İçindekiler
Dergi Arşivi

Rekabetçi Sanayi Bölgeleri: Eko-Endüstriyel Parklar

Etienne KECHİCHİAN / Kıdemli Özel Sektör Geliştirme Uzmanı (Dünya Bankası Grubu) - Sinem DEMİR / Endüstriyel Kaynak Verimliliği Uzmanı (Dünya Bankası Grubu)

 

Günümüzde eko-endüstriyel parkların gelişimindeki ana itici güç rekabet odaklı iş modelleridir. Eko-endüstriyel parklar sundukları olanaklarla daha düşük maliyetli üretimin yolunu açmakla kalmayıp, tüketici tercihlerinin rekabette belirleyici olduğu yeni düzende çevre dostu teknolojilerle bir adım öne geçerler. Bunu yaparken iklim değişikliğinin önlenmesi için kolektif ve yenilikçi bir eylem platformu sunarlar. Güney Kore’de 2005 yılından bu yana uygulanan planlı eko-endüstriyel park modeli, geleneksel organize sanayi bölgelerinin (OSB) eko-endüstriyel parklara dönüştürülmesiyle, ev sahipliği yaptığı firmalara 2005 yılından bu yana toplamda 554 milyon Dolar tasarruf etmesine yardımcı olmuştur. Türkiye’nin yedi bölgesine dağılmış olan karma ve ihtisas olmak üzere toplamda 289 OSB’si Türk sanayisinin can damarlarını oluşturuyor. Eko-endüstriyel park modeli bu anlamda Türk sanayisinin küresel boyutta daha rekabetçi olabilmesinin onunu açması bakımından yüksek bir potansiyele sahiptir.
Paris İklim Değişikliği Anlaşması, iklim değişikliğinin hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin politika gündemlerinde nasıl öncelikli olduğunun sinyalini vermiştir. Endüstriler dünyadaki direkt ve endirekt sera gazı emisyon salımının yaklaşık üçte birinden sorumludurlar. Endüstriyel seviyede geliştirilecek iklimle mücadele projeleri Paris'te uluslararası iklim zirvesinde belirlenen ve zirve sonrası beklenen küresel hedeflere ulaşmada önemli bir rol oynayacaktır.

Eko-endüstriyel park modeli iklim değişikliğiyle mücadeleye önemli seviyede katkı sağladığı için, hükümetler, şehirler ve özel ekonomik bölgelerin iklim değişikliğine karşı aktif şekilde eyleme geçmesi süreçlerinde daha da yaygınlaşması beklenmektedir.

Eko-endüstriyel parklar sanayileşme kavramı içinde son yıllarda tırmanışa geçse de bu konseptin temelleri 19. yüzyıl Avrupa’sında sanayi bölgelerinin kuruluşunun ilk yıllarında atılmıştır. Fakat asıl yükselişe geçtiği dönem İkinci Dünya Savaşı sonrasına denk gelmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya, Danimarka ve Finlandiya’da baş gösteren kaynak kıtlığı ve yüksek enerji fiyatlarının doğal bir sonucu olarak plansız bir şekilde ilk başta endüstriyel simbiyoz ve verimlilik önlemleri formunda kendini göstermiştir.

Eko-endüstriyel park modelinin ilk yıllarında yoğunlaştığı ana temalar atık yönetimi ve kirliliğin önlenmesiydi. 2000’li yıllarda Japonya, Çin ve Güney Kore eko-endüstriyel parklar üzerindeki çalışmalarını destekleyecek ulusal politikalar geliştirerek küresel piyasalarda rekabet güçlerini artırdılar. Son 5 yıldır eko-endüstriyel park kavramı sanayi bölgeleri içinde çığır açan küresel bir kavram halini aldı ve bu modele uygun olarak sanayi bölgelerinin iyileştirmesi çalışmaları yaklaşık 40 ülkede devam etmektedir.

