İçindekiler
Dergi Arşivi

İmalat Sanayi Alt Sektörlerinin Ölçeksel Analizi - I

Ahmet Cankat ÖZTÜRK / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Sanayi Genel Müdürlüğü)

 

İmalat sanayi, tarım ve maden çıkarılmasıyla elde edilen maddelerin işlendiği, bu maddelerin işe yarar ve farklı yerlerde kullanılabilir hale getirildiği sektördür. Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki imalat sanayi payının %94 olması, imalat sanayinin ülkemiz ekonomisinde başat rol oynadığının en temel göstergesidir.
Türkiye ekonomisin geleceğe güvenle bakması için yüksek nitelikli bir imalat sanayi yapısına sahip olmak hayati önem arz etmektedir. İmalat sanayindeki olumlu gelişmeler hem ekonomideki verimlilik artışına olumlu katkı yapmakta hem de Türkiye’nin ekonomik büyüme kapasitesini artırmaktadır. İmalat sanayi ürünleri çok büyük ölçüde uluslararası ticarete tabi olduğu için bu sektör rekabet yoğun bir sektör olma özelliğine sahiptir. Bu nedenle ülkeler bu sektörde rekabetçi bir biçimde varlık gösterebilmek için daha etkin ve daha verimli olmak zorundadır.

Sanayinin tarihsel gelişiminin bilinmesi hem mevcut durum analizi hem de geleceğe bakışın şekillendirilmesi açısından önem arz etmektedir.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk dönemden 1930 yılına kadar olan dönemde (1923-1930), tarım sektörünün Anadolu’da büyük bir ağırlığı vardı ve tarım sektöründe çalışanlar nüfusun %80’ini oluşturmaktaydı. Bu nedenle, tarımın desteklenmesi Türkiye’de sanayinin gelişmesi için mutlak bir önem arz etmekteydi.

1924 yılında Türkiye İş Bankası kurulmuştur. Bankanın görevi her türlü sınai, ticari işlerle bizzat uğraşmak ve bu alanda çalışan kuruluşlara kredi açmak olarak belirlenmiştir (Şahin, 2006). 1927 yılında 1913 tarihli Teşvik-i Sanayi Kanunu gözden geçirilerek tekrar yürürlüğe konmuştur. 1913 yılında 239 kuruluş bu yasadan yararlanırken, 1927’de ise 470 kuruluş yasadan yararlanmıştır. Bu Kanun 15 yıl boyunca imalat sanayi kuruluşlarına önemli teşvikler getirmiştir (Karluk, 2013, M. Toprak (ed.)).

1927 yılında Türkiye’de ilk defa sanayi sayımı yapılmıştır. Sayıma göre, ülkede üretilen değerin %65’i tarım ve sanayi sektöründen kaynaklanmaktadır. 1927 sayımında sınai işletmelerin %44’ü gıda ve tütün sanayinde, %29’u dokuma ve giyim sanayinde, %22,6’sı maden, metal, toprak ve makine sanayi yan dallarında ve yaklaşık %10’u ağaç sanayinde üretim gerçekleştirmekteydi. İthalatın %90’ı sanayi ürünlerinden meydana gelmiş olup bunun %70’i tüketim malı %30’u da ara ve yatırım mallarıydı. 1927 sanayi sayımında tespit edilen 65 bin civarı işyerinde yaklaşık 256.900 iş gücü istihdam ediliyordu. Sanayi işletmelerinin %44’ü tarımsal ham maddelerin basit işlemesini yapmaktaydı (Karluk, 2013, M. Toprak (ed.)). Sektörlerde üretilen katma değerin yaklaşık %65’i gıda, tütün ve deri sanayilerinde, %18,3’ü tekstilde, %9’u metal, kimya, kâğıt sanayilerinde ve %3,5’i ağaç işleri sanayilerinde üretilmişti (Keyder, 1982).

