
Ekosistemin bir parçası olarak insan, diğer tüm canlılar gibi dış çevreye bağımlıdır ve onun yasalarına boyun eğmek zorundadır. Ancak insan, diğer canlılardan farklı olarak yarattığı ve geliştirdiği kültür ve bilgi ile doğanın sınırlamaları karşısında mücadeleci bir konuma geçerek ona şekil verebilmiş, doğal güç kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirerek ve biçimlendirerek kullanabilmiştir.

İnsanın ilk teknolojik davranışının, kullandığı taş ve sopaların işlevselliğini artırmak için uçlarını ve kenarlarını sivriltmek ve keskinleştirmek olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. Böylece, toprağı eşelerken daha derinlerdeki bitki yumrularına ulaşabilmeyi; daha çok avlanmayı ve avlanan hayvanların parçalanmasını kolaylaştırmayı amaç edinmiş olabilir. Bir başka ifade ile verimli davranış biçimleri geliştirerek daha üretken olmuşlar, bunu da akıl yolu ile elde ettikleri bilgiyi kullanarak gerçekleştirmişlerdir. İnsanın ihtiyaçlarını karşılama çabası, insan-doğa-bilgi üçlemesi içinde daha üretken ve daha verimli olabilme dürtüsü ile geçmişten günümüze toplumların yaşadığı tüm gelişme evrelerinin ana motifi olmuştur.

İnsanın fiziksel yaşam koşullarının korunması ve iyileştirilmesine odaklanan dünya görüşü, yaşamı ekonomikleştirirken toplumsal sorunları ve bireyi de ekonomikleştirmiştir. İnsanın çevre koşullarını kendi gereksinimlerine uydurabilme becerisi sayesinde, bugün dünyamız, gitgide insan yaşamını tehdit eden bir yönelişin içine girmiş bulunmaktadır. Verimliliği kârlılığın ve satış rakamlarının artırılmasının bir aracı olarak gören sistemler, sadece yeryüzünün ekosisteminin değil, insanın da her yönüyle sömürülmesine zemin hazırlamıştır. Bu nedenle insanlığın geleceği yalnızca doğanın korunmasına değil, bireyin ve toplumun da yaşamının korunmasına, geleceğe yönelik stratejilerin insanı ve doğayı bir arada gözetmesine bağlıdır [1].

Verimlilik ve Sürdürülebilir Kalkınma
Günümüzde dünya ekonomisinin yaşanan çevresel, sosyal ve ekonomik krizler pahasına ayakta kaldığı ve büyüdüğü genel olarak kabul edilen bir görüş haline gelmiştir. Büyümenin, yani sağlanan reel üretim artışının kalkınmaya yansıyabilmesi büyümenin nasıl sağlandığı ile doğrudan ilgili olup bu aynı zamanda yaşanan çevresel, sosyal ve ekonomik krizlerin de kaynağını oluşturmaktadır. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde büyümeyi sağlayan kaynaklar arasında verimlilik artışlarının payının oldukça az olması, doğaya ve insana geri kazanımı mümkün olmayan zararlar vermeye başlamıştır. Kalkınma, ancak verimliliğe dayalı büyüme ile güçlendirilmiş insan merkezli toplumlarda, verimlilik artışından doğan kazançların taraflar arasında adil paylaşılması, sosyal adalet ilkesinin sağlanması ve gelecek nesillerin kaynaklarının korunması ile sürdürülebilir olur. Bir başka ifadeyle kalkınma, bir yandan büyümenin nasıl gerçekleştirildiği ile ilgili olduğu kadar, büyüme kazanımlarının toplumun geneli tarafından nasıl paylaşıldığı, büyümenin toplumsal ve çevresel maliyeti, büyümenin yaşam kalitesini belirleyen göstergeleri nasıl etkilediği, kaynakların ne kadar etkin kullanıldığı ile de ilgilidir. Dolayısıyla kalkınma, tek başına üretilen mal ve hizmetlerin nicel olarak artışına bağlı olmayıp, toplumsal gelişme ve çevresel koruma dayanakları ve sonuçları da olması gereken bir gelişmeyi tanımlamaktadır. Bu ise günümüzde sürdürülebilir kalkınmanın ta kendisidir.

