İçindekiler
Dergi Arşivi

Dijital Dönüşüm Sürecinde İnsan, Toplum ve İstihdam

Ahmet Emre ÇOBAN / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Sanayi ve Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

 YAKIN DÖNEMDE YAPILAN ARAŞTIRMALARDAN DERLEME 2

“Dijital Dönüşüm Sürecinde İnsan, Toplum ve İstihdam” başlıklı derleme serisinin ilkinde, başta AB için Yetenek Havuzu Oluşturmak ve Dijitalleşme: Politika Oluşturmak, Hayatları İyileştirmek raporları olmak üzere, 2019 yılının ilk aylarında OECD tarafından yayımlanan analizler ele alınmıştır (Anahtar, Nisan 2019). Aynı zamanda söz konusu yazıda, sadece OECD değil, Dünya Bankası, Avrupa Endüstrisini Dijitalleştirme Forumu, Uluslararası İş Örgütü vb. oluşumların da yakın dönemdeki araştırma gündemlerini, dijital dönüşümün iş gücü, istihdam ve toplum üzerindeki etkileri merkezinde oluşturdukları belirtilmiştir.

Dünya Bankası, World Development Report başlığıyla her yıl yayımlamakta olduğu raporu, 2019 yılında ‘İşin Değişen Doğası’ başlığıyla çıkarmıştır. Rapor, işin dijitalleşerek dönüşen doğasını, iş yapma biçimleri, firmalar, iş gücü ve kamu politikaları çerçevesinde ele almaktadır. “Dijital Dönüşüm Sürecinde İnsan, Toplum ve İstihdam” başlıklı derlemenin ikinci bölümünü oluşturan bu yazı, Dünya Bankası tarafından ortaya konan rapordaki bulguları değerlendirmek üzere kaleme alınmıştır.

İşin Değişen Doğası
Raporun göndermede bulunduğu, Eurobarometer tarafından yakın tarihte yapılan araştırmaya göre, Avrupa Birliği vatandaşlarının dörtte üçü, çalışma koşul ve biçimlerinin teknolojiden faydalandığına inanmaktadır. Aynı grubun üçte ikisi, teknolojinin topluma genel manada olumlu etkileri olacağı ve yaşam kalitelerini daha da iyileştireceğini belirtmektedir. Ancak genel manadaki bu iyimserliğe karşın, teknolojinin istihdam üzerindeki etkileri konusunda endişeler de gözlenmektedir: Geleneksel iş yapma biçimlerinin yerini kimi sektörlerde daha esnek yapılara bırakması ve kuruluşların kısa vadeli sözleşmeler için bağımsız işçilerle sözleşme yapmaları (gig economy olarak ele alınan değişim), çalışma hayatında, sert bir yarışı ve güvensizlik ortamını teşvik eder niteliktedir. Rapor, bazı gelişmiş ve orta gelirli ülkelerde imalat sektöründe işlerin belirli ölçüde otomasyona kurban edildiğini doğrulamaktadır: Rutin -ve dolayısıyla görece kodlanabilir- görevler üstlenen işçiler, işlerini kaybetmeye en açık olanlardır. Yine de teknoloji, yeni işler yaratma, verimliliği artırma ve kamu hizmetlerini daha etkili aktarma gibi fırsatlar da sunmakta, yeni sektörler ve yeni işler üretmektedir.

İş dünyasında değişimin en sarih şekilde göründüğü alan, online alışveriş platformları olmuştur. Bu platformlar, herhangi bir endüstri sahasında yer almayan milyonlarca insana, ekonomiye dâhil olma imkânı yaratmıştır. Firmaların fiziksel sınırlarının ‘bulanıklaşması’ olarak ele alınan bu durum, geleneksel üretim süreçlerinden farklı oluşma ve büyüme dinamiklerine sahip, platform tabanlı küresel işletmeler ortaya çıkarmıştır. Sözgelimi 1943’te İsveç’te kurulan IKEA şirketi diğer Avrupa ülkelerine açılmak için 30 yıl beklemiş ve 70 yılı aşkın bir süre sonrasında 42 milyar dolarlık satış gelirlerine ulaşmışken, Çin merkezli dijital ticaret platformu Alibaba, iki yılda bir milyon kullanıcıya ulaşmış ve 15 yılda 700 milyar dolarlık satış hacmine sahip olmuştur (Şekil 1). Küresel ölçekte bu düzeyde yayılmış olmamakla birlikte, Hindistan merkezli Flipkart ve Nijerya merkezli Jumia gibi firmalar da, dijital platform merkezli hızlı büyüme örnekleri olarak ele alınmıştır. Ne var ki, bu ve benzer nitelikteki bütünleşik sanal marketler gizlilik hakkı, rekabet, vergilendirme gibi hususlarda yeni belirsizliklere yol açmış, yeni tedbir alanlarını gerekli kılmıştır.


