İçindekiler
Dergi Arşivi

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü: Temel Bilimden Ar-Ge’ye Uzanan Yol

Prof. Dr. Hilal ÖZDAĞ - Prof. Dr. Aykut ÖZKUL Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü

 

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü ülkemizin ilk disiplinlerarası biyoteknoloji lisansüstü egˆitim enstitüsü olmasının yanı sıra sagˆlık ve tarımsal biyoteknoloji sahalarına odaklanmıs¸ bir aras¸tırma enstitüsüdür. Enstitünün önümüzdeki 15 yıllık perspektifinde biyobenzer ilaçların gelis¸tirilmesi, kompleks hastalıklara yönelik yeni biyobelirteçlerin tanımlanması ve moleküler tarım bulunmaktadır. Kurulus¸undan bugüne enstitünün öncelikli amacı, ülke için gerekli biyoteknoloji nis¸ ve kritik kütlesini olus¸turmaktır. Bu çerçevede kurulus¸undan itibaren geçen 12 yıl ve Merkez Laboratuvarın açılıs¸ından bu yana geçen 9 yıldan bugüne, Enstitü Genel Kurulu ile Merkez Laboratuvar Akademik Kadrosu etrafında olus¸mus¸ olan kritik kütle, yas¸am bilimleri sahasında önemli, yeni ve translasyonel veri üretmis¸tir. Enstitü akademik kadrosu aradan geçen 9 yıllık süre içinde Enstitü Biyoteknoloji Anabilim dalı akademik kadrosu, toplam 55 proje ile 26.022.595 TL’lik bir bütçe yaratırken, Kalkınma Bakanlığı/DPT ve BAP desteği hariç bu destek toplam 10.320.811 TL’yi bulmuştur. Ayrıca Enstitü Merkez Laboratuvarı, 2005-2013 yılları arasında verdiği hizmetlerle 7.4 milyon TL’lik bir döner sermaye girdisi yaratmıştır.

Tablo 1: Kuruluşundan bugüne kadar Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü tarafından yürütülen veya ortağı olunan projelerin sayısı.

Destekleyen
Yürütücü
Proje Ortağı
TÜBİTAK 17 14
Kalkınma Bakanlığı/DPT 1 1
BAP 8 12
IAEA   1
BOREN   1

Biyoteknoloji Enstitüsü bilimsel araştırma, Ar-Ge ve hizmet merkezi olmak üzere yola çıktığında Enstitü Biyoteknoloji Anabilim Dalına bağlı 2 olan kadrolu öğretim üyesi sayısı, bugün için 9’a yükselmiştir. Enstitü’de oluşan Biyoteknoloji Anabilim Dalı kadrosu; yürüttükleri, ortak oldukları ve üniversite dışındaki kaynaklardan destekledikleri projelerle akademik yaratıcılık, yetkinlik ve yeteneklerini göstermiş öğretim üyelerinden oluşmaktadır. Biyoteknoloji Enstitüsü’nün araştırma gücü ile yarattığı bütçenin dış kaynak ve öz kaynak dağılımının (Şekil 1) karşılaştırması, ülkemiz ve üniversitemizin önemli desteği ile kurulmuş bu birimin bağımsız ve yetkin bir araştırma merkezi haline geldiğini net bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Şekil 1. Biyoteknoloji Enstitüsü proje bütçesinin yıllara sari özkaynak (Üniversite BAP) dış kaynak oranları

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü Merkez Laboratuvarı 2013 yılında Kalkınma Bakanlığı’nın oluşturmakta olduğu bir yasa hazırlığı çerçevesinde değerlendirmeye almaya planladığı, ülkemizdeki 5 büyük araştırma merkezinden biri olarak TÜBİTAK tarafından organize edilen bir pilot değerlendirme sürecinin içine dâhil edilmiştir.

