İçindekiler
Dergi Arşivi

Sanayi 4.0’ın Lojistik Sektörüne Etkileri

Sadık ÇİÇEKLİ / AB Uzmanı (Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü)

 

Giriş

Ülkemizde ve dünyada sürekli gelişen, rekabete dayalı dinamik bir sektör konumundaki lojistik sektöründe faaliyet gösteren firmaların hayatlarını sürdürebilmeleri ve rekabet üstünlüğü sağlayabilmeleri açısından sahip oldukları kaynakları (finansal, fiziksel, çalışanlar vb.) etkili ve verimli kullanmaları, yeteneklerini (uzmanlık bilgisi, know-how, teknoloji ve inovasyon) sürekli geliştirmeleri gerektirmektedir. İmalat sanayinde ana süreçler içerisinde yer alan lojistik faaliyetlerin sanayinin rekabet gücü üzerinde önemli bir etkisi bulunmakta olup, birbiriyle etkileşimde olmaları nedeniyle sanayinin gelişimi ve dönüşümü de lojistik sektörü üzerinde benzer bir etki yaratmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, bilişim teknolojilerini imalatın tüm süreçlerine ve ürünün yaşam döngüsüne dâhil eden Sanayi 4.0’ın lojistik sektörünü önemli ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Üstelik Sanayi 4.0 kavramının ilk ortaya çıktığı Almanya’da lojistik sektörü 3. büyük sektör konumunda olup, dünya çapında bilinen Alman menşeli lojistik firmalar (DHL, Kuehne + Nagel vb.) bulunmaktadır. İşte Sanayi 4.0’ın lojistik sektörüne olan etkilerini ortaya koymak adına yapılan bu çalışmada Sanayi 4.0’ı oluşturan bilişim teknolojilerinin lojistikteki farklı uygulamaları hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır.

Lojistik Kavramı ve Sanayinin Lojistik ile İlişkisi
Çok eski bir geçmişe dayanan lojistik kelimesinin Yunanca hesap becerisi anlamındaki “logisticos” kelimesinden türediği, Latincede ise “logic (mantık)” ve “statics (hesap/istatistik)” kelimelerinin birleşmesinden oluştuğu ve ilk uygulamalarının ise savaş alanları olduğu bilinmektedir (Çekerol ve Kurnaz, 2011:49). Üretim açısından hammaddenin başlangıç noktasından son nokta olan müşteriye kadarki nakliye, depolama, gümrükleme, ambalajlama, dağıtım süreçlerini kapsayan lojistik; “ürün, hizmet ve insan öz kaynaklarının gereksinim duyulan yerde ve istenen zamanda sağlanması” veya “hammaddenin, tedarik zinciri üzerinde önce son ürüne işlenmesi, sonrasında da tüketim noktalarına iletilmesi süreçlerinin içeren işlemler bütünü” olarak tanımlanmaktadır (Türkiye Bilimler Akademisi, 2017).