Önceleri üretim miktarının, satış rakamlarının ve kârlılık oranlarının artırılmasına odaklanan ve işletmelerin muhasebe kayıtları ile sınırlanan verimlilik anlayışı, günümüzde üretim işletmeleri, toplumun geneli ve ülke ekonomileri için olduğu kadar, küresel anlamda da daha kapsayıcı (inclusive) bir nitelik kazanmıştır. Verimlilik algısının bu kapsayıcılık niteliği, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 1990’lı yıllarda açıklamış olduğu, “verimlilik artışı insanların ve toplumun refah düzeyinin yükseltilmesine hizmet etmelidir” söylemine de uymaktadır.

Bir toplumda ilgili tüm taraflarca kabul edilen verimlilik hedeflerinin, farklı ekonomik, toplumsal ve çevresel hedefler arasında çabaların dengelenmesi ve sürdürülebilirliğin sağlanması için en uygun yaklaşım olduğunu belirten J. Prokopenko verimlilik hareketinin toplumda yoksulluğun azaltılması, istihdam artışının sağlanması, insan haklarının korunması, toplumsal barış ve demokrasinin güçlenmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşmesi amaçlarının hepsine birden hizmet eden bir gelişme stratejisi olduğunu belirtmiştir [2].

Sürdürülebilir kalkınma kavramı ise hem yerel, hem de küresel olarak dünyamızın karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin farkındalığın oluşmaya başladığı 1970’li yıllardan itibaren dünya gündemine girmiştir. Bu kavram, Endüstri Devrimi ile başlayan ve günümüze kadar uzanan dönemde, üretim - tüketim süreçlerinde sadece kârlılığa ve ekonomik faydaya dayalı olan, uzun vadede çevresel ve toplumsal faydayı göz ardı eden anlayış ve uygulamaların yarattığı sorunlara etkin çözüm stratejileri geliştirme arayışlarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

İngilizce’deki sustainability sözcüğünün karşılığı olarak dilimizde kullanılan, fakat Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde karşılığı bulunmayan sürdürülebilirlik sözcüğü, devamlı olma, süreklilik arz etme durumuna gönderme yapmaktadır. Ancak sürdürülebilirlik sözcüğü anlam bakımından sürekli olmak ifadesi ile de karıştırılmamalıdır. Sürdürülebilirlik, süreklilik arz etme durumundan farklı olup isteğe bağlı olarak dışsal bir etkene bağımlılığı da ifade eder. Bir olgunun sürekli olması durumu herhangi bir iradeden bağımsız olarak da gerçekleşebilirken, sürdürülebilir olması, bir iradenin bu doğrultuda tercih kullanmasına bağlıdır. Kalkınma kavramı ile birlikte ele alındığında ise sürdürülebilirlik, toplumun ekonomik ve sosyal gelişiminin sürekli olması için gereken iradenin doğru ve yeterli biçimde hayata geçirilip, geçirilmediğinin sorgulanması çerçevesinde, sürdürülebilir kalkınma olarak kullanılmaktadır [3].

Hangi alanda olursa olsun, sürdürülebilirliğin sağlanması verimli davranış biçimleri ile doğrudan ilişkilidir. Bu alandaki en önemli farkındalık gelişimi, 1980’li yıllarda kalitesizlik ve çevre kirliliğinin kaynak verimsizliğinin önde gelen nedenleri arasında bulunduğunun anlaşılması olmuştur. Bu gelişme, Toplam Kalite Yönetimi (TKY) uygulamaları ile yaygınlaşan ve kalite devrimi olarak da bilinen yeni anlayıştan alınan en önemli ders olmuştur. Özellikle sanayi sektörlerinde kalitesizlik ve çevre kirliliğinin üretim süreçlerinin önlenemez bir sonucu, bir yan ürünü olmayıp, ürün ve süreç tasarımlarının yetersizliği ile kaynak kullanımında etkisizliğin ve yetersiz yönetim uygulamalarının bir sonucu olduğunun öğrenilmesi “sürdürülebilir üretim” anlayışının ortaya çıkmasında önemli bir etken olmuştur. Sürdürülebilir üretim uygulamaları ile kirliliğin ve kalitesizliğin kaynağında önlenmesi programlarının temel ilkeleri aynı olup birbirlerini tamamlar niteliktedir: Girdileri daha etkin kullan, tehlikeli ve işlenmesi zor malzemelere ihtiyacı ortadan kaldır ve gereksiz faaliyetlere son ver [4].