Şekil 1. Teknolojik gelişmelerin firma büyüme ve yayılmalarına etkisi

İş dünyasının değişen doğasının ikinci bir yansıması, çalışma için gerekli temel becerilerin ve diğer vasıfların yeni baştan tanımlanıyor olmasıdır. En genel manada teknoloji, vasıfsız ya da düşük vasıflı iş gücüne duyulan ihtiyacı belirli oranda ortadan kaldırmaktadır. Bunun yanında, gelişmiş bilişsel becerilere, sosyo-davranışsal becerilere ve daha kolay adapte olmaya bağlı beceri kombinasyonlarına talep artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde son dönemde giderek belirginleşen bu talep modeli, gelişmekte olan ülkelerde de gün geçtikçe kendini daha fazla göstermektedir.

Üçüncü bir yansıma ise, ‘çalışanların yerini alacak robotlar’ fikridir ve bu varsayım, yaygın bir endişeye neden olmaktadır. Söz konusu tehdidin sanayi devriminden bugüne, farklı dönemlerde dile getirildiğini hatırlatan rapor, bu yöndeki tehditlerin ne kadar abartılmış olduğunun tarih tarafından öğretildiğini savunmaktadır. 1991’den bu yana sadece Portekiz, Singapur ve İspanya’da sanayi içi istihdamın payı %10’luk bir düşüş göstermiştir. İmalattan hizmetler sektörüne geçişi gösteren bu değişime, çeşitli gelişmişlik düzeylerindeki diğer ülkelerde rastlanmamaktadır. Bununla birlikte raporda, dünya çapında endüstriyel faaliyet gösteren robotların sayısının hızla arttığı da ortaya konmaktadır. 2019'a gelindiğinde 1,4 milyon yeni endüstriyel robot faaliyete geçecek ve dünya genelinde toplam sayı 2,6 milyona çıkacaktır. 2018'de işçi başına robot yoğunluğu Almanya, Güney Kore ve Singapur'da en yüksek değerlerini almıştır. Ancak bu ülkelerin hepsinde, robot yaygınlığına rağmen, istihdam oranı yüksek kalmaktadır.

İş dünyasında dijitalleşmenin bir diğer yansıması ise, gelişmekte olan ülkelerin birçoğundaki düşük nitelikli iş gücünün, genellikle teknolojiye erişimi zayıf olan kayıt dışı firmalarda, verimlilik düzeyi düşük işlerde çalışıyor olmasıdır. Yatırım ortamını iyileştirme yönünde, hemen her ülkede önemli tedbirler ortaya konmuş olmakla birlikte, son 20 yılda kayıt dışılığı azaltmada kat edilen mesafe sınırlı kalmıştır. Gelinen noktada kayıt dışı çalışanların payı, gelişmekte olan bazı ekonomilerde %90’lara çıkmaktadır (Şekil 2).

Raporda, dijitalleşmenin iş dünyasına yansımasının ele alındığı beşinci başlık ise sosyal medya olmuştur. Sosyal medya ve diğer dijital iletişim yolları, ülkeler arası eşitsizlik algısını doğrudan etkilemektedir. İnsanların daha gelişmiş toplumlardaki farklı fırsatlara ve yaşam tarzlarına dair bilgilerinin artması, söz konusu eşitsizlik hissiyle birlikte, yeni fırsatlara olan talebi de artırmaktadır. Raporda doğrudan bir olumsuzluk olarak sunulmayan bu durum üzerinden, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyüme için koşulların olgunlaşmakta olduğu yargısı ortaya konulmuştur.


Şekil 2. Gelir düzeyleri bazında kayıt dışı istihdam oranları

Hükümetler Neler Yapabilir?
Zorunlu eğitime başlangıç yaşının 6’dan 3’e düşürüldüğü Fransa örneğini vurgulayan raporu benzer diğer çalışmalardan kısmen de olsa ayıran, özellikle erken çocukluk dönemindeki gelişime kapsamlı yer ayrılmış olmasıdır. Bu bağlamda yalnızca eğitime değil, aynı zamanda sağlık ve yeterli / nitelikli besine ulaşım gibi faktörlere de dikkat çekilmiştir. Yeni teknolojilerin gerektirdiği bilişsel ve sosyo-davranışsal becerilerin önemli ölçüde 5 yaşa kadarki dönemde elde edildiğini veriler eşliğinde ortaya koyan rapor, geleceğe yatırım yapma kaygısı güden ekonomileri de bu doğrultuda politikalar oluşturmaya yönlendirmektedir. Yine bu bağlamda, Dünya Bankası tarafından yayımlanan beşeri sermaye endeksinde, sağlık ve eğitim yatırımları ile gelecek kuşakların verimliliği arasında kurulmuş bağlantı da dikkat çekicidir.

