İçindekiler
Dergi Arşivi

Bilim, Sanayi Ve Teknoloji Alanında Güncel Gelişmeler

 

Bilim İnsanları Beyinde Sesleri Ayırt Etmemizi Sağlayan Bölgeyi Buldu
Bilim insanlarının uzun zamandır, beynin ses ayırt etmeye yarayan kısmından sorumlu bölgenin kesin yeri hakkında tartıştıkları belirtilmektedir. Bu bölgenin artık, Superior Temporal Gyrus -STG- (Üst Temporal Oluk) olarak adlandırılan yer olduğunun belirlendiği bildirilmektedir. Beynin ses ayırt etmeye yarayan bölgesinin, bu bölge olduğuna dair Almanya’daki Max Planck Institute for Human Cognitive and Brain Sciences’de (MPI CBS) iki araştırma yapıldığı belirtilmektedir. Bunlardan birincisinin ses körlüğü ile ilgili olduğu belirtilmektedir.



Ses körlüğü, söyleyen kişinin kim olduğunu bilememe, ayırt edememe olarak açıklanmaktadır. İkinci araştırmanın ise, MPI CBS’de çalışan bilim insanı Claudia Roswandowitz tarafından yapıldığı bildirilmektedir. Roswandowitz’in beyninden yaralanmış 58 hasta üzerinde yaptığı araştırmada, hastaların ses ayırt etme zorluğu gösterdiği belirtilmektedir. Bu hastaların ortak özelliğinin sağ temporal loblarının arka üst kısmından yaralanmaları olduğu vurgulanmaktadır. Bu araştırmanın önceki araştırmayı desteklediği ve beynin ses ayırt etmeye yarayan bölgesinin STG bölgesi olduğu haber verilmektedir (http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-5207385/This-small-spot-brain-recognize-voices.html).

Araştırmacılar Bakterileri Öldüren Çelik Nanodikenler Ürettiler



Haberde gelecek yıllarda insanlığın karşı karşıya geleceği en önemli sorunlardan birinin bakterilerin antibiyotiğe dayanıklılığının artması olduğu, bakterilerin antibiyotiklere hızla bağışıklık geliştirmesi yüzünden kullanılabilir antibiyotik sayısının hızla düştüğü, bu kapsamda Georgia Tech Üniversitesinden araştırmacıların farklı bir yaklaşım izleyerek, çelik yüzeyini bakteriler için ölümcül olan nanodiken ormanı haline getiren bir teknoloji geliştirdikleri bildirilmektedir. Sadece 25 nanometre uzunluğunda ve birkaç atom kalınlığındaki bu dikenlerin bakteri hücrelerini delebildiği ancak dikenlerin küçük boyutlarından dolayı insan ve hayvan hücrelerine bir zarar vermediği belirtilmektedir. Çeliğin parlatılmasına benzeyen basit bir yöntemle üretilebilen bu dikenlerin ilerde kalıcı steril medikal aletler, gıda üretim makineleri ve kap kacak yapımında kullanılabileceği ifade edilmektedir.

(http://www.popularmechanics.com/science/health/a14465336/researchers-create-bacteria-killing).

Çin, Otoyollara Güneş Panelleri Döşüyor
Haberde, Çin Halk Cumhuriyeti tarafından, araçları kablosuz olarak şarj etmeye yarayan ve otonom araçlarla dijital olarak etkileşen otoyollar inşa edildiğine yer verilmektedir.

Jinan Şehri Otoyolu projesinin bir parçası olarak inşa edilen ikinci güneş enerjili yolun, yaklaşık 2 kilometre uzunluğunda olduğu, döşemenin tamamlandığı, ancak şebeke bağlantısının yapılması için hizmete sunulmasının bekletildiği ifade edilmektedir. Habere göre yol üç tabakalı olup en üst tabaka asfalttan, ortadaki katman ağırlığı taşıyan güneş panellerinden oluşurken, alt katman ise güneş panellerini topraktan ayırma görevi görmektedir. Otoyolun orta büyüklükteki kamyonları taşıyabilecek kadar dayanıklı olacağı ayrıca vurgulanmaktadır. Haberin devamında dünyada bu fikrin eleştirenleri olsa da, buna yönelik çalışmaların daha önce başka ülkelerce de gerçekleştirildiği örnekleriyle verilmektedir
(https://electrek.co/2017/12/21/china-solar-roadways-transparent-concrete-solar-cells-charge-cars/).

