İçindekiler
Dergi Arşivi

Sürdürülebilir Tüketimin Bir Alternatifi Olarak Gönüllü Sadelik

Dr. Esna Betül BUĞDAY / Hacettepe Üniversitesi, Aile ve Tüketici Bilimleri Bölümü

 

Günümüzde tüm toplumların ortak özelliği olarak nitelendirilebilecek olan “tüketim” olgusu, 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bir faaliyet olmaktan çok, kimlik oluşturma, arzu ve istek tatmini, statü göstergesi olma ve bir gruba ait olma gibi yeni anlamlar kazanarak, kültürel, sosyal ve psikolojik bir olgu olarak da öne çıkmaya başlamıştır. İçinde yaşadığımız tüketim toplumunda, tüm bireyler daha fazla tüketme baskısı altında yaşamakta ve bu ortamda maddi nesneler ile birlikte manevi ve soyut değerler de tüketilmektedir (Bauman, 2006: 53). Çünkü tüketim toplumunda her şey tüketilmeye ve yok olmaya mahkûm görülmektedir. Bu düşünce biçimiyle, temel ihtiyaçlar göz ardı edilerek, doğal kaynaklar, nesneler ve hatta kültür bilinçsiz bir şekilde tüketilmektedir (Bayhan, 2011: 228).

Tüketim toplumunun odak noktası “şu anki” ihtiyaçların “hemen” giderilmesidir. (Bauman; 1999, s.50). Bu nedenle tasarruf etme, geleceği düşünme gibi davranışlar tüketim toplumunda yerini “kullan-at” davranışına bırakmaktadır. Toffler’ın da belirttiği gibi bu toplumda “geçici ürünler, geçici yöntemlerle, geçici ihtiyaçları karşılamak üzere üretilmektedir (Toffler, 1981: 69).

Elbette ki, tüketimin en temel amacı ihtiyaçların karşılanmasıdır ve bu ihtiyaçlar karşılandıkça bireyler mutlu olmaktadırlar. Diğer bir ifadeyle, tüketim faaliyeti bireylere mutluluk vermektedir. Bu bağlamda, tüketimin sadece sorun yaratan bir faaliyet olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Ancak, burada üzerinde durulması gereken nokta, maddi nesnelerin tüketimi ile soyut nesnelerin tüketimi arasındaki çizginin belirlenmesidir. Yani ihtiyaç temelli gerçekleşen tüketim ile sembolik tüketim arasındaki farkın anlaşılmasıdır (Baudrillard, 1997). Tüketim tüm bireylerin hakkıdır. Ancak bu hakkın bilinçli bir şekilde kullanılabilmesi için tüketirken kendisine ve çevresine zarar vermeyen bilinçli bir tüketim kültürünün de gelişmesi ve yerleşmesi gerekmektedir. Tüketimin sürdürülebilir tüketim gibi olumlu bir yöne çevrilmesi için buna gerek vardır.

Tüketim toplumundaki sınırsız tüketim anlayışı, insanın doğa ile uyumlu yaşaması yerine, kaynakların kötü kullanımına ve israfa yol açmaktadır (Tolan, 1991: 297-298). İsrafa dayalı tüketim anlayışı, sınırlı kaynakların giderek yok olmasına yol açarak çevreyi tahrip etmektedir. Daha fazla enerji tüketimi için yapılan nükleer santraller, ekolojik dengenin bozulması, toprak kaybı, yok olan doğal kaynaklar, ormanların bilinçli olarak yok edilmesi, çölleşme, biyolojik çeşitliliğin azalması, temiz su kaynaklarının kirletilmesi, hava kirliliği, küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği, ozon tabakasının delinmesi ve radyoaktif atıklar gibi ciddi çevre problemleri, “istediğin kadar tüket, hep tüket” anlayışının sonucudur (Kahvecioğlu, 2004). Günümüzdeki duruma bakıldığında, dünyanın yer altı kaynaklarının üçte ikisi çoktan tüketilmiş durumdadır. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde hayvan ve bitki türlerinin yarısının tükeneceği öngörülmektedir. Dünyanın sahip olduğu ekolojik kapasitenin üzerinde yaşamaya devam edildiği sürece tüm bu sorunlar artarak devam edecektir. Tüm bu çevre sorunlarının çözümlenebilmesi için sadece politikalarda değişiklik yapmak yeterli olmayacaktır. Sürdürülebilir tüketime dayalı yeni bir yaşam tarzını benimsemiş ve çevre konusunda bilinçlenmiş tüketicilere ihtiyaç vardır.

