İçindekiler
Dergi Arşivi

Bilim Teknoloji Sanayi Politikaları

Eğer yenilik, yeni bir şeyler ortaya çıkarmaksa bunu sağlayacak stratejilerde de yenilikçi olmak zorundayız

Doç. Dr. Cevahir UZKURT / Bilim ve Teknoloji Genel Müdürü

 

Onsekizinci yüzyılda İngiltere’den başlayarak Avrupa’ya yayılan sanayi devrimi, aklın sınırlarını zorlayan gelişmelere yol açmıştır. Bu gelişmeler belki önceki yüzyıllarda teknoloji bağlamında hiç olmadığı kadar hızlı bir süreci beraberinde getirerek buhar makinelerinden bugünkü çip teknolojilerine ulaşan bir yapının oluşmasına vesile olmuştur. Bu gelişmelerin yaşandığı ülkelerin sanayi devrimini yaşayamamış veya bu konuda geriden gelen ülkelere karşın ciddi bir rekabet üstünlüğü de yine bu dönemde ortaya çıkmıştır.

Göreceli Üstünlükler Teorisi ile Ricardo’nun da ortaya koyduğu üzere, ihraç edilen malların fiyatlarındaki farklılaşma, ülkelerin gelişmişliği arasındaki farklılaşma ile paralel hale gelmiştir. Özellikle yirminci yüzyılda katma değeri yüksek mallar üreten ve bunları ihraç eden ülkelerin bu başarılarının altında teknolojik gelişmenin olduğu fark edilmiş ve bugün gelişmekte olan ülkeler sanayileşmeye önem vermeye başlamıştır.

Yirminci yüzyılın son çeyreği ile birlikte artık sanayileşmenin ağır sanayi ürünlerinden yükte hafif pahada ağır mallara kaydığı gözlenmektedir. Dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip etmek ve bu gelişmelerden uygun şekilde faydalanmak küresel rekabet üstünlüğü ve halkın refahı için önem taşımaktadır.

Bu bakımdan teknolojinin ve yenilikçiliğin temel dayanağı olarak bilimsel bilginin üretimi ve kullanımı ile bilimsel yöntemlerin ilerlemeye nasıl eşlik ettiğinin de idrak edilmesi önemlidir. Bu bağlamda gelişmiş ekonomilerde ve bu ülkeleri yakından takip eden yükselen ekonomilerde bugün bilim, teknoloji ve sanayi politikalarının oluşturulmasında ve uygulanmasında birtakım yöntemlerin seçilerek ülke ve küresel koşullar göz önüne alınarak uygulandığını görüyoruz.

Daha genel anlamda, ülkelerin kendi yenilik stratejilerini uyguladıklarına şahit olmaktayız. Bu stratejiler sayesinde bir ülke diğerlerinden farklılaşmaktadır. Buna karşın, yükselen ülkelerin bazen “gelişmiş ülkelerin stratejilerini kullanmak” gibi düştükleri bir tuzak vardır. Söz konusu stratejiler belki de geçmişte gelişmiş ülkelerde kullanıldıklarında başarı sağlamışdır; ancak, bugün de aynı stratejilerin işe yarayacağı anlamı çıkarılmamalıdır. Gelişmekte olan ülkelerin aynı stratejileri uygulamaları, doğal kaynak ve zaman israfı anlamına gelebilir. Bu kapsamda, gelişmekte olan ülkelerde bu ülkelerin koşullarına uygun stratejilerin kullanılması gerekmektedir; aksi takdirde eski stratejilerle aradaki farkın kapanması mümkün olmayacaktır. Eğer yenilik, yeni bir şeyler ortaya çıkarmaksa bunu sağlayacak stratejilerde de yenilikçi olmak zorundayız. Bilim, teknoloji ve sanayi politikalarının bir ülkenin koşullarına ve küresel yapı içerisindeki mevcut konumuna ve avantajlarına bakılarak geliştirilmesi gerekmektedir.

Bu konuda iki politika aracından bahsedebiliriz: Öngörü çalışmaları ve Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği (KÜSİ) uygulamaları.

