İçindekiler
Dergi Arşivi

OECD Tarafından Hazırlanan "Kaynak Verimliliği Politika Rehberi" Raporu Yayımlandı

 

 

G7 liderlerinin, kaynak verimliliği konusunda politikaların geliştirilmesi talebine ilişkin rapor, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) tarafından 2016 yılında yayımlanmıştır.

Günümüzde yeşil büyümeye ve kaynak verimliliğine dayalı bir ekonominin oluşturulması süreci, hem çevresel açıdan hem de kalkınma ve makroekonomi açısından zorlu bir görevdir. Bu noktadan hareketle, Temmuz 2015’de Almanya’da Schloss Elmau deklerasyonunda G7 liderlerince belirtildiği üzere, kaynak verimliliğinin iyileştirilebilmesine ve 3R’nin (azaltım, yeniden kullanım ve geri dönüşüm) temel prensiplerinin uygulanmasına hizmet edecek politikaların oluşturulabilmesi hayati önem taşımaktadır. Kaynak verimliliğindeki artış, hem beşeri ekonomik faaliyetler için gerekli olan kaynak miktarının azaltılmasını sağlayarak konu ile ilgili çevresel etkileri hafifletmeye, hem de kaynak güvenliğini ve rekabet edebilirliğini geliştirmeye yardımcı olabilecektir.

Schloss Elmau Zirvesi’nde G7 liderleri, sürdürülebilir malzeme yönetimi ve döngüsü yapan kurumların, Kobe 3R Eylem Planı ve bu konuda var olan diğer desteklerin yanı sıra, daha geniş kapsamlı stratejiler ile teşvik edilerek kaynak verimliliklerini artırabilmelerini sağlayacak iddialı bir eylem planının hazırlanması konusunda fikir birliğine varmışlardır. G7 ülkelerinin kaynak verimliliği politikaları konusunda bilgi paylaşımı platformunda etkileşimde olmalarını sağlamak üzere, Temmuz ayındaki zirvede Kaynak Verimliliği Antlaşması’nın temelleri atılmış, Ekim 2015’te de Berlin’de söz konusu antlaşma deklare edilmiştir. Tüm bu taahhütlere ek olarak sırasıyla, UNEP ve OECD tarafından hazırlanan iki rapordan ilki, kaynak verimliliği açısından en umut verici çözümleri ortaya koyarken, ikincisi de bu raporu tamamlayıcı nitelikte olan politika rehberidir.

Kaynak verimliliği, ulusal politika kararlarının ilk ve en öncelikli sorunu olmasına rağmen, ülkeler arasında geniş kapsamlı faydalar, sadece ortak eylem ve eşgüdüm içerisinde yürütülen çabalar ile sağlanabilecektir. Bu bağlamda G7 önemli bir role sahiptir. Bahsi geçen raporda da kaynak verimliliği politikalarının oluşturulmasında göz önünde bulundurulması gereken temel eğilimler, bakış açıları ve temel prensipler tanımlanmaktadır.

G7 ve diğer OECD ülkelerinde maddi kaynak kullanımı ekonomik büyümeden gitgide ayrışırken, kişi başı malzeme tüketimi dünya ortalamasının önemli ölçüde üzerinde seyretmiştir. Gelişmiş ülkelerde yaşanan bu ayrışma, dünyanın diğer ülkelerinde kaynak kullanımına olan talep artışının telafi edilmesinde yetersiz kalmıştır.

 

Nüfus artışı ve ekonomik büyüme eğilimleri, küresel kaynak tüketiminin 2050 yılına kadar ikiye katlanacağını ve çevreye olan olası negatif etkiyi de beraberinde getireceğini göstermektedir. Kaynak verimliliği politikaları, bu eğilimlere karşı koyabilmeye, ekonomi ve çevre üzerinde belirgin pozitif etkiler yaratmaya yardımcı olabilecektir. Kaynak verimliliği politikalarının daha fazla fayda sağlayacak şekilde geliştirilmesi, kullanımının yaygınlaştırılması ve hükümetlerin birlikte hareket edebilecek akılcı politika eylemleri geliştirmeleri gerekmektedir.

