İçindekiler
Dergi Arşivi

Eşitlik İş Demektir

Dr. Arzu ÖZYOL / Uluslararası İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Federasyonu Birleşmiş Milletler’den Sorumlu Başkan Yardımcısı

 

Giriş
Kadınların, tüm sektörlerde ve her düzeyde, ekonomik yaşamın içinde yer almaları güçlü ekonomilerin yapılandırılması, daha istikrarlı ve adil toplumların oluşturulması, kalkınma, sürdürülebilirlik ve insan hakları anlamında, üzerinde uluslararası mutabakat sağlanmış hedeflere ulaşılması, kadınların, erkeklerin, ailelerin ve toplumların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi, şirketlerin yönetimlerinin ve hedeflerinin saygınlaştırılması için yerine getirilmesi gereken temel bir zorunluluktur.

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de iş piyasaları kadınlara yönelik ayrımcılık unsurları barındırmaktadır. Oysaki bir ülkenin “gelişmiş” olarak kabul edilmesinin en önemli göstergelerinden biri, o ülkedeki kadınların ekonomik ve sosyal hayata erkeklerle eşit oranda ve etkin bir şekilde katılıp katılmadığı, refahtan kendi payına düşeni ne oranda aldığıdır. Kadınların ekonomik ve sosyal hayata katılımında en önemli kriterlerin başında ise kadın istihdamı oranı gelmektedir. Dikkatle incelendiğinde görülecektir ki “gelişmiş ülkeler” olarak adlandırılan ülkelerin hemen hepsinde ortak olan nokta, bu ülkelerdeki yüksek kadın istihdam oranlarıdır ve bu durumu bir tesadüf olarak değil, bu yönde izlenen devlet politikalarının bir sonucu olarak görmek, daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. Nitekim bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerinin de içinde yer aldığı Avrupa Birliği’nde 2012 yılı verilerine göre kadın istihdamı oranı % 68.4 ve Amerika Birleşik Devletleri’nde % 56 oranlarında iken ülkemizde kadınların iş gücüne katılma oranı % 29, 5’dur.

Uluslararası standartlar, fırsat kapılarının herkese açık olmasına ilişkin ortak düşümüze ışık tutmaktadır. İnsanların şiddetten uzak yaşadığı bu düşte, devletler yasal çözümler uygulamakta, kadın, erkek ve çocukların insan haklarını korumakta, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetleri eksiksiz yerine getirmektedir. Uluslararası anlaşmalar ise ulusal düzeydeki yasalar için bir bilgi kaynağı oluşturmakta ve kurumların ortak değerleri benimsemelerine destek olmaktadır. Bu nedenle ülkemizdeki kadın istihdamını değerlendirmeden önce cinsiyete duyarlı iş piyasalarının uluslararası seviyede değerlendirilmesi doğru olacaktır.

Kadın İstihdamı ve Avrupa Birliği
AB’ye uyum süreci çerçevesinde; ülkemizde, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik gerekli yasal düzenlemelerin hemen hemen tümü gerçekleştirilmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygın olarak sağlanması yasal düzenlemelerin yapılması kadar toplumsal ezberlerin bozulmasına ve iş ve aile yaşamının uzlaştırılmasını kolaylaştıracak sosyal hizmetlerin paralel olarak devreye sokulmasına da bağlıdır. Ülkeler arasında farklılıkları ortadan kaldırmak mümkün olmasa da Avrupa Birliği gibi oluşumlar uyguladıkları ortak politika ve yasal sistemlerin revizyonu ile ulus devletler arasındaki farkları en azından yasal ve yönetsel anlamlarda ortadan kaldırma eğilimi taşımaktadırlar. Avrupa Birliği’nin oluşumundan bu yana kadın ve erkekler arasında eşitliğin sağlanması Birliğin ajandasında önemli bir yer almıştır.

