İçindekiler
Dergi Arşivi

Piyasa Gözetimi ve Denetiminin Ekonomik Bir Enstrüman Olarak Kullanılması

Gülbanu GÖKÇE / Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardmcısı (Sanayi Ürünleri Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü)

 

Giriş
Günümüzde yaşanan globalleşme, sürekli artan ticaret hacmi, uluslararası ticarette mal ve miktar kısıtlamalarının ortadan kalkması, ticareti kısıtlayan veya engelleyen gümrük vergileri ve tarife dışı engellerin kaldırılarak serbest ticaret alanları oluşturulması,  uluslararası firmaların pazar paylarını arttırma istekleri, gün geçtikçe şiddetini arttıran rekabet ortamında yerli firmalarını ayakta tutmak isteyen ve vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumak isteyen ülkeleri yeni politika araçları bulmaya zorlamıştır.

Bu çalışma piyasa gözetimi ve denetiminin ekonomik bir enstrüman olarak kullanıldığında ekonomiye sağlayacağı katkıları incelemeyi amaçlamaktadır.

Malların Serbest Dolaşımı

Aralarında ekonomik bir işbirliği kurma amacıyla 1951 yılında Paris Anlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu kuran Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg tarafından, 1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulmuştur. Roma Antlaşması, Avrupa ülkeleri arasında ortak bir pazarın oluşturulması için öncelikle malların, sonrasında ise hizmetlerin, kişilerin ve sermayenin serbest dolaşımını hedeflemiştir.

Malların serbest dolaşımının Avrupa Birliğinin entegrasyon sürecindeki rolü ve öneminin diğer serbestilerden daha fazla olduğunu söylemek zor değildir. AB entegrasyon sürecinin öncelikli hedefi olan ve üye devletlerde faaliyet gösteren ekonomik aktörlerin eşit koşullarda rekabet edebileceği bir tek pazarın oluşumu malların serbest dolasımı ile başlamıştır. Malların serbest dolaşımının sağlanabilmesi, gümrük vergilerinin, miktar kısıtlamalarının ve eş etkili yükümlülüklerin kaldırılmasının yanında, üye ülkeler arasında ticarete konu olan ürünlere ilişkin niteliklerin Birlik içindeki tüm ülkeler tarafından kabul edilecek şekilde belirlenmesini de gerektirmiştir.

Türkiye, Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanlarının 17 Aralık 2004 tarihli Zirvesinde aldığı karar doğrultusunda 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg'ta yapılan Hükümetlerarası Konferans ile resmen AB'ye katılım müzakerelerine başlamıştır. Müzakere başlıklarından birisi de malların serbest dolaşımı olup, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinde gösterilecek olan başarı bu faslın kapanmasında ve ülkemizin Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde büyük önem arz etmektedir.

Gümrük Birliği ve Türkiye

Gümrük Birliği malların serbest dolaşımını gerçekleştirebilmek için ulaşılması gereken hedeflerden birisidir.

Roma Antlaşması'nın 9. maddesinde,

"AB mal alışverişlerinin tümünü kapsayan ve üye devletlerarasında ithalat ve ihracatta alınan gümrük vergileri ile eş etkili bütün yükümlülükleri yasaklayan ve üçüncü devletlerle ortak bir gümrük tarifesinin uygulanmasına dayanan bir gümrük birliği üzerine kurulmuştur."  hükmü yer almakta,

aynı Anlaşmanın 12. Maddesinde ise; 

"üye devletler kendi aralarında ithalatta ve ihracatta yeni gümrük vergileri ve eş etkili yükümlülükler koymaktan ve karşılıklı ticari ilişkilerinde uyguladıklarını artırmaktan kaçınacaklardır."  hükmü yer almaktadır.

Bu hükümlerle, malların serbest dolaşımını engelleyen her türlü engelin kaldırılması amaçlanmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkileri başlatan ve Avrupa Ekonomik Topluluğu Türkiye arasında bir ortaklık kuran Ankara Anlaşması, 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ankara Anlaşması ile, Türkiye’nin, Avrupa Ekonomik Topluluğuna hazırlık, geçiş ve son dönemlerinden oluşan aşamalı katılımı öngörülmüştür.

23 Kasım 1970 tarihinde imzalanan Katma  Protokol, 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 22 Aralık 1995 tarih ve 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında gümrük birliğinin kurulması tamamlanmıştır.