1920’li yıllarda sanayi milli gelirin öncü bir sektörü olabilecek boyutlar taşımıyordu, Gayri Safi Milli Hâsıla (GSMH) içindeki payı %11’di. Gerçekleşen yüksek büyüme hızı dinamik bir sanayileşme temposunu değil, bir yeniden inşa sürecini yansıtmaktadır (Boratav, 2007). Bu dönemde sanayinin ekonomi içindeki payının artırılması konusunda başarı sağlanamamıştır.

1929 - 1939 yılları arasında korumacı bir devlet anlayışı hâkimdir. Bu durumun temel sebebi 1929 yılında meydana gelen Dünya Ekonomik Buhranı’nın sonucu olarak devletçilik politikasıyla devletin öncülüğünde planlı sanayileşmenin hedef alınmış olmasıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomi politikaları özel girişim odaklıydı fakat sermaye yetersizliği, girişimci azlığı, nitelikli iş gücü eksikliği, teknolojinin çok düşük olması vb. nedenlerle bu politikanın başarısız olması devletçilik politikasının ortaya çıkış nedenidir.

1934-1938 yılları arasında Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmış ve uygulanmıştır. Bu plan esas olarak, temel ham maddeleri yurt içinde üretilen/üretilecek sınai tesislerine öncelik verilmesi, büyük sermaye ve ileri teknoloji gerektiren projelere kaynak aktarılması ve tesislerin kuruluş kapasitelerinin iç tüketimi karşılayacak düzeyde tutulması ilkelerine dayanmaktaydı (Şahin, 2006).

Planın kapsadığı sanayi dalları dokuma sanayi, maden sanayi, kâğıt ve selüloz sanayi, toprak ve seramik sanayi ve kimya sanayi olmuştur. Plan dışında kalan sektörler ise Teşviki Sanayi Kanunu’ndan yararlanmaya devam etmiştir ve iç piyasada dış rekabete karşı etkin bir şekilde korunmuştur (Şahin, 2006).
1938-1942 dönemini kapsayan İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı İkinci Dünya Savaşı’nın meydana gelmesinden ötürü uygulanamamıştır.

1950-1960 yılları arasında yıllık sanayi büyüme hızının ortalaması bu dönemde %4,3’e ulaşmış, sanayinin milli hâsıla içindeki payı ise %18’e yaklaşmıştır. 1950 yılından 1958’e kadar ülkedeki toplam yatırımların %21’i sanayi sektörüne ayrılmıştır (Karluk, 2013, M. Toprak (ed.)).

1960-1980 yılları arasında 3 adet 5 Yıllık Kalkınma Planı hazırlanmıştır. Sanayileşmeye öncelik tanınması ve ithal ikameci bir sanayileşme modelinin benimsenmiş olması üç kalkınma planının da ortak özelliğidir.

1980’li yıllarla birlikte ihracata dönük sanayileşme stratejisi ve dışa dönük ekonomik politikalar benimsenmiştir. Devlet ekonomideki etkinliğini özel sektöre bırakmaya başlamıştır. 24 Ocak Kararları ile ithalatta liberalizasyona öncelik veren model benimsenmiştir. 1995 yılında Gümrük Birliği’ne girilmesi, 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) üye olunması gibi gelişmeler sanayileşmeyi önemli ölçüde etkileyecek politika değişikliklerine neden olmuştur. 1994 ve 1999 yıllarında meydana gelen krizler dolayısıyla sanayi hasılasında küçülme olsa da ileri teknoloji sanayi dallarının ağırlığının artması sanayide derinleşmenin göstergesidir.

İmalat sanayinin teknolojik yapısını değiştirmeye yönelik son 15 yılda düşük teknolojili ürünlerden orta teknolojili ürünlere geçişte uygulanan politika ve çıktılar, önümüzdeki dönemde yüksek teknolojili ürünlere geçiş sürecinde de yol gösterici birer politika aracı olacaktır.

Ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişme hedeflerinin belirlenmesi ve bu hedeflerin gerçekleşmesi yönünde kararlı adımlar atılması için istatistiki verilere ihtiyaç vardır. Bu verilerin ulusal ve uluslararası karşılaştırılabilirliğini ve tutarlılığını temin etmek, üretilen tüm verilerin entegrasyonunu sağlamak ise ancak sınıflamalar ve kodlama sistemlerinden oluşan ortak bir dil aracılığıyla mümkündür (TÜİK, 2013).

Sınıflamalar ülkelerin veriler üzerine ortak bir dil konuşmasına imkân vermektedir. Bu sınıflandırma yapısının genel amacı, ülkelerin istatistiki verileri kullanarak ortak bir sınıflandırma dili ile uluslararası karşılaştırmalar yapma ve bu karşılaştırmalar baz alınarak çeşitli politikalar belirlemektir.

Sınıflamaların ana çatısı, Birleşmiş Milletler İstatistik Komisyonu ya da Uluslararası Çalışma Örgütü, Uluslararası Para Fonu, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü gibi kendi konularına ilişkin alanlarda yetkili uluslararası kuruluşlar tarafından geliştirilmektedir (TÜİK, 2013).

Dünyada ISIC (International Standard Industrial Classification of All Economic Activities), NACE (Statistical Classification of Economic Activities in the European Community), NAICS (The North American Industry Classification System) ve ANZSIC (Australian and New Zealand Standard Indusrial Classfication) olmak üzere dört farklı sanayi sınıflaması kullanılmaktadır. Türkiye’de ise Birleşmiş Milletler İstatistik Ofisi tarafından türetilen ISIC ve Avrupa Birliği ülkeleri tarafından ortaya konan NACE sınıflamaları kullanılmaktadır. ISIC, Tüm Ekonomik Faaliyetlerin Uluslararası Standart Sanayi Sınıflaması’dır. NACE ise ISIC sınıflamasından türetilen ve AB üyesi ülkelerin kullanmak zorunda oldukları bir sınıflama türüdür. Avrupa Topluluğunda Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması anlamındadır.

Sanayide üretilen mallar ve mal grupları hem ihtiyaç hem yeni teknoloji hem de dünya ekonomisinin büyümesine göre zamanla çeşitlenmektedir. Mallar çeşitlendiği için sanayi sınıflamaları da buna göre revize edilmektedir. Yapılan revizyonlar sınıflamanın isminin yanında “Rev.” kısaltmasıyla gösterilmektedir. Örneğin ISIC Rev.4 ya da NACE Rev.2 gibi.

Avrupa Topluluğunda Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması – NACE Rev.2.’ye göre sanayi sektörü;

•Madencilik ve taş ocakçılığı,

• İmalat sanayi,

• Elektrik gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı ve alt sektörlerinden oluşmaktadır.

Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (Türkiye İBBS) (Fransızca: nomenclature d'unités territoriales statistiques, NUTS), Avrupa Birliği ülkelerinin kullandığı İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması içinde Türkiye için kullanılan sınıflandırmadır. Bu çalışmada analiz, İBBS Düzey-2 26 alt bölge bazında yapılmıştır. 

Tablo 1. Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması

İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS)

Düzey 1

(12 Bölge Birimi)

Düzey 2

(26 Bölge Birimi)

Düzey 3

(81 İl Düzeyinde)