Sanayinin lojistik ile olan ilişkisini anlayabilmek için 1985 yılında Prof. Michael Porter tarafından geliştirilen “Değer Zinciri Analizi” önemli bir kaynaktır. Bir işletmede hangi faaliyetlerin değer ürettiğini ve bu faaliyetlerin işletmenin rekabet avantajına nasıl etki ettiğini analiz etmek için fiziksel malzeme ve bilgi akışlarının incelenmesi sonucunda ortaya konulan Değer Zinciri Analizi; işletmeyi ürünlerle ilgili hammaddelerin sağlanmasından son tüketiciye sunulmasına kadar gerçekleştirdiği stratejik olarak birbirleriyle ilişkili faaliyetlere ayırmakta ve söz konusu faaliyetleri ise temel ve destek faaliyetler olmak üzere iki grupta sınıflandırmaktadır (Kuyucak ve Şengür, 2009:133-135). Bu kapsamda, girdilerin işletmeye yönelik fiziki dağıtımı ile ilgili faaliyetleri içeren içe yönelik lojistik faaliyetler ile üretilen mal ve hizmetlerin dağıtım kanallarına gönderilmesinden itibaren nihai tüketiciye teslim edilene kadar gerçekleşen faaliyetleri kapsayan dışa yönelik lojistik faaliyetler bir işletme için değer yaratan temel faaliyetler/ana süreçler arasında yer almaktadır (Ülgen ve Mirze, 2013:123). Bu açıdan baktığımızda, lojistik faaliyetlerin sanayinin rekabet gücü üzerinde önemli bir etkisi olduğu açıktır ve birbiriyle olan etkileşimleri nedeniyle yaşanan sanayi devrimlerine paralel olarak sanayinin gelişimi ve dönüşümü de lojistik sektörü üzerinde benzer bir dönüşüm etkisi yaratmaktadır. James Watt tarafından buhar makinesinin icadı sonrasında 19. yüzyılın ikinci yarısında buharlı gemilerin ve demiryollarının geliştirilmesiyle taşıma kapasitesi önemli ölçüde artmış, malların ve insanların taşınmasında hayvan gücünün yerini makine kullanımı almıştır. Bu gelişim kütlesel taşıma çağının başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden bu dönem, “mechanization of transport” Türkçe tabiriyle taşımacılığın mekanikleşmesi anlamına gelmektedir. Lojistik 1.0 olarak da adlandırılan bu dönemde işletmeler yerel tedarikçilerinin yakınında olma eğilimindeydi. Tedarik ve teslimat için itme teslimat süreci (üretimden perakendeciye) kullanılmaktaydı. Dolayısıyla talep değişimlerine uyum sağlamak büyük zaman almakta, bu durum da gecikmelere ve stok artışlarına neden olmaktaydı. Depolar basit bir odadan oluşuyordu. Fabrika içerisinde malların taşınması diğer bir deyişle iç lojistik, insanlar tarafından manuel olarak tekerlekli el arabaları, dış lojistik ise buhar makineli trenler ve gemiler vasıtasıyla yapılmaktaydı. İkinci dönem (Lojistik 2.0) teknolojik ilerlemeler temelinde bulunan çelik, bakır ve alüminyumun makine geliştirmede önem kazanmasına dayanmaktadır. Bu dönemde elektrik ve petrol kaynaklarının inanılmaz bir şekilde gelişmesi taşımacılığı da geliştirmiştir. Lojistikte yaşanan bu gelişmelerle birlikte “automation of cargo handling” yani yük taşımanın otomasyonu 1960’dan beri kullanılmaktadır. Elektrik gücü sayesinde demiryolları ve hava taşıtları ile taşımacılık çok yaygınlaşmış ve otomatik depoların kullanımına başlanmıştır. Ayrıca konteynır gemisinin yaygınlaşması liman yük taşımacılığında önemli bir inovasyondur. Tedarik zincirinin küreselleşmeye başladığı bu dönemde, fabrika içindeki malların taşınmasında insanlar tarafından motorlu forkliftler kullanılmıştır. Üçüncü sanayi devrimi yani imalatın bilgisayarlar ile tanışmasıyla birlikte “system of logistics management” yani lojistik yönetim sistemi (Lojistik 3.0) geliştirilmiştir. Bu sistem günümüzde yaygın bir şekilde kullanılan depo yönetim sistemi, taşıma yönetim sistemi ve bilgi-teknolojileri sisteminin başlangıcı olarak kabul edilmekte olup, lojistik süreçlerinin kontrolü ve yönetilmesi açısından önemli bir ilerleme sağlamıştır. Bu dönemde tedarik zinciri yönetimi tamamen küreseldir ve tedarik lojistiğinin yanı sıra depo yönetimi de bir yazılım tarafından planlanmakta ve kontrol edilmektedir. Fabrika içinde malların taşınması otomatik hatlar, insanlar tarafından kullanılan forkliftler ve son teknoloji olarak, rotası programlanmış robotlar ile sağlanmaktadır. Bu dönemde, taşıma ve teslimat süreçleri üretime başlamadan önce planlanmaktadır (Galindo, 2016:26-31). Günümüzde sayısız teknolojik ilerlemenin birbiriyle etkileşiminin yeni üretim yöntemleri yaratması sonucunda Sanayi 4.0’ın ortaya çıkışı şüphesiz lojistik sektöründe de daha büyük değişikliklere (Lojistik 4.0) yol açacaktır.