İnsan 2.0: Beyninizin İçine Çip Yerleştirmek İsteyen Girişimci ile Tanışın
Haberde, sinirbilimi firması olan Kernel’in, bir beyin arayüzü yaratarak insanlardaki zihinsel işlevleri iyileştirmeyi ve rahatsızlıkları tedavi etmeyi amaçladığı ifade edilmektedir.


Birtakım sinir protezleri vesilesiyle gerçekleştirilmesi düşünülen bu teknolojinin henüz hangi şekilde olacağının net olmadığı ancak bir “beyin çipi” gibi düşünülebileceği belirtilerek, bununla da kafatasını açıp içine bir donanım yerleştirmek gibi yöntemlerin değil beyne enjekte edilebilen alıcıların kastedildiği vurgulanmaktadır. Firmanın kurucusu ve CEO’su Bryon Johnson, 15 yıl içerisinde beyinlerimizle bağlantı kurabilecek güçlü cihazlar inşa etmeyi umduklarını söyleyerek, bu fikrin ardında “Öğrenme hızımı artırabilir miyim?”, “Hayal gücümün kapsamını genişletebilir miyim?”, “10 boyutlu bir gerçeklik içerisinde yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlayabilir miyim?”, “Zihinsel rahatsızlıkları iyileştirebilir veya tedavi edebilir miyiz?” gibi soruların bulunduğunu dile getirmektedir. Haberde ayrıca, söz konusu fikir her ne kadar kamu yararını amaçlasa da, beynin içinde bir çip taşımanın güvenlik ve tuhaflık yönünden pek çok etik soruyu da beraberinde getirdiği ifade edilmektedir (https://www.theguardian.com/small-business-network/2017/dec/14/humans-20-meet-the-entrepreneur-who-wants-to-put-a-chip-in-your-brain).

Patlayıcıların Kokusunu Tanıyan Bilgisayar

Haberde, merkezi ABD'de bulunan biyoteknoloji şirketi Koniku'nun kurucusu Nijeryalı Oshi Agabi’nin, fare nöronlarıyla çalışan bir bilgisayar geliştirdiklerini açıkladığı ifade edilmektedir. Tanzanya'daki Technology Entertainment and Design (TED) Küresel Konferansı'nda buluşunu açıklayan Agabi’nin, geliştirdikleri sistemin patlayıcıların kokusunu tanımaya programlandığını ve mevcut havalimanı güvenliğinin yerine kullanılabileceğini söylediği bildirilmektedir. Modem büyüklüğündeki "Koniku Kore" cihazının gelecekte robotların beynine temel oluşturması öngörüldüğü, Google ve Microsoft’un da insan beynini örnek alan yapay zekâ üretmeye çalıştığı belirtilmektedir. Bilgisayarların insan beyniyle karşılaştırıldığında, karmaşık matematiksel denklemlerde daha ileri olduğu insan beyninin ise çoğu bilişsel fonksiyonda bilgisayarlardan daha iyi olduğu ve bu kapsamda bir bilgisayara kokuları tanımayı öğretmenin büyük bir güç ve enerji gerektirmekte olduğu vurgulanmaktadır. Haberde Agabi’nin biyolojiyi geri çevirerek silikon bazlı bir işlemcinin harcayacağı gücün çok küçük bir bölümüyle bunu yapabileceklerini belirttiği ve "biyoloji teknolojidir; derin ağların hepsi beyni taklit ediyor" dediği bildirilmektedir. Koniku Kore'nin, kokuları tespit edip tanıyan canlı nöron ve silikon bazlı sensörlerden oluştuğu ifade edilmektedir (http://edition.cnn.com/2017/08/28/africa/koniku-kore-tedglobal/index.html).

