İçindekiler
Dergi Arşivi

Krizlerin Etkileri ve 2016 Türkiye Sanayisine Genel Bakış

Dr. Sinan BORLUK / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

Küresel krizlerin genel etkileri ve yaygın sonuçları göz önüne alındığında, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerin küresel krizleri atlatma süreçlerinin görece uzun olduğu gözlemlenmektedir. Bu durum modern ekonomi tarihinde gözlemlenen tüm küresel krizler için geçerli bir durumdur. Küresel krizlerin başlangıç süreçleri, genelde gelişmekte olan ülke ekonomilerinde ortaya çıkmakla birlikte, bahse konu olan gelişmiş ekonomilerin kendilerine yönelik aldığı tedbirler, küresel likidite ve ticareti etkilemektedir. Azalan sermaye hareketleri ve ticaret hacimleri gelişen ülke ekonomilerinde durgunluk yaratan etkilere sahip olmaktadır. Bu etkiler arasında, üretimde daralma, istihdamda azalma ve ücret düzeylerinde düşme ön plana çıkmaktadır. Gelişmekte olan ekonomilerde ortaya çıkan böylesi durumlar bir kısır döngüye yol açmakta, dış ticaret hacmindeki daralmaya, iç talepteki daralma eşlik etmekte ve gelişmekte olan ekonomiler daha uzun süren buhranlarla karşılaşmaktadırlar.

Modern ekonominin yaşadığı krizler ve etkilerinin hatırlanması küresel düzeydeki krizlerin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin ne şekilde etkilendiğinin hatırlanması açısından önemli olacaktır.

Modern Çağın Önemli Ekonomik Krizleri
20. yüzyılın belki en önemli ve ilk krizi 1929 “Büyük Buhran”’ıdır. 17. ve 18. yüzyıl dünya ekonomisinde rekabet halindeki en önemli iki ekonomik güç olan Fransa ve Britanya ekonomilerinin Amerika kıtasındaki çıkar savaşları ve Avrupa’yı şekillendiren politikaları ABD ekonomisinin hızını düşürmüştür. Avrupa’nın bir diğer ekonomik gücü Almanya ile girilen I.Dünya Savaşı sonucunda harap olan Avrupa ve ekonomisi, ABD’nin taze ekonomik gücüne ihtiyaç duymuş 1918 (hatta 1915) sonrası ABD savaşın tek ekonomik galibi olarak çıkmıştır. Almanya savaşta yenilmiş, Fransa ve Britanya galip gelmelerine rağmen ağır yaralar almışlardır. Rusya’da rejim değişmiş ve yepyeni alternatif bir ekonomik düzen kurulmuştur. Çin zayıflamış, karşısında Japonya hammaddeye ihtiyacı artarak gelişmeye devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasının ardından Orta Doğu, Batı kapitalizminin hammadde tedarikçisi ülkeler coğrafyasına dönüştürülmüştür. Bu küresel ortam ABD’nin ekonomik ivmesini çok daha fazla artırmıştır. ABD’deki Dow Jones endeksi 1924’te 63,90 puandan 1927 Aralığında 200 puan üstünü 1928 sonunda 300 puan üstünü görerek muazzam bir büyüme performansını ortaya koymuştur. Tıpkı 2007/2008 krizinde görüldüğü üzere bu yüksek performansın açıkça bir balon etkisinden kaynaklandığı sonraki gelişmelerden anlaşılacaktır. Ekim 1929’da başlayan kriz Kasım 1929’da gördüğü dip ile daha da derinleşmiştir. Daha sonra alınan önlemler ile ABD ekonomisi toparlansa dahi yapısal sorunlar giderilemediğinden 1932 Haziranında endeks dip yapmıştır. ABD’de krizin döngüsel yaşanmasının temel nedeni ABD piyasa aktörlerinin ekonomik gelişmelerden elde ettikleri gelirleri artırabilmek umuduyla spekülatif kaynaklı kazançlara yönelmeleridir. Temelinde ekonomik gelirlerin olmadığı kazanç denemeleri, “ekonomik şişkinliklerin” ani patlamalarına ve küresel etkilere neden olmaktadır. 1929-1932 krizi sonucunda daralan, duraksayan ve krizi derinden yaşayan küresel ekonominin Avrupa'daki etkisi siyasi olmuş en fazla etkilenen ekonomilerden olan Almanya’da uç siyasi rejim iktidar olarak dünyayı “bölüşüm savaşı”’nın devamı olan II. Dünya Savaşına sürüklemiştir. Gelişmekte olan zayıf ekonomiler siyaseten de bu savaşa zayıf yakalanmış ve büyük hasarlar oluşmuştur.

