İçindekiler
Dergi Arşivi

Bilim, Sanayi Ve Teknoloji Alanında Güncel Gelişmeler

 

Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA) 2030 Yılına Kadar Ay’a Bir Japon Astronot Göndermeyi Planladığını Açıkladı



Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA) tarafından yapılan yeni bir açıklamada, Japonya’nın 2030 yılına kadar Ay’a bir astronot gönderme gibi iddialı hedefleri olduğu belirtilmiştir. JAXA sözcüsü yaptığı açıklamada, JAXA'nın ilk kez Uluslararası Uzay İstasyonu dışındaki bir yere astronot göndermeyi planladığını ifade etti.

Kurum sözcüsü ayrıca, Tokyo’nun, NASA’nın 2025 yılında Ay’ın yörüngesinde bir uzay istasyonu kurma hedefinin bir parçası olarak, çok uluslu bu misyona katkı sağlamayı ve Japon teknolojisini burada kullanmayı ve nihayetinde Ay üzerine bir astronot bulundurmayı planladıklarını kaydetti.
JAXA ayrıca 2022 yılı içerisinde Ay yüzeyinde doğal kaynak araştırmaları için Ay’a insansız bir sonda göndermeye yönelik bir proje başlatmayı planladıklarını açıkladı.
NASA ve diğer küresel uzay ajansları 2030'lara kadar Mars'a astronot göndermek için çalışıyorlar. Son olarak, geçtiğimiz Mart ayında ABD Kongresi 2033'te insanlı bir uzay misyonunun Mars'a gönderilmesine ilişkin bir tasarıyı onayladı (http://www.japantimes.co.jp/news/2017/07/01/national/science-health/jaxa-reveals-plans-put-japanese-moon-2030/#.WV8lt4jyiM8).

Dünyada İlk Kez Bir Donörün Akciğerlerinin Sağlıklı Parçalarını Birleştirmek Suretiyle Organ Nakli Gerçekleştirildi



Okayama Üniversitesi Hastanesi dünyada ilk kez beyin ölümü gerçekleşen bir donörün (organ bağışçısı) akciğerlerinin sağlıklı kısımlarını birleştirip elde ettiği tek bir akciğeri 50’li yaşlarda bir kadına nakletmeyi başardı.

Söz konusu operasyonu gerçekleştiren Profesör Takahiro Oto, geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında, “Japonya’da organ bağışı yeterli düzeyde değil ve biz bağışlanan organların bir tanesini bile heba edemeyiz. Bu açıdan, bağışlanan organların sağlıklı ve iyi durumdaki kısımlarını birleştirerek hastaların hayatlarını korumayı istiyoruz” dedi.

Organ nakli yapılan kadının genel sağlık durumunun iyi olduğu ve 3 ay içinde taburcu edilmesinin beklendiği kaydedilmekte. Operasyonda, Dr. Takahiro Oto, birkaç yıl boyunca domuz akciğerleri üzerinde bu birleştirme yönetimini test ettikten sonra, söz konusu donörün sol akciğerinin üst yarısını ve sağ akciğerinin üst kısmının üçte birini bir araya getirerek tek bir akciğer elde etti.

Okayama Üniversitesi Hastanesi, çeşitli türde akciğer nakillerinin gerçekleştirilmesinde başarı sağlamıştır. Üniversite ayrıca 2013 yılında dünyadaki ilk kez canlı donör olan bir anneden 3 yaşındaki oğluna orta lob naklini yapmıştır (http://www.japantimes.co.jp/news/2017/07/03/national/science-health/first-okayama-hospital-combines-healthy-parts-donors-lungs-make-one-successful-transplant/#.WV8lpojyiM8).

Jeotermal Enerjiden Ekonomiye 260 Milyon Dolarlık Katkı
Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneğince (JESDER) Türkiye'deki jeotermal kaynaklardan üretilen elektrikle şu ana kadar ülke ekonomisine doğrudan 260 milyon Dolarlık katkı sağlandığı belirtildi.

JESDER'in Sektör Değerlendirme raporu’nda, jeotermalden üretilen elektrikle yaklaşık 330 bin ton akaryakıt ve 1 milyar metreküp doğal gaz ithalatının azaltıldığı vurgulandı. Raporda ayrıca, halen kurulu güç üzerinden ödenen vergi ve yasal yükümlülüklerle birlikte jeotermal elektrik santrallerin ülke ekonomisine toplam katkısının 440 milyon Doları bulduğu hesaplandı.

