İçindekiler
Dergi Arşivi

IV. Endüstri Devrimi Paradigması

Sinan Vardar / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (AB Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü)

 

İlk kez 2011 yılında Hannover Fuarı’nda zikredilen ve daha sonra Federal Almanya Hükümeti’nin bir sanayi modernleşmesi projesi olarak duyurduğu Endüstri 4.0 paradigması, diğer devletlerin de farklı politika ve uygulama mekanizmalarıyla takip ettiği bir projedir.

Klasik modernizmin temel ilkelerinden sıyrılan ve post-modernist bir temaya sahip IV. Endüstri Devrimi, sürekli ilerleme misyonundan bir kopuşu temsil etmektedir. Bu kopuş, Thomas Kuhn’un normal bilim seyrinde var olan paradigmanın çerçevesi dışında bir yer iştigal etmektedir. Amacı itibariyle dünya mal ve hizmet tedarik zincirinin üzerinde otomasyona dayalı tam hakimiyeti ifade etmektedir. Ancak bu amacın devrimsel yanı ne otomasyon ne de mal tedarik zinciri üzerindeki kontrol arzusudur. Endüstri 4.0’ın üretimi merkezsizleştirme çabası ve hizmet değer zincirindeki tam kontrol arzusu asıl yenilikçi yönünü göstermektedir.

İlk üç sanayi devriminde ve günümüz modern sanayi toplumunda gözlemlenen başlıca amaçlar; üretim ve yeniden üretimin bir lokasyon ihtiva etmesi ve sürekli ilerleme misyonunu sahiplenmesi iken; Endüstri 4.0 projesi, aydınlatma ve ilerleme amacı gütmemiş, patentle korunmuş ve bu nedenle taklit edilemeyen, merkezsizleştirmeyi amaçlayan ve son olarak da hizmetin otomasyonunu öncelikli görmesi itibariyle post-modernist bir yapıdadır.

Dördüncü Endüstri Devrimi veya Endüstri 4.0 kavramlarının bileşenlerinin ve tarihsel seyrinin, konu ile ilgili olan bir çok makalede detaylı bir şekilde işlenmesi sebebiyle bu çalışmada paradigmanın içsel dinamikleri ve kamusal alana (haliyle yeni nesil politikalara) olası etkileri üzerinde durulacaktır. Bu nedenle bu çalışma klasik bir makaleden farklı olarak tanımlama, bileşenler, örnekler ve öneriler verme amacı gütmemekte, Endüstri 4.0 kavramı özelinde asgari bilgi düzeyi olan okuyucuya hitap etmektedir.

Paradigmanın Yapısı
Endüstri 4.0’ı diğer üç sanayi devriminden ayıran birincil husus, bu devrimin ölümsüz ve değişmez olmadığını vurgulayan “proje” kimliğidir. Projenin üç ana unsurunu (sürelilik, bütçe ve hedef göstergelerine ulaşma amacı) içinde barındıran yapısıyla klasik sanayi ve inovasyon stratejilerinden ayrılmaktadır. Stratejilerde yer alan vizyon, misyon ve eylem planları ihtiva etmemesi de esasen bu farklılığı açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca Endüstri 4.0’ı klasik strateji ve devlet politikalarından ayıran bir diğer özelliği ise; değişmez ilkeler öne sürmeyen, öngörülemezliği ve dönüşlülüğü baştan kabul eden modüler kimliği ile uyarlanabilir senaryolar üretmesidir. Günümüzde Endüstri 4.0’ın sonuçlarının tartışılmasının daha cazip ve kolay olması; yapısının devrimsel bu yönünü gözden ıraklaştırmaktadır. Daha önce süreli, bütçeli ve hedefleri olan devlet politikaları; dış politika (Monroe Doktrini), askeri operasyonlar (Barbarossa Harekatı) veya büyük altyapı hamleleri (Autobahn) özelinde görülmüştür ancak sanayi ve inovasyon politikaları, ilk defa bir bütün olarak projelendirilmiştir.

