İçindekiler
Dergi Arşivi

Eğitim ve İstihdamda Verimliliği Artıracak Bir Politika: Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi

Osman Seçkin AKBIYIK / Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi Dairesi Başkanı (MYK)

 

Çağdaş uygarlığın ulaştığı bilgi düzeyini tanımlamada farklı görüşler bulunsa da, son 20 yıl içerisinde bilim ve teknolojideki baş döndürücü gelişmelerin meydana getirdiği bilgi patlaması ve bilgi teknolojilerinin toplumsal ve ekonomik gelişmeye sunduğu olanaklar dikkate alındığında, Toffler’in “üçüncü dalga” olarak betimlediği aşamanın “bilgi çağı”, bu dönemin öngördüğü toplumun da “bilgi toplumu” olarak adlandırılması mümkündür.

Enformatik yüzyıl ya da bilgi çağı, bilginin üretim için temel kaynak olduğu, bilgi üretimi ve iletiminin yaygınlaştığı, bilgi üretimi ve dağıtımında çalışanların çoğunlukta olduğu, sürekli öğrenme ve bilgilenme yoluyla değişim ve gelişimin kaçınılmaz hale geldiği yeni toplumsal ve ekonomik örgütlenme dönemini işaret etmektedir. Bilgi çağı, öğrenmeyi herkes için mümkün kılan yeni öğrenme türlerinin gelişmesine yol açtığı için “Sanayi Devrimi”nden sonra insanlığın bugüne dek tanık olduğu en önemli süreç olarak nitelendirilmektedir.

1900’lerin sonunda Berlin Duvarı’nın yıkılması, Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte yüzyılın ortalarında başlayan küreselleşme süreci daha da hızlanmıştır. Bu dönemde, küreselleşmenin ekonomik etkileri kadar kültürel etkileri de ülkeler ve toplumlar tarafından tecrübe edilmeye, ülkeler arasındaki sınırlar kalkmaya başlamıştır. Bir ekonomik işbirliği örgütü olarak kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğunun sosyo-kültürel alanları da içeren Avrupa Birliğine dönüşmesi, üye ülkeler arasında sermayenin serbest dolaşımının yanı sıra iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi kapsamında iş gücünün serbest dolaşımını da gündeme getirmiştir.

20. yüzyılın ortalarında başlayan ve özellikle son çeyreğinde yoğunlaşan bu gelişmeler, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da değişimi zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda, son yıllarda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çoğu, eğitim sistemlerini iyileştirmek ve çağın ihtiyaçlarına uygun hale getirmek amacıyla birçok yeniliğe imza atmaktadır. Bu yenilikler, sistem düzeyinde reformları, yeni kurumlar oluşturmayı, modern eğitim araç ve gereçlerinin sağlanmasını, öğretmenlerin mesleki bilgi ve beceri düzeylerinin yükseltilmesini ve okul yönetiminde yenilikler yoluyla öğretme-öğrenme sürecini geliştirmeye yönelik farklı politika ve uygulamaları kapsamaktadır.

Üretimin temel faktörlerinden birisi olan emeğin dolaşımının da, sermaye veya girişimci gibi serbest olması gerekliliği, iş gücünün sahip olduğu diploma, sertifika gibi yeterlilik belgelerinin anlaşılırlığı ve kabul edilebilirliğini öncelikli hale gelmiştir. A ülkesinde kurulu bir şirketin B ülkesinde kuracağı yeni üretim tesisinde A ülkesi vatandaşlarını istihdam edebilmesi için B ülkesi tarafından geçerli sayılan bir yeterlilik belgesine sahip olması şartı, ülkelerin önüne yeni bir problem çıkarmıştır. Bu problem, çok farklı özellik ve dinamiklere sahip eğitim ve öğretim sistemlerinde sunulan yeterliliklerin (diploma, sertifika vb.) anlaşılır ve karşılaştırılabilir olmamasıdır.

Tıpkı Sanayi Devriminin Birleşik Krallık topraklarında filizlenmesi gibi bu problemin çözümü de aynı topraklarda hayat bulmuştur: Ulusal Yeterlilik Çerçeveleri. Kolonyalist bir egemenlik yaklaşımına sahip Birleşik Krallık’ın, idaresi altındaki ülkelere kendi eğitim ve öğretim sistemini de transfer etmesi nedeniyle eğitim ihraç etme noktasındaki tecrübesi aşikârdır. Bu tecrübeye dayalı olarak, karmaşık ve anlaşılması zor, farklı eğitim sistemlerinin ortak bir yaklaşımla tanımlanması ve daha basit bir şekilde sunulmasının problemin çözümünde etkili olacağı düşünülmüştür. Böylece, bir yeterlilik belgesi almaya hak kazanmış kişilerin edinmiş olduğu kazanımların açık ve şeffaf bir şekilde tanımlanması, yeterliliklerin belirli ölçütlere göre seviyelendirilmesi ve ilişkilendirilmesi fikrine dayanan ulusal yeterlilik çerçevesi (UYÇ) yaklaşımı doğmuştur. Şüphesiz, sistem düzeyindeki reformlar arasından en dikkat çekici olanı UYÇ yaklaşımıdır.