Avrupa Birliği’nin ilgili kurumları, kadın-erkek eşitliği politikalarında, feminist tartışmalara zemin teşkil eden üç farklı yaklaşımı aynı anda kullanıyor gibi görünmektedir. İlk yaklaşıma göre kadın ve erkeğin aynı olduğu varsayılmaktadır. Bu anlamda eşitlik, kadınlara erkek gibi davranmayı gerekli kılmaktadır. Yaklaşımın eleştiricileri, cinsiyet eşitliğini bu şekilde kavramlaştırmanın erkekliği norm olarak ele aldığına dikkat çekmektedir. Kadın ve erkek arasındaki farklılığa vurgu yapan ikinci kavramlaştırma ile kadınların farklı olarak değerlendirilmesi gerektiği çünkü kadınların erkeklerden farklı oldukları ileri sürülmektedir. Diğer bir deyişle, kadınların ve erkeklerin farklı katkıları eşit olarak değerlendirilmelidir. Cinsiyet eşitliğinin kavramsallaştırmasına ilişkin üçüncü yaklaşım ise, var olan toplumsal cinsiyet ilişkilerinin dönüştürülmesidir. Eşitlik perspektifi etrafında geliştirilen politikalar daha çok kadınlar ve erkekler arasındaki farkları istihdam alanında ortadan kaldırmayı hedeflemiştir: örneğin, kadın ve erkekler için eşit istihdam oranı, eşit işsizlik oranı ve eşit ücret. Bu alanlarda kadın ve erkeğin aynı olmasına yapılan vurgu ile cinsiyet eşitliğinde aynılık kurgulanmıştır. İkinci akım politikalar ise daha çok kadınlara özel politikalar olarak planlanmıştır. Farklılıklara odaklanarak kadınların yaptıkları aktivitelere yoğunlaşan bir dizi politika aracı vardır. Örneğin, bu politikalardan en önemlisi çocuk bakımı konusunda konulan hedefler ve programlardır. Barcelona’da toplanan Avrupa Komisyonu 2010 yılında 3 yaş üstü çocukların % 90’ına bakım hizmetleri verilmesini hedef koymuştur. Bu hedef 3 yaş altı çocuklar için ise % 33’tür. AB’nin cinsiyet eşitliğine ilişkin takındığı üçüncü perspektif ise ev içindeki geleneksel kadın erkek rollerinde ve istihdam alanında toplumsal cinsiyet rollerini dönüştürmektir. Çocuk ve diğer bakıma muhtaçların bakımı için uygulanacak politikalar aracılığıyla aile ve iş yaşamının uyumlaştırılmasına özel bir önem verildiği vurgulanmaktadır. Bu alanda geliştirilen politikalar kadın ve erkek arasında hem mesleki hem de aile içi sorumlulukların paylaşımını artıracaktır ve belli bir izin sürecinden sonra işe dönüşü sağlayacaktır. Fakat iş gücü piyasası araçları ve devletler tarafından sağlanan hizmetler yoluyla uygulamaya konan bu tür politikalar toplumsal cinsiyet rollerinde ve toplumsal algılarda dönüşüm yaratmaktan uzak görünmektedir. Bunlara ek olarak, çalışmanın kültürel algısı ve ideal çalışanın kim olduğuna ilişkin yapıların da dönüşmesi gerekmektedir.

AB’nin gelecekteki yapısı üzerinde önemli kararların alındığı Lizbon Stratejisi’nin, Birliğin sosyal politikaları anlamında bir dönüm noktası olduğunu söylemek mümkündür. Lizbon Stratejisi ile kadınların erkeklerle eşit oranda fırsatlara erişimlerinin garanti altına alınması istenmektedir. Lizbon Stratejisi’nde; 2010 yılı itibarıyla genel istihdamın % 70 olması, kadın istihdamı oranının ise en az % 60’a ulaşması ve bu hedefe ulaşılabilmesi için hayat boyu öğrenme faaliyetlerinin yürütülmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması, çalışma ve iş hayatının dengelenmesi (özellikle çocuk bakım hizmetleri) ve istihdam kurumlarının güçlendirilerek istihdam edilebilirliğin artırılması öngörülmektedir.

