İçindekiler
Dergi Arşivi

Bilimin Öyküsü - II

Asuman ÖZDEMİR / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

Rönesans Sonrası Gelişmelerin Yer Aldığı Modern Bilim Aşaması
15. yüzyılda Batı Avrupa, Rönesans olarak adlandırılan büyük dönemin başlangıcındaydı. “Rönesans” yeniden doğuş anlamına gelir. Rönesans, insanın kendi üzerine eğildiği, kendini keşfettiği ve hümanist görüşün önem kazandığı bir dönemdir. Ortaçağ'da egemen olan Hıristiyan anlayışı bu dünyanın değerini, insanı öbür dünyaya hazırlayışıyla ölçmüştür. Oysa hümanistler insanın bu dünyadaki yaşamıyla ilgilenmişlerdir. Bütün bunlar insanın kendi üzerine eğilmesine, başka deyişle, insanın kendini keşfetmesine neden olmuştur. Bu dönem matematikte, özellikle trigonometri ve cebir alanlarında önemli çalışmaların yapıldığı bir dönemdir. Trigonometri, Regiomontanus, daha sonra Rhaeticus ve Bartholomaeus Pitiscus`un çabalarıyla ve cebir ise Scipione del Ferro, Nicola Tartaglia, Geronimo Cardano ve Lodovice Ferrari tarafından yeniden hayata döndürülmüştür. Yapılan çalışmalar sonucunda geliştirilen işlem simgeleri şu anda bizim kullandıklarımıza benzer denklemlerin ortaya çıkmasına olanak vermiş ve böylelikle denklem kuramı biçimlenmeye başlamıştır. Matematik özellikle Raffaello Bombelli, François Viète ve Simon Stevin ile altın çağına ulaşmıştır. En önemli gelişmeler astronomi alanında olmuştur. Kopernik, Yunan Dönemi'nden beri yürürlükte bulunan “Yer Merkezli Evren Kuramı”nın yerine, “Güneş Merkezli Evren Kuramı”nı kurmuş ve Yer’in, Güneş'in çevresinde dairesel bir yörünge üzerinde dolanan bir gezegen olduğunu savunmuştur. Böylece, Yer’in evrenin merkezinden kaldırılmasına bağlı olarak insanın evrendeki konumu da yeniden sorgulanmaya başlanmıştır. Tıp alanınsa ise Leonardo da Vinci ve Andreas Vesalius'un yapmış olduğu diseksiyon çalışmaları sonucunda çağdaş anatominin temelleri atılmıştır. Ayrıca Paracelsus, bütün varlıkların ortak bir temeli olduğu düşüncesinden hareket ederek, canlılar ve cansızların birbirinden farklı olmadıklarını ve temelde yedi öğeden oluştuklarını söylemiştir. Bu nedenle cansızların yapısını açıklarken kullanılan yasa ve ilkelerin, canlıların yapısını açıklarken kullanılan yasa ve ilkelerle özdeş olması gerektiğini savunmuştur. Ayrıca bu dönemde bulunan ve kullanılan barut, pusula ve matbaa doğa bilimlerinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir. Barutun icadı savaşmanın biçimini değiştirmiş, pusulanın icadı okyanus aşırı seferlerin yapılmasını sağlamış, bu yolla ticaretin genişlemesinin ve emperyalizmin yolunu açmış, matbaanın icadı ise din, felsefe ve edebiyat alanlarındaki yapıtların her kesime yayılması yoluyla kitlelerin aydınlanmasını sağlamıştır (Henry, 2016). Matbaanın, kültürün yayılmasında ve standartlaşmasında büyük bir önem taşıdığı açıktır. Baskı teknolojisi ise tek seferde, birbirinin aynı olan yüzlerce kopyayı yayımlamaya ve bir kitabın belli bir sayfasına gönderide bulunmaya olanak tanımıştır. Bu döneme kadar Doğu ve Batı birlikte çalıştılar ancak matbaayı reddeden İslam dünyası, Batı’ya iş birliğine son verdi.