Dünyamızın karşı karşıya bulunduğu sorunların çok boyutluluğu ve karmaşıklığı karşısında bu sorunlara küresel düzeyde etkin çözüm stratejileri geliştirme arayışları, sorunların teker, teker değil, bütünleşik bir yaklaşımla ele alınmasını zorunlu hale getirmiştir. Bir başka ifadeyle ekonomi ve çevre arasındaki hassas dengenin çevresel, sosyal ve ekonomik kalkınmayı destekleyecek biçimde kurulması ve korunması gerekmektedir.

Ekonomik ve doğal çevrenin karşılıklı bağımlılığının kalkınma politikalarında ele alınması gerektiğine ilişkin ilk kapsamlı uyarı 1972 yılında Roma Kulübü’nün Büyümenin Sınırları adlı raporunda yer almıştır. Bu kaynakta yanıt aranan soru; “Hızlı nüfus artışı, gıda üretim şekli, sanayileşme hızı, çevre kirlenmesi ve yenilenemez doğal kaynakların tükenme hızı sorunları bugünkü seyrinde ilerlerse önümüzdeki yüzyıl içinde ekonomimizi nasıl bir gelecek bekliyor?” idi. Günümüzde ise bu soruyu, “Mevcut ekonomik düzen ve uygarlığımız sürdürülebilir mi?” şeklinde sormak mümkün. 1972, yılında henüz sürdürülebilir kalkınma kavramı bu anlamda kullanılmıyor iken, Büyümenin Sınırları Raporu’ndaki bu soruya verilen yanıt özetle şöyleydi [5]:

1. Dünya nüfusunda, sanayileşmede, çevre kirlenmesinde, gıda üretiminde ve doğal kaynakların tükenmesinde bugünkü büyüme eğilimi sürecek olursa, gezegenimizde ekonomik büyüme gelecek yüzyıl içinde sınırına dayanacaktır. Olasılığı en fazla sonuç, gerek nüfusta, gerekse üretim kapasitende oldukça ani ve kontrol altına alınmayan bir düşüşün ortaya çıkmasıdır.
2. Bu büyüme eğilimini değiştirme ve gelecekte uzun süre devam edebilecek çevresel ve ekonomik bir denge kurma olanağı vardır. Dünya çapında bir denge, dünya yüzeyindeki her bireyin temel maddi ihtiyaçlarına doyumunu sağlayacak ve her bireyin beşeri potansiyelinin geliştirilmesi için eşit fırsata sahip olmasına olanak verecek biçimde tasarlanabilir.
3. İnsanların, birinci sonuç yerine ikinci sonucu elde etmek için çaba harcamaya karar vermeleri halinde, ne kadar çabuk harekete geçerlerse, başarı olasılıkları da o ölçüde artacaktır.
İklim değişikliği ile ilgili farkındalığın henüz tam olarak gelişmediği ve ancak çevreyi tüketen ve kirleten birçok teknolojik gelişmenin yaşandığı 1970’li yıllarda dünyanın taşıma kapasitesinin yüz yıl daha dayanamayacağına ilişkin gerçekçi tahminlerde bulunulmuştur. Ancak bu kötü gidişin dünya genelinde sağlanacak bir denge ile önlenebilirliğine daha önce belirtilen 3. yanıt ile işaret edilerek Büyümenin Sınırları Raporu’nda adı konmadan sürdürülebilir kalkınmadan söz edilmiştir.

Aynı yıl içerisinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nın ekoloji ve kalkınma arasındaki dengeyi ön plana çıkaran eko kalkınma politikası çerçevesinde, sürdürülebilir kalkınmanın iki temel öğesi olan insan merkezlilik ve gelecek nesillerin kaynaklarının korunması konularını gündeme getirmesi, sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramlarının geliştirilmesinde bir temel teşkil etmiştir.

Sürdürülebilir kalkınma kavramının gelişimdeki önemli kilometre taşlarından biri de Brundtland Komisyonu olarak da bilinen Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun, 1987 yılında yayımladığı Ortak Geleceğimiz adlı rapordur. Bu raporda, dünya sisteminin dengeli bir şekilde sürdürülebilmesi ve eko-gelişme kavramları ilk kez bir arada değerlendirilerek, çevre sorunları, yoksulluk - eşitsizlik ekseninde ele alınmıştır. Yoksulluğun ve eşitsizliğin var olduğu bir dünyanın her zaman için ekolojik, sosyal ve ekonomik krizlere eğilimli olacağı belirtilen bu raporda, sürdürülebilir kalkınma kavramının ilk ve kapsamlı tanımı; “Bugünün ihtiyaç ve beklentilerini, gelecek nesillerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayabilme olanaklarından ödün vermeksizin karşılayabilmek” şeklinde yapılmıştır. Sürdürülebilir kalkınma konusu Haziran 1992’de Rio de Janeiro’da düzenlenen ve Yeryüzü Zirvesi olarak da anılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansının ardından küresel çapta bir kalkınma stratejisi olarak benimsenmiş, Brundtland Komisyonu ve hazırlamış olduğu rapor, sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınmayla ilgili kavramsal çerçeve oluşturulurken temel olarak alınmıştır [3].