Öngörü, bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl yol alacağını önceden anlayabilme ve ona göre davranma şeklinde tanımlanmaktadır. Öngörünün bilim ve teknoloji ile bağının kurulması ile birlikte de teknoloji öngörüsü kavramı doğmuştur. Anlaşılacağı gibi, hangi teknolojik alanlara öncelik verilmesi ve/veya bir teknoloji alanında hangi alt alanlarının ön plana alınması gerektiği gibi sorulara cevap bulabilen bu yöntem önemli bir politika aracıdır.

Bu bağlamda, 22-23 Ekim 2013 tarihlerinde İstanbul’da Bakanlığımız ile İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) işbirliğinde gerçekleştirilen Bilgi Ekonomisi Küresel Forumu’nda öngörünün önemi, kapsamı ve yöntemleri üzerinde durulmuştur. Öngörü çalışmalarının artık yalnızca teknoloji boyutuyla değil, ekonomik ve sosyal boyutuyla da ele alınması gerektiği konuşulmuştur. Ayrıca, teknolojik öncelikler belirlenirken; ekonomik koşullar, ülkeye özgü gelişmeler, küresel etkiler ve istihdam gibi birçok unsurun göz önüne alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Öngörü önemli bir politika aracı olsa da bazı durumlarda etki değerlendirme veya performans endeksi gibi çalışmalar daha faydalı olabilir. Hangi yöntemin seçileceği tamamen konuya, duruma ve koşullara bağlıdır. Öte yandan, öngörü başarılı bir yöntem olarak geleceğin belirsizliğini azaltsa da tamamen ortadan kaldırmamaktadır.

Önemli bir diğer araç KÜSİ’dir. Günümüzde pek çok ülkede üniversiteler ile iş dünyası arasındaki etkin işbirliğinin yolları aranmaktadır. Bu bakımdan en önemli platformlardan birisi olan Teknoparklar veya Bilim Parkları akademisyenler ile sanayicilerin bir araya gelmesi için çeşitli olanaklar sunmaktadır. Bu platformlarda hem üniversitelerden hem de Kamu Araştırma Merkezlerinden araştırmacılar ile öğrenciler kendi şirketlerini kurarak veya bir firma ile çalışarak bilginin ticarileştirilmesine katkı sunmaktadırlar. Aynı şekilde, Özel Sektör Ar-Ge Merkezleri de araştırmacıların çalışabilecekleri alanlar sağlamaktadır. Buna ilaveten, kamu teşvikleri de önemli KÜSİ yöntemleri arasındadır.

Ülkemizde gerek bilim kurumlarımıza gerekse iş dünyasına yol göstermesi bakımından 2013 yılı içerisinde Bakanlığımız KÜSİ konusunda farkındalık artırıcı toplantılar düzenlemektedir. Bu yıl içerisinde toplam 26 Kalkınma Bölgesinde gerçekleştirilmeye devam edilen bu toplantılarda rektörler, akademisyenler, sanayiciler, yerel yöneticiler, Ar-Ge Merkezleri, Teknoparklar ve Kalkınma Ajansı temsilcileri ve diğer paydaşlar bir araya getirilerek tarafların bilinçlendirilmesine çalışılmaktadır. Toplantılar neticesinde oluşturulan Bölgesel Raporlar ile bir Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği Yol Haritası çalışmaları devam etmektedir. Bu bağlamda, gidilen her Kalkınma Bölgesinde anketler yoluyla hem algı hem de mevcut durumun ölçülmesine çalışılmaktadır. Bu sayede ülke genelinde sanayi yapısı, akademik yapı ve işbirliği arayüzleri bağlamında KÜSİ’nin yeterliliği ve etkinliği görülmüş olup kamunun yönlendiriciliğinde buna dair tedbirler ve öneriler getirilecektir.

Sonuçta, ülkelerin kendi stratejileriyle kendi koşulları çerçevesinde hareket etmeleri önemli bir konudur. Buradan çıkarılacak sonuç, diğer ülkelerin uzmanlarından ve deneyimlerinden yararlanılmaması değil, aksine başka deneyimlerden faydalanılması; ancak bunların ülke koşullarının potasında eritilebilmesi ve kendimize ait olanın stratejilerimize yansıtılabilmesidir. Bir ülkede bilim, teknoloji ve sanayi politikaları o ülkenin kalkınmasını ancak bu şekilde yönlendirebilir.