Rönesans esnasında basımevlerinin sayısının artmasıyla bilgi güvence altına alındı ve ilk bilim akademileri olan Roma’daki Accademia del Lincei, Floransa’daki Accademia del Cimento, Londra’dali Royal Society ve Paris’deki Academie des Sciences 17. yüzyılda kuruldu. Kitaplar ve dergiler bu akademiler tarafından desteklendi (Sarton, 1997). 17. yüzyılın en büyük özelliği, bilimsel yöntemin, yani önermelerin doğruluğunun deneysel olarak sınanması yolunun ortaya çıkması ve buna bağlı olarak fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimlerin felsefeden bütünüyle ayrılmasıdır. Özellikle astronomi alanında Kepler ve fizik alanında ise Galileo ve Newton'un yapmış oldukları araştırmalar ve kurmuş oldukları kuramlar sonucunda bilimde çok büyük bir atılım gerçekleştirilmiş ve bilim, diğer düşünsel etkinlikleri yönlendiren bir düşünsel etkinlik konumuna yükselmiştir. Bu nedenle bu çağ, bilim tarihçileri tarafından “Bilimsel Devrimler Çağı” olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde çağdaş matematiğin temelleri atılmış ve Pierre de Fermat sayılar kuramını, Pascal olasılık kuramını, Leibniz ve Newton ise diferansiyel ve integral hesabı kuramını kurmuşlardır. Astronomi alanında ise Kopernik'in kurmuş olduğu Güneş Merkezli Evren Kuramı çerçevesinde yürütülen araştırmalar sonucunda Eudoxus, Aristoteles ve Batlamyus'tan beri savunulan “Yer Merkezli Evren Kuramı” yıkılmış ve Galileo ile Kopernik’in kuramı gözlemsel açıdan, Kepler ile kuramsal açıdan geliştirilmiş ve çağdaş astronominin temelleri atılmıştır. Böylece Kepler'in Elips Yörüngeler Kanunu ile gök mekaniğine giden yol açılmıştır.

Sonradan Sanayi Devrimi (1750-1900) olarak adlandırılacak olan bu gelişmelerin en belirgin niteliği, üretimin insan, hayvan, su ve rüzgâr gücü yerine buhar makinalarıyla gerçekleştirilmesidir. Atmosfer basıncında çalışan ilk pistonlu buhar makinası 1712'de İngiliz mucit Thomas Newcomen tarafından icat edilmiş ve 1769'da James Watt tarafından geliştirilerek sanayinin hizmetine sunulmuştur. Buhar makinalarını buharlı gemi (1807) ve buharlı lokomotif (1825) gibi ulaşım araçlarının geliştirilmesi izlemiştir (Özçep, 2014).

Yakınçağ'da Bilim: Bu dönemde bilginin doğasına ilişkin tartışmalar yoğunlaşmış ve Tümevarım Yöntemi Hume tarafından sorgulanmıştır. Fransız D'Alembert ve Diderot gibi araştırmacılar Rönesans'tan bu yana üretilen yeni bilimsel bilgi birikimini, “Ansiklopedi” adlı yapıtta bir araya getirmeye çalışmışlardır. Voltaire ise Newton'un Principia'sının Kıta Avrupası'nda tanınmasını ve yayılmasını sağlamıştır. Matematikte, Euler ve Lagrange integral ve diferansiyel hesabına ilişkin on yedinci yüzyılda başlayan çalışmaları sürdürmüş ve bu çalışmaların gök mekaniğine uygulanması sonucunda fizik ve astronomi alanlarında büyük bir atılım gerçekleştirilmiştir. Mesela Lagrange, “Üç Cisim Problemi”nin ilk özel çözümlerini vermiştir. Yakınçağ astronomi çalışmaları ile özellikle Herchell ve Halley'in yapmış oldukları gözlemler sonucunda Güneş sistemine ilişkin gözlemsel veriler artmış ve Güneş sistemindeki bütün gezegenlerin hareketlerinin matematiksel olarak gösterilebileceği öne sürülmüştür. Ayrıca fizik ve kimya alanlarının yardımıyla yıldızların yapısını inceleyen astrofizik ve evrenin yapısını inceleyen kozmoloji gibi yeni bilim alanları ortaya çıkmıştır. Özellikle astrofizikte Frounhofer ve Kirchoff'un, kozmolojide ise Kant ve Laplace'ın yapmış olduğu araştırmalar çığır açıcı niteliktedir. Bu dönemde elektrik konusuna yoğunlaşıldığı ve Gilbert ve Otto von Guericke'in ardından, Du Fay, Franklin, Cavendish, Coulomb, Galvani, Ampere ve Volta'nın çalışmaları sonucunda elektriğin bağımsız bir fizik dalı olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Ayrıca, ses, ışık, ısı ve enerjinin doğasını açıklamaya yönelik çalışmalar yoğunlaşmış ve bu fiziksel varlıklar arasındaki ilişkiler matematiksel olarak gösterilmiştir. Dalton, kimyasal tepkimeleri açıklamak için Atom Kuramı'nı, Young ise ışığa ilişkin çağdaş Dalga Kuramı'nı geliştirmiştir.