İkinci husus; Khuncu anlamda paradigmanın “normal bilim” (normal science), “devrimci bilim” (revolutionist science) ve “bilimsel devrim” (scientific revolution) gelişiminin son basamağını karşıladığını iddia eden teorisidir. Üretim süreçlerindeki “verimlilik artışı” hedefi, dönemimizin hakim paradigması olarak kabul edilmektedir. Bu minvalde verimlilik amacıyla yapılan her türlü ar-ge veya inovasyon aktivitesi aslında zaten hakim olan paradigmayı kuvvetlendirmektedir. Üçüncü sanayi devriminin hedefi açıkça verimlilik idi. Devrimci bilim; Endüstri 4.0 Projesinde akıllı ürün ve akıllı makine kavramlarında ortaya çıkarmaktadır. Burada hammaddeden son kullanıcıya kadar üretim süreçlerinin denetimi ana amaçtır. Yani asıl amaç verimlilik değildir. Giriş kısmında değinildiği gibi hizmet zincirinde tam hakimiyetin kurulmasıdır. Verimlilik sadece bunun bir getirisidir. Peki Endüstri 4.0 hakim paradigmadan tam kopuşu ne zaman gerçekleştirip, son basamak olan “bilimsel devrim” olgusunu hak edecektir? Yani ne zaman ve nasıl hakim paradigma olan “verimlilik“ saplantısı hedefinden ayrılmalıdır ki bir paradigma kimliğini kazansın? Bunun öngörüsü, modern sanayi politikalarının gelişiminden yardım alınarak yapılabilir.

Modern sanayi politikalarının üzerinde durduğu asıl konu imalat sanayiinde verimlilik ve malların mübadelesinden kazanılan katma değer (ülkenin ihracat potansiyeline göre yüksek veya orta) iken; post-modernist sanayi politikaları hizmet endüstrisine doğru kaymaktadır. Yani nesnelerin interneti ve büyük veri gibi bileşenler; satış sonrası hizmetler, pazarlama ve tüketici geri-bildirimleri gibi öğeleri daha fazla önemsemektedir. Küresel tedarik zincirine entegrasyon, doğrudan yabancı yatırımların ar-ge alanına çekilme gayreti, üretimde merkezsizleştirme, çevrenin korunması ve yeşil teknolojiler gibi temaların diğer ülke sanayi politikalarında daha fazla yer alması bu teoriyi kuvvetlendirmektedir. Ancak son projelerde, çalışmalarda ve makalelerde imalat sanayii üzerinde odaklanan; robotik teknolojiler, siber fiziksel sistemler ve akıllı fabrika gibi temalar, henüz Endüstri 4.0’ın “devrimci bilim” aşamasında olduğunu göstermektedir. Çalışmalarda pek de rağbet görmeyen “hizmetlerin interneti”, Endüstri 4.0’ın muhtemelen “bilimsel devrim” madalyasını kazanacağı ve hakim paradigmadan tam bağımsızlığını sağlayacağı alan olacaktır. Bu nedenle “verimlilik” kavramı, henüz çöpe atılmasa da, bir süreliğine rafa kaldırılmıştır. Başlıkla çelişkili olarak, Endüstri 4.0 paradigması bu nedenle uluslararası çalışmalarda/teorilerde bir paradigma niteliğini “henüz” kazanamamıştır. Muğlaklığı nedeniyle sunumlarda teorisinin net olarak ifade edilememesi, anlatıcıların veya üzerinde kafa yoranların suçu değildir. Doğası gereği bir paradigma değildir, akışkan ve yorumlanabilir bir proje veya teoridir.

