İçindekiler
Dergi Arşivi

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Alanında Güncel Gelişmeler

 

Bilim İçin Tarihi Gün: Einstein'ın Kütle Çekim Dalgaları Kanıtlandı

ABD'deki LIGO (Lazer Interferometer Gravitational-Wave Observatory) Yerçekimi Dalgası Gözlemevi astrofizikçileri, Alman fizikçi Albert Einstein'ın Kütle Çekim Teorisi'nde bahsettiği dalgaları tespit ettiklerini açıkladı. Fizikçiler milyonlarca ışık yılı uzaklıkta iki kara deliğin çarpışmasının sesini duyduklarını ve kaydettiklerini duyurdu. Max-Planck Enstitüsü Çekim Fiziği Bölümü Direktörü Bruce Allen, kara deliklerden alınan sinyalin çekim dalgalarının doğrudan varlığı konusunda hiçbir şüphe bırakmadığını bildirdi.

Büyük kütleli cisimler zamanı bükebiliyor.
Einstein'ın yüz yıl önce geliştirdiği teoriye göre uzaydaki cisimler, kütleleri ne kadar büyük olursa o kadar çok çekim kuvveti uyguluyor. Bu çekim kuvveti, uzay ve zamanın üst üste geçmiş olan katmanlarından oluşuyor. Bu katmanlar genişleyip büyüyebiliyor. Yani kara delik gibi büyük kütleli cisimler hem çok fazla çekim kuvvetine sahip hem de tam olarak zamanı bükebiliyor.

Yerçekimi dalgaları nedir?
İki büyük kara deliğin çarpışması gibi şiddetli olaylarla doğuyor ve örneğin bir havuza taş atıldığında yüzeyinde oluşan halkalar gibi dağılmaya başlıyorlar. Işık hızıyla hareket eden bu dalgalar zamanla yalnızca galaksiye değil, uzay-zamanın tümüne yayılıyor. Başka açılardan da ışığa benzeyen bu dalgaların, ışıktan önemli bir farkları var: Onun gibi başka cisimler tarafından saçılmıyor ya da emilmiyorlar. Yani bozulmadan kalıyorlar. Bu nedenle de bilim insanları onlara "Mükemmel haberciler" diyor. Bu dalgalarla gönderilen mesaj, aradan milyonlarca yıl da geçse ilk günkü gibi kalıyor.

Bu keşif ne işe yarayacak?
Keşfi yapan LİGO İşbirliği adlı uluslararası ekip, gözlemlerinin astronomide çığır açacağını ve nihayetinde Büyük Patlama'yı anlamamıza yardımcı olacağını söylüyor. Çünkü yerçekimi dalgalarının ilk olarak evrenin oluştuğu anda meydana geldikleri ve hâlâ uzayda dolaştıkları tahmin ediliyor (https://gaiadergi.com).

Hız Kesici Kasisten Elektrik Üretilecek

Marmara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimince desteklenen "Hız Kesicilerden Elektrik Üretim Projesi" kapsamında hız kesici kasis, bağlantı rakoru, hidrolik hortum, çekvalf, hidrolik motor, redüktör ve elektrik motoru kullanılarak mekanik enerjiyi elektriğe çeviren sistem tasarlandı.

Yağın basınç altındaki hareketinden yararlanılarak geliştirilen sistem üzerinde yapılan testlerde, bir ton ağırlığında ve saatte 5 kilometre hızla giden bir aracın hız kesiciye uyguladığı basınç sonucu 15 volt, 200 miliamper ve 3 voltluk elektriksel büyüklük elde edildiği belirlendi.

Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Mekatronik Mühendisliği Bölümü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Demetgül, yaptığı açıklamada, dünyada elektrik enerjisinin büyük kısmının fosil yakıtlardan elde edildiğini belirterek, bu yakıtların hızla tükenmesi ve çevreye zarar vermeleri nedeniyle alternatif enerji kaynakların öneminin giderek arttığını söyledi. Sistemin çalışma prensibine ilişkin Demetgül, "Aracın hız kesiciye uyguladığı basınç sonucu içerideki yağ, çekvalflerin yönlendirmesiyle hidrolik hortumlardan geçerek hidrolik motora ulaşıyor. Hidrolik motor, bu sayede elde ettiği hareket enerjisini dinamoya iletiyor. Dinamo da bu hareket enerjisini elektriğe çeviriyor. Aracın uyguladığı basınçla hidrolik motordan çıkarak 2 metre yüksekliğindeki sıvı tankının içine dolan yağ, basınç kalktıktan sonra yeniden hız kesicinin içerisine doluyor. Böylece, elektrik enerjisini üretecek döngü sağlanmış oluyor" açıklamasında bulundu. Bu standartlara göre geliştirilen düzeneğin kurulu olduğu hız kesicinin üzerinden 7 bin 800 araç geçmesi halinde 7 amper, 12 voltluk bir akünün dolacağını anlatan Demetgül, dolayısıyla sistemin, trafik ve aydınlatma ışıklarının enerji ihtiyacının karşılanmasında rahatlıkla kullanılabileceğini sözlerine ekledi (http://finans.mynet.com/haber/detay/otomotiv/hiz-kesici-kasisten-elektrik-uretilecek/114708).