Bu rapor, hükümetlerin bu amaçlarına ulaşabilmelerinde rehber bir doküman niteliğinde olup konu dört temel başlık altında ele alınmıştır:

  • Politika araçlarının seçimi ve tasarımı

  • Politika araçlarının, yaşam döngüsünün tümünü kapsayan etkili bir kombinasyona dönüştürülmesi

  • Kaynak verimliliğinin kesişen politika alanlarına ve sektörel politika alanlarına entegre edilmesi

  • Politika geliştirme ve değerlendirme aşamalarını destekleyecek veri ve analizlerin güçlendirilmesi

 

Raporda ulusal düzeydeki tedbirlerin yanısıra, söz konusu gündemi ileriye taşımada önemli katkı sağlayabilecek, G7’yi de içine alan uluslararası işbirliği gibi çeşitli alanlar da değerlendirmeye alınmaktadır. Kaynak verimliği politikalarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik olarak aşağıdaki araçların kullanılabileceğine değinilmiştir:

 

  • Ürün değer zincirinde kaynak verimliliğini destekleyen birbiri ile uyumlu teşvikleri sağlayacak politika enstrümanlarının uygulanması

  • Ürünlerin yaşam döngüleri boyunca kaynak verimliliğini artıracak politikaların uygulanması

  • Kaynak verimliliğinin bir ekonomik politika aracı olarak ele alınması ve ortak ilgi alanında yer alan sektörel politikalara entegre edilmesi

  • Daha kapsamlı veri derleme ve analizler ile politika oluşturma ve değerlendirme sürecinin güçlendirilmesi.

 

Küresel Eğilimler ve Tahminler

Raporun ikinci bölümünde kaynak verimliliğine ilişkin küresel eğilimler ortaya konulmakta ve 2050 yılına ilişkin tahminlerde bulunulmaktadır. Küresel eğilimler göstermektedir ki, dünya çapında malzeme tüketimi 1980’den beri 2 katına çıkmış hatta 1990’lara kıyasla 10 kat artmıştır. 1990’dan beri hammaddelerin küresel kullanımındaki artış bir miktar yavaşlamış olsa da küresel GSYİH ile büyük ölçüde aynı trend de devam etmektedir.

Malzeme tüketiminin iktisadi büyümeden ayrışması, OECD ülkelerinde dünyanın geri kalanına kıyasla daha belirgindir. OECD ekonomileri günümüzde 2000 yılına kıyasla ton hammadde başına %30 daha fazla ekonomik değer yaratmaktadır. Her geçen gün artan sayıda OECD ülkesi kaynak verimliliğini, yeşil büyüme ve sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin merkezine çoğu zaman enerji verimliliği ile birlikte entegre etmektedir. Bunun yanında OECD ülkelerinde kentsel atık konusunda pozitif bir trendin varlığından söz edilebilir. 1990 yılından beri katı atık sahalarına gönderilen atık miktarı GSYİH’den daha az artış göstermiştir. OECD ülkelerinde 1995’te %19 olan malzeme geri kazanımı 2010’da %35’e çıkmıştır. Aynı dönem aralığında enerji geri kazanımı ise %17’den %18’e çıkmıştır. Kaynak verimli üretim teknolojilerinin yaygın kullanılması eğiliminin, çıktı başına tüketilen malzeme miktarının azalmasına katkıda bulunduğu söylenebilir. Pek çok OECD ülkesinde gerçekleşen yapısal değişiklik ile imalat sanayi küçülmüş ve daha az malzeme yoğun olan hizmet sektörü büyümüştür. Bu eğilim ülke içinde gerçekleştirilen kaynak yoğun üretimin gelişmekte olan ülkelere kaydırılması ve daha önce OECD ülkelerinde üretilen malların ithalat yoluyla ikamesi yaklaşımının bir sonucudur. OECD ülkelerindeki malzeme tüketimi ithal edilen mallar da dikkate alınarak incelendiğinde, bu ülkelerdeki kaynak verimliliği artışları ve kaynak kullanımının ekonomik büyümeden ayrışması daha az etkileyici görünmektedir. Son olarak 2008’de başlayan küresel finansal kriz de özellikle inşaat ve altyapı sektörlerinin malzeme talebinde ciddi bir düşüşe neden olmuştur.

Tahminler

Raporda açıklanan eğilimler göstermektedir ki, küresel düzeyde malzeme tüketimi ekonomik büyüme ile aynı çizgide, ancak bir miktar daha yavaş artmaktadır. UNEP IRP tarafından bu artış eğilimi incelenerek gelecek döneme ilişkin tahminler yapılmıştır. Bu tahminler ışığında kaynak kullanımının iki kilit etmeninin ekonomik büyüme ve nüfustaki artış olacağı öngörülmektedir. Küresel ekonominin 2050 yılına kadar yaklaşık dörde katlanacağı tahmin edilmektedir. Aynı zaman diliminde dünya nüfusunun da 7 milyardan 9 milyara çıkması ve kişi başı gelirin üçe katlanması beklenmektedir.