Kavramın yapısı özelinde söylenebilecek son husus, diğer ülkelerin devşirmeleridir. Kendine özgülülük ve dönüşlülük açıkça politika, strateji veya projelerde kendini göstermektedir. Bu durum dünyada artan ulusalcılık veya sınırların korunması gibi savunma refleksleri ile açıklanabilmekle beraber, teorinin kolayca kopyalanabileceğine ilişkin inançtan da kaynaklanmaktadır. Finlandiya TEKES’in “nesnelerin interneti” girişimi ve Çin’in Akıllı Fabrika 1.0 projesi, Avrupa Birliği’nde Geleceğin Fabrikaları Girişimi gibi örnekler bu kendine özgülülüğü açıkça göstermektedir. Nüfus büyüklükleri, idari organizasyon yapısı ve imalat potansiyelleri bu farklılığı doğurmaktadır. Yani Endüstri 4.0 Projesi, kopyalanmaya çalışılan ve uyarlanabilir modüler bir girişimdir. Endüstri 4.0’ın teori ve felsefesi üzerinde durulan bu bölümün ardından kamusal politikalara olası ve reel yansımalarını irdeleyebiliriz.

Kamu Politikaları
Endüstri 4.0’ın teori ve felsefesini inceledikten sonra politika alanında olası yansımaları 3 farklı boyutta incelenebilir: “Güvenlik ve Altyapı Politikaları”, “İstihdam Politikaları” ve “Sanayi ve İnovasyon Politikaları”.

1- Güvenlik ve Altyapı Politikaları
Tahmin edileceği üzere en fazla kaynak ayrılması gereken alan güvenlik ve altyapı politikaları alanıdır. Referans verilebilecek bir donanım mimarisinin oluşturulması ve üretim süreçlerinde standardizasyonun sağlanması, Almanya’nın yayımladığı raporda özellikle vurgulanan hususlardır.
Güvenlik olgusu Endüstri 4.0 projesinde iki boyutludur. Bunlar: Bilgi güvenliği ve iş yeri güvenliğidir. Burada akıllı fabrikalarda makine-makine ve makine-hammadde iletişiminde yaşanabilecek aksaklıklar nedeniyle iş gücü ve iş yeri güvenliği konularında önlemlerin alınması önerilmektedir. Siber güvenliğin sağlanmasıyla bilgi güvenliği, iş yeri bilgilerinin ve fikri mülkiyet haklarının korunması konularında büyük veri ve bulut bilişim alanlarında güçlü bir altyapının sağlanması önerilmektedir. Bilişim sektörünün siber fiziksel sistemler tabanlı üretim için gerekli altyapının güçlendirilmesi, öncelikle gözetilen husustur. Devletlerin bu alandaki güvenliklerini sağlaması için piyasayı teşvik edici destek mekanizmalarını kurgulamaları gerekmektedir. Büyük veri ve bulut bilişim teknolojilerinin desteklenmesi ve fiber ağlar gibi yüksek hızlı iletişim altyapılarının endüstriyle entegrasyonu önerilen tedbirler arasındadır.

Burada destekleyici devlet rolü ile hakemlik rolü arasındaki denge mekanizmasının tesis edilmesi gerekmektedir. Ayrıca mevcut mevzuatın üretimde teknolojik dönüşümü hedefleyen Endüstri 4.0 projesine göre yeniden tasarlanması gerekmektedir. Mevzuat uyumlaştırılması veya yeniden tasarlanmasında gözetilmesi önerilen husus; firmalar arası karşılıklı bağımlılığın artması nedeniyle internet protokolleri ile sağlanan tedarik zincirleri arasında hukuksal bir boşluğun doğmaması adına sözleşme formatlarının mevzuatla belirlenmesi ve geleceği öngören dinamik mevzuatların oluşturulmasıdır. Firmalar arası uyuşmazlıkların hızlı çözülebilmesi adına hakemlik mekanizmasının tedarik zincirinin hızını aksatmayacak şekilde tasarlanması gerekmektedir. Kamu hizmetlerinin akıllı üretim sistemlerindeki standardizasyon-güvenlik-uyuşmazlık gibi hususların hızlı çözümü için hızlandırılması ve e-devlet uygulamalarının yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi önerilmektedir.

