İçindekiler
Dergi Arşivi

Küresel Doğal Kaynak Kullanımına Genel Bir Bakış

Selin ENGİN / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Sanayi ve Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

1. Giriş
Sanayi Devrimi’nin ardından hızlı bir artış gösteren doğal kaynak ve enerji kullanımı, günümüzdeki ekonomik gelişmelere bağlı olarak önemli bir şekilde artmaya devam etmektedir. Doğal kaynakların ve enerjinin yoğun kullanımına bağlı olarak çevre üzerindeki baskı da artmaktadır. Günümüzde birincil enerji kaynağı olarak yüksek kirleticiliğe sahip olan fosil yakıtlara önemli derecede bağlı olunması, sera gazı emisyonları nedeniyle iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini artırmaktadır. Doğal kaynakların çevresel etkileri, sadece çıkartıldıkları ülke ile sınırlı kalmayıp küreselleşme ve ticaret nedeniyle ülkelerin sınırlarının ötesine ulaşmaktadır.

Son yıllarda geleneksel üretim ve tüketim yöntemlerinin, kaynak verimliliğini sağlamada ve çevresel performansı artırmada yetersiz kalmaya başlaması nedeniyle, sürdürülebilir üretim ve tüketim modellerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması gereği ortaya çıkmıştır. Çevresel baskılar, rekabet koşulları ve hızlı bir şekilde tükenen doğal kaynaklar nedeniyle çevre ile kalkınma ilişkisi yeniden tanımlanmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede, çevre ve ekonomi arasındaki ilişki ve etkileşim, daha düşük karbonlu ve kaynak verimli bir büyümenin sağlanması için uluslararası alanda itici bir unsur oluşturmaktadır.

1990’lardan sonra kaynak kullanımındaki hızlı artışın fark edilmesi nedeniyle kaynak verimliliğinin artırılmasına yönelik çeşitli yöntem, yaklaşım ve stratejiler geliştirilmiştir. Uluslararası alanda, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir tüketim ve üretim kavramlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar incelendiğinde; standartlar ve zorunlu etiketler, vergiler, teşvik ve yatırımlar, kampanyalar, eğitim, gönüllü etiketler, şirket raporları, reklamlar, kamu satın alımları, tüketici davranışının anlaşılmasına ilişkin çalışmalar, politika araçları ve kurumsallaşma gibi uygulamalar karşımıza çıkmaktadır. Ülkeler, kendi öncelikleri doğrultusunda kaynak verimliliklerini artırmaya yönelik çeşitli politika belgeleri ve eylem planları ve çeşitli göstergeler oluşturmaktadır. 1990’lı yıllardan bu yana, sürdürülebilir üretim konusu pek çok ülke ile birlikte Türkiye’nin de gündeminde yer almaya başlamış ve ulusal planlara sürdürülebilir kalkınma odaklı yaklaşımlar ve tedbirler girmeye başlamıştır. Ülkemizde kaynak verimliliği fırsatlarının değerlendirilmesi ve bu yolla sanayinin uluslararası rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayacak şekilde sürdürülebilir üretim uygulamalarının yaygınlaştırılması önem teşkil etmektedir.

2015 yılı, iki tarihi küresel mutabakatın kabul edilmesi nedeniyle önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Bu mutabakatlar, adil ve sürdürülebilir bir gelişme için uluslararası toplumların, paylaşılmış taahhüdünü içermektedir. Bu mutabakatlardan birisi, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefini kapsayan “Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Ajandası”, diğeri Paris’te gerçekleştirilen “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21. Taraflar Konferansı”dır (COP 21). 2030 Ajandası ve Paris Sözleşmesi, sanayileşen ve gelişen ekonomiler ile gelişmekte olan ülkelerde, mevcut ve gelecekteki yoksulluğun azaltılması ve aynı zamanda kaynakların ve ekosistemlerin korunması alanlarındaki taahhütler nedeniyle yüksek düzeyde öneme sahiptir (UNEP, 2017b).

2. Küresel Doğal Kaynak Kullanımı
Su, enerji, madenler ve diğer doğal kaynaklara olan ihtiyaç, nüfus artışı yanında insanların yaşam standartlarındaki ve refah seviyesindeki gelişmelere bağlı olarak artış göstermektedir. Yoğun kaynak kullanımı; çok sayıdaki ekosistem hizmetini tüketmekte ve bozmakta, ani ve yıkıcı çevresel değişiklik riskini artırmakta, biyoçeşitlilikte önemli azalmalar meydana getirmekte ve aynı zamanda bazı gruplar için yoksulluğu şiddetlendirmektedir (MEA, 2005; UNEP, 2017a).