Sürdürülebilir tüketim, bireylerin tüketim faaliyetlerini gerçekleştirirken, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılamalarını tehlikeye atmamaları ve doğal kaynakların kullanımını en aza indirmeleridir. Diğer bir ifadeyle, doğal kaynakların ihtiyaçları karşılamak için ölçülü ve akıllıca kullanımıdır. (Odabaşı, 2004: 58). Sürdürülebilir tüketim davranışı ile birey, tüketim davranışının çevre ve doğal kaynaklar üzerindeki etkilerinin farkında olur ve tüketim davranışını sorgulamaya başlar (Seyfang, 2005). Sürdürülebilir tüketim, “tüketmeden kullanım” düşüncesine dayanır ve “tüketimin azaltılması” olgusunu vurgular (Jackson, 2005: 19).

Sürdürülebilir tüketim, “şimdiki ve gelecek nesillerin daha iyi ve kaliteli bir yaşam sürebilmeleri için dünyadaki eko-sistemin sınırları dâhilinde ekonomik ve sosyal ilerlemeye paralel olarak istek ve ihtiyaçların karşılanması” olarak da tanımlanabilir (Grant, 2008: 57). Sürdürülebilirlik bağlamında tüketici davranışı; satın alma, kullanma ve kullanım sonrasında ekolojik ve sosyal kriterleri göz önüne almaktadır.
Sürdürülebilir tüketim davranışını benimseyen bireylerden öncelikle, tüketim davranışlarını değiştirerek çevreye duyarlı bir tüketim tarzı göstermeleri beklenmektedir. Örneğin; enerji tasarruflu ve geri dönüştürülebilir malzemelerden yapılmış ürünleri tercih etmek gibi. İkinci beklenen davranış ise, toplam tüketim düzeyini azaltmaktır. Tüketim düzeyini azaltmak, başta ulusal ekonomilerin işleyişlerini olumsuz yönde etkileyebileceğinden bu yönde gösterilen çabaların oldukça kısıtlı kaldığı görülmektedir (Hayta, 2009).

Günümüzde tüketim düzeyini azaltarak ve istek odaklı tüketimden vazgeçerek ihtiyaç odaklı bir tüketime yönelmeyi, daha sade bir yaşam sürmeyi temel alan en önemli akım, sürdürülebilir tüketimin bir alternatifi olarak görülen “gönüllü sadelik” akımıdır.

Bireysel tüketimin giderek artması sonucu, tüketim alışkanlıklarının çevre ve toplumsal değerlere verdiği zarar, tüketimin anlamının sorgulanmaya başlanmasına neden olmuştur. Buna tepki olarak ortaya çıkan gönüllü sadelik tüketim kültürüne karşı bir akımdır. Bu akım, sanayi toplumu öncesi ortaya çıkmış fakat küreselleşmenin ve tüketim kültürünün etkisiyle uygulanamamıştır. İlk olarak, 1936 yılında Richard Gregg tarafından kavramsallaştırılmıştır. Bu akımın temel amacı, bireylerin tüketim bağımlılığına bir son vermek, tüketim miktarını azaltmak ve bireyin kendi hayatının kontrolünü almasını sağlamaktır (Gregg, 1936). Başka bir ifadeyle, bireylerin meta fetişizminden duydukları tatmini, iç zenginliklerinden ve manevi değerlerden duymalarını sağlamaktır. Gönüllü sadelik akımı, bireyin iç dünyasını zenginleştiren, topluma ve çevresine karşı sorumlu, daha az materyalist bir yaşam tarzını savunmaktadır. Bu akımın özünde bireyin dış dünyasında sade ve basit, iç dünyasında ise zengin bir yaşam sürmesi düşüncesi bulunmaktadır (Elgin, 1993). Iwata’ya göre ise bu akımın temelinde yer alan en önemli ögeler bireyin kendi kendine yetmesi ve metalara daha az bağlı olmasıdır (Iwata, 1997: 223).

Gönüllü sadelik akımının öncülüğünü, 1981 yılında Voluntary Simplicity (Gönüllü Sadelik) ismiyle bir kitap yayınlayan sosyolog Duane Elgin yapmıştır. Elgin kitabında, basit yaşamaya dair uygulamaları sistemli bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu kitap tüketim girdabında boğularak bir çıkış yolu arayan insanlara gönüllü olarak sade bir yaşamın nasıl sürdürülebileceği konusunda ipuçları vermektedir (Elgin, 1993).