Kod

Tanım

Kod

Tanım

Kod

Tanım

TRA

KUZEYDOĞU

ANADOLU

TRA1

ERZURUM

TRA11

ERZURUM

TRA12

ERZİNCAN

TRA13

BAYBURT

TRA2

AĞRI

TRA21

AĞRI

TRA22

KARS

TRA23

IĞDIR

TRA24

ARDAHAN

TRB

ORTADOĞU

ANADOLU

TRB1

MALATYA

TRB11

MALATYA

TRB12

ELAZIĞ

TRB13

BİNGÖL

TRB14

TUNCELİ

TRB2

VAN

TRB21

VAN

TRB22

MUŞ

TRB23

BİTLİS

TRB24

HAKKÂRİ

TRC

GÜNEYDOĞU

ANADOLU

TRC1

GAZİANTEP

TRC11

GAZİANTEP

TRC12

ADIYAMAN

TRC13

KİLİS

TRC2

ŞANLIURFA

TRC21

ŞANLIURFA

TRC22

DİYARBAKIR

TRC3

MARDIN

TRC31

MARDİN

TRC32

BATMAN

TRC33

ŞIRNAK

TRC34

SİİRT

TR1

İSTANBUL

TR10

İSTANBUL

TR100

İSTANBUL

TR2

BATI MARMARA

TR21

TEKİRDAĞ

TR211

TEKİRDAĞ

TR212

EDİRNE

TR213

KIRKLARELİ

TR22

BALIKESİR

TR221

BALIKESİR

TR222

ÇANAKKALE

TR3

EGE

TR31

İZMİR

TR310

İZMİR

TR32

AYDIN

TR321

AYDIN

TR322

DENİZLİ

TR323

MUĞLA

TR33

MANİSA

TR331

MANİSA

TR332

AFYONKARAHİSAR

TR333

KÜTAHYA

TR334

UŞAK

TR4

DOĞU MARMARA

TR41

BURSA

TR411

BURSA

TR412

ESKİŞEHİR

TR413

BİLECİK

TR42

KOCAELİ

TR421

KOCAELİ

TR422

SAKARYA

TR423

DÜZCE

 

Düzey 1

(12 Bölge Birimi)

Düzey 2

(26 Bölge Birimi)

Düzey 3

(81 İl Düzeyinde)

Kod

Tanım

Kod

Tanım

Kod

Tanım

 

 

 

 

TR424

BOLU

TR425

YALOVA

TR5

BATI ANADOLU

TR51

ANKARA

TR510

ANKARA

TR52

KONYA

TR521

KONYA

TR522

KARAMAN

TR6

AKDENİZ

TR61

ANTALYA

TR611

ANTALYA

TR612

ISPARTA

TR613

BURDUR

TR62

ADANA

TR621

ADANA

TR622

MERSİN

TR63

HATAY

TR631

HATAY

TR632

KAHRAMANMARAŞ

TR633

OSMANİYE

TR7

ORTA ANADOLU

TR71

KIRIKKALE

TR711

KIRIKKALE

TR712

AKSARAY

TR713

NİĞDE

TR714

NEVŞEHİR

TR715

KIRŞEHİR

TR72

KAYSERİ

TR721

KAYSERİ

TR722

SİVAS

TR723

YOZGAT

TR8

BATI KARADENİZ

TR81

ZONGULDAK

TR811

ZONGULDAK

TR812

KARABÜK

TR813

BARTIN

TR82

KASTAMONU

TR821

KASTAMONU

TR822

ÇANKIRI

TR823

SİNOP

TR83

SAMSUN

TR831

SAMSUN

TR832

TOKAT

TR833

ÇORUM

TR834

AMASYA

TR9

DOĞUKARADENİZ

TR90

TRABZON

TR901

TRABZON

TR902

ORDU

TR903

GİRESUN

TR904

RİZE

TR905

ARTVİN

TR906

GÜMÜŞHANE

Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi’nin (2015-2018) 15. eylemi “Sektörel rekabet edebilirlik analizleri yapılacaktır” şeklindedir. Eylem açıklaması olarak da “Ülkemiz imalat sanayi sektörlerinin uluslararası rekabet gücünün ortaya konulması ve geliştirilmesi amacıyla Girişimci Bilgi Sistemi (GBS) ve Sanayi Sicil Bilgi Sistemi ile diğer veri tabanlarından elde edilen veriler analiz edilerek sektörel rekabet edebilirlik raporları hazırlanacaktır” ifadesi yer almaktadır. Bu çalışmanın Türkiye Sanayi Stratejisi’ndeki bu eylemin altyapısını oluşturduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda çalışma uluslararası düzeye evirilebilecek biçimdedir. Sektörel rekabet edebilirliğin temeli, mevcut durumun iyi analiz edilmesi ve kaynak etkinliğinin olabilecek en iyi düzeyde sağlanmasıdır.