Küresel biyoçeşitlilik üzerindeki temel baskılar; habitat baskısı, arazi kullanımı değişikliği, istilacı türler, kirlilik, sürdürülebilir olmayan/aşırı tüketim ve iklim değişikliği olarak sıralanmaktadır. Biyoçeşitlilik, insanlara çok sayıda değerli mal ve hizmet sağlamaktadır. Aynı zamanda insan sağılığına ve refahına olumlu katkılar sağlamaktadır. Biyoçeşitliliğin doğrudan sağladığı yararlar arasında; ormanlardan sağlanan kereste, okyanuslardaki balık, temiz su, tarımsal ürünler ve doğaya erişimin sağlığa katkıları yer almaktadır. Aynı zamanda, karbon depolama yoluyla iklim değişikliğini düzenlemekte, yerel yağışları düzenlemekte, toprak kayması ve fırtına gibi doğal afetlerin etkilerini azaltmaktadır. Bütün bunlar dikkate alındığında biyoçeşitlilik kaybının ekosistem dayanıklılığını azalttığı, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı hassasiyeti artırdığı görülmektedir (UNEP, 2019).

Dünya nüfusu her yıl yaklaşık olarak 83 milyon artış göstermektedir. Birleşmiş Milletler tarafından dünya nüfusunun 2050 yılında 9,8 milyara, 2100 yılında ise 11,2 milyara ulaşacağı öngörülmektedir. 2017 yılından 2050 yılına kadar olan süreçte, dünya nüfusunun yarısının 9 ülkede yoğunlaşacağı tahmin edilmektedir. Bu ülkeler, nüfus artışına olan toplam katkılarına göre Hindistan, Nijerya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Pakistan, Etiyopya, Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Uganda ve Endonezya’dır. Ayrıca 2050’ye kadar olan süreçte 26 Afrika ülkesindeki nüfusun en az iki katına çıkacağı öngörülmektedir (UN, 2017). Bu süreçte kent nüfusunun yaklaşık %90’ının özellikle Asya ve Afrika gibi dünyanın en hızlı kentleşen bölgelerindeki düşük gelirli ülkelerde yaşayacağı tahmin edilmektedir (UNEP, 2019).

Doğal kaynaklara erişim ve bu kaynakların kullanımı, dünyanın farklı bölgelerinde önemli değişkenlikler göstermektedir. Yüksek gelirli ülkelerde kişi başı malzeme kullanımı, düşük gelirli ülkelerden 10 kat daha fazladır. 1,2 milyarlık nüfusa sahip olan en yoksul insanların oluşturduğu grup, dünyadaki mal ve hizmetlerin tüketiminin yalnızca %1’ini oluşturmaktadır. Öte yandan dünyadaki kaynakların %72’si, en zenginlerin oluşturduğu 1 milyar insan tarafından tüketilmektedir (UN, 2013).

İklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarının temel nedeni, sürekli artan enerji talebini karşılamak için insanlar tarafından kullanılan fosil yakıtlardır (UNEP, 2019). Ayrıca bu emisyonlara neden olan kaynakların çıkartılması ve işlenmesi de önemli miktarda enerji gerektirmektedir. Bunların yanında, yoğun arazi kullanımı ve arazi kullanımındaki değişiklikler, karbondioksit ve diğer sera gazı emisyonlarına yol açmaktadır (UNEP, 2017b). İklim değişikliği; gıda ve su güvenliği, sağlık, geçim kaynakları ve altyapı üzerindeki etkileri nedeniyle toplumlar için bir risk oluşturmaktadır. Bu riskler kıyı ve orman toplumları ile kırsal ve tarımsal toplumlarda doğal kaynaklara bağlı olan insanlar açısından daha fazladır (UNEP, 2019). Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir çalışmada gıda ve içecek tüketiminin %31, konutların %24 ve ulaşımın %19 ile küresel ısınmayı en fazla etkileyen etmenler olduğu görülmektedir (UNEP, 2010). Uluslararası ticarete söz konusu olan malların üretimi, toplam karbondioksit emisyonlarının %30’unu meydana getirmektedir (UNEP, 2019). Bu kapsamda tüketimde yapılacak olan tasarruf ve azaltımın, iklim değişikliği yanında diğer çevresel etkilerde de olumlu gelişmeler sağlaması söz konusudur.