Sanayi Devrimi'nin temelleri bu dönemde atılmış ve bu sayede üretimde makinalar önemli rol oynamaya başlamıştır. Deniz ve kara araçlarının yanı sıra, hava araçları da geliştirilmiştir. Montgolfier Kardeşler'in bu alandaki çalışmaları sonucunda havacılığa ve uzay çalışmalarına giden yol açılmıştır. Kimyanın gelişmesine bağlı olarak madencilik ve metalurji sanayi de ilerlemiş, üretim biçimi ve buna bağlı olarak ürün verimi köklü bir değişim geçirmiştir (Özçep, 2014).

19. Yüzyıl Sanayi (Endüstri) Devrimi: Bu dönemde bilimle teknoloji yakınlaşmaya başlamış ve gündelik ihtiyaçların karşılanması maksadıyla bilimsel bilgi birikimi, teknolojinin hizmetine girmiştir. Özellikle bu yüzyılın ikinci yarısından sonra, teknolojideki gelişmeler yaşam biçimlerini değiştirmeye başlamıştır. Örneğin, kuramsal elektrik araştırmalarından elde edilen sonuçlar, hemen elektrik dinamosu ve motoruna, telgrafa, telefona ve diğer cihazlara dönüştürülmüş ve bunların yaygınlaşmasıyla dünya yeni bir çehre kazanmaya başlamıştır. Sanayi devriminin en önemli gelişmelerinden birisi, üretime yönelik araştırma laboratuvarlarının kurulmasıdır. Bu laboratuvarlarda geliştirilen ürünler, bunlara bağlı olan fabrikalarda seri olarak üretilmiş ve satışa sunulmuştur. Özellikle ABD'deki sanayi gelişiminde, gerek devlet ve gerekse özel sektör eliyle kurulan dev araştırma laboratuvarları etkin rol oynamışlardır. Bilimlerle felsefenin birbirlerinden kesin sınırlarla ayrıldığı bu yüzyılda, bilimlerde uzmanlaşmanın başladığı -bilim adamları öğrenme ve araştırma faaliyetlerini bir ya da birkaç saha ile sınırlandırmaya başlamışlardır- ve bilgi üretiminin ivmesinin inanılmayacak boyutlarda arttığı görülmektedir. Bu yüzyılda, çeşitli alanlarda elde edilen bulgulara dayanarak büyük çaplı bilimsel kuramlar doğmuştur. Fizikteki termodinamik ve elektromagnetik kuramları ile biyolojideki evrim kuramı bir alanın sınırlarını aşmış ve birçok uzmanlık sahasında tartışılır hale gelmiştir. Dönemin en belirgin özelliklerinden bir diğeri de, neredeyse Rönesans'tan beri beslenen bilim sevgisinin bu dönemde had safhaya ulaşmasıdır. Matematiğin altın çağı olarak nitelendirilen 19. yüzyıl boyunca bu bilimde birçok yeni alan ortaya çıkarmıştır. Bunlar arasında sayılar teorisi, grup teorisi ve genel fonksiyonlar teorisi sayılabilir. Sentetik ve analitik metotlar yeni bir geometri yaratmış, bu metotların fizik problemlerine uygulanması fizik biliminde muazzam gelişmelere yol açmıştır. 19. yüzyılda söz konusu edilmesi gereken matematikçilerin başında Fourier (1768-1830) gelmektedir. Fourier bir değişkenli fonksiyonun değişkenin katsayılarının sinüsleri açısından seriye açılabileceğini göstermiştir. Sir William Rowan Hamilton (1805-1865) Lagrange’ın diferansiyel hareket denklemlerini daha ileriye götürmüştür. Kinetik enerjiyi moment bir sistemin koordinatları cinsinden ifade etmiş ve Lagrange denklemlerinin hareketin belirlenmesi için birinci dereceden bir dizi diferansiyel denklemlere nasıl dönüştüğünü göstermiş ve kuarterniyonları bulmuştur. 19. yüzyılın en orijinal matematikçileri olarak Dedekind (1831-1916) ve George Cantor (1845-1918) kabul edilmektedir. Dedekind erken tarihlerden itibaren irrasyonel sayılarla ilgilenmeye başlamış, rasyonel sayılar alanının sürekli reel sayılar biçiminde genişletilebileceğini görmüştür. Cantor ise bugünkü kümeler kuramının kurucusudur. 1850’lerden sonra astronomide fotoğraf plağının kullanıma girmesiyle gök cisimlerinin fotoğraflarının alınması mümkün olmuştur. 