Bu krizde gözlemlenen en önemli gösterge batı kapitalizminde kişi başı üretimin % 30’lar civarında düşmesidir. SSCB’de gözlemlenen durum başka bir çalışmanın konusu olup, durum, bu buhrana cevaben üretilen ilk politikaların milyonlarca kişinin açlıktan öldüğü büyük başarısızlıklarla sonuçlandığı şeklinde özetlenebilir.

II. Dünya Savaşı ardından dünyada yaygın bir şekilde uygulanan yeni ekonomik sistem, Keynesçi “Talep Yönlü İktisat Politikaları” tarafından şekillendirilmiştir. Bu yolla yeni ekonomik krizlerin önüne geçilmesi için Devlete ekonomik düzene sınırlı müdahale hakkı tanınmıştır ve bu yeni sistem oldukça başarılı olmuştur. Türkiye içinde “Karma Ekonomi”, “Planlı Kalkınma” vb yaklaşımlar bu yeni düzenden etkilenerek oluşturulmuştur.

20 yüzyılın önemli bir diğer krizi 1968-1975 yılları arasında yaşanan küresel krizdir. ABD’nin Viet Nam savaşını takip eden durgunluk, Arap-İsrail Savaşı ve OPEC ülkelerinin petrol arzını kısmasıyla derinleşmiştir. Verimlilik bakış açısıyla, azalan enerji arzı ve yükselen girdi fiyatları verimliliği oldukça düşürmüştür. 1968-78 döneminde tüm batı ekonomileri özellikle 1973-75 yılları arasında önemli bir durgunluk yaşamışlardır. 1975 sonrası büyük ekonomiler bu durgunlukları aşarken, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler ağır ekonomik krizler ve bu krizlerin sonucu olan ağır siyasi krizler yaşamışlardır.

1980 yılında ABD ve İngiltere iktisat politikalarını kökten değiştirerek “Arz Yönlü İktisat Politikaları”’na geçiş yapmışlardır. Bu politikalar yine piyasa “köpürmelerine” imkan tanıyan ve spekülatif balonlara imkan tanıyan politikalardır. Bu politikaların yaygın etkilerinin gözlemlenebilmesi için 1989 “Duvarın Yıkılması”, Doğu Bloğunun dağılması ve zayıf ekonomik alt yapısına sahip pek çok ekonominin küresel sisteme, özellikle de Avrupa Ekonomisine, dahil olması gerekmiştir. Zayıflayan küresel kapitalizm daha “siyasi zaferini” kutlarken, 1992’de İngiltere’de yaşanan “Kara Çarşamba” batı ekonomilerinde yeni bir krizi tetiklemiştir. Yine Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler, artık doğu blokundan ayrılan ülkeler de dahil olarak, en ağır faturaları ödemişlerdir. 1992 sonrası batı ekonomileri bir türlü düzelemeyerek 1994-2001 Latin Amerika (1994), Asya (1997), Rusya ve Brezilya (1998) ve gelişmekte olan ekonomiler krizlerini tetiklemiştir (1999-2001). Bu krizler başta Rusya, Türkiye, Meksika, Arjantin ve diğer Güney Amerika ülkelerini önemli ölçüde etkilemiştir. Bu krizler sonucunda da üretim ve istihdam daralmış, verimlilik azalmış ve GSYİH’larda daralmalar gözlemlenmiştir. OECD verilerine göre ABD ve G7 ülkelerinde 1992 sonrası yaşanan verimlilik azalışları 2003’e kadar tam anlamıyla telafi edilememiştir.

2003 sonrası düşen verimlilik oranları ve daralmalar piyasada spekülatif kazançlarla telafi edilmeye çalışılınca, 2007 yılında ABD’de 1929 Buhranına benzer bir kriz oluşmuştur. Krizin etkileri 2008 ve sonrasında tüm dünyada etkili olmuş, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülke ekonomileri oldukça derinden etkilenmiştir. Bu krizle ilgili en önemli özellik krizin küresel çapta yaygın, derin ve uzun süreli etkilerinin belirginliğidir.

Son Küresel Kriz Sonrası Türkiye Sanayisi
Küresel krizlerin genelde GSYİH üzerindeki etkileri değerlendirildiğinden, kriz sonrası değerlendirmeler genel geçer olma niteliğindedir. Bir kriz sonrasında GSYİH’daki daralma ve izleyen yıllardaki gelişmeler analizlerin temelini oluşturmaktadır. Oysa daha detaylı analiz yapabilmenin öncelikli şartı, ekonominin kalbi olan sanayinin krizden ne boyutta etkilendiği ve kriz sonrası durumunun analizidir.