UNEP IRP tarafından gerçekleştirilen projeksiyon çalışmasında, 2050’ye kadar küresel kaynak tüketimi üç senaryo altında incelenmiştir:

  • Olağan durumda;

    • Gelişmiş ülkelerdeki kişi başı kaynak kullanımının 2050 yılında da 2000 yılı ile aynı gerçekleşmesi,

    • Küresel kaynak kullanımının 2050 yılına kadar her yıl 140 milyar ton artması,

    • Yıllık kişi başı kaynak tüketiminin 16 ton olması,

    • Yıllık küresel kaynak çıkarımının üç katına çıkması öngörülmektedir.

  • Ilımlı bir küçülme durumunda,

  • Gelişmiş ülkelerin kaynak tüketimlerinin yarıya inmesi

  • Küresel kaynak kullanımının her yıl 70 milyar ton artması

  • Yıllık kişi başı küresel kaynak tüketiminin 8 tonda sabit kalması beklenmektedir.

  • Ciddi bir küçülme olması durumunda,

    • Küresel kaynak tüketiminin 2050 yılında 2010’daki değerlerle aynı olması,

    • Küresel kaynak kullanımının yıllık 50 milyar ton olarak gerçekleşmesi

    • Küresel kişi başı kaynak kullanımının yıllık 6 ton olması öngörülmektedir.

OECD Kaynak Verimliliği Politika Rehberi

Raporun üçüncü bölümünde, politika önerileri dört temel başlık altında aktarılmaktadır. Bunlar sırasıyla; “politika araçlarının seçimi ve tasarımı”, “etkili bir politika için birlikte kullanılacak araçların kombinasyonu”, “kaynak verimliliğinin çapraz kesen diğer politika alanlarına ve sektörel politika alanlarına entegre edilmesi” ve “politika geliştirme ve değerlendirme aşamalarında kullanılmak üzere veri ve analizlerin geliştirilmesidir”.

Rapora göre, kaynak verimliliği konusunda stratejik yaklaşım, kaynak verimliliği ilkelerinin ekonomik politikalara ve ürün yaşam döngüsü yönetimine entegre edilmesidir. Bu stratejik yaklaşım, ürün yaşam döngüsünün tüm aşamalarında (ham madde çıkarımından nihai bertarafa kadar) belirli politika araçlarının uygulanması ile desteklenmelidir.

Kaynak verimliliği politikalarının amacı, çevresel maliyetleri içselleştirmek ve kaynakların etkin kullanımını teşvik etmektir ve bu da ürün yaşam döngüsünün tüm aşamalarındaki çeşitli paydaşlar/aktörler için uygun bir teşvikler setinin oluşturulabilmesini, bunun için de politika araçlarının çeşitli kombinasyonlarda uygulanmasını gerektirir. Politika kombinasyonları ürün yaşam döngüsünün ana aşamalarının tümünü (ham maddenin çıkarımı, nakliye, üretim, tüketim, geri kazanım, nihai bertaraf) kapsamalıdır. Ancak mevcut politikaların, yaşam döngüsünün mansap tarafında (downstream)- örneğin bertaraf aşamasında- daha güçlü olduğu ve memba tarafında (upstream) –örneğin üretim ve tüketim aşamalarında- güçlendirilebileceği gözlemlenmektedir.

Aynı aktörlerin (bireyler, firmalar, kamu yönetimleri vb.) aynı çevresel konuya yönelik iki farklı politika aracı tarafından etkilendiği, çakışan politika araçları olması durumunda, bu araçlardan birinin atıl duruma düşmemesine ya da bu iki aracın birbiri aleyhine çalışıp birbirlerinin etkisini sınırlamamasına dikkat edilmelidir.

Her bir politika aracının seçiminde aşağıdaki kriterler göz önünde bulundurulmalıdır:

  • Belirlenen çevresel problemi kapsama konusunda etkililiği,

  • Belirlenen amaca minimum maliyet ile ulaşma konusunda yetkinliği,

  • Uyumun idari maliyetlerinin minimize edilmesi gerekliliği,

  • Düşük gelir grubu ve hassas ekonomik sektörler üzerindeki etkileri.

Kamu politikalarında kaynak verimliliğinin yaygınlaştırılmasında iki yol izlenebilir:

  • Tarım, gıda, ulaşım ve enerji gibi  yoğun kaynak tüketen sektörlerin oluşturduğu baskıları azaltmak için politikaların birbiriyle tutarlı hale getirilmesi,

  • Kaynak verimliliğinin, yapısal ekonomik değişim için fırsat sağlayan çapraz kesen politika alanlarına (inovasyon, yatırım, vb.) entegre edilmesi.