2010 yılında kabul edilen Kadın Şartı, AB’nin cinsiyet duyarlı bakış açısının bir diğer teyitidir. Öncelik alanları -eşit ekonomik bağımsızlık; eşit ve eş değerde işe eşit ücret; karar almada eşitlik; cinsiyet temelli şiddetin sona erdirilmesi ve dış ilişkilerde toplumsal cinsiyet eşitliği- olarak belirlenen Kadın Şartı ile 5 yıl süresince bütün politikalara bir cinsiyet perspektifi yerleştirilmesi amaçlanmaktadır. Kadın Şartı’na göre; eğitim, iş gücü piyasası ayrımları, belirsiz çalışma koşulları, zorunlu yarı zamanlı çalışma ve bakım sorumluluklarının erkek ile kadınlar arasında dengesiz dağılımı kadınların ekonomik bağımsızlığını etkileyen unsurlardır. Birlik, bu şart ile kadın potansiyelinin ve yeteneklerinin tam olarak kullanılmasının, iş gücü piyasasında daha iyi cinsiyet dağılımının ve kadınlar için daha kalifiye işlerin sağlanmasına ilişkin taahhüdünü tekrar teyit etmektedir.

Lizbon Stratejisi hedeflerine ulaşılmasının ardından bir ileri adım daha atan Avrupa Birliği, Avrupa 2020 Stratejisi ile 2020 yılı itibarıyla birlik genelinde hem kadınlar hem erkekler için istihdam oranı hedefini % 75 olarak belirleyerek kadınların iş gücü piyasasına daha çok dâhil edilmesi gerekliliğine vurgu yapmıştır.

Kadın İstihdamı ve Birleşmiş Milletler
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması Birleşmiş Milletler’in temel hedeflerinden biri olup vazgeçilmez ve devredilemez bir insan hakkı olarak kabul edilmektedir. Birleşmiş Milletler’e göre kadın ve erkek arasında eşitliğin sağlanamaması gelişim önünde bir engel ve insani kalkınma yolunda bir çıkmazdır.

Birleşmiş Milletlerce 1979 yılında kabul edilen “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi” (CEDAW), Birleşmiş Milletler bünyesinde yer alan sekiz temel insan hakları sözleşmesinden biridir. Herbiri güçlü normatif temellere olan ihtiyaç nedeniyle ortaya çıkan tüm Birleşmiş Milletler süreçleri kendi içlerinde büyük önem addediyor olsa da içinde bulunduğumuz yılın 1995 Dünya Konferansı’nın 20. yılına denk gelmesi nedeniyle bu çalışmamda Pekin Eylem Platformu’na ağırlık vermek istiyorum.

1995 yılının Eylül Ayı’nda, 189 ülkeden gelen hükümet temsilcileri ve 30.000 aktivist, 4. Kadın Dünya Konferansı’na katılmak için Çin’in Pekin Kentinde ortak düşlerini gerçekleştirmek için bir araya geldiler. Aktivistlerin ciddi baskı grupları oluşturarak- hükümet temsilcileri arasında iki hafta boyunca sürdürülen ateşli politik tartışmalar sonucunda hazırlanan- sonuç bildirgesi üzerinde oynadıkları rolün 1980’li yılların başından itibaren söylene gelen “yönetişim” anlayışının pratikteki ilk örneği olduğunu söyleyebiliriz. Sürecin sonunda, kadınların güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için belirlenen önceliklere yer verilen Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu dünyaya duyuruldu.