Google'ın Quantum Bilgisayarı Normal Bilgisayardan 100 Milyon Kat Hızlı

Google'ın quantum bilgisayar üzerindeki çalışmaları sonuç verdi. Deneysel quantum bilgisayarın normal bir bilgisayardan 100 milyon kat daha hızlı olduğu yetkililer tarafından açıklandı.
Quantum hesaplamalarla ilgili birkaç başarısız deneme sonrasında Google sonunda D-Wave X2 süper bilgisayarıyla başarıya ulaştı. Quantum bilgisayarın yapılan testlere göre normal bir masaüstü bilgisayardan 100 milyon kez daha hızlı işlem yapabildiği ortaya çıktı.

Google 2013 yılında NASA ile birlikte yapay zeka laboratuvarunda deneylere başladığını duyurmuştu. Bugüne kadarki testler normal bilgisayardan daha iyi bir performans verememişti. Son yapılan denemede ise özenle hazırlanmış karmaşık bir problem Google'ın Quantum yasalarına bağlı süper bilgisayarı tarafından normal bilgisayardan 100 milyon kez hızlı bir şekilde yanıtlandı. Teori bu bilgisayarın belirli algoritmaları yıllar sonra değil, saniyeler içinde yanıtlamasıyla kanıtlandı. Peki Quantum bilgisayarlar neden gerekli? Transistörlerin giderek küçülmesi ve atomik boyutlara indirgenmesi sonucunda quantum yasaları devreye giriyor ve işlemler yapılamaz hale geliyor. Normal bilgisayardaki bit'ler yerine Quantum bilgisayarlar ise qubit'leri kullanarak bu sorunu aşıyor. Qubit'ler aynı anda hem "0"dan hem de "1"den biraz barındırabiliyorlar. Bu duruma "süper pozisyon" deniyor. Yani müdahale edilmediği-izlenmediği sürece bir qubit süper pozisyon içindedir ve "0" mı, "1" mi olacağını tahmin edemezsiniz. Sadece müdahale ettiğiniz anda iki belirli durumdan birine geçer (http://www.donanimhaber.com).

Nano Yapılı Cam Disk Üzerinde Sonsuza Kadar Veri Saklanabilecek

Southampton Üniversitesi araştırmacıları 5D veri depolama tekniği ile süpermen hafıza kristalleri üzerinde 13,8 milyar yıl 360 TB veri saklayabilmenin mümkün olduğunu ispatladılar.

Sonsuz veri depolamada çığır açacak yeni teknoloji, verilerin uzun süreli korunmasının son derece önem taşıdığı arşiv kuruluşları, müzeler ve kütüphaneler gibi kurumlar için heyecan verici olarak nitelendiriliyor.
Teknik, dünya tarihinin en sert ve en dayanıklı doğal yapılardan biri olan erimiş kuvarstan oluşturulan özel nano-yapılı cam diskler (Süpermen hafıza kristalleri) üzerine uygulanıyor. Veriler, femtosaniye lazerle 5 boyutlu (5D) olarak bu hafıza üzerine kaydediliyor. Böylece verilerin 190 santigrat sıcaklığa kadar 13,8 milyar yıl boyunca saklanabilmesi mümkün hale geliyor. Yani dünyanın yaşından üç kat daha fazla bir süre.
Araştırma ekibi kısa bir süre önce yeni depolama formatının meziyetlerini göstermek için Kral James Onaylı İncil, Magna Carta Libertatum, Isaac Newton'un ünlü eseri Opticks ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi insanlık tarihinin önemli metinlerini bu teknikle depolayarak UNESCO'ya sundu.

Taşınabilir belleğin çok daha kararlı ve güvenli bir formu olarak tanımlanan yeni 5D veri depolama yöntemi her ne kadar "sonsuz veri depolama" konusunda büyük bir heyecan yaratsa da, bilim adamları bunun ancak çok uzak bir gelecekte ticari hale gelebileceğini düşünüyor
(http://www.donanimhaber.com).