İnsan Beyniyle İnternet Arasında İlk Kez Bağlantı Kuruldu

Haberde, Johannesburg Üniversitesinden araştırmacıların biyomedikal mühendisliği alanında önemli bir başarı sağlayarak, insan beynini gerçek zamanlı olarak internete bağladığı bildirilmektedir. “Brainternet” adı verilen projeyle beynin, internet ağında bir “nesnelerin interneti devresi” gibi göründüğü ifade edilmektedir. Projenin, beyin dalgalarındaki EEG sinyallerinin kullanıcının kafasına bağlı bir aygıt sayesinde toplanması ve bu sinyallerin bir bilgisayara gönderilerek bilgisayar tarafından canlı olarak bir web sitesinde yayınlanması şeklinde çalıştığı anlatılmaktadır. Haberde projenin henüz başlangıç aşamasında olsa da ileride makine (yapay zekâ) öğrenimi (machine learning) ve beyin-bilgisayar ara yüzlerinin geliştirilmesi açısından önemli katkı sağlayabileceği ve projeyle toplanılan verilerin beynin nasıl çalıştığı ve beyni daha güçlendirmek adına nasıl kullanılabileceği konularında yardımcı olabileceği bildirilmektedir (https://futurism.com/researchers-have-linked-a-human-brain-to-the-internet-for-the-first-time-ever/).

Nesnelerin İnterneti, Yapay Zeka ve Blockchain: Yeni İmkanlar
Makalede, hepsi bulut bilişimden güç alan, nesnelerin interneti (IoT), yapay zekâ (AI) ve blockchain teknolojilerinin her birinin ayrı ayrı önemli olduğu ama bu teknolojilerin bir arada kullanılmasıyla daha önce mümkün olacağı tahayyül dahi edilemeyen olanaklar sağlanacağı ifade edilmektedir.

Tarih boyunca insanların ölçüm yapmayı ve veri toplamayı kendi kendilerine gerçekleştirdiği ve bu şekilde çalışmanın oldukça zaman alıcı ve hataya açık olduğu, ancak günümüzde ucuz sensörler ve ucuz internet bağlantısı sayesinde, nesnelerin interneti teknolojisiyle, fabrika makinelerinden otomobillere etrafımızdaki hemen herşeyin milyarca veri toplama noktasına dönüştüğü ve bunlardan alınan verilerle çok hızlı kararlar verilebildiği vurgulanmaktadır. Yapay zekânın, makinelerin daha önce sadece insanlara özgü olduğu düşünülen muhakeme ve öğrenme yeteneklerini kazanmasına olanak sağladığı ifade edilmektedir. Blockchain teknolojisinin de Bitcoin gibi kriptoparalarda kullanılmasının ötesinde, değiştirilemeyen, kalıcı ve içinde arama yapılabilen; olayların, ticari işlemlerin, sözleşmelerin ve resmi belgelerin kaydını tutabilen bir teknoloji olduğu bildirilmektedir. Evdeki IoT sensörlerinin tükettiğimiz şeyleri izlemesi, yapay zekânın ihtiyaç olunan bir şeyin tükendiğini düşündüğünde, ev sahibi ile iletişime geçmesi ve onay süreci ve bütün bu sürecin blockchain teknolojisiyle kayıt altına alınması, üç teknolojinin beraber kullanılmasıyla ilgili makalede verilen senaryo örneklerinden biridir. Oracle Bulut Altyapısı Başkan Yardımcısı Chuck Hollis tarafından yazılan makalede, bu teknolojilerinin birarada kullanımıyla ilgili fırsatları tasavvur edebilmek için zihinleri esnetmek gerektiği, hızla yaklaşan geleceğe hazır olmak için bunun şart olduğu vurgulanmaktadır (https://www.forbes.com/sites/oracle/2018/01/10/iot-ai-and-blockchain-time-to-reimagine-the-art-of-the-possible/#3b9c336d3107).

Bilim İnsanları Mars’ta Donmuş Halde Temiz Su Keşfetti
Wired haber sitesinin haberinde Mars’ın yüzeyinin altında gizlenmiş muazzam büyüklükte donmuş su bulunduğunu belirtilmektedir. Ancak buzun özelliklerinin –ne kadar saf olduğu, ne kadar derine gittiği, hangi şekle girdiği gibi- gezegenle ilgilenen jeologlar açısından şu aşamada bir sır olduğu bildirilmektedir.