Gıda üretim, tedarik ve kullanım sisteminin ekosistem ve iklim üzerinde yerelden küresel düzeye varan etkileri olmaktadır. Tarım, en maliyetli insan faaliyeti olmasının yanı sıra temiz su kaynaklarının ana kullanıcısı konumundadır. Benzer şekilde gıda üretimi; biyoçeşitlilik kaybının temel nedeni, hava ve su kaynakları açısından bir kirletici, toprağın bozunmasının temel etkenlerinden biri ve önemli bir sera gazı kaynağıdır. Tüketim kalıplarının değişmesi nedeniyle hem bahsi geçen baskılar artmakta hem de gıda güvenliği kapsamında yeni zorluklar ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda fazla beslenme ve yetersiz beslenmeyi de kapsayan yanlış beslenme sorunları meydana gelmektedir. İklim değişikliği ile doğal kaynaklara ilişkin kısıtlar ve demografik eğilimler; besleyici ve sürdürülebilir gıda sistemlerine ilişkin zorlukların artacak olması nedeniyle, gıda üretim ve tüketiminde önemli değişiklikler yapılması gerektiğine ilişkin dikkat çekmektedir (UNEP, 2019). 2015 yılında dünyada yetersiz beslenen insan sayısı 795 milyon olup bu değer toplam nüfusun %11’ine denk gelmektedir. Söz konusu insanların yarısından fazlası Asya’da yaşamakta olup ardından %23 ile sahra altı Afrika gelmektedir (UNEP, 2017b). Öte yandan her yıl insanların tükettiği gıdaların yaklaşık üçte biri çöpe dönüşmekte olup bu miktar yıllık 1,3 milyar tona karşılık gelmektedir. Sanayileşmiş ülkelerde gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla gıda çöp haline gelmektedir. Bu kapsamda Avrupa ve Kuzey Amerika’daki tüketicilerin kişi başına gıda atıkları 95-115 kg/yıl arasında değişmektedir. Sahra altı Afrika ve Güney/Güneydoğu Asya’da ise bu miktar 6-11 kg/yıla düşmektedir (FAO, 2011a). Küresel gıda talebinin 2050 yılı itibarıyla 2005/2007 dönemine göre %60 oranında artacağı öngörülmektedir (Alexandratos ve Bruinsma, 2012). Gıda kayıplarının ve atıkların en aza indirilmesi, küresel gıda güvenliğini sağlamanın yanı sıra önemli düzeyde çevresel, sosyal ve ekonomik fayda sağlayacaktır. Atığın önlenemediği koşullarda ise atıkların komposta dönüştürülmesi; gübre, biyogaz veya hayvan yemi gibi yüksek katma değerli bir son ürünün üretilmesi gibi fırsatlar araştırılmalıdır (UNEP, 2019).
Küresel su kaynakları incelendiğinde dünyanın birçok yerinde içme suyu kaynaklarının, stres altında veya kıt durumda olduğu dikkat çekmektedir. Geçtiğimiz on yıllarda su kaynaklarına olan talebin sürekli artması ve bu kaynakların yanlış kullanımı nedeniyle dünyanın pek çok yerinde kirlilik ve su stresi riski artmıştır (WWAP, 2015). Mevcut durumda dünyadaki akiferlerin %20’sinin aşırı kullanıma maruz kaldığı görülmektedir (UNEP, 2016). Endüstriyel su kullanımı, küresel su kullanımının %20’si dolayındadır. Endüstriyel su kullanımının yaklaşık %75’i enerji üretimi kaynaklı, geri kalan kısmı ise üretim amaçlı olarak endüstriyel su kullanımı kaynaklıdır (UN, 2014). Küresel su kullanımının %10’u ise evsel kullanımdan kaynaklanmakta olup bu miktarın 2010-2050 yılları arasında Batı Avrupa dışındaki dünyanın diğer bölgelerinde önemli derecede artış göstereceği öngörülmektedir (Burek ve diğ., 2016). Tarım, küresel su kullanımının yaklaşık %70’ini oluşturmakta olup bu miktarın büyük bölümü sulama amaçlı kullanılmaktadır. Sulama suyu ihtiyacının 2050 yılında 2008 yılına göre %5,5 artacağı tahmin edilmektedir. Endüstriyel ve evsel su talebi, tarımsal su talebinden daha büyük bir artış gösterecek olmasına karşın tarımsal su kullanımı en büyük payı almaya devam edecektir (FAO, 2011b).