Bir Süper-Dünya'nın Atmosferi İlk Kez İncelendi
University College London astronomları bir Süper-Dünya'nın atmosferini analiz etmeyi ilk kez başardılar. Keşif için Hubble Uzay Teleskopu'ndan elde edilen bilgileri kullanan bilim insanları, Dünya'dan 40 ışık yılı uzaklıkta bulunan 55 Cancri e'yi incelediler.

55 Cancri e ismiyle anılan gezegen, Dünya'dan 8 kat daha fazla kütleye sahip. Yıldızının etrafında çok yakın bir uzaklıktan dönen 55 Cancri e'nin 1 yılı sadece 18 saat sürüyor. Yüzey sıcaklığı yaklaşık 2000 derecelerde olan gezegenin yaşama pek de uygun olmadığı söylenebilir, ancak bu durum bir atmosfere sahip olmasına engel değil.

The Astrophysical Journal'da yayımlanacak olan araştırmanın sonuçlarına göre, 55 Cancri e'nin atmosferinde yüksek oranda hidrojen ve helyum gazları tespit edildi. Atmosferin, bundan 8 milyar yıl önce henüz gezegen ve yıldızı oluşmamışken bulunan nebuladan bazı kalıntılar olduğu düşünülüyor. İçerisinde bulunduğu ekstrem koşullara rağmen 55 Cancri e, bir şekilde atmosferini koruyabilmeyi başarmış. Kavurucu sıcaklıklara sahip olan gezegen, çoğunlukla karbon elementinden oluştuğu düşünüldüğü için "Elmas Gezegen" ismiyle de anılır olmuş. 55 Cancri e'nin atmosferinde hidrojen ve helyuma ek olarak zehirli bir gaz olan hidrosiyanik asitin de tespit edilmesi, aynı zamanda gezegenin büyük oranda saf elmas içerdiği söylentilerini de kuvvetlendirdi. Zira hidrosiyanik asitin bulunması atmosferdeki olası bir karbon gazına işaret ediyor. Araştırmanın lideri Jonathan Tennyson bu konu hakkında,"Yeni jenerasyon kızılötesi teleskoplarla beraber hidrosiyanik asit ve diğer moleküllerin varlığı ispatlanırsa bu, gezegenin karbon zengini olduğu yönündeki teorileri de destekleyecek." ifadelerini kullandı.

Süper-Dünya; kütleleri Dünya'dan fazla, ancak bir gaz devinden küçük olan güneşdışı gezegenler için kullanılan bir terimdir. Astronomlar daha önce birçok süper-Dünya keşfetmiş olsalar da, henüz herhangi birisinin atmosferini analiz etmeyi başaramamışlardı (http://www.donanimhaber.com/uzay/haberleri/Bir-SuperDunyanin-atmosferi-ilk-kez-incelendi.htm).

Bilim İnsanları Beyne Nasıl Bilgi Yükleyeceklerini Keşfetti

The Telgraph gazetesinin haberine göre artık beyni bilgi ile beslemek mümkün. Bir şeyleri öğrenmek yerine onları bir anda beyninize yüklemeye ne derdiniz? Yalnızca bilim kurgu filmlerinde görebileceğimiz bu teknoloji yakın bir gelecekte mümkün olabilecek gibi görünüyor.

Araştırmacılar beyninize bir beceriyi çok kısa bir sürede yükleyebilecek bir simülatör tasarlanabileceğini iddia ediyor. Bu yükleme sayesinde beyninize sanal bir yaşanmışlık imitasyonu yerleşmiş olacak ve böylece daha önce hiç denemediğiniz şeyleri yapma yeteneğine kavuşmuş olacaksınız.

Kaliforniya’daki HRL laboratuvarlarında çalışmalarını sürdüren araştırmacılar yüksek seviye öğrenme ile ilgili bir yol bulduklarını söylüyorlar. Araştırmacılar bir süre eğitimli bir pilotun beyin elektriği sinyalleri üzerinde çalıştılar ve daha sonra gerekli bilgileri deneğe yüklediler. Frontiers in Human Neurosicence’de yayınlanan çalışma deneklerin uyarıları kafalarına takılan elektrotlar sayesinde aldıklarını ve pilotluk kabiliyetini plasebo terapisi ile öğrenenlere göre 33 kat daha hızlı öğrendiklerini ortaya koydu.

Konuyla ilgili Dr. Matthews Phillips gelecekte beyin simülasyonlarının araç sürmeyi, yeni bir dil öğrenmeyi mümkün kılacak şekilde gelişeceğine inanıyor. Dr. Matthews Phillips “Bu teknik aslında çok eski. Şöyle ki antik Mısırlılar 4 bin yıl önce acıyı azaltmak için elektriksel araştırmalar yapıyorlardı” diye ekliyor (https://gaiadergi.com).