Dünya Bankası yaptığı bir araştırma sırasında henüz uluslararası anlamda üzerinde karara varılmış bir tanımı bulunmamasına rağmen şu an dünya üzerinde yüzde 77’si işletmede olmak üzere toplam olarak 254’un üzerinde işletmede ve planlanan eko-endüstriyel park tespit etmiştir. Tespit edilen bu eko-endüstriyel parkların bir seri ekolojik ve sürdürülebilir uygulamaları benimsediği, yüzde 80’inin ise endüstriyel üretim amaçlı parklar olduğu görülmüştür. Bu parkların yüzde 59’luk bir kesimi var olan parkların iyileştirilmesi ile eko-endüstriyel parklara dönüştürülmüş, yüzde 34’lük bir kısmı ise sıfırdan planlanarak inşa edilmiştir. Ancak yüzde 7 gibi çok küçük bir kısmı organik olarak veya plansız bir şekilde eko-endüstriyel park modeline dönüşmüştür.

Şekil 1. 2016 İtibarıyla Dünya Üzerindeki Eko-Endüstriyel Parkların Durumu

Kaynak: Dünya Bankası, UNIDO

Eko-endüstriyel park oldukça yeni bir kavram olmasından dolayı literatürde de farklı belirleyici parametreleri odağına koyarak tanımlanmaktadır. Eko-endüstriyel parklarla birlikte anılan anahtar sözcükler çevresel yönetim, endüstriyel simbiyoz, enerji verimliliği, kaynak verimliliği ve temiz üretim ile ekonomik rekabetçilik olarak sıralanabilir. Bunlar içinde eko-endüstriyel parklar denilince en çok karşımıza çıkan tanımlayıcı parametre endüstriyel simbiyozdur.

Güney Kore Modeli
Güney Kore 1964 yılında Ticaret Sanayi ve Enerji Bakanlığının (MOTIE) altında ayrı bir birim olarak Güney Kore Endüstriyel Kompleks Kurumu’nu (KICOX) kurmuştur. KICOX sadece bir yönetim birimi değil aynı zamanda sanayi bölgeleri içerisindeki firmalar için bir danışmanlık ve teknik/finansal destek birimi olarak görev yapmaktadır. Bu kuruluş Güney Kore ulusal kalkınma planının bir parçası olarak sanayide planlı büyümeyi ana kuruluş amacı olarak benimsemiştir.

KICOX ile birlikte Güney Kore eko-endüstriyel parkları hızlı bir şekilde endüstriyel kompleks planlarına adapte etmiştir. KICOX çatısı altında 2005 yılında eko-endüstriyel park girişimi başlatılmış ve bu girişimin bir parçası olarak dokuz adet eko-endüstriyel park araştırma merkezi kurulmuştur. Bu yapı eko-endüstriyel park dönüşümünü destekleyecek projelerin geliştirilmesi ve geliştirilen projelerin KICOX’a aktarılan fon ile finansmanın sağlanmasına imkân tanımıştır. Aşağıdaki grafikte de özetlendiği gibi eko-endüstriyel park araştırma merkezleri ve kamu-üniversite sanayi iş birliğiyle geliştirilen projeler KICOX merkez yönetiminin koordinasyonuyla değerlendirilmekte ve proje finansmanı sağlanmaktadır. Bu proje finansmanı merkezi hükümetin, yerel hükümetlerin ve özel sektörün aktardığı fon ile karşılanmaktadır.


Şekil 2. Eko-endüstriyel Park Modeli

2 milyondan fazla çalışanı barındıran ve ülke ihracatına 45 milyon dolar katkı sağlayan endüstriyel parklar Güney Kore’de 2005 yılından bu yana endüstriyel park modelini bu yeni girişim sayesinde uygulamaktadır. Bu model geleneksel sanayi bölgelerinin yenilikçi endüstriyel bölgelere dönüşümüne katkı sağlamıştır. Eko-endüstriyel park modeli firmaları enerji verimliliği, atık yönetimi, endüstriyel simbiyoz ve çevre dostu diğer teknolojilere toplamda 520 milyon Dolar yatırım yapmasına teşvik etmiştir. O zamandan bu yana firmalar toplamda 554 milyon Dolar tasarruf sağlamış ve 91,5 milyar Dolar ciro yapmıştır. Aralık 2014’ten bu yana Güney Kore’deki firmaların yüzde 60,6’sı Güney Kore Endüstriyel Kompleks Kurumu tarafından yönetilmekte, bu firmalar ülkedeki istihdamın yüzde 52,5’ini karşılamakta, üretime yüzde 54,5 katkıda bulunmakta ve ihracatın yüzde 49,4’luk kısmini oluşturmaktadır.