1990 yılından bu yana 2,6 milyar insan gelişmiş içme suyu kaynaklarına erişim sağlamasına karşın hala 663 milyon insan bu imkânlara sahip değildir. 1990-2015 yılları arasında gelişmiş içme suyu kaynaklarına sahip insanların küresel nüfusa oranı %76’dan %91’e yükselmiştir (UN, 2018). Birleşmiş Milletler verilerine göre; 2,4 milyar insan, tuvalet gibi temel sanitasyon hizmetlerinden yoksundur (UN, 2018). Patojenlerle kirlenmiş içme suyu ve yetersiz sanitasyonun neden olduğu çeşitli sindirim sistemi hastalıkları nedeniyle her yıl yaklaşık 1,4 milyon kişi hayatını kaybetmektedir (UNEP, 2019). Günümüzde 1,7 milyar insan nehir havzalarında yaşamakta olup su kullanımı, kaynaktaki kullanılabilir su miktarını aşmaktadır (UN, 2018). 2030 yılında suya olan küresel talebin %50 oranında artacağı ve bu talebin çoğunluğunun kentlerden kaynaklanacağı öngörülmektedir (UN, 2017c). Bu bilgiler ve gelişmeler doğrultusunda 2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 6 numaralı maddesi, 2030 yılında herkesin güvenilir suya ve sanitasyona erişim sağlayabilmesine ilişkin olarak belirlenmiştir.

Küresel düzeyde çıkartılan metal cevheri ve metal üretimi miktarları incelendiğinde, 1970 yılından 2010 yılına kadar 3 kat artış gösterdiği görülmektedir. Artış, büyük ölçüde 2000-2010 yılları arasında gelişen ekonomilerin sanayileşmesine bağlı olarak gerçekleşmiştir (UNEP, 2017a). Söz konusu malzemelerin kullanımındaki önemli artış, küresel ekonomiyi önemli düzeyde desteklerken, çevreye olumsuz etkileri olmaktadır (UNEP, 2019). 1900’larda küresel olarak kullanılan birincil malzeme miktarı 7 milyar ton olmuştur (UN, 2018). 2015 yılında ise küresel olarak 84 milyar ton malzeme çıkartılarak ekonomide kullanılmıştır (UNEP, 2017b). 2017 yılı itibarıyla ise söz konusu miktar 90 milyar ton olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu eğilimlere ilişkin herhangi bir değişiklik olmadığı durumda, küresel olarak çıkartılan malzeme talebinin, 2050 yılı itibarıyla 2017 yılı miktarının iki katını geçerek 184 milyara ulaşması beklenmektedir. Bu süreçte kişi başı kaynak kullanımının da %72 artarak 11,5 tondan 19,7 tona yükseleceği öngörülmektedir. Kaynak kullanımları küresel dağılım açısından incelendiğinde bölgeler ve ülke grupları arasında önemli derecede farklılıklar olduğu dikkat çekmektedir (Hatfield-Dodds ve diğ., 2017). G20 ülkeleri, önde gelen ekonomilerin oluşturduğu dinamik bir gruptur. Bu ülkelerinin kaynak kullanımları incelendiğinde dünyanın geri kalan bölgelerinin üçte ikisinden fazlasına karşılık geldiği görülmektedir. Bu ekonomilerin sürdürülebilir kalkınmaya yönelik olarak farklı vizyon ve stratejileri mevcuttur. G20 ülkelerinin 2015 yılında 65,4 milyar ton olan kaynak kullanımının 2050 yılında 142,2 milyara yükseleceği tahmin edilmektedir. Söz konusu ülkeler, küresel ekonomik çıktıların %85’ini üretmekte, küresel nüfusun üçte ikisine ev sahipliği yapmakta ve uluslararası ticaretin %75’ini meydana getirmektedir (UN, 2018).