Yenilenebilir Enerji Kaynak Destekleme Mekanizması (YEKDEM) ile verilen alım garantisinin sektörün devamlılığı için gerekli olduğu belirtilen raporda, "Jeotermal elektrik santralleri hidroelektrik ve rüzgâr enerjisi santrallerinden 2 - 3 kat, güneş enerjisi santrallerinden ise 5 kat daha fazla verimli. Jeotermale yapılan yatırımlarla ülke ekonomisine, temininde dışa bağımlı olunan doğal gaz ve benzeri kaynaklardan tasarruf edilmesi gibi sayısız katkı sağlandı. Böylelikle, Türkiye'de mevcut jeotermal kaynaklardan üretilen elektrikle ülke ekonomisine doğrudan 260 milyon Dolarlık bir katkı gerçekleşti" ifadelerine yer verildi.

Raporda görüşlerine yer verilen JESDER Başkanı Ufuk Şentürk de jeotermal enerji santrallerinin, rüzgâr, güneş ve su gibi diğer yenilenebilir enerji kaynakları ile çalışan rüzgâr enerjisi santrali, güneş enerjisi santrali ve hidroelektrik santrallerine göre kurulum maliyetinin 3 ile 4 kat daha yüksek olduğunu belirtti.

YEKDEM'in jeotermal elektrik santrallerine ayırdığı teşvikin diğer yenilenebilir enerji kaynaklı üretimlere verilen destekle doğru orantılı olması gerektiğini vurgulayan Şentürk, "Türkiye'de kilovatsaat başına 10,5 Dolar/Cent alım garantisi var. Keşfedilmiş sahalar tükendiğinden, yeni saha keşiflerinin yapılması gerekiyor. Bu keşiflerin yatırımcılar tarafından ilgi çekebilmesi adına ilave teşvik uygulamalarının oluşturulması önemlidir" değerlendirmesinde bulundu.

Bu arada Türkiye'nin 31 Mayıs 2017 itibarıyla jeotermal enerji kurulu gücü 850,8 megavata ulaştı(http://www.memurlar.net/haber/676338/jeotermal-enerjiden-ekonomiye-260-milyon-dolarlik-katki.html).

Zemana, yerli yazılımla 135 ülkeye ihracat yapıyor



Dünyada banka şifrelerinin ele geçirilmesini önleyen 4 yazılımdan birini geliştiren Türk şirketi Zemana, 100 milyon Dolarlık Türkiye anti virüs pazarında ilk yerli oyuncu olmaya hazırlanıyor. Zemana Bilişim, kullanıldığında bilgisayarın şifrelerinin ele geçirilmesini önleyen güvenlik yazılımlarını aralarında ABD’nin de bulunduğu dünyanın 135 ülkesine satıyor. İstanbul’da 3 ortak tarafından 2007 yılında kurulan Zemana, 2009’da Bulgaristan’a, 2015 yılında ise Bosna Hersek’e taşındı. Pazarlama faaliyetini Bosna Hersek’ten gerçekleştiren şirket, Türkiye’yi bu alanda %100 dışa bağımlılıktan kurtarmak için kurumsal anti virüs pazarına girmek üzere çalışmalarını hızlandırdı. Türkiye’de 2 yıl faaliyet gösterdikten sonra, güvenlik algısının zayıf olması gerekçesiyle merkezlerini Bulgaristan’a taşıdıklarını, 2015 yılında ise Bosna Hersek’e geçtiklerini kaydeden Zemana Bilişim CEO’su Orhan Akyürek, ürünlerinin son dönemlerde dünyayı sarsan Wannacry adlı kötü amaçlı fidye yazılımına karşı korumalı olduğunu, müşterileri arasında ağırlıklı olarak finansal kurumlar, askeri kurumlar ve GSM şirketlerinin bulunduğunu, 2018 yılında Silikon Vadisi’nde bir ofis açmayı hedeflediklerini, Amerika’da yazılım üretmenin maliyetli olduğunu, önemli bir firma ile anlaşma yaptıklarını ve o firmanın kendilerinin altyapısını kullanarak Zemana ürünlerini Amerika’da kendi markası altında satacağını söyledi.

Türkiye’deki Türk firmalarının bu işi iyi yapamadığına ilişkin algının mutlaka kırılması gerektiğine değinen Akyürek, ülkemizdeki güvenlik yazılımı firmalarına daha fazla destek verilmesi gerektiğini vurguladı (http://haberbilimteknoloji.com/2017/07/03/zemana-yerli-yazilimla-135-ulkeye-ihracat-yapiyor/).