Lojistik 4.0

Avrupa sanayisi teknolojik değişimlerin yanı sıra doğal kaynakların azalması, doğal felaketler ve savaşlar ile artan enerji fiyatları, işgücünün yaşlanması, sosyal sıkıntılar ve pazarların küreselleşmesi gibi zorluklarla yüzleşmektedir. Artık işletmelerin değişikliklere hızlı bir şekilde uyum sağlayabilmeleri için inovasyondan üretime ve dağıtıma kadarki tüm yaşam döngüsü içerisinde hem sanal hem de fiziksel yapılara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyacın karşılanması adına ilk olarak 2011 yılında Almanya’da kullanılan ve bilişim teknolojilerinin imalatın tüm süreçlerine ve ürünün yaşam döngüsüne (tasarım, üretim, lojistik vb.) dâhil edilmesi olarak da tanımlanan Sanayi 4.0 kavramı, bilgisayar ile fiziksel süreçlerin entegrasyonu olarak adlandırılan siber-fiziksel sistemler konseptine dayanmaktadır (Erol, Schumacher & Sihn, 2016:1-2). İlk üç sanayi devrimi makineleşme, elektrik ve bilgi teknolojilerinin ortaya çıkışıyla gerçekleşirken her şeyin birbiriyle bağlantılı olması anlamındaki dördüncü sanayi devrimi; kişiselleşmiş ürün ve hizmetlere olan talebin büyük ölçüde artmasıyla tedarik zinciri süreçlerinin (tedarik ve sevkiyat lojistiği) de bu değişime kendisini adapte etmesini zorunlu kılmaktadır. Lojistik 4.0 olarak adlandırılan bu değişimde en önemli iki unsur; yük taşıma işinde ve taşıma zamanında işgücü tasarrufudur (Galindo, 2016:32).


Kaynak: Galindo (2016:32).

Lojistik 4.0’da izleme ve kontrol süreçlerinde siber-fiziksel sistemlerin kullanılması fiziksel süreçlerin hesaplamaları konusunda bir geri bildirim sağlamaktadır. Siber-fiziksel sistemler; parçaları tanımlamak, hissetmek, yerleştirmek ve ilgili bilgiyi toplayıp analiz edecek bir bilgisayara bilgi göndermek amacıyla radyo frekansı ile tanımlama (RFID) teknolojisini kullanmaktadır. Bu sistemler diğer sistemlerle ve insanlarla iletişim kurabilmekte ve gerçek zamanlı veri paylaşabilmektedir (Hermann, Pentek & Otto, 2016). Ancak bu teknolojinin tüm tedarik zincirini bünyesinde barındıracak şekilde tüm fabrikaları “akıllı fabrika”ya dönüştürmesi zaman alacaktır. Bunun içinde önemli ölçüde yatırıma ve özel eğitime gereksinim duyulmaktadır. Tüm bunların bir araya gelmesiyle lojistik teknolojisinin geleceği ve lojistik 4.0’da tedarik zinciri aşağıdaki gibi olacaktır (Galindo, 2016:35-36).

Lojistik 4.0’da tedarik zinciri büyük bir ağ olacak ve zincirdeki tüm ilgili paydaşlar (müşteriler ve tedarikçiler) bu ağa erişecektir. Bir internet platformu kullanılacak, müşterilerden gelen ve tedarikçilere giden tüm siparişler gerçek zamanlı olarak buradan yönetilecektir. Fabrika içinde malların taşınması tamamen otomatik olarak otonom forkliftler ile “tüm paydaşların kullandığı internet platformundan alınan bilgiler ışığında tahmini tedarik lojistiğine göre” programlanmış rotalar ile sağlanacaktır. Böylece, nihai ürünü tahmin edilen tam zamanında teslim etmek amacıyla üretim için gerekli malzemelerin alınması için müşteri ve tedarikçi siparişleri aynı zamanda işleneceğinde depo masrafları minimum seviyeye düşecek veya tamamen ortadan kalkacaktır. Hâlihazırda Sanayi 4.0’ın lojistik sektörüne etkilerine ilişkin aşağıdaki gibi birçok uygulamaya rastlanmaktadır:

Kaynak: Galindo (2016:35).