2- İstihdam Politikaları
Dördüncü endüstriyel devrim neticesinde ortaya çıkan karmaşık üretim sistemlerinin yürütülmesi için yüksek nitelikli iş gücü potansiyeli önemli bir öğedir. Burada da iki boyutlu bir istihdam politikası ortaya çıkmaktadır: Yüksek nitelikli istihdamın desteklenmesi ve vasıfsız işgücünde ortaya çıkabilecek istihdam kaybının sosyal politikalar vasıtasıyla engellenmesi ile yeni iş alanlarının oluşturulmasıdır. Endüstri 4.0 alanında tanımlanan yeni iş modellerine göre ihtiyaç duyulan nitelikli istihdam kapasitesinin belirlenmesi ve vasıfsız iş gücü için tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Dördüncü endüstriyel devrime hazırlık aşamasında gerekli mesleki standartlarının oluşturulması ve karmaşık sistemlerin yönetilmesi için; çalışma koşullarının yeniden organizasyonu ve akıllı fabrikalarda çalışanların yeni üretim koşullarına adapte edilmesi için sürekli eğitimden geçirilmesi önerilmektedir.

Son olarak üretim faktörlerinin 1995-2008 yılları arasında değişimi incelediğimizde toplam iş-gücünden sermaye faktörüne bir kayma olduğu göze çarpmaktadır. İş-gücünün artan verimliliği ele alındığında üretim içerisindeki payının azalışı söz konusu olsa bile, yine de bu verimlilik bir doyma noktasına ulaşacak ve otomasyonun üretim alanında yaygınlaşması ile sermaye ve kalifiye iş-gücü faktörleri artış göstermeye devam edecektir. Ayrıca asgari ücretler üzerindeki baskı, düşük vasıflı iş gücündeki sürekli azalışı artırmaya devam edecektir. Bu nedenle dördüncü endüstriyel devrim bu faktörler arasındaki değişimi hızlandırabilecek ve istihdam politikalarını Keynesyen dönemdeki iktisat politikalarındaki merkezi konumuna geri kavuşturabilecektir.   

Ülkeler

Sermaye

Düşük Vasıflı İş-Gücü

Orta Vasıflı İşgücü

Kalifiye İş Gücü

ABD

3,9

-1,9

-5,9

4,0

Japonya

4,5

-5,4

-2,1

3,1

Almanya

6,8

-2,8

-7,4

3,4

Fransa

0,2

-8,7

0,1

8,4

İngiltere

-3,4

-8,0

1,2

10,2

İtalya

-1,1

-14,8

10,4

5,5

İspanya

0,1

-12,9

4,7

8,1

Kanada

1,8

-2,0

-4,6

4,8

Avustralya

6,0

-8,4

-0,9

3,3

Güney Kore

9,3

-11,6

-5,6

8,0

Hollanda

5,5

-7,3

-7,1

8,9

Çin

9,3

-9,3

-2,1

2,0

Rusya

1,1

-1,6

-2,4

2,8

Brezilya

-6,7

-4,8

7,5

4,0

Hindistan

4,5

-5,9

-1,7

3,1

Meksika

6,4

-4,2

-0,5

-1,7

Türkiye

-12,7

4,5

5,2

3,1

Endonezya

5,3

-8,1

1,3

1,6

Dünya

6,5

-3,8

-4,2

1,5

Tablo 1: Üretim Faktörlerinin 1995 - 2008 yılları arasında ikamesi (OECD)

3- Sanayi ve İnovasyon Politikaları
Sanayi politikaları, gelişmekte olan ve sanayileşme amacı güden devletlerin yakın dönemde en fazla odaklandıkları politik alanlardan biridir. Gelişmiş ülkeler ise sanayi politikalarını, I. Sanayi Devrimi’nden itibaren yürütmüş olup, bu politika alanında gelişmemiş ülkelere nazaran daha fazla tecrübeye sahiptir. Bu tecrübeye sahip olan Batı Avrupa Devletlerinin ve AB’nin uyguladığı sanayi politikaları, uluslararası ekonomik konjonktüre göre değişiklik göstermiştir. Nitekim söz konusu ülkelerde sanayi politikaları, 1990’lardan itibaren bir paradigma değişikliği yaşayarak; bilim, teknoloji ve inovasyon politikaları ile beraber anılmaya başlamıştır.