İklim değişikliğiyle mücadele etmek, aynı zamanda iklim dostu yatırımlara teşvik edici iş modelleri ve fırsatları geliştirmeye aktif bir platform sağlamak için, Mısır, Vietnam ve Türkiye gibi ülkeler artık yakın gelecekte kendi Eko-endüstriyel park modellerini geliştireceklerdir. Bu yeni dalga daha önce denenmiş yöntemlerden daha kapsayıcı, belirleyici ve keskin hatlarla ayrılmış olacaktır. Bu yeni endüstri modeli sanayilerin daha bilinçli ve tasarruf yapmaya yönelik uygulama metotlarını benimsemelerine yardımcı olacaktır.

Türkiye için Çevre Dostu Sanayi Dönemi
Sanayi son on yılda Türkiye'nin ekonomik gelişiminde önemli bir itici güç olmuştur. Sanayi sektörünün gayrisafi yurtiçi hasıla içinde yaklaşık %27 payı bulunmaktadır. 2015-2016 dönemi Küresel Rekabetçilik Endeksi hesaplamalarına göre Türkiye 140 ülke arasında 51. sıradadır. Türkiye bir önceki yıl 144 ülke arasında 45’inci, ondan önceki yılda ise 148 ülke arasında ise 44. sırada konumlanmıştır. Geçen yıl olduğu gibi Küresel Rekabetçilik Endeksi’nin içinde bulunan bileşenler arasında en iyi performans 16. sırada yerini koruyan pazar büyüklüğü kaleminde gösterilmektedir. Türkiye Küresel Rekabetçilik Endeksi değerlendirmesinde verimlilik odaklı ekonomilerden inovasyon odaklı ekonomilere geçiş aşamasındaki 24 ülkeden biri olarak sayılmaktadır. Şu anda verimlilik etkin ekonomiler arasında yer alan Türkiye bir sonraki dönemde inovasyon etkin ekonomilere ulaşmak için çaba sarf etmektedir. Bu kapsamda Dünya Ekonomik Forumu tarafından rekabet edebilirlik; bir ülkenin üretkenlik seviyesini gösteren kurumların, politikaların ve faktörlerin bir birleşimi olarak tanımlanmaktadır. Başka bir deyişle daha rekabetçi bir ekonomi zaman içerisinde daha hızlı büyüyen bir ekonomi demektir. Türkiye ulusal gelişim planlarında endüstriyel bazda büyümeyi planlı organize sanayi bölgeleri geliştirerek ulaşmayı hedeflemektedir. Türkiye’de daha sürdürülebilir bir sanayileşmeye geçmeyi desteklemek amacıyla Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Dünya Bankası ile yeni bir proje üzerinde çalışmaya başlamıştır. Eko-Endüstriyel Parklar/Yeşil Bölgeler adı altındaki bu proje kapsamında hâlihazırda işletmede olan sanayi bölgeleri üzerinde çalışılıp, kaynak verimliliği, endüstriyel simbiyoz gibi kaynağa bağımlılığı azaltıcı aynı zamanda verimliliğe teşvik edici uygulamaların benimsenmesi için mevzuat düzeyinde yol haritaları oluşturulacaktır. Bu sayede geleneksel sanayi bölgelerinde yeni nesil yeşil sanayiye geçisin sağlanması için önemli adımlar atılmış olacaktır. Sanayi bölgesi seviyesinde bu geçişi sağlayacak stratejik eylem planlarının oluşturulmasına imkân tanınacaktır. Bu kapsamda gelecek yıllardaki uygulamalara yön verecek sektörel bazda teknik ve ekonomik uygulanabilirliği olan potansiyel projelerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır.