Mevcut eğilimler altında, küresel olarak kullanılan fosil yakıt miktarının 2015-2050 arasında %53 oranında artış göstermesi söz konusudur. Bu süreçte biyokütle kullanımının %87, metal cevheri kullanımının %96 ve metalik olmayan mineral kullanımının ise %168 oranında artış göstereceği tahmin edilmektedir (Hatfield-Dodds ve diğ., 2017). Birincil metal üretimi, çeşitli çevresel etkilerinin yanı sıra toplam küresel enerji tüketiminin %7-8’ini meydana getirmektedir. Söz konusu metallerin geri kazanımı, ham maddelerin çıkartılması sürecine göre önemli düzeyde enerji tasarrufu sağlamaktadır. Örneğin çelik, bakır ve alüminyum geri kazanımı, birincil metal üretimine oranla sırasıyla %60-75, %84-88 ve %90-97 düzeylerinde enerji tasarrufu sağlamaktadır (UNEP, 2013). Öte yandan günümüzde metallerin yalnızca üçte birinin geri kazanım oranı %50’nin üstündedir. Çoğu özel metalin geri kazanım oranı ise %1’den daha düşük seviyededir (UNEP, 2015).

Dünya genelinde yaklaşık 15 milyar hektar arazi bulunmakta olup bu arazinin %2’si kent ve altyapılardan oluşmaktadır. Söz konusu yerleşim alanlarının 2050 yılında toplam küresel arazinin %4-5’ini kapsaması beklenmektedir. Çoğu zaman bu genişleme tarım alanlarının yok olması karşılığında gerçekleşmektedir. Küresel arazi kullanımının, üçte birinden fazlasının günümüzde insanların ihtiyaç ve taleplerini karşılamak için tarımsal amaçlı olarak işlendiği dikkat çekmektedir. Tarım arazileri, 50 yılı aşan süredir özellikle tropik bölgelerde orman arazilerinin yok olması karşılığında genişlemektedir (UNEP, 2014). Toprak bozunması, özellikle kırsal alanlarda yaşayan insanları refahı ve ekosistem için artan bir tehdit oluşturmaktadır. Arazi bozunmasının yoğun olduğu topraklar, küresel arazinin yaklaşık %29’unu oluşturmaktadır. Söz konusu arazilerde yaşayan kişilerin sayısı ise 3,2 milyardır (UNEP, 2019).

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan çalışmalar, biyolojik olarak sürdürülebilir düzeydeki balık stokunun 1974’te %90 iken 2013’te %68,6’ya düşerek azalan bir eğilim izlediğini göstermektedir. 2013 yılında ise balık stokunun %58,1’i tamamen avlanmış ve %31,4’ü de aşırı avlanmaya maruz kalmıştır (FAO, 2016). Deniz çevresindeki plastik ve mikroplastik çöpler, balık ve kabuklu deniz hayvanlarındaki azalmaya neden olmaktadır. Sucul ortamlardaki mikroplastiklerin deniz ürünlerinin tüketilmesi nedeniyle ortaya çıkardığı potansiyel sağlık etkileri bilinmemektedir. Söz konusu probleme ilişkin daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır (UNEP, 2019).

3. Kaynak Verimliliği
Ülkelerin kaynak verimliliğini izlemelerine neden olan 5 temel etken bulunmaktadır: Kaynaklara erişebilirliğin sağlanması, kaynak fiyatlarındaki dalgalanmaların en aza indirilmesi, potansiyel fiyat artışlarının en aza indirilmesi, kaynak kullanımını nedeniyle oluşan çevresel zararın sınırlandırılması ve ekonomik fayda sağlanması (UNEP, 2017b).