UYÇ’ler, karmaşık ve anlaşılması güç eğitim sistemlerinin nihai çıktısı olan yeterlilik belgelerine ve uzun öğrenme süreçleri sonunda bireylerin edindiği bilgi, beceri ve yetkinliklerin tanımlanmasına odaklanmaktadır. Bu durum, eğitimde girdi odaklı yaklaşımdan uzaklaşılarak çıktı (kazanım) odaklı yaklaşımın benimsenmesi anlamına da gelmektedir. Biraz daha açacak olursak, geleneksel yaklaşımda öğrenenin kazanımlarından ziyade öğretilenlere odaklanılmaktayken; yenilikçi yaklaşımda ne öğretildiğinden çok, ne öğrenildiği öne çıkarılmaktadır. Eğitim faaliyetlerinin yeterlilikler ve öğrenme kazanımları odağında ele alınması eğitim sürecinde verimliliğin artmasını sağlamaktadır.

Bu noktada, küreselleşmenin ve dijitalleşmenin etkisiyle bilgiye erişimin kolaylaştığını, öğrenmenin yalnız eğitim kurumunda değil işyerinde, evde, internette gerçekleşen bir etkinlik haline geldiğini de göz ardı etmemek gerek. Elbette, yüzyıllardır insanlar kütüphaneler, kitaplar veya kitle iletişim araçları vasıtasıyla bilgiye erişmekte, işyerinde uygulayarak hatta aile içerisinde izleyerek ve taklit ederek yeni beceriler kazanmaktadır. Ancak, yenilikçi olan fikir, farklı öğrenme türlerinin de ihmal edilmemesi, sistemli bir yaklaşımla bu öğrenmeler sonucu edinilen bilgi, beceri ve yetkinliklerin bir yeterlilik belgesine dönüştürülmesidir. Verimlilik, istihdam edilen bireylerin sahip olduğu niteliklerin bir çıktısı olarak değerlendirildiğinde bireylerin mesleki becerilerini geliştirmeye yönelik öğrenme faaliyetlerinin taşıdığı önem net biçimde ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak, bu yeni yaklaşımların eğitim ve öğretim süreçlerinde verimliliği artırdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Nasıl, nerede ve ne zaman gerçekleştiğinden bağımsız olarak öğrenmenin sonuçlarına odaklanılması yeterlilik çerçevelerinin gelişimini hızlandırmıştır. Ulusal yeterlilik çerçevesi olarak tanımlanabilecek ilk çalışmanın hazırlıklarına 2000’lerin başında İskoçya’da başlanmasına rağmen, Ulusal Yeterlilik Çerçevesi adını resmi olarak ulusal düzeyde kullanan ilk ülke yine İngiliz Uluslar Topluluğuna mensup Yeni Zelanda olmuştur.

UYÇ’ler, küresel karşılaştırmaların ve uluslararasılaşmanın bir ürünü ve bu alanlardaki çalışmaların konusu olmaları nedeniyle birçok ülkede gündemi meşgul etmektedir. Farklı kıtalardaki birçok ülke, UYÇ hazırlama çalışmalarını başlatmış, UYÇ hazırlayan, hazırlama fikrini tartışan veya uygulamaya geçen ülke sayısı kısa sürede 150’ye yaklaşmıştır. Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülke olduğu dikkate alındığında, neredeyse her dört ülkeden üçünün UYÇ yaklaşımını değerlendirdiği sonucuna ulaşılabilir. UYÇ’lerin uygulanması, UNESCO, OECD, ILO gibi etkili uluslararası örgütler ve Avrupa Birliği kuruluşları tarafından yoğun olarak desteklenmekte, bu çalışmalar için mali yardımları yapılmakta hatta kredi desteği sağlanmaktadır.