1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararının Türkiye'ye getirdiği önemli yükümlülükler bulunmaktadır. Bu anlaşma gereği, Türkiye ile üye ülkeler arasında, ithalatta olduğu gibi ihracatta da gümrük vergileri ve eş etkili resim ve harçlar, miktar kısıtlamaları ile milli üretime Anlaşmanın hedeflerine aykırı bir koruma sağlamayı gözeten eşit etkili başka her türlü tedbir yasaklanır ve Türkiye üçüncü ülkelerle ilişkilerinde Topluluğun ortak gümrük tarifesini kabul eder.

1 Ocak 1996 tarihinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliğinin yürürlüğe girmesiyle birlikte, ülkemiz birçok alanda; AB mevzuatına uyum sağlanması ve uygulamaların da AB uygulamalarıyla paralel hale getirilmesine yönelik bazı yükümlülükler üstlenmiştir. Bu yükümlülüklerden biri de AB ve ülkemiz arasında ticarette teknik engellerin kaldırılabilmesi ve malların serbest dolaşımı ile piyasaya “güvenli” ürünlerin arzının sağlanabilmesi için, AB’nin ürünlere ilişkin teknik mevzuatına uyum sağlamak ve buna paralel olarak uygulamalar yapmaktır.  

Piyasaya arz edilen tüm ürünlerin teknik düzenlemesine uygun ve güvenli olması zorunluluğu, 2002 yılında yürürlüğe giren 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun ile yasal dayanak kazanmıştır. Kanunda,  piyasa gözetimi ve denetimi yapan kamu kuruluşlarının yetki, görev ve sorumlukları tanımlanmış, üreticilerin, dağıtıcıların, ithalatçıların yükümlülükleri, ürünlerin test, muayene ve belgelendirilmesi faaliyetini yürüten uygunluk değerlendirme kuruluşları ile onaylanmış kuruluşların uyması gereken temel kriterler düzenlenmiştir.

Piyasa Gözetimi ve Denetimi

Piyasa gözetimi ve denetimi (PGD); tüketicilerin ve kullanıcıların can ve mal güvenliğini korumak amacıyla piyasaya arz aşamasında ya da piyasada bulunan ürünlerin ilgili teknik mevzuatına uygun ve güvenli olup olmadığının tespit edilmesi ile üretilen ve ithal edilen ürünlerin teknik mevzuatına uygun ve güvenli olmasını sağlamaya yönelik olarak bir kamu otoritesi tarafından yapılan faaliyetlerin tümüdür.

Yapılan denetim faaliyetleri sonucunda,  ilgili teknik düzenlemesine uygun olmadığı ve güvensiz olduğu tespit edilen ürünlerin piyasaya arzının yasaklanması, piyasaya arz edilmiş ürünlerin toplanması,  güvensiz olduğu tespit edilen ürünün üretici tarafından güvenli hale getirilmemesi veya ürünün güvenli hale getirilmesinin imkansız olması halinde, ürünün taşıdığı risklere göre kısmen veya tamamen bertaraf edilmesi ve tüketiciler ile kullanıcıların can ve mal güvenliği için tehlike arz eden ürünlerin kamuoyuna duyurulması da piyasa gözetimi ve denetiminin önemli parçalarıdır.

Piyasa Gözetimi ve Denetiminin Ekonomide Yaratabileceği Etkiler

Temel amacı, insan sağlığını, can güvenliğini ve çevreyi korumak olsa da, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin özellikle ekonomik anlamda sağladığı başka yararları göz ardı etmek günümüz rekabet koşullarında kullanılabilecek çok önemli bir araçtan vazgeçmek anlamına gelmektedir.

Piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin ekonomide yaratabileceği etkileri; yerli üreticiler arasında haksız rekabeti önlemek, Türk ürünlerinin uluslararası piyasada marka imajını ve rekabet gücünü arttırarak ihracatı artmasına katkı sağlamak, ithalatı azaltmak ve dolayısıyla cari açığın azalmasına katkıda bulunmak, yerli üreticiyi ithal edilen kalitesiz ve güvensiz ürünlerin yarattığı haksız rekabetten korumak ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmek olarak sıralanabilir.

1) Dış Ticaret Üzerindeki Etkileri

Piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri ülkemizde ve Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde giderek önemi giderek artan bir konudur. Günümüzde ithalatta ürünlere tarife uygulanması, kota konulması ve benzeri engeller yapılan karşılıklı anlaşmalar nedeniyle mümkün değildir. Bu nedenle, ülkeler piyasalarını korumak için yeni yollar aramaya mecbur kalmışlardır. Başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada her gün biraz daha önemi artan piyasa gözetimi ve denetimi dış ticarette uygulanamayan vergilerin, kotaların ve benzer önlemlerin yerini alabilecek en önemli politika araçlarından biri olmuştur. 