Bilim İnsanları Yaprak Kullanarak Nasıl Pil Yapılabileceğini Keşfetti

Maryland Üniversitesi’ndeki bilim insanları, pillerin önemli bileşenlerinin yerine yaprak kullanmayı başardılar. Pilleri imha edemediğimiz, günlük çöplerimizle birlikte atamadığımız bilinen bir gerçek ama pilleri atsak da atmasak da başka bir soru da pillerin doğaya neden bu kadar zararlı olduklarıdır. Özellikle yeniden şarj edilebilir olanları dışarıya attığımızda pillerin doğa için zararlı olmasının sebebi kadmiyum, kobalt ve kurşun gibi ağır metallerin havada ayrışıp serbest kalmasıdır. Ardından da yüzey toprağı ve humus vasıtasıyla yer altı suyuna karışması ve nihayet bize ulaşması ve bu döngü sonunda bunu tüketiyor olmamızdır.

Bu nedenle Maryland Üniversitesi’ndeki bir grup profesör ağır metaller yerine daha sürdürülebilir materyallerle pil geliştirme kararı aldı. İlk denemeyi yapraktan önce ağaç lifi içeren maddelerle yaptılar. Testler sonucunda anot bataryalarını düzenlemeyi, sodyum depolamayı ve absorbe etmeyi sağlayan materyalleri keşfettiler.

Yaprakların kullanımı çok verimli oldu. Araştırmalar sonucunda yayınlanan raporlardaki başyazarlardan Hongbian Li, “Yapraklar her yerde bol miktarda bulunuyor, hepimiz kampüste yerden bir yaprak alsak daha da iyi sonuçlara ulaşabiliriz” notunu düştü.

Bilim insanları yanmış karbon yapılarının daha fazla sodyum soğurmasını sağlamak için sodyum elektrolitlerinin bulunduğu gözenekleri kapatıp ihtiyaç duydukları mükemmel pil yapısına ulaştılar. Buna ek olarak raporlardaki diğer bir başyazarın notu şöyle: “Yaprağın doğal şekli zaten pilin ihtiyaçlarına uygun. Düşük yüzey alanı kusurları azaltıyor, yan yana paketlenmiş bir sürü küçük yapıyla ise alan ve verim çok fazla. Sodyum elektrolitleri doğru bir boyut ve şekle sahip iç yapıyla kullanılınca çok iyi sonuçlar elde edilebiliyor.” Peki, yaprağın sodyumu emme işlemi nasıldır? Aslında bu kompleks deneyler sistemi değil, düşündüğümüzden daha kolay bir işlemdir. Bilim insanları yaprakları yanmış karbon yapılarıyla ve sodyumla 1000 Celcius’ta bir saat boyunca kurutuyor. Esasen bu yöntemin dışında bilim insanları muz, karpuz, kavun kabuklarıyla da başarılı bir şekilde pil yapmayı başardılar ama en az hazırlık gerektiren ve daha doğal erişilebilir olan madde yapraktı.

Takımın bir sonraki adımı ise kalınlığı, yapısı ve esnekliği farklı yapraklarla daha mükemmel piller üretmek (https://gaiadergi.com/bilim-insanlari-yaprak-kullanarak-nasil-pil-yapilabilecegini-kesfetti/).

Türk Mucidin Buluşu NASA’ya Parmak Isırttı

Celalettin Türkar, bir sınıf öğretmeni. Dünyada eşi benzeri olmayan ve uzay sektöründe büyük avantaj sağlayabilecek yeni bir uzay mekiği roketi buluşuna imza atarak NASA'ya bile parmak ısırttı.

Giresun'un Şebinkarahisar İlçesinde bir ilkokulda sınıf öğretmenliğini yapan Celalettin Türkar, tasarladığı uzay mekiği roketi ile Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nün (WİPO) dikkatini çekmeyi de başardı.

Tasarladığı roketin dünyada bulunan diğer roketlerden farklı olarak çalışacak olduğunu ifade eden Türkar, sınıf öğretmeni olarak uzun yıllar önce yaşadığı bir olaydan esinlenerek, farklı bir sisteme sahip mekik roketi tasarladığını söyledi.

