İçindekiler
Dergi Arşivi

OECD’nin “Hayat Nasıl? 2015 – Refahın Ölçümü” Raporu Yayımlandı

 

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), 2015 yılı sonunda yayımladığı “How’s Life? 2015 – Measuring Well-Being (Hayat Nasıl? 2015 – Refahın Ölçümü)” isimli raporu ile sosyal ve ekonomik pek çok gösterge yoluyla ülkeler arası karşılaştırmalar ve değerlendirmeler sunmaktadır.

Raporda yaklaşık 40 ülkede insan yaşamının detaylı bir değerlendirmesine ve bu ülkelerden elde edilen sonuçların karşılaştırmalı analizlerine yer verilmektedir. İnsanların maddi yaşam koşulları ile yaşam kalitesine dair pekçok göstergeyi uluslararası seviyede bir araya getiren ve daha önce yayınlanan Stiglitz Raporundaki tavsiyeler dikkate alınarak hazırlanan bu rapor, OECD’nin yayımlamakta olduğu İyi Yaşam Endeksi (Better Life Index)’ne de katkı sunmaktadır. Raporda ana hatlarıyla şu konular yer almaktadır:

• Refahın Bugünü ve Yarını: Genel Bir Bakış
• Rakamlarla Hayat Nasıl?
• Gelecek Nesiller için Kaynakların Gözetimi
• Çocuklar için Hayat Nasıl?
• Bağışların Değeri: Gönüllülük ve Refah
• Bölgesel Düzeyde Refahın Ölçümü

Refahın bugünü ve yarını: Genel bir bakış

OECD, daha iyi bir yaşamı daha iyi politikalarla sağlamayı amaç edinmektedir. Bu noktadan hareketle insanların refah düzeyi de daha iyi bir yaşam için geliştirilen politikalarla yükseltilebilir. Refah çok boyutludur ve sivil yaşam, hane halkı geliri, konut sahipliği, iş yaşamındaki denge, iş yetenekleri ve sağlık durumu gibi çeşitli alanları kapsamaktadır. İnsanların hayatının iyi olup olmadığının değerlendirilmesi, çok geniş bir yelpazede ve insanların farklı deneyimlerini yansıtması ile mümkündür.

Hayat Nasıl Raporu, refahı, yaşam kalitesi ve maddi yaşam koşulları ana başlıkları altında toplam on bir boyutta ele almıştır. OECD’nin refah ölçümü konusunda kullandığı çerçeve aşağıdaki gibidir:

 

Rakamlarla hayat nasıl?
Her ülkenin kendine özgü bir nüfus yapısı ve hane halkı gelir dağılımı olduğundan dolayı farklı ülkelerin farklı refah öyküleri vardır. Örneğin, Slovakya, Yunanistan ve İspanya’da alt gelir grubunu temsil eden %60’lık kesim, toplam net zenginliğin %20’sini almaktadır. Ancak bu oran Almanya, Hollanda, Avusturya ve ABD’de %8’den azdır. Ayrıca, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte iyi eğitimli kişilerin daha uzun yaşama eğiliminde olduğu görülmektedir.

İtalya, Belçika, Macaristan, Avustralya, Lüksemburg ve İngiltere gibi bazı OECD ülkelerinde, 15-24 yaş aralığındaki genç çalışanların uzun dönemli işsizlik oranı, normal çalışma çağındaki (25-64 yaş) çalışanların iki katından fazladır. İskandinav ülkelerinde ise yaşam kalitesi, cinsiyet ve yaşa bağlı farklılıklar içermekle beraber gelir eşitsizliği düşük seviyelerde görülmektedir. Türkiye'deki insanların zayıf maddi hayat şartları ile işsiz kalma riskinin görece yüksekliğinden bahsedilmektedir.

Raporda OECD ülkelerinin çoğunda zengin ve yoksul aileler arasındaki farkın son 30 yılın en yüksek değerine ulaştığından bahsedilmektedir. Ayrıca, 2012 yılındaki Gini gelir eşitsizliği endeksine göre Türkiye’nin Meksika, Amerika ve İsrail ile birlikte en yüksek; Danimarka, Slovenya, Slovak Cumhuriyeti, Norveç ve Çek Cumhuriyeti'nin ise en düşük gelir eşitsizliğine sahip olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca, Macaristan ve Türkiye’de istihdamda ciddi bir büyüme; uzun dönemli işsizlik ve işsiz kalma olasılığında ise azalma görülmüştür. 2014'te hesaplanan uzun dönemli işsizlik oranı, 2009'da ölçülenin Yunanistan'da beş, Hollanda, İspanya, Slovenya ve Danimarka'da üç katı olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna karşın, 2009’dan 2014’e uzun dönemli işsizlik oranı Türkiye, Almanya ve İsrail'de %1’den fazla azalmıştır. Türkiye'de 2014 yılı itibariyle %2 civarında seyreden uzun süreli işsizlik oranı, %2,6 olan OECD ortalamasından daha iyi durumdadır. Japonya, Almanya, İsviçre ve Norveç işsiz kalma olasılığının en düşük olduğu ülkeler arasındadır. Bu ülkelerde işsiz kalma 33 işçiden 1’ini ilgilendirirken, Portekiz ve Finlandiya'da her 15 işçiden 1’ini, Türkiye'de 11 işçiden 1’ini, Yunanistan'da 10 işçiden 1’ini, İspanya'da 7 işçiden 1’ini ilgilendirmektedir.