Sanayi politikalarındaki algıların, teorilerin, politikaların ve uygulama araçlarının tarihsel dönüşümü aşağıdaki tabloda özetlenmeye çalışılmıştır:
 

Yıllar

Uluslararası Konjonktür, Algı ve Teoriler

Uygulama Araçları ve Yatay Politikalar

1945-1973 Dönemi

1945-1973

Piyasa başarısızlıkları devlet tarafından düzeltilmelidir.

Dikey (sektörel) sanayi politikaları, devlet teşebbüsleri, ücret politikaları, fiyat kontrolleri, stratejik sektörlerin kamulaştırılması.

Bebek sanayi (infant industry) korumacılığı uygulanmalıdır.

Kalkınma veya yeniden yapılandırma programları, sanayinin altyapısını güçlendirme, gümrük politikaları vasıtasıyla korumacılık.

İthal ikame politikaları uygulanmalıdır.

Doğrudan teşvikler, geleneksel sanayileri kollama ve şampiyonları destekleme, gümrük vergileri.

Sanayinin planlanması yapılmalıdır.

Askeri harcamalar, seçili sektörel destekler, özel ekonomik bölgelerin kurulması, ithalat tarife ve kotalarında düzenlemeler, standartların yaygınlaştırılması, orta ve uzun vadeli kalkınma planlarının oluşturulması.

1973-1990 Dönemi

1973-1990

Devlet başarısızlığı piyasa başarısızlığına göre daha risklidir.

Yatay sanayi politikaları, sanayisizleşmeye yönelik ihtiyari veya gayrı ihtiyari politikalar, devlet yardımlarının gözden geçirilmesi ve yeniden tasarlanması.

Sanayi politikaları uzun vadede devlet başarısızlığını doğurur. Bu nedenle terkedilmelidir.

Rekabet politikaları (özellikle devlet yardımları ve teşviklerin dağıtımı ve denetlenmesi), devlet yardımlarının azaltılması, şirket kurulmasının kolaylaştırılması, tekel ve monopollerin engellenmesi

Büyüme ve sanayileşme; ticaret liberalizasyonu, özelleştirme ve doğrudan sermaye yatırımları ile makro-ekonomik istikrar ve minimum devlet müdahalesi ile sağlanabilir.

Para politikaları, uluslararası veya uluslarüstü  örgütlerle entegrasyon, neo-liberal politikalar, döviz kuru politikaları, genel talebe göre ayarlanmış maliye politikaları (arz yönlü politikalar).

Washington mutabakatı kuralları geçerlidir.

Özelleştirme veya yeniden özelleştirme, dış ticaret politikaları (ihracatın teşvik edilmesi), ihracat yapan sanayilere piyasa oluşturma, devlet müdahaleciliğinin azaltılması

1990 Sonrası

1990 - ...

Piyasa başarısızlıkları ile devlet başarısızlığı eşit önemdedir.

Entegre sanayi politikaları, kaynakların verimli bir şekilde kullanılması, devlet desteklerinin izlenmesi ve değerlendirilmesi

Sanayi politikası gereklidir. Gerekliliğinin sorgulanması yerine nasıl tasarlanacağı ve uygulanacağı önemlidir.

Sanayileşmeye yeniden dönüş (özellikle gelişmiş ülkeler için), risk sermayesinin ve girişimciliğin desteklenmesi, fikri mülkiyet hakları alanındaki hukuki düzenlemeler, insan kaynaklarının geliştirilmesi, kamu ihaleleri ve satın alma uygulamaları ile piyasada ar-ge ve inovasyonun yönlendirilmesi.