Otonom Lojistik (Autonomus/Self-driving Vehicles)
Son dönemde popüler olan otonom lojistik, kendi kendini sürebilen araçlar ile insansız hava araçlarından oluşmaktadır. Jungheinrich AG firmasının geliştirdiği kendi kendini süren palet taşıyıcı (auto pallet mover), lazer navigasyon teknolojisini kullanarak depo boyunca malların raflardan alınmasında kullanılmaktadır. Sahip olduğu ayrı kontrol sistemi; araç koordinasyonunu, çarpışma ve kaza olmadan güvenli bir trafik akışını ve optimizasyonunu sağlamaktadır. Baylo, “Movebox” isimli otomasyon kiti sayesinde sıradan elektrik forklifleri kendi kendini süren araçlara dönüştürmektedir. Barkod tarama, palet tespiti ve istifleme, otonom durma ve yavaşlama gibi özellikleri de vardır (DHL, 2014:23). Starship Technologies’in geliştirdiği otonom robot yarıçapı 5 km. olan bir alanda çoklu paket teslimi yapabilmekte, yaya kaldırımında yayaların hızında gitmekte, engelleri tespit etmekte, hızlanma ve durma eylemlerini ayarlamakta ve güvenli bir şekilde caddelerde karşıdan karşıya geçebilmektedir. Seyahat boyunca kapağı kapalı olan robotun ön yüzündeki GPS ve video kamera hırsızlık riskini azaltmaktadır. Optimize rotalama ile yakıt verimliliğine sahip robot yerel teslimatları 5-10 kat daha ucuza yapabilmektedir. DHL’in geliştirdiği ve başarılı bir şekilde test edilen dron “parcelcopter”, test sırasında kendisine yüklenen ilaçları ve diğer bazı acil malzemeleri bir adaya ve ayrıca Almanya’da uzaktaki dağlık bir bölgeye teslim etmiştir (DHL, 2016:43-45). InventAIRy projesinde ürünlerin otomatik lokasyonu ve depo stokları otonom ve bağımsız bir şekilde uçan dronlar yardımıyla yürütülmektedir. Bu dronlar, hareket sensörleri ve üç boyutlu kameralarla deponun içini, GPS ile de dış alanları analiz etmekte, barkodları optik okuyarak stok bilgisini gerçek-zamanlı iletmektedir (Fraunhofer, 2014).

Üç Boyutlu Yazıcılar (3D Printing)
Amazon, müşterilerine ürünleri daha hızlı teslim etmek için geliştirdiği 3D yazıcı teslimat kamyonunun patentini almıştır. Alışveriş yapan kişi seçili bir ürünü Amazon’dan sipariş ettiğinde teslimat yerine en yakın kamyon 3D yazıcı ile ürünü bastırarak depolamaya ihtiyaç duymadan ürünü müşteriye teslim etmektedir (DHL, 2016:34). Kazzata firması ise sanal depo konseptini benimseyerek yedek parçaların üç boyutlu CAD çizimini güvenli bir yazılım veri tabanında depolamakta ve ihtiyaç halinde parçanın çıktısı en yakın 3D yazıcılardan alınabilmektedir (Reeves & Mendis, 2015).

Artırılmış Gerçeklik (Augmented Reality)
Lojistikte makine-insan etkileşimi ve işbirliğine ilişkin artırılmış gerçeklik teknolojisi özellikle akıllı gözlükler sayesinde önemli bir etki yaratmaktadır. Lojistik şirketi olarak Knapp AG, artırılmış gerçekliği kullanarak bir ürün seçme teknolojisi (KiSoft Vision) geliştirmiştir (Knapp AG, 2018). Seçiciler, ürünlerin yerini daha hızlı ve hassas bir şekilde belirlemelerine yardımcı olan bilgileri sunan ve görünümü ekranda gösteren bir kulaklıklı başlık takmaktadır. Başlığın içerdiği entegre kamera, gerçek-zamanlı stok takibi için ürünlerin seri ve lot kimlik numaralarını yakalamakta, böylece hata oranları % 40’a kadar azalmaktadır (Baur & Wee, 2015). Volkswagen AG ise otomotiv sektöründe doğru yerde doğru bilgiyi sunan pratik çözüm “Marta” ile kullanıcıya aracı tamir etmesi ve bakım yapmasında yardımcı olan bir mobil uygulama geliştirmiştir. Aracın parçalarını algılamakta olan bu sistem şu anda Volkswagen’in servis istasyonlarında kullanılmaktadır (DHL, 2014:8).