Birçok açıdan, refah düzeyi ortalama bir OECD vatandaşı için 2009 yılından 2015 yılına kadar iyi bir gelişim göstermiştir. Hane halkı gelirinde OECD ülkelerinin çoğunda kriz sonrasında yavaş da olsa iyileşme görülmektedir, ancak uzun dönemli işsizlik ve uzun çalışma saatleri gibi bazı alanlarda bu olumlu durumdan söz edilememektedir. Yunanistan, Portekiz, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde yüksek işsizlik, düşük ücretler ve düşük konut sahipliği 2009 yılından beri devam etmektedir.

Çalışma yaşamında bahsi geçen birtakım olumsuzluklara karşın, yaşamın diğer boyutu olan eğitim alanında, hemen hemen bütün ülkelerde ikincil eğitim düzeyi ve beklenen yaşam süresinin 2009 yılından bu yana önemli ölçüde iyileştiği görülmektedir.

Yaşam beklentisi Türkiye’de OECD ülkelerinin en düşüklerinden olmasına rağmen 2009-2013 yılları arasında 2,5 yıl artarak 76,6 yıla yükselmiştir. Sağlık durumuna göre ise Türkiye’nin OECD ortalamasına yakın olduğu görülmektetir. Türkiye’de nüfusun %67,8’i sağlığının iyi yada çok iyi olduğunu ifade etmektedir. Türkiye’de lise ve daha üstü eğitime sahip 25-34 yaş arası yetişkinlerin oranı 2000 yılında %27,7’den, 2013 yılında %47,7'ye yükselmiştir. Ancak bu rakamın, %83,6 olan OECD ortalamasının hâlâ altında bulunduğu belirtilmektedir. Türkiye'de nüfusun %86,1'i sıkıntıya düştüklerinde güvenebileceği akraba ve arkadaşlarının olduğunu belirtmekte iken bu oran OECD genelinde %88 olarak ortaya çıkmıştır. OECD ülkelerine göre Türkiye en yüksek seçmen katılımı oranına sahip ülkedir. Ancak bu durum Türkiye’deki yasal oy verme zorunluluğuna bağlanmaktadır.

Gelecek nesiller için kaynakların gözetimi
Gelecek nesillerin daha iyi koşullara sahip olabilmesi, refahın kaynaklarının sürdürülebilirliğine bağlıdır. Zaman içinde dört farklı sermaye türünün (doğal sermaye, ekonomik sermaye, beşeri sermaye ve sosyal sermaye) devamlılığının sağlanması gelecekte refahın ve kaynakların sürdürülebilirliğine katkı sunacaktır.

Raporda çok geniş bir yelpazede konu ile ilgili sunulan göstergelere bakıldığında özellikle hava kalitesi hususunda bazı kritik değerlendirmeler yer almaktadır. 2002-2011 yılları arasında Türkiye, Yeni Zelanda ve İsrail hariç 34 OECD ülkesinin 31'inde hava kirliliğinin azaldığı görülmüştür. 2011 tahminlerine göre OECD genelinde, nüfusun yüzde 64'ünün yaşadığı yüzde 58'lik alanda hava kirliliği seviyelerinin Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği (metreküpte en fazla 10 mikrogram kirletici partikül madde konsantrasyonu) miktardan daha fazla olduğu vurgulanmaktadır. Çin ve Hindistan'ın yanı sıra, Kore, Türkiye, Meksika, İtalya ve İsrail'in bazı bölgelerinde çok yüksek değerlerle karşılaşılmıştır. Ayrıca, Türkiye'de hava kalitesindeki bölgesel farklılığın diğer OECD ülkelerinin birçoğundan daha yüksek olduğu karşımıza çıkmaktadır. Beşeri sermaye bileşenlerinden biri olarak değerlendirilen obezite oranında ise Türkiye’nin %22,3 ile %21,8 olan OECD ortalamasından daha yüksek bir obezite yüzdesine sahip olduğu bulunmuştur.