 

Daha yüksek kaynak verimliliğine geçişi destekleyen tedbirlerin birçoğu hükümetler tarafından yerel ölçekte uygulanması gereken önlemler olmasına rağmen, uluslararası düzeydeki eylemler de büyük önem arz etmektedir. Ekonomilerin küreselleşmesi devam ettiğinden, uluslararası düzeyde eşgüdümlü yaklaşımlara gitgide daha fazla ihtiyaç doğmaktadır. G7 bu konuyla ilgili olarak, ticaretle ilgili engellerin irdelenmesinde, kaynak verimliliği çabalarının desteklenmesi için resmi kalkınma yardımlarının kullanılmasında, çevre etiketlemesi, kaynak verimliliğine ilişkin verilerin ve göstergelerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynayabilir.

OECD Ülkelerinin Kaynak Verimliliği Politikaları ve Girişimleri

Raporda kaynak verimliliği ile ilgili AB girişimleri ve G7 ülkelerinin bakış açısı irdelenmiş ve OECD ülkeleri arasında dikkat çeken kaynak verimliliği politikaları ve girişimleri özetlenmiştir.

Kanada’nın ulusal politika çerçevesinde 2009-EPR(extended producer responsibility- genişletilmiş üretici sorumluluğu) planının ve 2015 mineral ve metal politikasının öne çıktığı dikkati çekmektedir. Ana programda, EPR programlarına ilave olarak özellikle Ar-Ge ve yatırımı desteklemek adına farklı sektörlerde kaynak verimliliğini artırmak için devlet, özel sektör ve diğer paydaşlar birlikte rol almaktadır. Çeşitli inisiyatifler; yeşil madencilik, sürdürülebilir kalkınma teknolojileri, kâğıt ve kâğıt hamuru, ormancılık ve katranlı kum alanlarında faaliyet göstermektedir.

Fransa’da ise Yeşil Büyüme Eylemi için 2015 Enerji Dönüşümü, sürdürülebilir kalkınmanın beş sütunundan birini döngüsel ekonomi olarak kabul etmekte ve döngüsel ekonomiye geçişi hedeflemektedir. 2030 yılına kadar GSYİH/YMT (yurt içi malzeme tüketimi) oranının 2010 yılına kıyasla %30 artırılması ve ulusal düzeyde kişi başı ham madde tüketiminin düşürülmesi hedeflenmektedir. 2020 yılına kadar geri dönüştürülemeyen mamul mal üretim miktarının %50 oranında azaltılması ise bir diğer hedeftir.

Almanya’nın kaynak verimliliği alanındaki politikalarının çerçevesini; 2012 Kaynak Verimliliği Programı (ProgRESS), 2002 Ulusal Sürdürülebilirlik Stratejisi ve 2010 Ham Madde Stratejisi oluşturmaktadır. 2002 Ulusal Sürdürülebilirlik Stratejisinde; 1994 baz yıl kabul edilmek suretiyle 2020’ye kadar kaynak verimliliğinin iki katına çıkarılması hedeflenmiştir.

İtalya’nın kaynak verimliliği alanındaki başlıca programları yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği, EPR’yi de içerecek şekilde su ve atık yönetimine odaklanmaktadır. İtalya’nın başlıca hedefleri; toplam malzeme tüketiminin 2010 yılına kadar %25, 2030 yılına kadar %75 ve 2050 yılına kadar %90 oranında azaltılmasıdır. Kamu alımlarının en az %30’unun ekolojik gereklilikleri karşılaması ve dayanıklı tüketim mallarının %30-40’ının enerji tüketiminin azaltılması da hedefler arasında yer almaktadır.

Japonya, 2000 yılı baz alınarak 2015 yılına kadar kaynak verimliliğinin %60 oranında artırılmasını (ki bu ton başına 420 bin Japon Yeni’ne denk gelmektedir) ve nihai atık miktarının %60 düşürülmesini (yaklaşık 23 milyon ton) hedeflemektedir.

İngiltere, 2005 Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisinde; sürdürülebilir üretim ve tüketim ile doğal kaynakları da içeren dört öncelik alanı tanımlamıştır. İngiltere’nin kaynak verimliliği politikaları, yaşam döngüsünün tüm aşamalarını içermektedir.

ABD’nin, bu alandaki çalışmaları toplam atık miktarının izlenmesi ve azaltılmasına odaklanmaktadır. Söz konusu azaltım, yeniden kullanım, geri dönüşüm ve önlemeyi hedefleyen eylemleri kapsamaktadır. ABD, 2030 yılına kadar ulusal hedef olarak tedarik ve tüketim aşamalarında atık ve gıda kayıplarını %50 oranında azaltmayı öngörmektedir.

Avrupa Birliği ise, 2030 yılına kadar belediye atıklarının %65’inin; ambalaj atıklarının ise %75’inin geri dönüşümünü hedeflemektedir. Atık depolama alanlarının %10 oranında azaltılması da bir diğer bağlayıcı hedeftir.