Özellikle OECD tarafından sıklıkla vurgulanan ‘değişen iş yapma biçimlerine bağlı sosyal koruma modellerinin oluşturulması’ konusuna, Dünya Bankası tarafından hazırlanan bu raporda da kayda değer bir yer ayrılmış, farklı bir sosyal koruma modeli ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Önerilen sosyal koruma sistemi, üç temel bileşenden oluşmaktadır: (1) sosyal yardım - güvenceye alınmış sosyal minimum; (2) sosyal güvenlik; (3) iş piyasası düzenlemeleri. Sosyal minimum, nüfusun büyük bir kısmına, hatta tamamına maddi destek sağlayan bir dizi sosyal yardım programından oluşmaktadır. İşin değişen doğasıyla birlikte iş gücü piyasalarının eskisine kıyasla çok daha fazla risk ve belirsizlik barındırması, bu yönde bir güvenceyi gerekli kılmaktadır. En yoksullara öncelik vermekle birlikte kademe kademe kapsamının genişletilmesi gerektiği önerilen bu sosyal yardım modelinin, başlangıçta yalnızca kayıtlı işçilere odaklanması, uygulanabilirlik koşullarını da güçlendirebilecektir.

Sosyal yardım mekanizmalarının geleneksel istihdam ve ücretlendirme biçimlerine bağlı olmayan sosyal güvenlik enstrümanlarıyla tamamlanması gerekmektedir. Esnek, kısa süreli sözleşmeli, serbest (freelance) ya da evden (home office) çalışan her türlü iş gücünün haklarını eşit ölçüde korumaya odaklanması gereken yeni sosyal güvenlik yaklaşımı, yoksullar için primleri sübvanse edecek ve sosyal yardımları da artıracak evrensel bir kapsamı da ortaya koymalıdır.

İş piyasasındaki risklerin artmasının yanı sıra yeni iş yapma biçimlerinin de ortaya çıkması, politika yapıcıların iş gücü piyasasına yönelik düzenlemelerini yeniden ele almalarını da gerekli kılmıştır. Kimi ülkeler iş piyasalarını, değişime uyum sağlama konusunda şirketlere ve çalışanlara destek olacak şekilde reforme etmektedir. (Bu bağlamda, kalıcı işlerin teşvikine yönelik olarak İtalya’nın son dönemdeki düzenlemeleri dikkat çekicidir.) Burada esas kritik olansa, güvenlik ve esneklik arasında doğru bir denge kurulmasını sağlamaktır. Birçok hükümet iş gücü piyasalarını daha esnek hâle getirme yönünde düzenlemelere başvurmuştur; ancak bu hükümetlerin yalnızca birkaçı, işçilerin tekrar işe alınabilmesi için gelir desteği ve yeniden istihdam yardımı alanlarında yatırımları hayata geçirmiştir. Firmalar düzeyinde esnekliğin arttırılması, sosyal yardım sisteminin güçlendirilmesi, aracılık platformları - iş arama yardımı programları ve işçilerin taleplerini alma mekanizmalarını güçlendirmeye yönelik düzenlemeler, bütünleşik bir biçimde ele alınmalıdır. İş gücü piyasasına nasıl girdiklerine bakılmaksızın tüm çalışanları gözetecek bir yaklaşım, dışlanan birçok işçiye ek koruma sağlayacaktır. Tüm bunlara ek olarak insanlığın ve toplumların birtakım mevcut kazanımlarını korumak amacıyla, ekonomik açıdan geçerliliğini kaybetmiş olan bazı işlerin muhafaza edilmesi de, yine iş piyasasına yönelik tedbirler arasında değerlendirilmelidir.

Gerek beşeri sermayeye yapılan yatırımların artırılması gerekse de sosyal koruma sistemlerinin yeniden yapılandırılması, kamu finansmanı için yeni mali alanlar oluşturmayı da zorunlu hâle getirmektedir. Emlak vergileri, şeker veya tütün vergileri, karbon vergileri vb. hükümetlerin gelirlerini artırma yolları arasındadır. Ek olarak birçok firmanın kârını artırmak için kullandığı vergi kaçınma imkânlarını ortadan kaldırmak da büyük kazanımlar getirebilir. Hükümetler en genel manada vergi politikalarını optimize edebilir ve vergi oranında artışlara başvurmadan geliri artırmak için vergi idaresini iyileştirebilir.
***
Bu derleme dizisinin sonraki yazısı, 3. Avrupa Endüstrisini Dijitalleştirme Forumu Raporu, bu forum kapsamında Vodafone firması tarafından yürütülen saha araştırması ile yayımlandığı koşulda önümüzdeki aylarda sunulacak benzer çalışmaları değerlendirmek üzere hazırlanacaktır.
Kaynak: World Bank (2019), World Development Report 2019: The Changing Nature of Work, Washington, DC: World Bank.