UYÇ kavramını biraz daha derinlemesine açıklayacak olursak, yeterliliklere yönelik bir sınıflandırma sistemi olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada yeterlilik kavramına değinmekte fayda var; zira dilimizde çok yaygın kullanılan ve bilinen bir kavram değil. Yeterlilik, bireyin çeşitli öğrenme süreçleri sonunda edindiği kazanımların (bilgi, beceri ve yetkinlikler) belirli ölçütlere göre ölçülmesi ve değerlendirilmesi sonucunda yetkili bir kurum tarafından düzenlenen resmi belgeyi ifade etmektedir. Başka bir deyişle, yükseköğretim ve ortaöğretim mezunları için düzenlenen diplomalar, çıraklık eğitimini tamamlayanlar için düzenlenen Kalfalık ve Ustalık Belgeleri veya işbaşında edindiği öğrenme kazanımlarını sınavlarda başarıyla sergileyenlere düzenlenen MYK Mesleki Yeterlilik Belgeleri birer yeterliliktir. 30 yıl öncesine kadar yeterlilik kavramı esnaf, sanatkârlar ve mesleklerle sınırlı olmakta; okul ve üniversite diplomaları için kullanılmamaktayken günümüzde diploma ve sertifikaların tamamı yeterlilik olarak değerlendirilmektedir.

Yeterliliklerin, ölçme ve değerlendirme sonucunda elde edilmesi, ölçme ve değerlendirmede kilit rol oynayan öğrenme kazanımı yaklaşımını gündeme getirmektedir. Öğrenme kazanımları, bir öğrenme etkinliği sonucunda öğrenenden bilmesi, anlaması ve yapabilmesi beklenenleri ifade etmektedir. Böylelikle, öğrenme kazanımları, yeterliliğin içeriğine yönelik bilgi vermekte yani anlaşılırlığını artırmaktadır. Günümüzde modern yeterliliklerin tamamı, bireylerin bir yeterliliği elde etmek için sahip olması beklenen bilgi, beceri ve yetkinlik ifadelerinden oluşan öğrenme kazanımlarıyla tanımlanmaktadır. Yeterliliği, eğitimin süresi gibi geleneksel girdilerden ziyade öğrenenin başarması gerekenlerle tanımlamak, aynı zamanda hayat boyu öğrenme yaklaşımına uygun olarak yaygın ve serbest öğrenmelerin tanınmasına imkân sağlamaktadır.

Yeterlilik çerçeveleri, yeterlilikleri bir seviyeler hiyerarşisine göre sınıflandırmakta, karmaşıklık ve zorluklarına göre seviyelendirmektedir. Bir çerçevedeki seviyelerin sayısı, ulusal ihtiyaçlara bağlı olup yaygın tercih sekiz seviyeli çerçevelerden yanadır. UYÇ’ler kullanılarak bir sınıflandırma ve seviyelendirmeye tabi tutulan yeterlilikler, kişiler, işverenler ve eğitim kurumları tarafından daha kolay anlaşılır ve karşılaştırılabilir hale gelmektedir.

UYÇ’lerdeki seviyeler, öğrenme kazanımlarının farklı zorluk seviyelerini göstermektedir. Alt seviyeler genellikle temel, genel becerileri ve gözetim altında rutin işlemleri yürüten kişilerin sahip olduğu kazanımları; orta seviyeler genellikle bağımsız olarak çalışan, sorumluluk alan ve başkalarının işlemlerini gözden geçiren profesyonellerin kazanımlarını, ileri seviyeler ise süreçleri analiz etme, iyileştirme ve yeni bilgiler geliştirme kapasitesi ile bireyleri ve süreçleri yönlendirme ve yönetme yeteneğine sahip olma kazanımlarını tanımlamaktadır. İlk nesil UYÇ’lerde, en ileri seviyeler yükseköğretim yeterliliklerine ayrılmaktayken, bu durum güçlü bir iş piyasası boyutuna sahip olan ve hayat boyu öğrenmeyi destekleyen yeni nesil UYÇ’lerde değişmekte, mesleki/profesyonel yeterlilikler de ileri seviyelerde kendilerine yer bulmaktadır.

İyi bir kalite güvence sistemi ile desteklenmeleri halinde UYÇ’ler bireylerin gelişimine destek vermekte, eğitim ve işgücü piyasasında hareketliliği artırmakta ve kişilerin hayatları boyunca eğitimin çeşitli ve ileri seviyelerine erişimlerinin kolaylaşmasına yardımcı olmaktadır. Eğitim ve öğretim kurumları, daha tutarlı ve uyumlu yeterlilikler geliştirebilmektedir. İşverenler, yeterlilikleri daha kolay anlamakta ve onlara güven duymakta, işe alım ve eğitim süreçlerinde UYÇ’lerden faydalanabilmektedir. UYÇ’ler ayrıca, bir ülkedeki yeterliliklerin uluslararası tanınırlığına da katkıda bulunabilmektedir.