1932’de ilk radyo teleskoplar kullanılmaya başlanmıştır. Herschel teleskopla gökyüzünü tarayarak evrende sabit yıldızların gelişigüzel topluluklar değil adacıklar, galaksiler oluşturduğu görüşünü ortaya koymuştur. Elektrikli telgraf 19. yüzyılın ilk yarısında geliştirilmiştir. İngiltere'de, Amerika'da birçok bilgin bu konuda çalışmışlar, elektriğin haberleşmede çok yararlı olacağını düşünmüşlerdir. Bunların içinde Amerikalı bilgin Samuel Morse (1791-1872) tam bir telgraf donanımı yapmayı başarmıştır (1837). Bundan sonra da telgraf tekniğinde birçok gelişmeler art arda sıralanmıştır. 19. yüzyılın diğer bir önemli olayı, kimyasal enerjinin elektrik enerjisine dönüşmesini sağlayan pillerdi. 1800 yılında İtalyan Giuseppe Volta (1745-1827) bir pil yapmış ve elektrik akımını üretmiştir. Danimarkalı Hans Oersted (1777-1851) sonraları birçok buluşa neden olacak olan elektrik akımının bir manyetik alan ürettiğini keşfetmiştir. Kendi kendini yetiştiren İngiliz dahi Michael Faraday (1791-1867) 1830'da mıknatıstan elektrik akımı elde etmiş, dinamoyu bulmuş ve klasik alan teorisini yaratmıştır. 1830-33 arasında elektroliz yasalarını da o formüle etmiştir. 1864'te İskoçyalı fizikçi James Clark Maxwell (1831-1879) manyetik ve elektrik kuvvetleri birleştirerek elektromanyetik kuvvetin denklemlerini türetmiştir. Böylece elektrik dalgalarının ışık hızı ile yol aldığı ve ışığın bir elektromanyetik dalga olduğu anlaşılmıştır. 19. yüzyılın ortalarında atomun yapısıyla ilgili çalışmalar hız kazanmıştır. Alman fizikçi Johann Hittorf içinde seyrek gaz bulunan bir cam borudan elektrik akımı geçirmeyi düşünür. Aynı yıllarda William Crookes bu fikri dener ve elektrotlardan birinin ışınlar çıktığını tespit eder. Birkaç yıl sonra Jean Perin bu ışınların negatif yüklü olduklarını bulur. Bunlara elektron adı verilir. Thomson bu parçacığın ağırlığını ölçmeyi başarmıştır. 1896 yılında Henri Becquerel tesadüf sonucu çekmeceye attığı uranyumun fotoğraf plağını kararttığını fark etmiş ve ilk radyoaktiflik belirtilerini gözlemlemiştir. 1910 yılında Lord Ernest Rutterford protonu keşfetmiştir. 1932’de Sir James Chadwick bunun nötr taneciklerden oluşan bir demet olduğunu açıklamıştır. Buna nötron adı verilir. Yakın zamana kadar bilim adamları temel parçacıkların proton, elektron, nötrondan ibaret olduğunu sanıyorlardı. Yapılan deneylerle bu parçacıkların daha küçük parçacıklardan oluştukları anlaşılmıştır. 1932 yılında Rutherford’un öğrencilerinden John Cockroft, E.T.S. Wolton ile proton ışınlarıyla nükleer trans mutasyonlar yaratmış ve çekirdeği delmeyi başarmıştır. Bu çalışmalar nükleer fiziğin modern çağının başlangıcını göstermektedir. 1841 yılında Alman bilim adamı J. Robert Mayer yaptığı bir deneyde havanın sıkıştırılması ile sıcaklığın meydana geldiğini göstermiştir. Enerjinin korunum ilkesi enerjinin yoktan var edilemeyeceğinin ve yok edilemeyeceğinin ifadesidir. Enerji ancak bir biçimden başka bir biçime dönüşebilir. Bu ilke daha sonra termo dinamiğin birinci yasası olmuştur. Termo dinamiğin ikinci yasası ise bir enerji değişiminde enerji yok edilemezse de harcanabilir. Merceğin kusurlarının giderilip büyütme ölçeğinin arttırılması gerek mikroskopik gerekse makroskopik canlı yapılarının daha iyi görünmesine olanak tanıyarak hücrenin daha iyi tanınmasını sağlamıştır. Böylelikle hücrenin çekirdeği, proptozlazması ve zarı hakkında daha ayrıntılı çalışmaların yapılması mümkün olmuştur. Bu çalışmalarla kromozom sayısı 48 olarak belirlenmiş daha sonra 46 olarak düzeltilmiştir (Özçep, 2014).