Uzay çalışmalarında kullanılabilecek roketi diğer roketlerden ayıran en büyük özelliğinin iç darbe ile hareket etmesi olduğu bilgisine veren Türkar, “Oksijen deposundan ve yakıt deposundan gelen oksijen ile yakıtın roketin karıştırma kısmında karıştırılarak, gaz pompası ve ateşleme merkezi yardımıyla yanma odasında patlatılması sonucu oluşan basınçlı gazın valfin açılmasıyla huni şeklindeki yapıdan dışarı çıkarak, roketin başlığına çarpar, bu çarpmanın etkisiyle roket harekete geçer" dedi. Avusturya Patent Bürosu tarafından verilen rapor ile dünyada bir benzerinin olmadığının tescil edildiğini belirten Türkar, "Bu raporla Türkiye’de de incelemeli patent alma hakkına sahip olduk. Fen bilgisi dersinde deney yaptığı sırada böyle bir şeyle karşı karşıya geldiğini söyleyen Türkar, “Özellikle uzay çalışmalarında kullanabilecek bu buluş, uzun yıllar sonucu elde edilen bir çalışma. Buluşumu diğer roketlerden ayıran özellik, çok sayıda yakıt tankına gerek duymaması iç darbeyle hareket etmesi ve fazla yakıta gerek duymaması oldu. Kanatçıklara gerek duymadan yönünü bulabilen ve uzayda hızlanma özelliğe sahip roket, yeryüzüne inişlerde de daha kolay ve risksiz olarak öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.

TÜBİTAK tarafından da ulusal patent alan Celalettin Türkar, bu dalda bir de ödül aldı. 3-6 Mart 2016 tarihleri arasında yapılacak olan 16. Uluslararası İstanbul Buluş Fuarında buluşunu bilim adamları önünde sergileyecek (http://www.mynet.com/haber/guncel/turk-mucidin-bulusu-nasaya-parmak-isirtti-2330683-1).

Türkiye Antarktika'da Bilimsel Araştırma Üssü Kuruyor
Antarktika'daki bilimsel çalışmalarını bugüne kadar Bulgaristan bayrağı altında gerçekleştiren Türkiye, kendi üssünü kuruyor. TBMM Dışişleri Komisyonu'nda benimsenen, ''Antarktika Antlaşması Çevre Korumu Protokolüne Katılma Kanun Tasarısı''yla Türk bayrağı Antarktika'da dalgalanacak. İstanbul Teknik Üniversitesi'nce (İTÜ) kurulacak 'Kutup Araştırmaları Uygulama ve Tanıtma Merkezi'yle Türkiye, bilimsel araştırmalarda ''Ben de varım'' diyecek.

Bakan Projeyi Açıkladı
Dışişleri Komisyonu'nda, ''Antarktika Andlaşması Çevre Korumu Protokolüne Katılma Kanun Tasarısı'' görüşülürken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, Antartika'da bilimsel merkez kurma projesi olduğunu açıkladı. Birpınar, ''Antarktika Güney Kutbu'nda olan ve hiç kimseye ait olmayan bir yer. Orada birçok ülke bilimsel araştırma yapıyor. Özellikle İTÜ, 'Kutup Araştırmaları Uygulama ve Tanıtma Merkezi' diye bir merkez kurmak istiyor. Ayrıca başka sivil toplum örgütleri de burada araştırmalar yapmak istiyor. Dolayısıyla Türk bayrağının da orada olmasının önemli olduğunu düşünerek bu çevre kısmına taraf olmak istediğimizi belirtmek istiyorum'' ifadelerini kullandı.

29 Ülkenin 101 Araştırma Enstitüsü Var
Antarktika'da şu anda 29 ülkeye ait toplam 101 yerleşik araştırma enstitüsünün faaliyet gösterdiğini anımsatan Birpınar, "Biz 102'nci olarak buraya katılmak istiyoruz. Uluslararası anlaşmalarda eğer siz taraf değilseniz sizin hiçbir şekilde orada çalışmanıza müsaade etmiyorlar. Türkiye'nin de orada bir yerinin olması, buranın yönetiminde söz sahibi olma imkânını tanıyacak ve görünürlüğü de olacak. Yani oyunun dışında kalmamak noktasında bu merkezin kurulması ülkemizin menfaatlerine uygun olacak'' dedi.
Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İşler Müsteşar Yardımcısı Ayşe Sinirlioğlu da, ''Bilim insanları oralarda iklim değişikliğinin canlılar ve deniz seviyesi üzerindeki etkileri, balıkçılık, jeoloji, tıp, astronomi gibi alanlarda araştırma yapmakta. Bu konuda bilim insanlarımıza ve üniversitelerimize de fırsat tanınmış olacak'' diye konuştu (http://www.sabah.com.tr/teknoloji/2016/01/15/snc-uzaya-kargo-teslimati-yapacak).