UYÇ’ler doğaları gereği dinamik araçlardır; politik etki ve nüfuz mekanizmaları aracılığıyla küresel olarak yayılmaları; eğitim ve öğretim sisteminde değişim aracı olarak kullanılmaları nedeniyle dinamiktir. Ayrıca UYÇ’ler, bir etkinlik değil, eğitim ve öğretim sisteminin öğrenenler, paydaşlar, sosyo-ekonomik ve politik çevre ile karmaşık etkileşimler içerisinde bulunmasını içeren uzun bir süreç olmaları nedeniyle dinamiktir.

Ancak UYÇ’ler literatürde, standart geliştirme, yeterlilik hazırlama ve kalite güvencesinin sağlanması gibi fonksiyonların nasıl gerçekleştirildiğini gösteren organizasyon şemalarıyla desteklenmiş seviye ve sektör matrisleri veya öğrenme alanları gibi statik terimlerle tasvir edilmektedir. UYÇ’leri bu şekilde betimlemek, onların dinamik özelliklerini göz ardı etmekle kalmamakta aynı zamanda hazırlanmalarının oldukça mekanik bir konu olduğunu ima etmektedir. Bu bakış açısına göre, öncelikle uygun özellikler seçilmekte, dikkatli bir tasarım ve doğru bir kurulum yapılmaktadır. Bu talimatlar izlendikten sonra UYÇ, bir makine gibi prize takılmakta, düğmesine basılmakta ve anında çalışmaya başlamaktadır. Oysa ki, gerçek durum bu kadar mekanik ve kolay değildir. UYÇ’lerin geliştirme süreçleri uzun zaman alan ve etkileri orta-uzun vadede ortaya çıkan dinamik varlıklar olmaları nedeniyle etkilerine dayalı uygun kanıtların toplanması da ancak uzun vadede mümkün olmaktadır. Türkiye’nin ulusal yeterlilik çerçevesi geliştirme macerası da uzun süre almış ve oldukça meşakkatli olmuş; 2010 yılında başlayan hazırlık çalışmaları ancak 2016 yılında tamamlanabilmiştir.

Ülkemizde “yeterlilik” kavramı günümüzdeki anlamından daha dar bir kapsamda, 1970’li yılların sonlarından itibaren mesleki eğitimde kullanılmaya başlanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) yürütülen farklı projeler kapsamında mesleklere göre işgücü ihtiyaçlarının belirlenmesinde mesleki becerilerin, düzeylerin ve standartların ele alındığı görülmektedir. 1990’lı yıllarda ise hem mesleki eğitimde hem de iş dünyasında “yeterlilik” kavramı ve ulusal yeterlilik sistemi sıklıkla gündeme gelmeye ve meslek standartları hazırlanmaya başlamıştır.

Türkiye Yeterlilikler Çerçevesini (TYÇ) hazırlama çalışmalarının kökeni, 2002-2007 yılları arasında yürütülen Mesleki Eğitim ve Öğretim Sistemini Güçlendirme Projesine (MEGEP) kadar uzanmaktadır. MEGEP kapsamında ulusal yeterlilik sisteminin oluşturulmasını da içeren bir ulusal reformun uygulanması yoluyla mesleki eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması hedeflenmiştir. Söz konusu proje kapsamında ulusal yeterlilik sisteminin kurulması, işletilmesi ve bu sistem içerisinde bir UYÇ hazırlanması gibi hedefler gündeme gelmiştir. 1991 yılından beri üzerinde çalışılmakta olan Mesleki Yeterlilik Kurumunun (MYK) kurulması ve UYÇ hazırlama görevinin de MYK’ya tevdi edilmesi, MEGEP’in en önemli çıktılarından biridir.
Avrupa Birliğinde kabul gören ilke ve yaklaşımlarla uyumlu bir ulusal yeterlilik sistemi kurmak ve işletmek üzere 5544 sayılı Kanunla 2006’da kurulan MYK’nın 2008’de aktif faaliyete başlamasıyla UYÇ hazırlama çalışmaları da gündeme alınmıştır. 2010 yılı Temmuz ayında Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edilen ve Resmi Gazete’de yayımlanan İstihdam ve Mesleki Eğitim İlişkisinin Güçlendirilmesi Eylem Planının (İMEİGEP) öncelik alanlarından ilki olan “Ulusal Yeterlilik Çerçevesinin Oluşturulması” alanında, söz konusu faaliyetin MYK sorumluluğunda, MEB ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) işbirliğinde yürütüleceği belirtilmiştir.