Uluslararası ticaretinin bugün geldiği noktada, ülkelerin ihracat hedeflerine ulaşılabilmesi için ürünlerinin uluslararası piyasalarda teknik engellere maruz kalmadan serbestçe dolaşması büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda, ihraç edilecek ürünlerin piyasadaki talebi karşılayacak ürünler olmasının yanı sıra, tüm kullanıcılar için güvenlik riski taşımaması yani standartlarına uygun ve güvenli olması gerekmektedir.

Piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri, sadece piyasadaki ürünlerin denetlenmesi olarak değerlendirilmemeli, aynı zamanda, piyasaya, teknik düzenlemesine uygun ve güvenli ürün arz edilmesi için yapılan her türlü faaliyeti kapsadığı düşünülmelidir. Bu anlamda, yerli üreticilerin ürünleri temel güvenlik gereklerine uygun olarak üretmesi için gerçekleştirilen her türlü faaliyet piyasa gözetimi ve denetimi olarak değerlendirilmelidir. Bu faaliyetler sonucunda, yerli ürünlerin dünya piyasalarında güvenilirliğinin ve marka imajının artmasını sağlayacak ürünler üretilecek ve ihracatın artmasına katkı sağlanacaktır.  Bu durum sadece Avrupa Birliği ülkeleri çerçevesinde düşünülmemelidir. Türk mallarının marka imajının artması, her geçen gün Türkiye için daha önemli ve büyük bir pazar haline gelen Orta Doğu ülkelerine yapılacak ihracatın artması anlamına gelmektedir.

Son yıllarda, birçok Uzak Doğu ülkesinden ithal edilen ürünlerin ülkemiz piyasasındaki payı artmıştır. Başta Çin olmak üzere bu ülkelerden ithal edilen güvensiz ürünler vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehlikeye atmakla kalmayıp, yerli üreticiler aleyhine haksız rekabet oluşturmakta ve yerli sanayiciyi zor durumda bırakmaktadır. Yapılan denetimler bu ürünlerin sadece piyasadan toplatılmasına değil, aynı zamanda bu ürünlerin ithalatının da azalmasını sağlamaktadır.

2010 yılında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından bazı ürünler için yapılan denetim kampanyaları sonucu ciddi yaptırımlar, toplatma ve para cezaları uygulanmış ve sonrasında 2011 yılında bu ürünlerin ithalatında önemli ölçüde azalma olmuştur.



2) Haksız Rekabetin Önlenmesinde Önemi

Bir ürünün ilgili teknik mevzuatına uygun olarak üretilmesi ve piyasaya güvenli ürün arz edilmesi üreticilerin sorumluluğundadır ve bir ürünü piyasaya sürmeden önce ürünü gerekli uygunluk değerlendirme prosedürlerine tabi tutmak (ürünün teknik düzenlemesine uygunluğunun test edilmesi, muayene edilmesi ve belgelendirilmesine ilişkin faaliyetler), ürünün temel gereklere uygun olduğunu doğrulamak ve CE işareti iliştirmek zorundadır.

Üreticilere verilen bu sorumluluk kuşkusuz beraberinde maliyet unsurunu da getirmektedir. Ürünlerini gerekli prosedürlerden geçirerek toplumun can ve mal güvenliği için tehlike arz etmeyecek güvenli ürün piyasaya arz eden üreticiler katlandıkları maliyeti ürünlerin fiyatına yansıtması kaçınılmazdır. Ürünlerin piyasaya güvenli olarak arz edilebilmesi için gerekli uygunluk değerlendirme faaliyetlerini yapmayan üreticiler ise daha düşük maliyetlerle yaptıkları üretim sonucunda fiyat avantajı sağlamakla kalmayıp, vatandaşların can ve mal güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Haksız rekabetin önüne geçmekte önemli bir araç olan piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri mevzuatına uygun üretim yapan üreticileri korumaktadır.

3) Kayıt Dışı Ekonomi İle Mücadelede Kullanılması

Kayıt dışı ekonomi, resmi istatistiklere yansımayan yasal ve yasa dışı, bütün üretim faaliyetlerini kapsar. Kayıt dışılığın devlete olan yansımasının sadece vergi kaybı olarak değerlendirilmesi kayıt dışılıkla mücadelede kullanılacak araçların doğru tespit edilmesini açısından sakıncalar doğurabilmektedir. Haksız kazanç sağlamak, vergi kaçırmak ve benzer sebeplerle ortaya çıkan kayıt dışı üretim sonucunda, piyasaya güvenlik riski taşıyan ürünlerin arz ediliyor olmasını göz ardı etmek imkansızdır.