Pekin Eylem Platformu’nun çerçevesini oluşturan 12 öncelikli alanın(Öncelikli alanlar: Kadın ve Çevre, Karar Mekanizmalarında Kadın, Kız Çocukları, Kadın ve Ekonomi, Kadın ve Yoksulluk, Kadına Yönelik Şiddet, Kadının Insan Hakları, Kadınların Eğitimi ve Öğrenimi, Kadınların Gelişimi Için Kurumsal Yapılar, Kadın ve Sağlık, Kadın ve Medya, Kadın ve Silahlı Çatışmalar) aradan 20 yıl geçmesine rağmen süregelen mücadeleye rehber olduğunu söylemek mümkündür. Pekin Eylem Platformu’yla; kadınların özgür oldukları, kendine ilişkin kararları bağımsız olarak aldıkları şiddetten uzak yaşadıkları, eğitimlerini sürdürebildikleri, karar süreçlerine dâhil oldukları ve iş piyasalarında erkeklerle rekabet edebildikleri bir dünyaya duyulan özlem gözler önüne serilmiştir. Yaşamın her alanında cinsiyet eşitliğini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen Pekin sürecinden bu yana geçen 20 yıl boyunca beş yıllık periyodik aralıklarla gerçekleştirilen gözden geçirme toplantıları, ulusal seviyelerde alınan hukuki ve politik önlemler sonucunda kadınların yaşamında olumlu değişimler olmuşsa da toplumsal cinsiyet eşitliğinin tamamiyle sağlandığını söylemek mümkün değildir. Kadınlar hâlâ şiddete maruz kalmakta, kendi yaşamlarına ve bedenlerine dair kararları ailelerindeki erkeklerin onaylarını almadan verememekte ve daha da kötüsü birçok kadın bu durumun hayatın doğal akışına uygun olduğunu düşünmektedir.

Pekin Eylem Platformu’nun 20. yılı münasebetiyle, 9-20 Mart 2015 tarihleri arasında New York’ta gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler Kadınların Statüsü Komisyonu’nun 59. oturumunda, Pekin Eylem Platformu üzerinde çalışılarak kadınların güçlenmesini kolaylaştıracak yeni fırsatların önü açılacaktır. Güçlü kadınlar kendilerinin olduğu kadar sağlıklı ve eğitimli aile bireylerinin de garantisidir. Bir diğer ifadeyle, güçlü kadın yoksullukla mücadelenin itici gücüdür.

Türkiye’deki genel durumu değerlendirmeden önce Pekin Eylem Platformu’nun kadın yoksulluğu ve kadın istihdamı ile doğrudan ilişkili stratejik hedeflerini gözden geçirmenin doğru olacağı kanısındayım. Bugün dünyamızda, büyük bir çoğunluğu kadın olan 1 milyardan fazla insan, daha çok gelişmekte olan ülkelerde, kabul edilemez yoksulluk koşullarında yaşamaktadır. Yoksulluk karmaşık, kökü hem ulusal hem de uluslararası çok boyutlu bir problemdir. Dünya ekonomisinin küreselleşmesi ve ülkelerin derinleşen karşılıklı bağımlılıkları, sürekli ekonomik büyüme ve kalkınma için mücadeleler ve fırsatlar sunduğu kadar dünya ekonomisinin geleceği için riskler ve belirsizlikler de sunmaktadır. Belirsiz küresel ekonomik ortama, ekonomik yeniden yapılanma kadar, belirli sayıda ülkede, devamlı, üstesinden gelinemez düzeylerde dış borç ve yapısal uyum programları eşlik etmektedir. Buna ek olarak her türden çatışma, insanların yerinin değiştirilmesi ve çevresel bozulma, hükümetlerin, kendi nüfuslarının temel ihtiyaçlarını karşılama kapasitesini zayıflatmıştır. Dünya ekonomisindeki dönüşümler, bütün ülkelerdeki sosyal kalkınma parametrelerini tamamen değiştirmektedir. Önemli bir yönelim, ölçüsü bölgeden bölgeye değişmekle birlikte kadının yoksulluğunun artması olmuştur. Ekonomik güç paylaşımındaki cinsiyet eşitsizliği de kadınların yoksulluğuna katkıda bulunan önemli bir unsurdur. Göç ve bunu takiben aile yapısında meydana gelen değişiklikler, özellikle birçok kişiye bakmakla yükümlü olan kadınların yükünü daha da ağırlaştırmıştır. Makroekonomik politikaların bu tip yönelimlere cevap verecek şekilde yeniden düşünülmesi ve düzenlenmesi gerekmektedir. Bu politikalar neredeyse tamamen resmi sektörde yoğunlaşırlar. Ayrıca bu politikaların kadınların önceliklerini engelleme ve kadınlarla erkekler üzerindeki farklı etkilerini göz önüne almama eğilimi vardır. Bu nedenle cinsiyet analizinin politika ve programların büyük bir bölümüne uyarlanması, yoksulluğu azaltma stratejileri için kritik bir önem taşır. Yoksulluğu ortadan kaldırmak ve sürdürülebilir kalkınmayı başarmak için, kadın ve erkeklerin yoksulluğu yok edecek stratejilerin, makroekonomik ve sosyal politikaların formülasyonuna tam ve eşit olarak katılmaları gerekir. Pekin Eylem Platformu, hükümetlere geliştirdikleri yoksullukla mücadele stratejilerini cinsiyet merceğinden geçirmelerini kolaylaştıracak 4 stratejik hedef vermektedir:

Stratejik Hedef A.1. Yoksulluk içindeki kadınların ihtiyaçlarına ve çabalarına cevap veren makroekonomik politikaları ve kalkınma stratejilerini gözden geçirmek, benimsemek ve uygulamak.
Stratejik Hedef A.2. Yasaları ve idari uygulamaları, kadınların eşit haklarını ve ekonomik kaynaklara ulaşmasını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlemek.
Stratejik Hedef A.3. Tasarrufa, kredi mekanizmalarına ve kurumlarına ulaşmalarını sağlayarak kadınları desteklemek.
Stratejik Hedef A.4. Cinsiyete dayalı metodolojiler geliştirmek ve yoksulluğun kadınla özdeşleşmesini ele alacak araştırmalar yapmak.

Kadınlar erkeklere oranla daha fazla engelle karşılaştığından ekonomik bağımsızlığa ulaşamamakta, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için sürdürülebilir bir geçim yolu sağlayamamaktadırlar. Toprak, doğal kaynaklar, sermaye, kredi, teknoloji ve diğer üretim araçlarına sahip olmalarını veya ulaşabilirliklerini önleyen yasal ve geleneksel engeller kadar ücret farklılıkları, kadının mesleki sağlığı ve güvenliği açısından kötü çalışma koşulları, düşük beceri düzeyleri, esnek olmayan çalışma koşulları ve aile sorumluluklarının erkekler ve toplum tarafından yetersiz paylaşılması dâhil pek çok neden kadınların ekonomik ilerlemesini engellemeye devam etmektedir. Oysaki önemli politik, ekonomik ve sosyal dönüşümlerden geçmekte olan ülkelerde kadınların yetenekleri, daha iyi kullanıldığı takdirde, kendi ülkelerinin ekonomik yaşamına önemli bir katkıda bulunabilir. Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar üretim faaliyetleri dışında bırakılarak sürdürülebilir anlamda bir kalkınmanın yakalanması mümkün değildir. Pekin Eylem Platformu, hükümetlere kadın istihdamının desteklenmesini kolaylaştıracak 6 stratejik hedef öngörmektedir:

Stratejik Hedef F.1. İstihdama, uygun çalışma koşullarına ve ekonomik kaynakların kontrolüne ulaşabilirlik dâhil, kadınların ekonomik haklarını ve bağımsızlığını yaygınlaştırmak.
Stratejik Hedef F.2. Kadınların, kaynaklara, istihdama, piyasalara ve ticarete eşit şekilde ulaşmasını kolaylaştırmak.
Stratejik Hedef F.3. Özellikle düşük gelirli kadınların iş bulabilmelerine yönelik hizmetlere, mesleki eğitim ve iş piyasalarına, bilgiye ve teknolojiye ulaşmalarını sağlamak.
Stratejik Hedef F.4. Kadının ekonomik kapasitesini ve ticari ağları güçlendirmek.
Stratejik Hedef F.5. Mesleki ayrımı ve istihdama ilişkin her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmak.
Stratejik Hedef F.6. Kadınlar ve erkekler için çalışma ve aile sorumluluklarının uyumlu olmasını yaygınlaştırmak.