Yirminci Yüzyılda Bilim (Çağdaş Bilim): Bu dönemde “Büyük Patlama Kuramı” ortaya atılmıştır. Görelilik ve Kuantum kuramlarının ortaya çıkmasıyla birlikte, fizik alanı kavram ve kuramları açısından yeni temellere oturtulmuştur. Atom altı parçacıkların bulunmasından sonra Atom Kuramı bütünüyle yeni bir görünüme kavuşmuştur. Hücrenin yapısı ve işlevlerine ilişkin çalışmalar biyolojiyi büyük ölçüde etkilemiştir. Bunun yanı sıra genetik alanında çok önemli adımlar atılmış ve özellikle son dönemde yapılan araştırmalarla klonlama yöntemine götüren yol açılmıştır. Ayrıca kimyaya dayanan hormon çalışmaları tarım alanındaki verimi arttırmış; canlıların kökeni ve evrimiyle ilgili araştırmalar, yeni bilimsel bulgularla güç kazanmıştır. Yirminci yüzyıl teknik alanında önemli gelişmelere sahne olmuştur. 1903 yılında Wright kardeşler Flyer I ismini verdikleri ilk uçakla yerden havalanmış ve 59 saniye süreyle 260 metre uçmuşlardır. Daha sonraki yıllarda gaz tribünleriyle donatılan jet uçakları, 1960'larda ses üstü hızlara ulaşmıştır. 1895'te X ışınlarının bulunmasıyla başlayan bir dizi buluş nükleer çağın kapısını açmıştır. 1938'de atom çekirdeğinin parçalanması sonucunda açığa çıkan muazzam enerjinin kullanım şekilleri, bilim adamlarının topluma karşı sorumluluğu konusunu gündeme getirmiştir. Enrico Fermi'nin 1942'de zincirleme çekirdek reaksiyonlarının denetimini başarması, elektrik enerjisi üreten reaktörleri gündeme getirmişken, 1945'de Hiroşima'ya atılan atom bombası, insanların bilim ve teknolojiye bakışlarını ciddi şekilde sarsmıştır. Ancak bilimsel ve teknolojik bilginin üretilmesi ile kullanılması, birbirlerinden oldukça farklı süreçlerdir ve bunların üretiminden sorumlu tutulabilecek bilginlerin kullanımından da sorumlu tutulması doğru değildir. Constantin Eduardoviç Tsiolkovski (1857–1935) yaptığı bilimsel ve teorik çalışmalarla modern roket biliminin temellerini oluşturmuştur. Tsiolkovski, Dünya’nın çekiminden kurtulmak için gereken hızı doğru olarak hesaplamış, roket yakıtı olarak daha sonra gerçekten de kullanılacak olan sıvı oksijen ve sıvı hidrojeni önermiş, roketlerin birden fazla kademeden oluşmasının daha etkin olacağını ortaya koymuştur. Kendi döneminde yaşayan ve ilk sıvı roketi yapan Robert H. Goddard gibi bilim insanlarına ve de kendinden sonraki nesillerde yaşamış Sergey Korolyev ve Wernher von Braun gibi dönemin ünlü roket bilimcilerinin de aralarında bulunduğu birçok bilim insanına çalışmalarıyla ışık tutmuştur. Bu çalışmalar sonucunda İkinci Dünya Savaşı'nın en güçlü silahı olan V-2 roketleri doğmuştur (http://biliminsesi.org/sputnik-1/). 