Yeniden kullanım, geri kazanım ve yeniden imalat (remanufacturing) gibi önlemler yoluyla verimliliğin geliştirilmesi ve atık miktarlarının azaltılması; kaynak kullanımı ile sera gazı miktarının azaltılmasına katkı sağlamaktadır (UNEP, 2018). Gelişmiş ülkeler gelişmiş atık yönetimi sistemlerine sahip olmasının yanı sıra sürdürülebilir üretim ve tüketim, sıfır atık ve döngüsel ekonomi gibi stratejileri dikkate almaktadır. Gelişmekte olan ülkeler ise hala temel atık yönetimi, kontrolsüz depolama ve açık kayma gibi yöntemleri uygulamaktadır (UNEP, 2019). Kaynak verimliliği pratikte ulaşılabilir olup düşük, orta ve yüksek gelirli ülkelerde kaynak verimliliğinin gelişmesi için çok sayıda fırsat bulunmaktadır. İnşaat, tarım, gıda, sanayi, ulaşım ve diğer bazı sektörlerde; teknik olarak mümkün ve ticari olarak uygulanabilir önlemlerle enerji ve kaynak verimliliğinde %60-80 gelişme sağlanabileceği tahmin edilmektedir. Bu gelişmelerin 2030 yılı itibarıyla yıllık 2,9-3,7 trilyon dolar ekonomik tasarruf sağlaması beklenmektedir (UNEP, 2017b). Kaynak verimliliğini artırmadan iklim değişikliği hedeflerine maliyet etkin bir şekilde erişebilmek ve ortalama küresel ısınmayı 2 oC’nin altında tutmak zor ve oldukça maliyetli olacaktır. İklim politikasıyla birleştirilmiş kaynak verimliliğinin, 2050 yılındaki küresel kaynak kullanımını mevcut eğilimlere göre %28 azaltabileceği ve aynı zamanda sera gazı emisyonlarını azaltırken, geliri ve ekonomik büyümeyi artıracağı değerlendirilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler, altyapılarını ve kaynak verimli bir şekilde gelişme yollarını tasarlamak için daha ileri düzeyde fırsatlara sahip durumdadır (UNEP, 2017b). Ayrıca kaynak verimliliği, inovasyonun teşvik edilmesi ve yeni endüstrilerin ortaya çıkarılması sürecine katkı sağlamaktadır (UNEP, 2018).

Dünya genelindeki farklı gelişmişlik seviyesine sahip ülkelerde, farklı sektör ve ekonomik faaliyetlerde, kaynak verimliliği artışı ve dolayısıyla sosyal, çevresel ve ekonomik faydaların sağlandığı ve yaşanabilir bir dünya oluşmasına katkıda bulunan sayısız örnek mevcuttur. Politika yapıcılar için görev, söz konusu iyi uygulamaların öğrenilmesi ve ölçeğinin büyütülmesi ile ülkelerin özel koşullarına uygun dönüşüm politikalarının tasarlanması ve uygulanmasıdır (UNEP, 2017b). Daha az doğal kaynak kullanımı ile çevresel etkilerin ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasına; aynı zamanda daha fazla refah ve ekonomik çıktı elde edilmesine katkı sağlayan kaynak verimliliği konusu, G20 ülkelerinin temel girişimlerinden birisi konumundadır (UNEP, 2018).

Bütün bunların yanında Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamındaki 12 hedef, doğrudan, bir dizi doğal kaynağın, sürdürülebilir ekonomi genelindeki yönetimine bağlıdır. Bu doğrultuda kaynak verimliliğindeki önemli artışlar, çevreyi korurken kalkınmayı sağlayan Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşabilmek için gereklidir (UNEP, 2017b).

4. Değerlendirme
Küresel doğal kaynakların sanayileşme sürecinden günümüze giderek azaldığı ve ilerleyen dönemde özellikle nüfus ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak artmaya devam edeceği öngörülmektedir. Ayrıca doğal kaynak kullanımının dünyada farklı bölgelerde ve ülkelerde adil ve eşit dağılmadığı dikkat çekmektedir. Bunun yanında mevcut durumda hala temiz ve güvenilir içme suyu ile sanitasyon hizmetlerine erişemeyen çok sayıda insan olduğu görülmektedir. Arazi kullanımındaki değişiklik, habitat parçalanması, aşırı kullanım, yasa dışı yaban hayatı ticareti, istilacı türler, kirlilik ve iklim değişikliği gibi çeşitli nedenlerle biyoçeşitlilik kaybının devam edeceği öngörülmektedir. Mevcut nüfus artışı ve ekonomik büyümenin aynı şekilde devam etmesi halinde; tarımsal ürünler, su kaynakları, maden ve mineraller, biyokütle ve balık gibi doğal kaynakların ve ekosistem hizmetlerinin ilerleyen dönemde kritik düzeylere gelmesi söz konusu olabilecektir.

Farklı gelişmişlik düzeyine sahip ülke ve bölgelerde, kaynak verimliliği uygulamalarının çevresel ve ekonomik kazanımlarına ilişkin çok sayıda uygulama örneği mevcuttur. Kaynak verimliliği ve iklim değişikliği politikalarının birlikte uygulanması sonucunda; küresel doğal kaynak kullanımının yanında sera gazı emisyonlarının azaltılması, yeni iş ve inovasyon fırsatlarının ortaya çıkması mümkün olacaktır. Bu nedenle ülkelerin kaynaklarını verimli kullanması amacıyla kendi öncelikleri doğrultusunda çeşitli strateji ve politikaları benimsemesi ve uygulamaya geçirmesi önem teşkil etmektedir. Bu kapsamda pek çok ülkede; atık yönetimi, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir üretim ve tüketim, kaynak verimliliği ve enerji verimliliği konularını da kapsayan alanlarda plan ve politikalar oluşturulmuştur. Ayrıca ülkelerin bir arada karar vermelerini ve harekete geçmelerini amaçlayan çeşitli uluslararası mutabakatlar söz konusudur.