Türkiye ekonomisi 2007-2008 krizi sonucu tarihinin en büyük üçüncü daralmasını tecrübe etmiştir. Ancak bu daralma iç piyasalarda çok derin etkiler bırakmamıştır. Bunun başlıca sebebi 2001 sonrası Türkiye ekonomisinin büyüme motorunun verimlilik olmasıdır. Ekonomi politikaları da istihdamı daraltıcı, yatırımları kısıtlayıcı nitelikte kriz politikaları olmadığından Türkiye ekonomisi dünya çapında derinden hissedilen ekonomik krizi en azından sanayi verilerine bakıldığında çok düşük hasarla atlatmış görülmektedir.
Türk Sanayisi 2005 sonrası üretim endeksi incelendiğinde, 2008 küresel krizinden ciddi anlamda etkilendiği ve üretim endeksi itibariyle 2009 yılında 2005 yılındaki seviyesine düştüğü görülmektedir.

Grafik 1. Sanayi Üretim Endeksi

Kaynak: TUİK, 2016

Sonraki yıllarda ilk 2 yıl Türk sanayisi toparlanma sürecine girmiş sırasıyla % 12.83 ve % 10 büyümüştür. Bu oranlar GSYİH büyüme oranlarıyla yüksek ilişki içindedir. Sonraki 4 yıl 2012-2015 ortalama % 3 büyüyen Türk Sanayisi, 2010 üretim seviyesi = 100 endeksine göre kriz yılına göre toplamda % 40.27 büyümüştür. Kriz yılı endeksin düşük olmasının yanıltıcı etkisi göz önüne alınarak 2005-2009 dönemi en yüksek endeks değerine göre (2007 yılı) aynı analiz yapıldığında 2015 yılına kadar en yüksek endeks değerine sahip yıla göre 2015 yılına kadar sanayinin % 25.7 büyüdüğü gözlemlenmektedir. Krize rağmen Türk sanayisi 11 yılda ortalama yıllık % 3.4 büyüdüğü görülmektedir. Bu göstergeler benzer ekonomilerde görülmeyen ve görülmesi beklenmeyen göstergelerdir. Ortaya çıkan olumlu tablonun başlıca nedeni Türk Sanayicisinin kriz algısının ve ekonomik perspektifinin derinliği olduğu tespit edilmelidir. Klasik “rasyonel karar birimi” olarak 2009 yılında ortaya çıkan % 9’luk daralmanın sanayiciyi piyasadan çıkışa teşvik etmesi beklenir. Ancak 2008 yılındaki durgunluk ve 2009 yılındaki tarihi daralma Sanayiciyi yıldırmamış ve üretime devam etme durumunda tutmuş görülmektedir. Bu durumun derin tahlillere ihtiyaç duyduğunun altı önemle çizilmelidir.

Benzer analiz Takvim Etkisinden Arındırılmış Sanayi Ciro Endeksi için gerçekleştirildiğinde ortaya çıkan sonuçlar benzerdir. Kriz sonrasında, 2009 yılında, Takvim Etkisinden Arındırılmış Sanayi Ciro Endeksi 2007 yılındaki seviyesine düşmüştür. Ancak hızlı bir şekilde toparlanmış 2015 yılındaki Takvim Etkisinden Arındırılmış Sanayi Ciro Endeksi 2009 yılındaki, yani kriz yılındaki, düzeyin % 120.60 üzerindedir.

Grafik 2. Takvim Etkisinden Arındırılmış Sanayi Ciro

Kaynak: TUİK, 2016

Takvim Etkisinden Arındırılmış Sanayi Ciro Endeksi göstergesi incelendiğinde Türk Sanayisinin Cirosunun krizin olumsuz etkisine rağmen yıllık ortalama % 10.66 gibi çok yüksek bir oranda büyüdüğü görülmektedir. Krizin Türk Sanayisinin Cirosuna etkisinin %9.14’lük daralma olduğunun altı çizilmelidir.

Krizlerin bir diğer önemli etkisi istihdam üzerinedir. Kriz dönemleri ve sonrasında, istihdam üzerinde daraltıcı bir baskı oluşur. Bu baskı telafi edilemezse, daha önce bahsi geçen, kriz kısırdöngüsüne girilir.