4 Ekim 1957 tarihinde ise Ruslar dünyanın ilk yapay uydusu olan Sputnik-1'i Dünya'nın yörüngesine oturtmayı başarmışlardır. 31 Ocak 1958'de ilk Amerikan yapay uydusu yörüngeye oturtulmuş ve uzaya uydu gönderilmesi bu tarihten sonra baş döndürücü bir hızla devam etmiştir. Amerikalılar, uzay çalışmalarını bir çatı altında toplamak için Ekim 1958'de NASA'yı (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) kurmuşlardır. 12 Nisan 1961'de ilk defa uzaya insanlı bir roket fırlatılmıştır. Vostok-1 adlı roketle birlikte uzaya çıkan bu ilk insan Rus Yuri Gagarin olmuştur. 21-27 Aralık 1968'de Frank Borman, James Lowel ve William Anders, Ay çevresini Apollo-8 ile dolaşmış ve inişe uygun yerleri tespit etmişlerdir. 20 Temmuz 1969 günü ise Neil Armstrong, Edwin Aldrin ve Michael Collins idaresi altındaki Apollo-11 uzay aracı Ay'ın Sessizlik Denizi denilen ıssız bir düzlüğüne inmeyi başarmış ve Neil Armstrong, Ay'a ayak basan ilk insan ünvanını elde etmiştir. Bu başarı, gezegenlere gönderilen insansız araştırma gemileri ve 1981'de uzay mekiğinin geliştirilmesiyle sürmüştür. Abaküsle başlayan hesap makinesi yolculuğu, otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascalın geliştirmesiyle devam etmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine geliştirmiştir. Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü İngiliz bilim adamı Charles Babbage'dir. Babbage'nin “Analitik Motor” adını verdiği cihaz belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi. Gerçek anlamda bilgisayarlar 1941 yılında Berlin'de Kondrad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Onun yaptığı bilgisayar elektron lambalarından oluşuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu. 1946'da, Amerikalı J. Presper Erchert ve John W.Mauchly, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. 17500 civarında elektron tüpü, 1500 röle, 70000 direnç ve 10000 kondansatörden oluşmuş 30 ton ağırlığındaki bu dev makina, on haneli beş bin sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu. Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu. Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin yanı sıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular (Özçep, 2014). 