Çocuklar için hayat nasıl?
Raporun bu kısmında, çocuklara hayata güzel bir başlangıç imkânı verilmesinin hem bugün hem de gelecek için çok önemli olduğunun altı çizilmektedir. Ancak Türkiye, OECD ülkeleri arasında oldukça zayıf maddi yaşam koşulları ile en yüksek çocuk yoksulluğu oranına sahip ikinci ülkedir. Türk çocuklarının %28,4'ü, medyan gelirin yarısından daha azına sahip harcanabilir geliri olan ailelerde yaşamaktadır. 2007 yılından itibaren Türkiye’de bebek ölüm hızı ve düşük kilolu doğum oranı konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiş ve bu gelişmeler ile Türkiye, OECD ülkeleri arasında bu alandaki gelişmelerde en başarılı ülkeler arasına girmiştir.

OECD genelinde çocukların ortalama %2,7'sinde obezite görülmekte iken, Türk çocukları arasında obezite oranı %1,6’dır. Türkiye, OECD ülkeleri içinde en düşük genç erişkin intihar oranına sahip ülkelerden birisidir. Rapora göre, Türk öğrencilerinin okuma becerileri ve yaratıcı problem-çözme yetenekleri OECD ortalama seviyesinin önemli ölçüde altında bulunmaktadır. Raporda ayrıca, Türkiye'de 15-19 yaş arası gençlerin %22,2'sinin çalışmadığı, eğitim- öğretim görmediği ve bu rakamların da OECD ortalaması olan %7,1'in önemli ölçüde üzerinde bulunduğundan bahsedilmektedir. Almanya'da 15-19 yaş arası okuyamayan ve çalışmayan gençlerin oranı %2,8 iken, Türkiye'de okumayan ve çalışmayan gençlerin sayısı Almanya'dan 8 kat fazladır.

Türkiye'de öğrencilerin %29,2'si okul hayatında oldukça baskı hissettiğini belirtmektedir. Bu oran OECD genelindeki en yüksek oranın da üzerinde bulunmuştur. Bununla birlikte Türk öğrencilerin OECD ortalamasına göre okullarını daha çok sevme eğiliminde ve aynı zamanda okullarına görece daha fazla aidiyet duygusu içinde olduğundan bahsedilmektedir. Ancak Türkiye’de çocukların genel hayattan tatmin olma duygusunun OECD içinde en düşük seviyede olduğundan bahsedilmektedir.

Bağışların değeri: Gönüllülük ve refah
Raporda, gönüllü yapılan faaliyetlerin ekonomiye önemli bir dolaylı katkı sağladığından ve OECD ülkelerinde gayrisafi yurtiçi hâsılanın ortalama %2'sinin gönüllülük faaliyetleri sonucu oluştuğundan bahsedilmektedir. Türkiye'de gönüllülük faaliyetlerinde en önemli alanlar eğitim ve kültürdür. Bunu sosyal hizmetler ve sağlık hizmetleri izlemektedir. Türkiye'de gönüllülerin %45'i eğitim ve kültürde aktif rol alırken, bu oran OECD'de ortalama %29’dur. Ortalama bir OECD gönüllüsüyle kıyaslandığında Türkiye'de gönüllülerin sosyal hareketlere ya da spora katılma oranı daha düşüktür. Türkiye'de gönüllülerin %9'u sosyal hareketler, %7'si de spor alanında faaliyet göstermektedir.

Bölgesel düzeyde refahın ölçümü
Raporun ilgi çekici bir diğer bölümü de bölgesel düzeyde değerlendirmelerin ve ülkeler arası karşılaştırmaların sunulduğu “Bölgesel düzeyde refah ölçümü” bölümüdür. Bu bölümde sunulan bazı bulgulara göre, işsizlik oranında en iyi bölge ile en kötü bölge arasındaki farkın yüzde 20’ye yakın olduğu ülkeler Türkiye, İspanya ve İtalya olarak göze çarpmaktadır. Bu fark neredeyse Norveç ile Yunanistan arasındaki ulusal düzeydeki fark kadardır. Ayrıca gelir eşitsizliğinin büyük metropollerde daha da fazla olduğu görülmektedir. Raporda, bölgesel düzeyde var olan bazı farklılıkların zamanla daha da arttığına dikkat çekilmekte ve bu nedenle bölgesel politikaların daha da önemli hale geldiğine vurgu yapılmaktadır. Çünkü düşük düzeydeki bölgesel farklılıklar ile yüksek düzeydeki ulusal refah arasında yakın ilişki bulunmaktadır.