Sürdürülebilir kalkınma konusu1992 yılında düzenlenen Rio Zirvesinden günümüze kadar geçen 24 yılda, kavramsal olmaktan çıkıp ekonomik, çevresel ve toplumsal stratejiler ve eylem planlarıyla desteklenen kapsayıcı ve bütünleşik bir kalkınma gündemi, küresel verimlilik stratejisi şekline dönüşmüştür.

Yeni Küresel Gündem: 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri
Brundtland Raporu’yla sürdürülebilir kalkınma tanımının yapılmasının üzerinden 29 yıl geçti. Bu süre içinde; doğanın korunması ve iklim değişikliği ile mücadele edilmesi, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanılması, yoksullukla mücadele edilmesi, gelir adaletsizliğinin giderilmesi, istihdamın artırılması, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kalitesinin yükseltilerek ve erişilebilir olmasının sağlanması, temiz suya, güvenli enerji kaynaklarına ve gıdaya erişimin artırılması, cinsiyete dayalı ayırımcılığın önlenmesi ve dezavantajlı kesimlerinin onurlu bir yaşam için desteklenmesi vb. gibi alanlarda belirli iyileşmeler sağlanmıştır. Ancak hem küresel hem de yerel düzeylerde bu iyileşmelerin yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Günümüzde sürdürebilir kalkınmanın ekonomik ve sosyal politikaların odağında daha güçlü yer alabilmesi için küresel işbirliklerinin geliştirilmesine duyulan ihtiyaç artarak devam etmektedir [6].

Eylül 2000’de toplanan BM Genel Kurulu’nda, tüm delegeler küresel düzeyde insan onuru, eşitlik ve esenlik ilkelerinin güçlendirilmesinin dünya toplumlarının ortak sorumluluğu olduğunu kabul edilerek, 2015 yılına kadar dünyada ekonomik, çevresel ve sosyal şartlarda gelişme sağlanması konusunda fikir birliği içinde Binyıl Bildirgesi’ni ilan etmişlerdir. Söz konusu ilkelerin hayata geçirilmesi için sekiz adet Binyıl Kalkınma Hedefi (BKH) belirlenmiştir. Bu hedefler şunlardır [7]:

1. Aşırı yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması
2. Evrensel ilköğretimin gerçekleştirilmesi
3. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması
4. Çocuk ölümlerinin azaltılması
5. Anne sağlığının iyileştirilmesi
6. HIV/AIDS, sıtma ve öteki hastalıklarla mücadele edilmesi
7. Çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması
8. Kalkınma için küresel bir ortaklık geliştirilmesi

Binyıl Kalkınma Hedefleri her bir ülke için 2015 yılına kadar sürdürülebilir kalkınma ve yoksullukla mücadele alanında sağlanan ilerlemeyi ölçülebilir ve izlenebilir bir biçimde gösterecek şekilde geliştirilmiştir.