Tablo 1. Keşifler ve İcatlar Sürecine Dönemsel Bir Bakış

Kaynak:  fbe.atauni.edu.tr/BilimEtik/2010.../bilim%20tarihi.ppt

  

Dönem

 

 

Bilimsel İlerlemeler

 

Enerji Kaynağı

M. Ö. 5000’e kadar

Tarım, hayvancılık, makara, palanga, tekerlek, dokuma, çömlekçilik, bitkisel hayvansal ilaçlar

 

İnsan, hayvan

 

M.Ö. 5000-M.Ö. 1000

Astronomi, yazı, matematik, geometri, takvim (Babil, Sümer, Mısır, Çin, Hindistan)

 

İnsan, hayvan

 

M.Ö. 1000- M.S. 400

Astronomi, fizik, mimarlık, mühendislik (Yunan Uygarlığı, Roma)

 

İnsan, hayvan, rüzgar

 

M.S. 400- M.S. 1450

 

Matematik, tıp, astronomi, kimya (İslam Dünyası)

 

İnsan, hayvan, rüzgar

 

M.S. 1450- M.S. 1700

Matbaanın ve barometrenin icadı, modern astronomi ve Newton mekaniği, Amerika’nın keşfi (Batı Avrupa)

 

İnsan, hayvan, rüzgar

 

M.S. 1700-M.S. 1850

Telgraf, buhar makinesi, lokomotif, fotoğraf, dikiş makinesi (Batı Avrupa)

İnsan, hayvan, rüzgâr, kömür-buhar

 

 

 

 

M.S. 1850- M.S. 1950

İçten yanmalı motor, dinamit, daktilo, telefon, fonograf, ampul, elektrikli tren, otomobil,  elektromanyetik dalga, gramofon, radyo dalgası, sinema makinesi, teyp, motorlu uçak, elektronik vakum tüpü, radyo, SONAR, faks makinesi, elektrikli buzdolabı, televizyon, radar, penisilin, helikopter, fotokopi makinesi, atom bombası, transistör (ABD, Batı Avrupa)

 

 

 

 

Kömür-buhar, hidroelektrik,   petrol, rüzgâr

 

 

 

M.S 1950-M.S 2000

Bilgisayar, uydu, lazer, kompakt disk, Windows işletim sistemi, World Wide Web, ATM cihazları, mobil telefon, genetik kopyalama, insanın gen haritasının keşfedilmesi (ABD, Batı Avrupa, Japonya)

 

 

 

Hidroelektrik,  petrol, doğalgaz,nükleer enerji, rüzgâr, güneş.

 Sonuç

Bilim ve teknoloji ayrılmaz bir ikilidir ( McClellan ve Dorn, 2013). Bilimin baş döndürücü gelişimi, insanın akıl sınırlarını zorlayan teknolojilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kanıtlanmış sonuçlar kısa süre içinde yaşantıyı etkileyen uygulamalar olarak insanoğlunun vazgeçilmezleri arasına girmektedir. Özellikle son 20-25 yılda gelişen internet, cep telefonu, kişisel bilgisayarlar, fiber optik, e-posta, hafıza depolama disketleri, DNA testleri, melez otomobiller, organik ışık yayıcı diyotlar, uzay mekiği, yapay zekâ ve nanoteknoloji sistemleri gibi bilimsel yenilik ve buluşların insanlık medeniyetinin geleceğini değiştireceğine kuşku yok. Ayrıca, bilgi teknolojileri, biyoteknik, gen tekniği, uzaya bağlı teknolojilerde meydana gelecek gelişmelerin, geleceğe ilişkin yaşantıları değiştireceği beklenmektedir.

Bunlara ilaveten Einstein’ın 100 yıl önce ortaya attığı “Kütle Çekim” teorisinin ispatlandığı günümüzde, keşfedilen yerçekimi dalgalarının evreni daha iyi anlamamızın yanı sıra başka teknolojilerin gelişmesini de sağlayacağı kesindir.

Doğayı anlama ve anlamlandırma kaygısıyla başlayan bilim yolculuğu, bilimin hızla gelişimiyle, gelecekte insanoğlunun doğaya seyirci kalmasından ziyade, doğa olaylarını yönlendirebilecek güce sahip olmasını sağlayabilir. Bu, ancak bilimin ölçülü ve temkinli bir şekilde ustalıkla ve bilgelikle kullanılmasıyla mümkündür.

 Kaynakça