Biyoteknoloji Enstitüsü’nün Araştırma ve Geliştirme Vizyonu
Hayat kalitesi ve dünya ekonomisinin en önemli parametrelerinin başında gelen insan sağlığı sorunlarına 21. yüzyılda giderek artan bir oranda biyoteknolojik ürün/ilaçların çare olacağı öngörülmektedir. Bu çerçevede öncelikle değişik hastalıklar için profilaktik diagnostik, prognostik ve terapötik değeri olan yeni biyobelirteçlerin tanımlanması ile profilaksi, teşhis ve tedavide kullanılabilecek monoklonal antikorlar, aşı geliştirilmesi ile ülkeye ağır ekonomik yükü olan bu kapsamdaki ürünlerin biyobenzerlerinin üretilmesi medikal biyoteknolojinin öncelikli alanlarını oluşturmaktadır. Bu alanlarla ilgili olarak özellikle kanser hastalıklarının tedavisinde monoklonal antikor kullanımı gittikçe artmaktadır. Bu tedavi şekli için hasta başına aylık maliyetin yaklaşık 10 ile 40 bin Amerikan doları olduğu düşünülür ve bu antikorların çoğunlukla ithal edildiği göz önünde bulundurulur ise antikor geliştirilmesi ile ilgili stratejilerin ne kadar önemli olduğu açıklıkla görülebilir. Diğer önemli konu ise özellikle enfeksiyon hastalıklarının önlenmesine yönelik ‘aşı’ kullanılmasıdır. Bugün enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi amacıyla hızlı girişimi sağlayabilecek, yurtdışına bağımlılığı azaltacak özellikte aşı geliştirme altyapı ve teknolojisine gereksinim kaçınılmazdır.

Ayrıca yukarıda belirtildiği üzere halen birçok hastalıkta kullanılan biyoteknolojik ilaçların biyobenzerlerinin üretimi, ülke ekonomisi ve dolayısıyla bu ilaçların hastalara ulaştırılması için hayati önem arz etmektedir. Bu ilaç/moleküllerden eritropoetin, insülin gibi klasik bilinenler dışında linaclotide, lucinactant, pesignesatide, cerfilzomib, teduglutide gibi birçok peptid yapılı ilaç tedaviye hızla girmektedir. Araştırma ve geliştirme amaçlı olarak birçok peptidin varlığı ve bu peptidlerin çeşitli hastalıklarda kullanılma potansiyelleri düşünüldüğünde, yeni veya biyobenzer peptidlerin sentezlenmesine yönelik stratejiler de çok önemlidir.

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü kurulduğu günden itibaren geçen 11 yıl, Merkez Laboratuvarının faaliyete geçtiği günden itibaren geçen 9 yıllık süre içinde oluşan akademik heyet, teknik altyapı, üretilen bilgi çerçevesinde araştırma odağını Sağlık ve Medikal Biyoteknoloji sahasında “Profilaktik, Diagnostik/Prognostik ve Küratif Tıp Uygulamaları için Biyomolekül Üretimi” olarak belirlemiştir. Bu bağlamda günümüzün en önemli sağlık problemleri arasında yer alan kanser, otoimmün ve enfeksiyon hastalıklarına yönelik olarak, Enstitünün ‘İMMUNTERAPİ’ altbaşlığını kazanarak bu alanda uzmanlaşacak bir yapıyı kazanması düşünülmüştür.

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsünün Eğitim Misyonu: Sektöre Vasıflı İnsan Gücü Yetiştirme
Biyoteknoloji Enstitüsünün kuruluşunun temel gerekçelerinden birini ülkemizin biyoteknoloji sahasında ihtiyaç duyduğu yetişmiş uzman insan kaynağını tesis etmek oluşturmuştur. Bu çerçevede Bakanlar Kurulunun 2/9/2002 tarih ve 2002/4749 sayılı kararı ile kurulan Biyoteknoloji Enstitüsü’nün sürdürmekte olduğu Temel Biyoteknoloji ve Biyoinformatik lisansüstü programlarında toplam 165 mezun verilmiştir.
Biyoteknoloji Enstitüsü kuruluşundan bugüne oluşturmuş olduğu niş ve kurmuş olduğu iletişim ve işbirliği ağı ile önümüzdeki 15 yıllık perspektifine ülkemizde oluşmakta olan biyoteknoloji endüstrisi ile enstitü mezunlarını bir araya getirmek üzere organize bir mekanizma oluşturmayı da katmıştır.

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü: Ürün ve Çıktılar

Rekombinant Marker Herpesvirus Geliştirilmesi
AÜ Biyoteknoloji Enstitüsü, Kalkınma Bakanlığı ve TÜBİTAK tarafından desteklenen proje ile Türkiye’de ilk defa rekombinant bir Herpesvirus üretilmiştir. Bu kapsamda insan HSV’e identik olarak tanımlanabilecek Sığır Herpesvirus tip 1′in zarf proteinlerinden bir tanesi olan gE, genetik olarak virus genomundan silinmiş ve bu proteini taşımayan rekombinant bir virüs elde edilmiştir.