Önemli Bir Girişim: Birleşmiş Milletler Kadınların Güçlenmesi Prensipleri…
Kadınların Güçlenmesi Prensipleri (Women’s Empowerment Principles/WEPs); cinsiyet eşitliği alanında lider kuruluş olan Birlemiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UNWOMEN) ve 135’ten fazla ülkede var olan paydaşları ve iş dünyasından 8000’in üzerindeki katılımcısıyla dünyanın en büyük yurttaşlık girişimi olan Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC) tarafından özel sektöre; iş yerlerinde, piyasalarda ve toplum genelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için, uzun soluklu ve çok paydaşlı uluslararası istişare sürecinin sonucunda geliştirilen prensiplerdir.

Cinsiyet eşitliği için üst düzey kurumsal liderlik sağlanması; tüm kadın ve erkek çalışanlara eşit ve adil davranılması, insan haklarına ve ayrımcılık yapmama ilkesine saygı gösterilmesi; tüm kadın ve erkek çalışanların sağlık, güvenlik ve refahlarının güvence altına alınması; kadınların eğitim, kurs ve profesyonel gelişim imkânlarıyla desteklenmesi; kadın girişimciliğinin desteklenmesi, tedarik zinciri ve pazarlama yöntemlerinin uygulanması; toplumsal girişimler ve destekler aracılığıyla eşitliğin teşvik edilmesi ve cinsiyet eşitliğinin sağlanması için gelişimin ölçülmesi ve halka açık raporlama yapılması şeklinde özetlenebilecek bu 7 prensibin, firmaların mevcut uygulamalarını, performans göstergelerini ve raporlama pratiklerini inceleyip analiz etmelerini sağlayacak bir cinsiyet merceği olduğu söylenebilir.

Türliye’de Durum
Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde cinsiyet eşitliği politikaları gerek İş Kanunu gerekse diğer ilgili yasalarla uyumlaştırılıyor olsa da kadınların özel ihtiyaçları için üretilen ikinci nesil cinsiyet eşitliği politikalarının kadınların çalışma yaşamına katılımlarını kolaylaştırıcı bir etkisi olduğundan söz edemeyiz. Zira Türkiye’de varolan sosyal devlet anlayışında kadın daha çok “anne” ve “eş” olarak konumlandırılmaktadır. Bu nedenle de alınan sosyal önlemler kadınları ev dışına taşımaktan çok ev içinde geçireceği süreyi uzatmak amacıyla şekillendirilmektedir. Sosyal kodlamalar da bu yapıyı desteklediğinden kadınların kariyer gelişimleri ciddi biçimde engellenmektedir.

Cinsiyet eşitsizliği toplumsal normlar nedeniyle kız çocuklarının eğitim hayatlarını da etkiliyor olduğundan kız çocuklarının yaşamlarının başlangıcında yüz yüze kaldığı eşitsizlik sorunu ileriki yaşlarında da iş yaşamına kolayca dâhil olmalarının önünde bir engel teşkil etmektedir. Ataerkil aile yapısından temellenen geleneksel iş bölümü nedeniyle ev içi sorumlulukların ve çocuk bakımının kadının üzerinde görülmesi, iş ve aile yaşamını uzlaştırıcı mekanizmaların yetersizliği gibi diğer sorunlar kadınların iş gücü piyasalarında yeterince yer almamasına yol açmaktadır.

1980’li ve 1990’lı yıllarda Türkiye’de kadın istihdamı oranının bugüne kıyasla daha yüksek oranlara ulaştığı, görülmektedir. 1988 yılında kadın istihdamı oranı % 30, 6, 1999 yılında ise % 27, 8 olarak gerçekleşmiştir. 2012 yılı verilerine göre ise kadınların iş gücüne katılma oranı % 29, 5; istihdam oranı ise % 26, 3 olarak gerçekleşmiştir. Ancak geçmiş yıllardaki kadın istihdamı oranlarını bugünle kıyaslarken istihdamın sektörel dağılımında ve çalışma biçimlerinde yaşanan yapısal dönüşümleri de göz önünde bulundurmak gereklidir. Örneğin, 1988 yılında kadın istihdamı oranı % 30, 6 olarak gerçekleşirken bunun % 76, 8 gibi çok büyük bir bölümü tarım sektöründe gerçekleşmiştir ve aynı yıl içerisinde toplam istihdamda ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınların oranı % 70, 2’dir. 2012 yılına gelindiğinde tarımdaki istihdam oranının % 76,8’den % 39,3’e düştüğü, hizmetler sektöründeki istihdamın ise % 14,4’ten % 45,8’e yükseldiği görülmektedir. Yine aynı yılın verileri kadınların iş ücüne katılma oranının % 29, 5; istihdam oranının ise % 26, 3 olduğu görülmektedir.