Bu hususların, Mars misyonuna gitmeyi planlayanlar açısından da önemli olduğu, ister kısa-dönem ziyaretçiler olsun, ister uzun-dönem yerleşimciler olsun, içme, ürün yetiştirme veya yakıt için hidrojene dönüştürülmesi için suyu çıkarmak istiyorlarsa gezegenin yüzeyinin altındaki su rezervlerini anlamaya ihtiyaç duyacakları aktarılmaktadır (https://www.wired.com/story/scientists-discover-clean-water-ice-just-below-mars-surface).

Gençlerin Dijital Bağımlılığının Azaltılması
Haberde, Apple hisselerinde 2 milyar Doların üzerinde bir paya sahip olan Kaliforniya'daki Öğretmen Emeklilik Fonu (CalSTRS) ile Jana Partners Yatırım Grubu’nun, Apple yönetim kuruluna bir mektup göndererek, mevcut araç ve işlevlerin ötesinde, ebeveynlere “ yaşa uygun kurulum seçeneklerini seçebilme, belirli saatlere göre kullanımın kısıtlanması, mevcut sosyal medya sitelerinin sayısının azaltılması, ebeveyn gözetiminin kurulması” gibi birçok kontrol seçeneği imkânının geliştirilmesini talep ettiği bildirilmektedir. Akıllı telefonu kullanan ortalama bir Amerikalı gencin, ilk telefonunu 10 yaşında aldığı ve mesajlaşma ve konuşma hariç günde 4,5 saatten fazla telefonda vakit geçirdiği, gençlerin yüzde 78'inin telefonlarını en azından her saat kontrol ettiği ve yüzde 50'sinin telefonlarına "bağımlı" olduğunu hissettiğini ifade ettiği bildirilmektedir. Gönderilen mektupta, yapılan araştırmalara göre, günde bir saatten az telefonda vakit geçirenlere oranla, günde 3 saat vakit geçirenlerin %35, beş saat veya daha fazla geçirenlerin ise %71 oranında daha fazla intihar riski faktörüne sahip olduğunun ifade edildiği de haberde belirtilmiştir (https://www.npr.org/sections/thetwo-way/2018/01/08/576541828/large-shareholders-ask-apple-to-help-wean-digital-addicted-youths).

Kömürden Elektrik Elde Ederken Çevreyi Kirletmeyen Yeni Yöntem
Kömürden elektrik elde ederken çevreyi kirletmeyen yeni bir yöntemin geliştirildiği haber verilmektedir. Bu yöntemin, yenilenebilir enerjilere geçiş sürecinde oldukça faydalı bir araç olabileceği belirtilmektedir. Ohio State Üniversitesi'nde Kimya ve Biyomoleküler Mühendislik profesörü olan Liang-Shih Fan ve ekibi tarafından geliştirilen bu yeni metodun (kimyasal döngü), fosil yakıtların yakılması sonucunda ortaya çıkan karbondioksiti yakalayarak, atmosfere karışmasını engellediği belirtilmektedir. Bu metotta, fosil yakıtların yanması için gereken oksijenin yerini yüksek basınç reaktörlerindeki metal dioksit parçacıklarının aldığı belirtilmektedir (https://futurism.com/cleaning-coal-buy-time-transition-renewables/).

Bali Merkezli Start-Up Şirketi Yenilebilir Plastik Poşet Geliştirdi



Greenmatters haber kaynağının aktardığı habere göre, Avani Eco adlı Bali merkezli start-up şirketinin yenilebilecek plastik çantalar geliştirdiğini ifade etmektedir. Cassava (manyok) kökünden üretilen çantaların doğa-dostu çözümlerin bizzat doğanın kendisinden geleceğinin kanıtı olarak gösterilebileceği belirtilmektedir. Söz konusu çantanın zehirlilik testlerini geçtiği, doğaya zararının olmadığı, suyun içinde kendiliğinden çözündüğü ve içildiğinde vücuda hiçbir zarar vermediği ve şirketin doğa-dostu diğer ürünler de ürettiği aktarılmaktadır
(http://www.thepictures.club/im/BeMycqJj97t).