Milli “E-Klavye” Tescillendi


Boğaziçi Üniversitesi tarafından Türkçeye uygun ergonomik ve optimal olarak geliştirilen E-Klavye, “Türkiye’nin milli klavyesi” on parmak yazım ilkeleri göz önüne alınarak tasarlandı. Sağlık ve konfor açısından kullanıcılara avantaj sağlayan E-Klavye’de hızlı yazım performansı da öne çıkan özellikler arasında yer alıyor. Klavyenin mucidi Prof. Dr. Mahmut Ekşioğlu, E-Klavye’nin “ileri teknoloji ve yöntemlerle geliştirilmiş, deneye ve matematiğe dayalı, dünyanın en bilimsel klavyesi”olduğunu belirtti.

Geliştirilen klavye, Türk Standardları Enstitüsü tarafından “Alfasayısal Türkçe E-Klavyenin Temel Yerleşim Düzeni” adı ve TS 13771 koduyla tescillendi. Boğaziçi Üniversitesinde Türk diline özel, ergonomik ve verim artırıcı olarak tasarlanan E klavyenin mucidi Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Boğaziçi Üniversitesi Ergonomi Laboratuvarı Kurucu Direktörü Prof. Dr. Mahmut Ekşioğlu, “Çocuklarımızın sağlıklı geleceği ve verimliliği için 70 yıl önce tasarlanan F-klavye yerine, günümüzün ileri teknolojisi ve bilimsel yöntemleri ile geliştirilmiş E-klavye Fatih Projesi için tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.

TÜBİTAK tarafından da desteklenen E-Klavye, F klavyeye göre daha sağlıklı, rahat, yormayan ve aynı zamanda hızlı ve ergonomik olması bakımından öne çıkıyor. E-klavye ve F klavyeyi bilimsel ve uygulama açısından karşılaştıran Prof. Ekşioğlu, iyi bir klavye tasarımında en önemli ölçütün harflerin klavyedeki dağılımı olduğunu ifade etti. Ekşioğlu, dilin özelliklerini ve on parmak yazım kurallarını göz önünde bulundurarak; harflerin, parmak hız ve hareket kabiliyetine göre, en uygun dağılımının yazım performansını artırdığını ve aynı zamanda sağlık ve konfor açısından da daha rahat kullanım sağladığını belirtti. Bunun da ancak, E klavyenin tasarımında yapıldığı gibi, deneysel ve matematiksel optimizasyon yöntemleriyle başarılabileceğini söyledi (http://www.cnnturk.com/teknoloji/yeni-bir-milli-e-klavye-gelistirildi).

Yeni Bir Atom Altı Parçacık Keşfedildi


Bilim adamları, yeni bir atom altı parçacık keşfettiklerini açıkladı. Avrupa'daki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda görevli fizikçiler, uzun süredir teoride var olduğu kabul edilen ancak daha önce hiç görülmeyen baryon türünün anlık keşfini duyurdu. Deneyde yer alan Oxfordlu fizikçi Guy Wilkinson, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'ndaki yüksek hızlı çarpışmaların, Xi cc adı verilen baryon parçacığının bir saniyeliğine gözlenmesini sağladığını bildirdi.

Wilkinson, çok kısa da olsa bu anın, parçacık fiziğinde "kayda değer biçimde uzun bir süre" olduğunu vurguladı.

Baryonun, iki ağır, bir hafif kuarka sahip olduğu, normalde baryonlarda bir ağır kuark bulunduğu belirtildi.
Guy Wilkinson, baryondaki iki ağır kuarkın, iki güneşli bir sistemde etkileşim halinde dans eder gibi hareket ettiği, hafif kuarkın dans eden çiftin etrafında dolaştığını söyledi.

"İnsanlar uzun zamandır bunu bekliyordu" diyen Wilkinson, keşfin, fizikçilerin araştırması için yeni bir "baryonlar ailesini" açığa çıkardığını dile getirdi. Ekip, keşifle ilgili raporunu Physical Review Letters'a sundu.

Parçacıklara kütlelerini verdiği düşünülen Higgs Bozonu, Fransa-İsviçre sınırında yerin 100 metre altında bulunan CERN tesislerinde yapılan deneyler sonucunda 2013 yılında keşfedilmişti (http://www.hurriyet.com.tr/yeni-bir-atom-alti-parcacik-kesfedildi-40512299).