Bu proje Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının üretimde verimliliğin arttırılması ve ithalata olan bağımlılığın azaltılması konusundaki stratejik hedeflerine önemli katkılar sağlayacaktır. Proje kapsamında düşük karbon ekonomisine geçişi sağlayacak yeşil iş modelleri geliştirilecek; firmaların maliyet, tasarruf ve performanslarının iş modeline gerçekçi bir şekilde yansıtılabilmesi için Dünya Bankası bu konuda derin bir sektörel uygulama tecrübesine sahip KICOX ile iş birliği içinde çalışacaktır.

Türkiye’de şu anda 7 bölgeye dağılmış 289 adet faal organize sanayi bölgesi bulunmaktadır. Türkiye’deki organize sanayi bölgelerinin büyük bir çoğunluğu karma olmakla birlikte tarım ürünlerinden tekstile, makinadan kimya sektörüne kadar birçok endüstriye ev sahipligi yapmaktadır. Türkiye’nin bu çeşitlilik bakımından zengin sanayi sektör yapısı özellikle endüstriyel simbiyoz konusunda umut vaat etmektedir. Dünya geneline bakacak olursak çimento yüzde 5, kimyasallar yüzde 7, demir ve çelik yüzde 7 olmak üzere bu üç ana sektör tüm küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık beşte birini oluşturmaktadır ve bu sektörler endüstri kaynaklı sera gazı emisyonlarını azaltmak için önemli bir potansiyele sahiptir. Türkiye’de de önde gelen bu sektörler karbon emisyonu azaltımı açısından önemli potansiyele sahiptirler.

Üretimde verimliliğin artırılması Bakanlığın öncelik ve önem verdiği eylem planları arasındandır. Endüstriyel ortak yaşam (simbiyoz) imkânlarının belirlenmesi kapsamında pilot projeler oluşturulması, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleriyle konuya ilişkin kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve paydaşlar arası iletişim olanaklarının geliştirilmesiyle endüstriyel ortak yaşam (simbiyoz) uygulamaları çeşitlendirilip yaygınlaştırılması yine bakanlığın bu stratejik hedefini besleyen eylem planlarından biridir. Bu anlamda projenin potansiyel endüstriyel işbirliklerinin tespitine önemli katkı sağlayacağına inanılmaktadır.

Eko-Endüstriyel Parkların Yaygınlaştırılması ve Teknik Uygulamalar
Dünya Bankası grubun önümüzdeki günlerde yayınlanacak eko endüstriyel parkların yaygınlaştırılması üzerine hazırladığı yayını kapsamında yapılan araştırmalar göstermiştir ki dünya üzerinde 250 den fazla eko-endüstriyel park bulunmaktadır ve her birinde çok çeşitli çevre dostu uygulamalar benimsenmiştir. Bilgilerine ulaşılan 212 eko-endüstriyel park içerisinden yüzde 50’si atık yönetimi ve enerji verimliliği önlemleri üzerine yoğunlaşırken, yüzde 45’inde endüstriyel simbiyoz ve kaynak verimliliği üzerine uygulamalar tespit edilmiştir. Yüzde 35’i kendi bünyesinde yenilenebilir enerji ve atık su arıtma tesisini bünyesinde barındırmaktadır.


Şekil 3. İşletmedeki Eko-Endüstriyel Parklardaki Sürdürülebilirlik Uygulamaları

Bir eko-endüstriyel park iki şekilde geliştirilebilir: sıfırdan tasarım aşamasında geliştirilebilir veya var olan endüstriyel bölgede kaynak verimliliği ve diğer sürdürülebilirlik tedbirlerini uygulayarak geleneksel sanayi yapısının yeşil sanayilere dönüşümü sağlanabilir. Her iki durumda da, sistematik bir yaklaşım, kaynak kullanımının optimize edilmesi ve atık ve emisyonların azaltılmasını hedefleyen teknik fırsatların belirlemesi ve uygulanması gerekmektedir.