Büyük Veri (Big Data)
Lojistik sektöründe büyük veri teknolojisi kullanımı çoktan başlamıştır. Örneğin taşımacılıkta veri akışlarının (sevkiyat bilgisi, hava, trafik vb.) akıllı korelasyonu görevlerin tam zamanlı çizelgelenmesi, yükleme sırasının optimizasyonu ve anlık varış zamanı tahmini (Estimated Time of Arrival-ETA) sağlayabilmektedir. Startup firması LogiNext’in geliştirdiği büyük veri mantıksal analiz platformu, rota optimizasyonunu artırması ve kaynaklarının gerçek-zamanlı olarak izlenmesi için kargo firmalarına yardımcı olmaktadır. Kapasiteye bağlı teslimat lokasyonu kümeleme, her bir sipariş için zaman tercihli teslimat planlaması, tahmini gecikme uyarıları ve gerçek-zamanlı ETA güncellemeleri gibi özellikleri bulunmaktadır (DHL, 2016:36). DHL ise geliştirdiği akıllı kamyon “SmartTruck” ile büyük veri teknolojisi kullanılarak yeni gelen sevkiyat bilgisine dayanarak günlük optimize tur planlaması yapmakta, mevcut siparişi ve trafik durumunu dikkate alan dinamik rota sistemiyle sürüş mesafelerini azaltmaktadır (DHL, 2013:18).

Bulut Lojistik (Cloud)
Lojistik sağlayıcıları genellikle farklı depoları ve taşıma yönetim sistemlerini kullanan çoklu taraflar arasında birçok farklı işlem ile ilgilenmektedir. Bulut uygulamaları sayesinde tek bir entegre görüntü sunularak adeta bir kontrol kulesi gibi tüm tedarik zinciri koordine edilebilmektedir. Bulut, işletmelere küresel stok seviyeleri ile sevkiyat lokasyonları ve varlıkları hakkında kesin bir bilgi sunmaktadır. Geliştirilen bulut tabanlı lojistik platformu Transporeon; siparişlerin atanması, yükleme zaman aralığı, takip-izleme gibi özellikler içermekte olup, tüm taraflar arasında şeffaflığı ve iletişimi basitleştirmekte, bekleme sürelerini ve boş gezintileri azaltmaktadır. 1.000’den fazla yükleyici, 55.000 nakliyeci ve 100 ülkeden 150.000 kullanıcı şu anda platforma bağlıdır (DHL, 2016:38).

Nesnelerin İnterneti (Internet of Things-IoT)
Lojistik için açık bir IoT platformu olan Agheera; lojistik sağlayıcılara ve müşterilere tüm varlıkları farklı cihazlardan gerçek-zamanlı izleme imkânı vermekte, böylece lojistik operasyonların şeffaflığını ve güvenilirliğini artırmakta, varlıkların hırsızlığa ve hasarlara karşı korunmasında yardımcı olmaktadır (DHL, 2016:40).

Robotik & Otomasyon (Autonomous Robots)
Amazon tarafından 2012 yılında Kiva Systems’in satın alınmasıyla Amazon’un depolarında “Kiva” isimli robotlar kullanılmaya başlanmıştır. Söz konusu robotlar işçilerin yapması gereken işleri otonom olarak yapabilmektedir. İşgücü verimliliği açısından her bir dağıtım merkezinde bu robotlardan bulunmaktadır (Galindo, 2016:32-33).

Sensör Teknolojisi (Low Cost Sensor Technology)
Fraunhofer; 2010-2013 yılları arasında Almanya Federal Eğitim ve Araştırma Bakanlığı tarafından desteklenen “Akıllı Konteyner” araştırma projesiyle 10 ila 20 kablosuz sensör düğümü ağını kullanarak mekânsal sıcaklık sapmalarını yakalayabilmektedir. Düğümler, doğrudan ambalajın içindeki ürün sıcaklığını ölçmekte ve böylece çevresel parametrelerdeki çeşitli sapmaların ürün kalitesi üzerindeki etkisi hesaplanmaktadır. Projeden elde edilen sonuçlar, tır ve konteyner taşımacılığında muz ve farklı et ürünleriyle yapılan vaka incelemeleri kullanılarak doğrulanmıştır (The intelligent container, 2017).