Birleşmiş Milletler’in (BM) Eylül 2015’te toplanan Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinde 2000 yılında kabul edilen BKH’nin 15 yıllık performansı küresel ölçekte değerlendirilmiş ve bu hedeflere ulaşma açısından ortaya konulan performansın dünyamızın karşı karşıya bulunduğu ekonomik, toplumsal ve çevresel sorunlara beklenen çözümleri getirmekten uzak olduğu açıklanmıştır. Zirvede, BKH ile başlatılan sürdürülebilir kalkınma sürecinden edinilen deneyimler ışığında dünyamızın mevcut sorunlarına çözüm getirici kapsayıcı (inclusive) nitelikte, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin belirlemesinin gerekliliğine işaret edilmiştir. Bu doğrultuda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 193 üye ülkenin imzası ile kabul edilen 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH 2030) 17 temel amaç ve bunlara bağlı olan 169 adet hedeften oluşmaktadır. Bu yeni küresel gündem, 2030 yılına kadar herkes için insan hakları ilkesini öne çıkaran bir anlayışla ülkelerin kalkınma plan ve politikalarının şekillenmesini öngörmektedir [8], [9].
Yeni küresel hedefler kalkınmanın merkezine sürdürülebilirliği yerleştirmiş olup yaşanan ekonomik, çevresel ve toplumsal kaygıların dünya üzerinde yaşayan tüm insanların ortak meselesi olduğu vurgusu ile yola çıkmıştır. Sürdürülebilir kalkınmayla ilgili bütüncül bir amaç setinin belirlenmesiyle bu kavram artık sadece ekonomi ve çevre çatışması üzerinden değil, temel insani gereksinimleri, iklim değişikliğini, çevrenin korunmasını, barışı, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri yeni bir okumaya tabii tutuluyor. Dünya sürdürülebilir kalkınma söylemini, 2030’da Daha İyi Bir Dünya Vizyonu üzerinden kurmayı hedefliyor [10].

Küresel gündemin yeni hedefleri olarak da tanımlanan SKH 2030’un 17 temel amacı şunlardır [9]:
Hedef 1. Her tür yoksulluğu, nerede olursa olsun sona erdirmek.
Hedef 2. Açlığı bitirmek, gıda güvenliğini sağlamak, beslenme imkânlarını geliştirmek ve
sürdürülebilir tarımı desteklemek.
Hedef 3. İnsanların sağlıklı bir yaşam sürmelerini ve herkesin her yaşta refahını sağlamak.
Hedef 4. Herkesi kapsayan ve herkese eşit derecede kaliteli eğitim sağlamak ve herkese
yaşam boyu eğitim imkânı tanımak.
Hedef 5. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadınların ve kız çocuklarının toplumsal
konumlarını güçlendirmek.
Hedef 6. Herkes için temiz suya ve sağlığa uygun yaşam koşullarına sürdürülebilir erişimin sağlanması.
Hedef 7. Herkes için erişilebilir, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerji sağlamak.
Hedef 8. Sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik kalkınmayı sağlamak, tam ve üretici istihdamı
ve insan onuruna yakışır işleri sağlamak.
Hedef 9. Dayanıklı altyapı inşa etmek, sürdürülebilir ve kapsayıcı sanayileşmeyi ve yeni
buluşları teşvik etmek.
Hedef 10. Ülkelerin içinde ve aralarındaki eşitsizlikleri azaltmak.
Hedef 11. Kentleri ve insan yerleşim yerlerini herkesi kucaklayan, güvenli, güçlü ve
sürdürülebilir kılmak.
Hedef 12. Sürdürülebilir tüketimi ve üretimi sağlamak.
Hedef 13. İklim değişikliği ve etkileri ile mücadele için acil olarak adım atmak.
Hedef 14. Okyanusları, denizleri ve deniz kaynaklarını sürdürülebilir kalkınma için korumak
ve sürdürülebilir şekilde kullanmak.
Hedef 15. Karasal ekosistemleri korumak, restore etmek ve sürdürülebilir kullanımını
sağlamak, ormanların sürdürülebilir kullanımını sağlamak, çölleşme ile mücadele etmek,
toprakların verimlilik kaybını durdurmak ve geriye çevirmek ve biyoçeşitlik kaybını
durdurmak.
Hedef 16. Sürdürülebilir kalkınma için barışçıl ve herkesi kucaklayan toplumları teşvik
etmek, herkesin adalete erişimini sağlamak, her seviyede etkin, hesap verebilir ve kucaklayıcı
kurumlar inşa etmek.
Hedef 17. Sürdürülebilir kalkınma için küresel ortaklığın uygulama araçlarını güçlendirmekve küresel ortaklığı yeniden canlandırmak.

Bu hedefler doğrultusundaki sürdürülebilir kalkınma programıyla, genel olarak dünyada yoksullukla mücadele edilmesi, ekonomik büyüme sağlanması, eğitim, sağlık, sosyal koruma ve işsizlik gibi birçok sosyal ihtiyacın karşılanması, kadına yönelik şiddetin azaltılması, kız ve erkek öğrencilere eşitlik ve daha kaliteli eğitim sistemi getirilmesi, bebek ölümlerinin azaltılması, toplu taşımacılığın geliştirilmesi ve kaliteli konut sağlanması, gelir eşitsizliğinin önlenmesi, az gelişmiş ülkelerde ekonomik büyüme hızının yüzde 7 olarak hedeflenmesi, iklim değişikliği ile mücadele edilmesi ve çevrenin daha etkili korunması hedefleniyor.