Bilim İnsanları Petrol Yerine Bitkilerden Karbon Fiber Üretti
Haberde karbon fiberin petrolden elde edildiğinde, hem üretim maliyetinin çok fazla olduğu hem de doğaya zararlı atıkların oluştuğunu, yeni geliştirilen yöntemde ise, karbon fiberin mısır sapları ve buğday samanları kullanarak bitkilerden elde edildiği ve hem maliyetin düştüğü hem de doğaya zararlı atık oluşmadığı bildirilmektedir. Daha ucuz bitkisel bazlı karbon fiber sayesinde daha hafif arabaların üretilerek bu sayede daha az yakıt tüketiminin sağlanacağı bildirilmektedir. Haberde, en önemli maddelerden biri olan karbon fiberin, çelikten çok daha hafif olmasına rağmen çelikten beş kat daha güçlü olduğu, tenis raketlerinden golf sopalarına, bisikletlerden rüzgâr türbini kollarına, yolcu uçaklarından Formula 1 yarış arabalarına kadar hemen hemen her alanda kullanıldığı ifade edilmektedir
(https://www.popsci.com/carbon-fiber-from-plants).

Kelebek Kanatları Yeni Güneş Teknolojileri İçin İlham Kaynağı Oldu
Mühendislerin, kelebek kanatlarından esinlenerek, yeni güneş pilleri teknolojilerinin ve ışığın manipüle edilmesini gerektiren diğer uygulamaların kapısını açacak küçük yapıları icat ettikleri belirtilmektedir. İlhamın mavi Morpho Didius kelebeklerinden geldiği bu tür kelebeklerin, ışığı çarpıcı olan bir mavi renk skalası yaratmak için küçük koni biçimli nano yapılı kanat türlerine sahip olduğu haberde ifade edilmektedir.

ANU Araştırma Enstitüsü’nden araştırma görevlisi Dr. Niraj Lal’ın, ekibin nano boyutta benzer yapılar oluşturduğunu ve deneylerde ışığın yönünü ayarlamak için kelebek kanadı fenomeni ile aynı ilkeleri uyguladığını söylediği bildirilmektedir. Dr. Lal’ın “Işık kontrol tekniğini kullanarak yeni nesil güneş pilleri, mimari ve gizli teknolojileri de içeren bir dizi yeni potansiyel kullanım alanları oluşturulabileceğini ve bilim adamlarının etkili ışık yönetimi ile güneş pillerinin verimliliğini büyük ölçüde artırabileceklerini söylediği kaydedilmiştir. Farklı ışık renklerinin dağılımını, yansımasını ve emilimini hassas bir şekilde kontrol etmek için kullanılan teknikler, çok yüksek verimli güneş panellerinin yeni nesillerinde kullanılmaktadır. Ayrıca bu teknolojinin, pencerelerden ne kadar ışık ve ısı iletildiğini kontrol etmek için mimaride de kullanılabileceği bildirilmektedir (http://pubs.acs.org/doi/abs/10.1021/acsphotonics.6b01007).

Fizikçilerden Star-Wars Tarzında 3D Projeksiyonlar

Nature haber sitesinde yer alan habere göre, lazer ve parçacık sisteminin havada uçuyor gibi görünen 3D boyutlu görüntüler oluşturduğu ifade edilmektedir. Resimdeki uçan kelebeğin hacimsel görüntü (“Volumatic display”) tekniği olarak bilinen tek bir parçayla oluşturulduğu belirtilmektedir. 3D ışık projeksiyonlarının Star Wars serileri gibi bilim-kurgu filmlerinde yaygın olarak kullanıldığı fakat fizikçilerin ortaya koyduğu son teknolojinin tüm boyutlardan görülebilen kurgusal projeksiyonları taklit etmeye henüz yaklaşmamış durumda olduğu aktarılmaktadır. Hologramda tekniğin-bilinen-son-durumunun tam renkli ve gerçek hayattaki boyutunda olduğu ancak ışık bir 2D yüzeyden çıkmak zorunda olduğu için görüntüleme açısının sınırlı olduğu bildirilmektedir (https://www.nature.com/articles/d41586-018-01125-y).