Sanayi politikasından sorumlu kurumların ve aktörlerin işbirliğinin tesis edilmesi gereklidir.

Uluslarüstü ve uluslararası stratejilerin/raporların yaygınlaşması ve bağlayıcılıklarının artması, devlet içerisindeki kurumların başarılı koordinasyonu, politikaların çıktı ve sonuç göstergeleri ile karşılıklı olarak takibi.

Sanayi politikaları, hizmetler sektörü ile uyumlu olmalı ve uygulamaları esnek olmalıdır.

Senaryoların üretilmesi, çevre politikaları, sürdürülebilir kalkınmayı amaçlayan politikalar (yeşil üretim), hizmet sektörünün liberalizasyonu ve sanayi ile entegrasyonunu sağlamaya yönelik uygulamalar, kültürel ve yaratıcı endüstriler, alana göre spesifik destek programlarının tasarlanması.

Karşılaştırmalı üstünlükler gözetilmelidir

Küresel ve bölgesel değer zincirlerine entegrasyon, sanayinin modernizasyonunu destekleme, sektör bazında önlemlerin alınması, kritik girdilerin tedarikinin sağlanması, teknoloji öngörüleri.

İnovasyon, sanayi politikalarının merkezinde yer almalıdır.

Ar-Ge ve inovasyonu destekleyen programlar, bilgi ve yeniliğe dayalı yaratıcı ekonomilerin geliştirilmesi, inovasyon, nitelikli istihdam ve girişimciliği desteklemek için bölgesel kalkınma araçlarının uygulanması.

Ulusal inovasyon sistemi kurulmalıdır.

Ulusal ve bölgesel akıllı uzmanlaşma stratejilerinin yaygınlaşması, yeni bir endüstriyel yenilikçilik politikasının geliştirilmesi, yüksek teknolojiyi destekleyen altyapı projeleri, ar-ge teşvikleri ve vergi indirimleri, iş yapma kolaylıklarının sağlanması.

Endüstri 4.0 yaklaşımı veya dördüncü endüstriyel devrim, yapısı itibarıyla sanayi politikaları ve stratejilerini doğrudan değiştirmeye namzettir. Almanya’daki örneğinde özel sektör, kamu ve üniversite temsilcileri tarafından oluşturulan bir platform vasıtasıyla hazırlanan raporda sanayi ve inovasyon politikalarının dönüşümü amaçlanmaktadır. Daha çok, bir gelecek öngörüsü ve ihtiyari tedbirlerin geliştirilmesi amacıyla hazırlanan raporda hem piyasaya hem de yönetim mercilerine tavsiye niteliğinde bir çerçeve sunulmuştur.

Diğer ülke örnekleri incelendiğinde kamu-özel işbirliğinin tesis edilmesi için piyasa oyuncularının katılımının sağlandığı bir platformun oluşturulması başta gelen eylemdir. Daha sonra teknoloji öngörüleri veya sektörel potansiyellerin saptanması amacıyla rekabet edebilirlik endeksi çalışmaları yapılabilir. Bu durum sanayi ve inovasyon stratejilerinin hazırlanmasında altlık teşkil edecek verilerdir. Aynı zamanda bu stratejilerin tabana yayılması için KOBİ ve işletmelerin bilgi ve farkındalıklarının artırılması çalışmaları yürütülebilir.