Dünya Bankası Grubu Climate Competitive Industries takımı UNIDO birlikte eko-endüstriyel parkları tanımlayabilmek ve uygulanabilirliğinin yaygınlaştırılmasına katkı sağlayabilmek için sistematik bir yaklaşım geliştirmektedir. Bu yaklaşımda eko-endüstriyel park modeline geçişte benimsenebilecek uygulamalar üç ana grupta toplanmaktadır. Bunlar (i) kaynak verimli ve temiz üretim (ii) sirkülerite ve (iii) temiz enerji uygulamalarıdır.

Kaynak Verimli ve Temiz Üretim: Gerek yeni endüstriyel parklarda gerekse geleneksel sanayi bölgelerinin eko-endüstriyel parklara dönüştürülmesinde en çok başvurulan uygulama kaynak verimli ve temiz üretim uygulamalarıdır. Bu gruba ait en çok bilinen uygulama firmalar arasında endüstriyel iş birliğinin sağlanması yani endüstriyel simbiyozdur. Firmalar arası proses bazlı materyal girdi – çıktıları belirlenerek uygun sinerjileri sağlayacak atık, enerji, su, buhar gibi malzeme transferleri sağlanabilir. Bunun dışında firma ve sanayi bölgesi bazında temiz üretim ve kaynak verimliliğini destekleyen standart ve uygulamaların benimsenerek çevresel, sosyal ve enerji verimliliğine teşvik edici önlemlerin uygulanması da bu grup altında başvurulan uygulamalar arasındadır.

Sirkülerite: Endüstriyel seviyede sirkülerite atık ve suyun yönetimiyle gerçekleştirilir. Su kaynaklarının korunması ve değerlendirilmesi için yağmur suyu toplama sistemlerinin endüstriyel parklara entegre edilmesi ya da kullanılan belli kirlilik yükündeki atık suyun uygun seviyelerde arıtılarak yüzey alanları temizliği, ortak kullanım alanlarının temizliği ile sulama amaçlı olarak kullanımı su tabanlı sirküleritenin uygulama şekillerine örnek olarak verilebilir. Atık tabanlı sirkülerite ise atık hiyerarşisi içinde atığın yeniden kullanması, içeresindeki değerli maddelerin geri kazanımı ve geri dönüştürülmesi ile sağlanır. Atık ve su sirküleritesi endüstrilerde kaynak bağımlılığını azaltarak işletme giderlerinde tasarruf sağlamaktadır.

Temiz Enerji: Eko-endüstriyel parklar içerisinde kullanılan enerjinin büyük kısmı yenilenebilir temiz enerji kaynaklarından temin edilerek sera gazi salımına katkı ve fosil yakıtlara bağımlılık azaltılırken aynı zamanda yakıt fiyatlarının artış riskine karşı önlem alınmış olur. Böylece rekabet gücünün arttırılmasına da katkı sağlanır.

Şekil 4’te bir eko-endüstriyel park içerisinde bu üç ana gruba ait örnek uygulamalar verilmektedir.


Şekil 4. Eko-Endüstriyel Park İçerisinde Üç Ana Gruba Ait Örnek Uygulamalar

Çevresel faktörler operasyon anlamında verilen iş kararlarını etkileyecek hale gelmeye başladıkça eko-endüstriyel parkların yükselişine tanık olacağız. Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanları (INDC) gibi ulusal taahhütler ve karbon fiyatlandırması gibi küresel faktörler de bu yükselişe büyük bir katkı sağlayacaktır. Fakat asıl önemlisi sanayicilerin ve hükümetlerin ortak bir anlayış geliştirerek yeni nesil yeşil sanayiye geçişte işbirliği içinde çalışabilmesidir. Bu geçiş de ancak ulusal seviyede hazırlanan uygulayıcı dostu, ulusal ve uluslararası iklim hedeflerine hizmet eden çerçeve planları ve mevzuat destekleriyle mümkündür.