Gönüllü sadelik akımının altı temel boyutu bulunmaktadır (Shama, 1985). Bu boyutlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

1. Madde Sadelik: Bireyin tüketim miktarını azaltarak yaşamını sadeleştirmesi.
2. Belirleyicilik: Bireyin yaşamının kontrolünü alması.
3. Çevresel Duyarlılık: Doğaya saygı ve insanın doğaya bağlılığının anlaşılması.
4. İnsancıl Ölçek: Daha küçük ölçekli teknoloji bağımlılığı.
5. Kişisel Gelişim: Bireyin iç dünyasını zenginleştirmesi ve kendini keşfetmesi.
6. Uygun Teknoloji: Ürünlerin kullanışlılığını artıracak ve enerji tüketimini azaltacak teknolojiler.

Gönüllü sadelik akımı bahsedilen altı boyutta görüldüğü üzere, teknolojiyi reddetme, yoksulluğu benimseme gibi düşünceleri temel alan bir akım değildir. Bu akım sadece daha az tüketimi ve çevreye uyumlu, dost teknolojileri savunmaktadır. Bu yönüyle sürdürülebilir tüketimle iç içedir. Gerçekte basit yaşam, tüketimi nasıl gerçekleştireceğini iyi bilmek ve bu sade yaşam tarzı ile mutluluğu keşfetmektir (Alexander, 2011: 113).

Gönüllü sade yaşam, doğal kaynakların daha az kullanılmasına yönelik bilinçli tercihler yapmayı içeren sürdürülebilir bir tüketim davranışıdır. Bu davranış, sosyal yönden yararlı ve çevresel açıdan sürdürülebilir olan daha az materyalist bir yaşamı savunmaktadır (Johnson 2004). Nitekim yapılan araştırmalarda da gönüllü sadeliği benimseyen insanların genellikle, kullandıkları ürünleri geri dönüşüme kazandırma, plansız satın alma davranışından kaçınma, yerel olarak üretilen ürünleri tüketme gibi faaliyetler gerçekleştirdikleri belirlenmiştir. (Huneke, 2005: 538).

Bu tarz yaşamı tercih eden bireyler genellikle bisiklet, toplu taşıma ve yürüyüş gibi ulaşım olanaklarını tercih etmektedirler. Otomobil kullansalar bile daha az gösterişli, daha az enerji tüketen ve çevreye daha az zarar veren araçları tercih etmektedirler. Bunun yanı sıra yaşam alanı olarak, kaynakları verimli kullanmak ve çevreyle uyumlu yaşamak adına, lüks ve çok katlı binalar yerine sade yapıları seçmekte ya da yeniden onarmaktadırlar (Doherty ve Etzioni, 2003, s.22).

Dünyada bu görüşü benimseyen bireyler, farklı faaliyetlerle gönüllü sadelik akımını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Örneğin 1972 yılında bu akımı benimseyen insanlar tarafından İskoçya’da bir eko-köy kurulmuştur. İnsanlar yılın belli dönemlerinde bu köyde doğayla iç içe yaşayarak, kendi ürettikleri ürünleri tüketmektedirler. Ayrıca, köyde sade hayatın nasıl sürdürüleceğine dair atölyeler yapılarak, bireyler bilinçlendirilmektedir. Bir diğer örnekte Vietnamlı bir rahip tarafından Güney Fransa’da kurulan ve adını erik araçlarından alan Erik (Persimmon) Köyü’dür. Bu köyde dünyanın dört bir tarafından gelen insanlar bir ay süreliğine inzivaya çekilmektedirler (Doğan, 2015).



Güney Fransa - Erik (Persimmon) Köyü.

Dünyanın 65 ülkesinde tüketim kültürünü protesto etmek amacıyla Kasım ayının üçüncü cuma ya da cumartesi günü hiçbir şey satın almama (Buy Nothing Day) günü olarak kutlanmaktadır. Bu kutlama ilk kez 1992 yılında Kanada’da ortaya çıkmıştır. Amerika’da şükran gününden bir gün sonra gerçekleşen ve indirimlerle ve kampanyalarla şirketlerin insanları aşırı tüketime teşvik ettiği “Black Friday” (Kara Cuma ) hareketine karşıt bir hareket olarak ortaya çıkan “hiçbir şey satın almama” günü tüketim kültürünün hem maddi (doğal kaynakların, hayvanların, bunların işlenmesi sürecinde çalışan işçilerin sömürülmesi) hem de manevi olarak insanları sömürmesine karşı durmaktadır. Hiçbir şey satın almama gününde toplu kredi kartı parçalama, kendin yap sergileri gibi ilginç eylemler yapılmaktadır. (Doğan, 2015)

Basit yaşam odaklı bir diğer eylem de 1997 yılında başlayan ve 22 Eylül’de gerçekleştirilen “Arabasız Gün” eylemidir. Bu eylem kapsamında bireyler ‘Kendi Kentimde Arabasızım’ (In Town without my car) mesajıyla toplu taşımaya ve bisiklet gibi doğaya zarar vermeyen araçlara dikkat çekmektedirler. Yapılan etkinliklerle şehir içinde otomobil kullanarak yapılan pek çok seyahatin başta yaya olmak üzere bisiklet ve toplu taşım gibi sürdürülebilir biçimlerde yapılmasının mümkün olduğu vurgulanmaktadır. Böylece şehirlerdeki hava kirliliği, görüntü kirliliği ve ses kirliliği gibi olumsuzlukların ortadan kaldırılması hedeflenmektedir (www.worldcarfree.net).