Bu yeni gündemin temel özellikleri aşağıdaki gibi özetlenebilir [10]:
Sürdürülebilirlik kalkınmanın merkezinde yer alıyor. Yeni küresel gündemin amaçları ve hedefleri sürdürülebilir kalkınmanın üç ayağını oluşturan çevre, toplum ve ekonomi ilişkilerine eşit mesafede yaklaşarak, her bir meselenin birbiriyle doğrudan ilişkisini kuruyor. Kalkınmayı salt ekonomik büyüme meselesi üzerinden değil, çevresel ve toplumsal kaygıları da barındıracak şekilde yeniden ele alıyor.

İklim değişikliği bir çevre meselesi olmaktan çıkıyor ve yeşil büyüme vurgusu yapılıyor. Dünyanın yüzey ısısında yaşanan artışın 2°C’de tutulması gerekliliği, yeni gündemin başta çevresel olmak üzere, ekonomik ve toplumsal hedeflerine yansımış ve birçok hedefin gerçekleştirilebilmesi için iklim değişikliği ile mücadele, sürdürülebilirliğin ön koşulu olarak görülmüştür. Bu durum yeni gündemin, yeşil büyüme stratejisine olan vurgusunu da beraberinde getirmiştir. Yeni gündemde ele alınan bu büyüme stratejisi, iklim değişikliği ile mücadele ve çevre kirliliğini azaltarak sürdürülebilir bir büyümeyi amaçlamakta; yaşam kalitesinin iyileşmesi ve refahın artırılmasını, istihdam boyutunda ele almakta ve geniş perspektifte sosyal hayatı düzenlemeyi çevresel sınırları gözeterek hedeflemektedir.

Evrensel bir kalkınma yaklaşımı benimsenerek zengin, yoksul ya da orta gelirli ülkeler ayrımına son veriliyor. Ekonomik, çevresel ve toplumsal kaygıların dünya üzerinde yaşayan tüm insanların ortak meselesi olduğu vurgusunu yaparak, evrensel bir kalkınma yaklaşımını benimsiyor. Sürdürülebilir kalkınma için barışçıl ve kapsayıcı toplumların teşvik edilmesi, herkes için adalete erişimin sağlanması, etkin, hesap verebilir ve kapsayıcı kurumların her seviyede oluşturulması çağrısında bulunuyor. Bu çağrıyı temel insan hakları, hukukun üstünlüğü, barış ve demokrasi, küresel ortaklık söylemleri üzerinden şekillendirmektedir.

Devletler ve sivil toplum örgütlerinin yanında iş, teknoloji ve bilim dünyasının iş birliğine de yer veriyor. Sürdürülebilir kalkınmanın devletler, özel sektör, sivil toplum, bilim, iş ve teknoloji dünyasından oluşan tüm kesimlerin, ortak amaç ve hedefler doğrultusunda dayanışma ve iş birliği halinde hareket etmesini öngörüyor.

Sonsöz Yerine
SKH 2030’un küresel ve kapsayıcı niteliği yeni döneme ilişkin yeni umutlar doğuruyor. Bununla birlikte gündemin yetersizliğine ilişkin çeşitli eleştiriler de dile getirilmektedir. Buna göre özellikle akademik çevrelerde; yeni gündemin açık ve anlaşılır amaçlar taşımadığı, yerel ekonomilerin güçlenmesine yönelik temel söylemleri barındırmadığı, temel insani ihtiyaçlara gereken önemin verilmediği ve bu ihtiyaçların ikinci plana atıldığı kısa ve orta vadeli amaçlardan uzak olduğu ve hedeflerin somut göstergelerle desteklenmediği dile getirilmektedir [8].