Sonuç ve Değerlendirme
Sanayi 4.0’daki bilişim teknolojileri sayesinde tam zamanında lojistiğin uygulanması ve böylece stokta bulundurma maliyetlerinin % 30 civarında düşmesi, geliştirilecek yeni taşıtların, yakıt ve enerji kaynaklarının lojistik sektöründe kullanımı ile önemli bir verimlilik artışı sağlanması öngörülmektedir. Sanayi 4.0 teknolojilerinin lojistik sektöründeki uygulamalarının faydaları aşağıda maddeler halinde sıralanmaktadır:

• Lojistikte, depo operasyonlarında, sipariş seçmede/toplamada süreç ve işgücü verimliliğinin artması, çarpışma ve kaza olmadan güvenli, kesintisiz hizmet verilmesi, risklerin ve ürün kayıplarının azalması,
• Yedek parça üretimi ve bazı lojistik hizmetlerinde taşıma ve stok maliyetleri ile teslimat süresi ve karbon salınımlarının azalması, yakıt tasarrufu ve kaynak verimliliği,
• Kapasite planlaması, varlıkların optimize kullanımı, yükleme sırası ve araç rota optimizasyonu, tam zamanlı çizelgeleme ve anlık varış zamanı tahmini,
• Teslimat lokasyonu kümeleme, her bir sipariş için zaman tercihli teslimat planlaması, tahmini gecikme uyarıları, optimize tur planlaması, taşıma mesafelerinin ve maliyetlerinin düşmesi, bekleme sürelerinin ve boş gezintilerin azalması,
• Lojistik operasyonların şeffaflığının, izlenebilirliğinin ve güvenilirliğinin artması, malların hırsızlığa ve hasarlara karşı korunması.

Sonuç olarak; Sanayi 4.0’ın üretimi derinden etkilemesiyle beraber, üretim daha verimli ve ucuz hale gelecek, bu yüzden daha fazla ürünü daha fazla tüketiciye ulaştırmak için lojistik faaliyetleri de artacak, her tür lojistik de bu durumdan etkilenecektir.

KAYNAKÇA
- Baur, C. & Wee, D. (2015). Manufacturing’s next act. McKinsey Quarterly, June 2015.
- Çekerol, G.S. ve Kurnaz, N. (2011). Küresel Kriz Ekseninde Lojistik Sektörü ve Rekabet Analizi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:25, 48-59.
- DHL (2013). Big Data In Logistics Report, Publisher: DHL Customer Solutions & Innovation, Germany.
- DHL (2014). Augmented Reality In Logistics Report, Publisher: DHL Customer Solutions & Innovation, Germany.
- DHL (2016). Logistics Trend Radar Report, Publisher: DHL Customer Solutions & Innovation, Germany.
- Erol, S., Schumacher, A. & Sihn, W. (2016). Strategic guidance towards Industry 4.0–a three-stage process model. COMA'16.
- Fraunhofer (2014). The flying inventory assistant. Research News (1 Aralık 2014). https://www.fraunhofer.de/en/press/research-news/2014/december/the-flying-inventory-assistant.html
- Galindo, L.D. (2016). The Challenges of Logistics 4.0 for the Supply Chain Management and the Information Technology. Master Thesis Spring 2016, Norwegian University of Science and Technology.
- Hermann, M., Pentek, T. & Otto, B. (2016, January). Design principles for industrie 4.0 scenarios. In System Sciences (HICSS), 2016 49th Hawaii International Conference on (pp. 3928-3937). IEEE
- Knapp AG (2018). KiSoft Vision. Erişim tarihi: 9 Şubat 2018. https://www.knapp.com/en/solutions/technologies/picking/
- Kuyucak, F. ve Şengür, Y. (2009). Değer Zinciri Analizi: Havayolu İşletmeleri İçin Genel Bir Çerçeve. KMU İİBF Dergisi, Haziran 2009, Sayı:16 s.132-147.
- Reeves, P. & Mendis, D. (2015). The Current Status and Impact of 3D Printing Within the ndustrial sector: An Analysis of six Case Studies. Project Report. London: IPO.
- The intelligent container (2017). The intelligent container. Erişim tarihi: 25 Mart 2017. http://www.intelligentcontainer.com/en/home.html
- TÜBA (2017). Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü. Erişim tarihi: 25 Mart 2017. http://www.tubaterim.gov.tr/
- Ülgen, H. ve Mirze, S. K. (2013). İşletmelerde Stratejik Yönetim. Beta Basım Yayın.