Sanayi 4.0 Projesi, Avrupa Birliği’nin Ufuk 2020 Programı altında tasarladığı “Geleceğin Fabrikaları” (Factory of Future) girişiminde görüldüğü üzere destek türlerinde kamu-özel işbirliği teşvik tipini tercih ettiği göze çarpmaktadır. Ciddi ar-ge altyapı yatırımlarının gerektiği Sanayi 4.0 yaklaşımlı projelerde, geleneksel hibe ve kredi gibi sübvansiyonlar yerine riskin karşılıklı paylaşımını esas alan destek türü, Avrupa Birliği’nde daha fazla tercih edilmektedir. Ancak bu durum Finlandiya örneğinde farklıdır. Bu nedenle uygulanacak destek türü ve mekanizmasının bir öncül etki değerlendirme ile test edilmesi gerekmektedir. Veya faaliyet gösterilen alanda arz kıtlığı söz konusu ise; mükemmeliyet merkezleri, model fabrikalar, akıllı fabrikaların kurulması veya mevcut yapıların geliştirilmesi ile farklı bir yöntem izlenebilir.

Ayrıca Endüstri 4.0 yaklaşımına uygun sektörel yığınlaşma veya kümelenme (örneğin İstanbul, Bursa, Ankara, Adana vs. için) potansiyellerine sahip bölgeler için duvarsız inkübatörlerin kurulması veya otomasyon teknolojisini yoğunlaştırmak isteyen işletmelere iş planı oluşturma desteğinin sağlanması, fabrikaların verimliliklerinin artırılması amacıyla hazırlık seviyelerinin ölçülmesi ve danışmanlık destekleri gibi farklı tasarımlarla destek türleri genişletilebilir.

Endüstri 4.0, destek türlerinin yanı sıra farklı uygulama araçlarının geliştirilmesini zorunlu kılabilir. Özellikle fikri mülkiyet hakkının korunması için daha hızlı danışmanlık desteği, mentörlük faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve bu konuda uyuşmazlıkların / davaların daha hızlı çözüme kavuşturulmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca lisanslanabilir ürünlerin tespiti için faydalı modellerin değerlemesi, piyasaya girişlerinin desteklenmesi, teknoloji hazırlık seviyelerinin daha etkili bir şekilde tespit edilmesi için teknoloji değerleme ofisleri gibi mekanizmaların kurulmasını teşvik edecektir.

Sadece mevcut işletmelerin değil; robotik teknolojiler, otomasyon, sensör, büyük veri vs. gibi alanlarda piyasaya yeni giren şirketlerin; risk sermayesi, özel finansal araç projeleri, tematik kredi mekanizmaları gibi araçların oluşturulması ile desteklenmesi gerekebilir. Özetle dördüncü endüstriyel devrim; devletlerin takip ettiği politika ve stratejileri ve uygulama araçlarını (destek ve teşviklerin) yeniden gözden geçirmelerini zorlamaktadır. Ülkemizde son yıllarda inovasyon politikalarının, sanayi politika ve stratejilerinde merkezi konuma alınması, bu konuda tecrübeli kurumların var olması ve imalat sanayiinde teknolojik dönüşümün ana amaçlardan biri olması, Türkiye’nin Endüstri 4.0 yaklaşımına hazır olduğunu gösteren delillerden sadece bir kaçıdır.

Kaynakça:
Aiginger, K. (2012). A Systemic Industrial Policy to Pave a New Growth Path for Europe, WIFO Working Papers The Austrian Institute of EconomicResearch, (421), 1-15.
Börteçin, E. (2014). 4. Endüstri Devrimi, 04 Eylül 2015.
Çeliktaş, M.O. Sonlu, G. Özgel, S. Atalay, Y. (2015). Endüstriyel Devrimin Son Sürümünde Mühendisliğin Yol Haritası, Mühendis ve Makine Dergisi, 56 (662), 24 – 34.
Grabas, C. Nützenadel, A. (2013) Industrial Policies in Europe in Historical Perspective. Viyana: WWW for Europe.
Maddison, A. (2001). OECD The World Economy: A Millenial Perspective. Paris: OECD Publications.
Naude, W. (2010).New Challenges for Industrial Policy, United Nations University, Helsinki.
Nelissen, G. (2011). Developing the tool box for a contemporary and sustainable industrial policy.
Türk, A. (2014). “Akıllı” Yeni Dünya: Dördüncü Sanayi Devrimi. 04 Eylül 2015.