Geçtiğimiz yıl Antalya’da gerçekleştirilen G20 Zirvesi öncesinde, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin kamuoyuna tanıtılması amacıyla 11-12 Kasım 2015 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Zirvenin davetli konuşmacılarından, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (UN SDSN I Global) Başkanı Jeffrey Sachs, dünyada sosyal eşitsizliklerin ciddi oranda artmış olduğunu vurgulayarak önümüzdeki 15 yılın sürdürülebilir kalkınma için ekonomik işbirliği başta olmak üzere sosyal ve çevresel konularda küresel işbirliğini gerekli kıldığını belirtmiştir. Sachs, Birleşmiş Milletlerin 25 Eylül 2015 tarihinde aldığı tarihi kararla 17 adet Sürdürülebilir Kalkınma Hedefini benimsendiğini ve dünyanın bu tarihten itibaren Sürdürülebilir Kalkınma Çağı’na girdiğini vurguladı. Sachs ayrıca sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından 34 OECD ülkesi arasında Türkiye’nin 33. sırada yer aldığını söyledi [11].

Sürdürülebilir kalkınma günümüzde ekonomik, çevresel ve toplumsal stratejiler ve eylem planlarıyla desteklenen kapsayıcı ve bütünleşik bir kalkınma gündemi, küresel verimlilik stratejisi şekline dönüşmüştür. SKH 2030 ile belirlenen yeni küresel hedefler bu stratejiyi kapsayıcı bir anlayışla, temel insan hak ve özgürlüklerinin de korunması ve geliştirilmesi temeline yerleştirerek evrenselleştiriyor. Bu yeni kalkınma yaklaşımının hedeflerine ulaşılması günümüzde artık sadece az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için acil bir ihtiyaç olmaktan çıkmıştır. Gelişmiş ülkelerde de çevresel problemlerin yanı sıra, işsizlik, kentleşme, sağlıksız yaşam koşulları, sosyal koruma yetersizliği ve eşitsizlik gibi ciddi sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu nedenle SKH 2030 hedefleri tüm dünya ülkelerini kapsamakta olup bu ortak hedeflere ulaşılması da tüm dünya ülkelerinin ortak meselesidir. Küresel bir kalkınma stratejisi niteliğindeki bu yeni kalkınma yaklaşımının küresel verimlilik hareketine dönüşmesi ise hükümetlerin, özel sektörün, sivil toplum kuruluşlarının, bilim dünyasının ve ilgili tüm tarafların ortak bir anlayışla işbirliği yapmalarına bağlıdır.

Yararlanılan Kaynaklar:
1. Kubilay Aysevener; “İnsan ve Doğa İlişkisi Üzerine”.
http://dusundurensozler.blogspot.com.tr/2008/09/insan-ve-doa-ilikisi-zerine.html
2. Joseph Prokopenko; Verimliliği Teşvik Kuruluşları: Evrim ve Deneyim (ILO Yayınları), Çeviri. MPM Yayın No:675, Ankara. 2004.
3. Urungu Akgül; A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi. Sürdürülebilir Kalkınma: Uygulamalı Antropolojinin Eylem Alanı. Sayı: 24, 2010.
4. Michael Porter; Rekabet Üzerine. Bir Harward Business Kitabı, (Çeviri), Doğu Marmara Kalkınma Ajansı, 2008.
5. Gaye Teköz; “Geçmişten ders almak: Sürdürülebilir kalkınma için eğitim”, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Dergisi Cilt. 31(2)
6. Mehmet Alagöz; “Sürdürülebilir Kalkınmada Çevre Faktörü: Teorik Bir Bakış”. Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler e Dergisi, Sayı: 11, Ocak- 2007.
7. Türkiye'de Sürdürülebilir Kalkınma Raporu: Geleceği Sahiplenmek, Kalkınma Bakanlığı, Haziran 2012, Ankara.
8. Binyıl Kalkınma Hedefleri http://www.un.org.tr/includes/files/Binyil02.pdf
9. Transforming Our World: the 2030 Agenda for Sustainable Development. United Nations Department of Economic and Social Affairs.
10. https://sustainabledevelopment.un.org/post2015/transformingourworld).
Sosyal fayda Zirvesi, 2016 İstanbul; “Sürdürülebilir Kalkınma İçin Küresel Hedefler” http://www.sgsistanbul.org/surdurulebilir-kalkinma-hedefleri
11. Asmin Kavas URUL; “Sürdürülebilir Kalkınma, Geniş Tabanlı, Evrensel Bir Anlayışla, Küresel Dünyanın Gündemine Yerleşiyor”. 05 Ocak 2016. http://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/5470#_ftn9.
12. SDSN Türkiye Ağı; G20 Ülkelerinde Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Zirvesi. 11-12 Kasım 2015. Boğaziçi Üniversitesi. http://unsdsn.boun.edu.tr/