Faydalı çıktı sağlamak için kaynakların ne şekilde kullanıldığının bir ifadesi olan etkinlik, girdi unsurlarının standartlara kıyaslanmasıyla bulunan bir değerdir (Yolalan, 1990: 132). Bir karar verici birimin herhangi bir ürünü üretirken beşeri, parasal ya da fiziksel kaynakları hiç israf etmediği; yani teknik açıdan fiziksel üretimin, finansal açıdan ise kârlılığın olması mümkün en üst seviyeye yükseldiği durumda etkinlik optimum düzeyine erişmiş sayılır (Gürak, 2009). İktisadi anlamda en az gayret ve maliyetle en fazla sonuç elde etme kapasitesi olarak da tanımlanabilen etkinlik, teknik olarak, fiili çıktı/maksimum çıktı oranıdır. Etkinlik aslında politikaya çok yakın bir konu olup politikalarla değil politika araçlarının seçimi ve bunların uygulanması ile ilgilidir (Benli, 2006: 5-6). Etkinlik ölçümünün iyi yapılması demek girdilerin ne kadar iyi kullanılarak çıktıya ulaşıldığının göstergesi demektir. Bu yüzden etkinliğin mevcut durumunun ölçülmesi politika yapıcılara karar verme süreçlerinde yol gösterici olurken, etkinliğin artırılması çıktıdan sağlanılan faydanın artması anlamına gelmektedir.

Etkinlik analizi belirlenen girdi ve çıktılar baz alınarak Veri Zarflama Analizi ile yapılmaktadır. Veri zarflama analizi, birden fazla girdi ve çıktıyı kullanarak etkinlik ölçebilen, girdi ve çıktıların birimlerinin farklı olmasının önemli olmadığı bir yöntemdir. Bu yönüyle en fazla kullanılan etkinlik ölçme yöntemlerinden biri olmuştur. Bu analizde etkin karar verme birimleri, girdilerini en etkin şekilde kullanıp elde edilmek istenen en yüksek değerdeki çıktıyı verenlerdir.

İmalat sanayi alt sektörlerinin etkinliklerinin ölçülmesi; mevcut durumu belirleyip, ilerisi için politika yapıcılara fikir vermesi açısından çok önemlidir. Bu çalışmada etkinlik analizi, imalat sanayi alt sektörleri ölçeklere ayrılarak İBBS Düzey-2 bölgeleri bazında girdi yönlü CCR modeli kullanılarak VZA yöntemiyle yapılmıştır. Yöntemde girdi olarak; dönen varlıklar, duran varlıklar, satışların maliyeti ve çalışan sayısı kullanılırken, çıktı olarak da net satışlar kullanılmıştır. Analiz 2011-2014 yılları arasını kapsayacak şekilde yapılmıştır. Çalışmada iki farklı analiz kullanılmıştır. Hem sektördeki ölçekler kendi içlerinde ayrı ayrı analize tabi tutulmuş hem de ölçekler aynı anda analize tabi tutularak yıl bazında bölgesel ve sektörel etkinlik ölçülmüştür. İkinci analiz imalat sanayinde en çok ciro yapan 5 sektör için yapılmıştır. Çalışmada NACE Rev.2 faaliyet sınıflandırmasında yer alan sektörler analiz edilmiştir. Tütün ürünleri imalatı ve temel eczacılık ürünlerinin ve eczacılığa ilişkin malzemelerin imalatı sektörleri yeter veri bulunmadığı için analize dâhil edilmemiştir.