Bu virüsü geliştirmenin temel hedefi, ülke genelinde sığır popülasyonlarında yaklaşık % 70’lere varan oranda enfeksiyona ve bu bağlamda ciddi verim kayıplarına neden olan bu virüse karşı konakta oluşan bağışık yanıtın “doğal enfeksiyona mı yoksa aşılamaya mı bağlı” olarak geliştiği sorusuna yanıt bulabilmek hedeflenmiştir. Elde edilen virüs duyarlı konaklarda ticari eşdeğeri paralelinde test edilmiş ve ticari aşı virüsüne eşdeğer olarak nitelenebilecek bağışık yanıt değerleri elde edilmiştir.

2013 yılı içinde özel teşebbüs bu virüsü IBR Marker Aşısı olarak üretmeyi teklif etmiştir. Hali hazırda ürünün patentlenmesine ilişkin çalışmalar süratle devam etmektedir .

Üreme Biyoteknolojisi
Günümüzde üremeye yardımcı tedaviler bünyesinde yer alan tedavi protokolleri, gereksinimlerin artmasına koşut olarak yenilenme, kullanılan ürün ve malzeme yelpazesi de genişleme eğilimindedir. Yıllar içinde yerleşmiş tedavi yöntemleri de güncel biyoteknolojinin ışığında yeniden ele alınmaktadır.

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü’nün alt yapısı bu alanda çalışan araştırmacılara büyük destek vermekte, çeşitli birimlerde kurulan ve aktif olarak araştırmalar amacıyla kullanılan laboratuvarlarda verimli çalışmalar yürütülmektedir. Bu laboratuvarlardan birisi de 2001 yılından bu yana desteklenen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı’ndaki Üreme Biyolojisi ve Kök Hücre Laboratuvarlarıdır. Bu birimde görev yapan araştırıcılar üreme biyoteknolojisinde ve tüp bebek laboratuvarlarında daha verimli çalışmayı sağlayacak ve sonuçta kısırlık sorunuyla hastanelere başvuran hastalara faydalı olabilecek yeni yöntemler ve ürünler üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çalışmalar sadece ulusal/uluslararası bildiri ve yayın düzeyinde kalmayıp aynı zamanda ticari ürünler halinde son kullanıcıların hizmetine sunulmuştur. Tüm bu ürünler sanayi-üniversite işbirliğinin başarılı birer örneğini oluşturmakta olup ürünlerin doğrulama deneyleri Biyoteknoloji Enstitüsü’nce kurulan Üreme Biyolojisi ve Kök Hücre Laboratuvarlarında gerçekleştirilmiş; CE ve ISO belgeleri alınıp piyasaya sürülmüştür .
 

Sporadik Kolorektal Kansere Yatkınlık Genlerinin Belirlenmesi: Tanı ve tedavi için yeni biyobelirteçlerin tanımlanması

Dünya ve Türkiye için önemli bir sağlık sorunu olan ve % 70’i sporadik vakalardan oluşan kolorektal kanserin ortaya çıkışı ve ilerlemesinde etken olup hastalığın tanı ve tedavisinde kullanılabilecek yeni biyobelirteçlerin tanımlanması amacı ile TÜBİTAK’ın desteği alınarak 3 aşamalı bir proje planlanmıştır. Projenin 2009 yılında başlayan 1. Aşaması 2011, 2. Aşaması 2013 yılında tamamlanmış, 3. Aşamasına 2013 yılında başlanmıştır (1.078.730 TL). Destek, 3 ardışık 1001 projesi olarak TÜBİTAK’tan alınmıştır.
Proje kapsamında aile temelli genom boyu ilişkilendirme çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi için minimum yeter sayı kabul edilen 300 trio (anne-baba-çocuk) gerekliliğinin adapte edilip geliştirilen SPRT analizi ile 50 trio’ya indirilmesi mümkün olmuştur.

Projede normal hücreler ve tümör hücrelerini, grade II ile grade III tümör hücrelerini birbirinden ayırabilen yeni gen setleri tanımlanmıştır. Tanımlanan bu aday biyobelirteçlerin doğrulama aşamaları 3. aşama proje kapsamında devam etmektedir.

Bu proje paralelinde proje ekibinde yer alan doktora öğrencisi Mehmet Korkmaz Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ilk Teknogirişim Sermayesi desteği çağrısına başvurmuş ve omik araştırmalar kapsamında üretilen yüksek hacimli biyolojik verinin anlamlandırılabilmesi ve gerekli biyoinformatik analizlerin gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyulan uzman bilginin sağlanması amacı ile web tabanlı analiz araçları geliştirme çalışmaları yürüten HGM biyoinformatik firmasını kurmuştur.