Kaynakça
•Alexandratos, N. and J. Bruinsma (2012). World agriculture towards 2030/2050: The 2012 revision. ESA Working paper No. 12-03. Rome, FAO.
•Burek P, Satoh Y, Fischer G, Kahil MT, Scherzer A, Tramberend S, Nava LF, Wada Y, et al. (2016). Water Futures and Solution - Fast Track Initiative (Final Report), IIASA Working Paper. IIASA, Laxenburg, Austria.
•Food and Agriculture Organization of the United Nations (FAO) (2011a). Global food losses and food waste – Extent, causes and prevention. Rome.
•Food and Agriculture Organization of the United Nations (FAO) (2011b). The State of the World’s Land and Water Resources for Food and Agriculture: Managing Systems at Risk. Rome/London.
•Food and Agriculture Organization of the United Nations (FAO) 2012. World Agriculture Towards 2030/2050: The 2012 revision ESA E Working PaperNo. 12-03.
•Food and Agriculture Organization of the United Nations (FAO) (2016). The State of World Fisheries and Aquaculture-Contributing to food security and nutrition for all. Rome.
•Millennium Ecosystem Assessment (MEA) (2005). Ecosystems and Human Well-being: Synthesis. Island Press, Washington, DC.
•Hatfield-Dodds, S., Schandl, H., Newth, D., Obersteiner, M., Cai, Y., Baynes, T., West, J., Havlik, P. (2017). Assessing global resource use and greenhouse emissions to 2050, with ambitious resource efficiency and climate mitigation policies. Journal of Cleaner Production 144, 403-414.
•United Nations (2013). A New Global Partnership: Eradicate Poverty and Transform Economies Through Sustainable Development. The Report of the High-Level Panel of Eminent Persons on the Post-2015 Development Agenda.
•United Nations (UN) (2014). World Water Development Report 2014: Water and Energy-Volume 1, Paris.
•United Nations (UN) (2017). World Population Prospects: 2017 Revision, Press Release. Department of Economic and Social Affairs.
•United Nations (2018). The Sustainable Development Goals Report.
•United Nations Environment Programme UNEP (2010) Assessing the Environmental Impacts of Consumption and Production: Priority Products and Materials, A Report of the Working Group on the Environmental Impacts of Products and Materials to the International Panel for Sustainable Resource Management.
•United Nations Environment Programme UNEP (2013). Environmental Risks and Challenges of Anthropogenic Metals Flows and Cycles. A Report of the Working Group on the Global Metal Flows to the International Resource Panel.
•United Nations Environment Programme (UNEP) (2014). Assessing Global Land Use: Balancing Consumption with Sustainable Supply. A Report of the Working Group on Land and Soils of the International Resource Panel.
•United Nations Environment Programme (UNEP) (2015). The International Resource Panel: 10 Key Messages on Climate Change, A paper of the International Resource Panel.
•United Nations Environment Programme UNEP (2016). Food Systems and Natural Resources. A Report of the Working Group on Food Systems of the International Resource Panel. Westhoek, H, Ingram J., Van Berkum, S., Özay, L., and Hajer M.
•United Nations Environment Programme (UNEP) (2017a). Assessing global resource use: A systems approach to resource efficiency and pollution reduction. A Report of the International Resource Panel.
•United Nations Environment Programme UNEP (2017b). Resource Efficiency: Potential and Economic Implications. A report of the International Resource Panel.
•United Nations (UN) Water (2017c). Fact Sheet. World Water Day 2017: Why waste water?.
•United Nations Environment Programme (UNEP) (2018). Resource Efficiency for Sustainable Development: Key Messages for the Group of 20. International Resource Panel.
•United Nations Environment Programme (UNEP) (2019). Global Environment Outlook – GEO-6: Healthy Planet, Healthy People.
•World Water Assessment Programme (WWAP) (2015). The United Nations World Water Development Report 2015: Water for a Sustainable World. Paris, UNESCO.