Kayıt dışı faaliyet gösteren firmalar devletin vergi gelirlerinin azalmasına neden olurken kayıt dışı faaliyette bulunmalarına ve vergi ödememelerine rağmen devletin sunduğu hizmetlerin faydalanıcısı olurlar. Kayıt dışı firmaların, üretim sırasında zorunlu düzenlemelere uymaması ve sigorta gibi ödemeler yapmaması kayıtlı sektörlere göre daha düşük maliyetlerle üretim yapmaları sonucunu doğurur. Bu durumun sebep olduğu başka sonuçlar yanında, hem piyasaya güvensiz ürünlerin arz edilmesi hem de kayıtlı faaliyette bulunan üreticilerin haksız rekabete uğramalarını beraberinde getirir.

Gelişmekte olan diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de kayıt dışılık büyümektedir. Kayıt dışı ile aktif mücadele edilmemesi durumunda yarattığı olumsuz etkilerin de telafisi zorlaşacaktır. Kayıt dışı faaliyet gösteren işletmeler görünmez olmak istemekte, denetimlerden kaçmak için küçük kalmayı tercih etmekte, üretimde kullanacağı modern ekipmanlar için yatırım yapmaktan kaçınmaktadır. Bunun sonucu olarak, üretimin kalitesi düşmektedir. 

Piyasa gözetimi ve denetiminin kayıt dışılığın önlenmesinde kullanılması sadece güvensiz ürün üretiminin önüne geçilmesine değil aynı zamanda vergi gelirlerinin ve toplum refahının arttırılması ile haksız rekabetin önüne geçilmesine da katkıları olacaktır. Kayıt dışı faaliyet gösteren firmaların ortadan kalkması ile kayıtlı üretim yapan firmalar büyüyüp gelişecek ve daha fazla kayıtlı istihdam yaratacaklardır.

Sonuç
İhracatımızın yaklaşık yarısını yaptığımız ve son dönemde ekonomik krizlerle mücadele eden Avrupa Birliği ülkelerinin Türk mallarının Birliğe girmesini önlemek amacıyla piyasa gözetimi ve denetimini araç olarak kullanmasını engellemek; ancak standartlarına uygun ve güvenli ürünlerin üretilmesi ile mümkün olacaktır ki bu da piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin önemini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca son yıllarda Türk pazarını istila eden ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği için büyük tehlike arz eden, özellikle Çin menşeli olmak üzere, Uzak Doğudan gelen güvensiz ürünlerin piyasadan silinmesi için piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin öneminin göz ardı edilmesi mümkün değildir. 

Piyasaya sunulan ürünlerin teknik mevzuatına uygunluğunu sağlayarak tüketicilerin ve kullanıcıların can ve mal güvenliğini ve çevreyi korumakta olan piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin ülke ekonomisine sağladığı katkılar dikkate alınmalı ve PGD ekonomik bir enstrüman olarak da daha etkin olarak kullanılmalıdır. 

Etkin bir piyasa gözetimi ve denetimi sisteminin varlığı, mevzuatına uygun ürünleri piyasaya arz eden üreticileri ve yerli üretimi ithalatta haksız rekabete karşı koruyan ve ithalatın azalmasına, Türk ürünlerinin uluslararası piyasalarda herhangi bir engele karşılaşmadan dolaşmasına, ihracatın artmasına ve bu sayede üretimin ve istihdamın artmasına katkı sağlayan önemli bir enstrüman olarak değerlendirilmelidir.                                                              

Kaynakça

CANPOLAT, Önder (2010), Ürün Güvenliği ve Denetimi (Ankara)
SAVAŞ, Halil, (2003), Avrupa Birliği Standardizasyon Kurumları ve CE İşareti, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 4, Sayı 2
VERGİL, Hasan ve YILDIRIM, Ertuğrul(2006), AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin Türkiye’nin Rekabet Gücü Üzerindeki Etkileri, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı 26
SEKİ, İsmail, (2005),  Gümrük Birliği’nin Türkiye’nin Net İhracatı Üzerine Etkileri, 1985 – 2003, Ege Üniversitesi, İktisat Bölümü, İzmir
AZAKLI, Sema Betül, (2009), Turkiye’de Kayıt Dısı İstihdam ve Ekonomik Boyutu, Yüksek Lisans Tezi, Karaman
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, (2011), 2010 Yılı Piyasa Gözetimi ve Denetimi Raporu, Ankara
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, (2012) 2011 Yılı Piyasa Gözetimi ve Denetimi Faaliyet Raporu, Ankara 


Grafikler,  Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2010 Yılı Piyasa Gözetimi ve Denetimi Raporundan alınmıştır.