Son krizin Türk Sanayisi istihdamı üzerindeki etkileri, ciro ve üretim üzerindeki etkilerinden çok daha fazla olmuştur. Veriler incelendiğinde 2009 yılındaki düşüş sonrası Sanayi İşgücü Girdi Endeksi, 2005 seviyesinin yaklaşık % 4 gerisine düşmüştür ve 2007 seviyesine ancak 2011’de yeniden ulaşabilmiştir. Başka bir gösterge olan çalışılan saat endeksinde de durum çok benzerdir. 2009 yılında çalışılan saat endeksi bir önceki yıla göre % 11.3 azalmıştır. Toplam talep üzerinde en önemli etkilerden birine sahip olan ücretlerde ise, diğer gelişmekte olan ekonomilerden farklı olarak keskin düşüşler yaşanmamış, 2009 yılında bir önceki yıla göre Brüt Ücret Endeksi % 2.6 düşerken takip eden yılda % 16 artmış ve bu artış hızı çok az bir kayıpla 2015 yılına kadar devam ettirilebilmiştir. Bu ücret politikasının talep yönlü etkilerinin ne denli önemli olduğu krizden çıkış hızı ve esnekliğinde görülmektedir.

Grafik 3. Takvim Etkisinden Arındırılmış Sanayi İstihdam Endeksi

Kaynak: TUİK, 2016

Grafik 3’ten de görüldüğü üzere krizin etkisinin hissedildiği 2009 yılında istihdam endeksi % 9.50 ile diğer parametreler olan üretim ve ciro endeksleri kadar sert bir düşüş yaşamış ( üretim endeksi % 9.88 ve ciro endeksi % 9.14) ancak diğer endekslerdeki kriz sonrası yıllık ortalama büyüme oranına yakın bir oranda toparlanamamıştır. 2009-2015 arasında sanayi üretim endeksi yılda %3, Sanayi Ciro Endeksi yılda %7 oranında ortalama yıllık büyüme oranlarına ulaşırken, istihdam endeksi yılda %2’lik yıllık ortalama büyüme hızı yakalamıştır. Bir diğer anlatımla kriz sonrasında istihdamda yaşanan kaybın telafisi daha uzun zaman almıştır.

Ortaya çıkan bu asimetrik durumun verimliliği doğrudan etkilemesi beklenmelidir. Üretimin ve cironun kriz sonrası istihdamdan hızlı büyümüş olması bu dönemde işgücü verimliliğinin arttığının önemli bir göstergesidir. 2009 sonrası verimlilikteki artış dalgalı bir seyir izlemekle birlikte ilk yıl %8’lik artış dikkati çekmektedir.

Veriler incelendiğinde 2000’li yıllarda Türkiye Ekonomisinin en büyük itici gücü olan işgücü verimliliğinin, sanayi üretimi ile arasındaki makas açılmaktadır. Bir başka anlatımla sanayi üretimi ile işgücü verimliliği arasındaki ilişki zayıflamakta, üretim ile girdi hacmi arasındaki ilişki güçlenmekte görülmektedir.

Geleceğe Dair Beklentiler
Bu çalışmanın kaleme alındığı Temmuz 2016 itibariyle Türk Sanayisi için belirgin bir iktisadi risk görülmemekle birlikte, küresel piyasalarda oluşan AB kaynaklı durgunluk, Türkiye için yaşanmış siyasal/beşeri krizin taşıdığı potansiyel riskler ortadadır. Bu çeşit riskler var olmadığı dönemlerde dahi yaşanan derin ekonomik krizler düşünüldüğünde kısa/orta vadede herhangi bir olumsuzlukla sonuçlanması muhtemel bir tehdit görülmemektedir. Bu çeşit bir riskin realize olması durumunda dahi son krizde izlenen politikaların başarısı göz önünde tutularak mikro ve makro politikalar belirlenmelidir. Son krizde üretimde kalan Türk Sanayisinin başarısı ve bu başarının getirileri ortadadır. Bu kapsamda “ev yapımı” olması gereken krizden çıkış politikaları Türk Ekonomisi için kendiliğinden oluşmuştur. Bundan sonra kaynağı ne olursa olsun ortaya çıkabilecek tüm krizlerin aşılma potansiyeli çok yüksektir. Dikkat edilmesi gereken en önemli konu, kaybedilen işlerin yeniden sağlanması ve istihdamın artırılmasıdır.

Kaynakça
1. TÜREL, Oktar ,VOYVODA, Ebru (ED.), TÜRKİYE’de VE DÜNYADA EKONOMİK BUNALIM, Bağımsız Sosyal Bilimciler, Yordam Kitap Y.E., İstanbul 2009
2. WEICHER, J.C., “Changes in The Distribution of Wealth”, Review of The Fed. Res. Bank of St Louis. 1995,Ocak/Şubat
3. OSTERBERG, W.P. , “Investment and Endogenous Adjustment of Financial Structure”, Journal of Public Economics, Sayı:40, 1989
4. TUİK,2016