Kentteki kadın nüfusunda görülen artışın aynı oranda istihdama yansımamasının temelinde yatan birçok faktör bulunmaktadır. Kırsalda sahip olunan tarım arazisinin aile üyelerinin ortak emeği ile işlendiği ortamların terk edilerek kente göç edildiği koşullarda, ailenin erkek üyeleri, kentlerde yaygın olarak enformel sektörlerde ve özellikle de işportacılık ve inşaat gibi alanlarda iş bulabilmişlerdir. Bunun karşısında yeterli eğitimi alamamış, çoğu zaman okuma-yazma bile bilmeyen ve iş gücü piyasasının talep ettiği vasıflara sahip olamayan, ev işleri ile çocuk-yaşlı bakımı sorumluluğunu üstlenmesi beklenen kadınlar, iş gücünden uzaklaşmış, ev içerisine hapsolmuşlardır. Kente göç eden ailelerin erkek üyeleri için devlet kurumlarında bir iş sahibi olabilmek büyük bir ayrıcalık olarak algılanırken kadınların bulabildikleri işler genellikle evlere temizliğe gitme, parça-başı iş alarak ev-eksenli üretime katılma ya da varsa yakın çevredeki küçük çaplı atölyelerde konfeksiyon ve tekstil gibi alanlarda yapılan işler olarak öne çıkmıştır.

Ülke ekonomisinin 1980’lerde uluslararası piyasalara daha fazla oranda eklemlenmeye başlamasıyla birlikte, özellikle tekstil, konfeksiyon ve gıda gibi emek-yoğun sektörler, yerli firmaların uluslararası piyasalarda rekabet etmeleri açısından stratejik sektörler olarak öne çıkmıştır. Söz konusu alanların stratejik sektörler olarak öne çıkmasının temelinde yatan nedenlerden biri, ucuz ve örgütsüz emek arzının en büyük kaynağını oluşturan kadınların bu sektörlerde tercih edilmeleridir. Yeterli eğitim alamamış, düşük vasıflı kadın emeği, ucuz ve örgütsüz olmasının da etkisiyle belirtilen sektörlerde yoğun olarak tercih edilmeye başlanmıştır. Yerli firmaların, uluslararası piyasalarla rekabet ederken en büyük avantajını oluşturan kentlerdeki vasıfsız kadın emeği, çok büyük oranda kayıt dışı olarak ve düşük ücretler karşılığında iş gücü piyasasında yerini almıştır ve bu durumun geçmişe kıyasla günümüzde çok fazla değiştiğini ifade etmek zordur. Nitekim kayıt dışı istihdamla mücadele çerçevesinde yürütülen birçok faaliyete karşın 2012 yılında kayıt dışı kadın istihdamı oranı % 54, 2 gibi oldukça yüksek bir oranda gerçekleşmiştir.

Kaynakça:
1. Rees, Teresa (1998) Mainstreaming Equality in the European Union: Education, Training and Labour Market Policies. (London: Routledge).

2. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Yayınları, No: 12: Her alandaki kadın istihdamının artırılması ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu, KSGM, Kasım, 2013, Ankara
 

3. Dedeoğlu, Saniye (2009), Eşitlik mi Ayrımcılık mı? Türkiye’de Sosyal Devlet, Cinsiyet Eşitliği Politikaları ve Kadın İstihdamı, Çalışma ve Toplum 2009/2, Muğla Üniversitesi.

4. Birleşmiş Milletler, Antlaşmalar Dizisi, Cilt 75, No. 973

5. Building more inclusive, sustainable and prosperous societies in Europe and Central Asia: A Common United Nations Vision for the Post-2015 Development Agenda, Brief 4, United Nations.