Downshifting grubu da gönüllü sadelik akımı kapsamında 2005’te Sydney’de kurulmuştur. Downshifting “vites küçültme” anlamına gelmektedir. İnsanların daha az ve ihtiyaç odaklı tüketmeleri için vites düşürüp biraz yavaşlamaları gerekliliğini vurgulayarak bu yönde eylemler düzenlemektedir. Vites Küçültme'nin odağında bulunan beş temel değer ise;

• Tasarruf yapma bilinci,
• Maddi sadelik
• Kendine yeterli olma,
• Küçük ölçekli yaşama
• Kişisel gelişime önem vermedir (Sırım, 2010).

Gönüllü sadelik konusunda ülkemizde gerçekleştirilen önemli adımlardan biri 2008 yılında kurulan “Sade Hayat Derneği” olmuştur. “Sade, sağlıklı, doğal ve temiz hayat tarzını desteklemek, bu hayat tarzını benimseyen insanlara belirlenen çerçevede destekte bulunmak, bu niteliklere uyan ve toplumun menfaatine olacak faaliyetler yapmak amacıyla” kurulan dernek sadelik konusunda toplantı, seminer ve eğitim çalışmalarını sürdürmektedir (www. sadehayat.org).

Gönüllü sadelik akımının uygulanmasına ilişkin verilen örnekler incelendiğinde, çevreye ve doğal kaynaklara karşı duyulan sorumluluğun bu akımın temel değerlerinden olduğu açıkça görülmektedir. Bu akımda, bireyin bilerek ve isteyerek aşırı tüketimden uzak durması, doğayla uyumlu bir şekilde yaşaması ve doğaya saygı duyarak daha sürdürülebilir bir tüketim davranışı benimsemesi esastır.

Bu akıma göre insan yaşamı doğanın bir parçasıdır ve doğal yaşamdan ayrı düşünülemez. Tüketim toplumunun tüketim bağımlısı bireyleri tarafından oluşturulan endüstriyel çevre, bireyleri doğal yaşamdan koparmakta, pek çok canlının eko-sistemine zarar vermekte ve doğal kaynakların tükenmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, doğal kaynakların sorumluluk alarak bilinçli bir şekilde tüketilmesi gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakılması açısından önemlidir. Bu bakımdan, gönüllü sadelik yeryüzünde yaşayan tüm canlıların geleceğine ve yaşam alanlarına karşı duyarlı olmayı gerektirmektedir.

Kaynakça

• Alexander, S. (2011). The Voluntary Simplicity Movement: Reimagining The Good Life Beyong Consumer Culture. University Of Melbourne, International Journal of Environmental, Cultural, Economic, and Social Sustainability, 7(3): 133-150.
• Baudrillard, J. (1997). Tüketim Toplumu. (Çev. Hazal Deliçaylı, Ferda Keskin). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
• Bauman, Z. (1999). Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar. (Çev. Ümit Öktem), İstanbul: Sarmal Yayınları.
• Bauman, Z. (2006). Küreselleşme. 2. Basım. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
• Bayhan, V. (2011). Tüketim Toplumunda Bireyin Ontolojik Mottosu: “Tüketiyorum Öyleyse Varım”. Sosyoloji Konferansları Dergisi. 43. 221-247.
• Doğan, S. (2015).Black Friday”e karşı, Satın Almama Günü”nü kutluyoruz!. [Erişim: 27.11.2015].https://gaiadergi.com/black-fridaye-karsi-satin-almama-gununu-kutluyoruz/
• Doherty, D. ve Etzioni A. (2003). Voluntary Simplicity: Responding To Consumer Culture, Rowman and Littlefield, Oxford.
• Elgin, D. (1993). Voluntary Simplicity: Toward a Way of Life That Is Outwardly Simple, Inwardly Rich. NewYork: William Morrow and Company Inc.
• Grant, J. (2008). Yeşil Pazarlama Manifestosu, (Çev. N. Özata ve Y. Fletcher), MediaCat Kitapları, İstanbul.
• Gregg, R. (1936). “Voluntary Simplicity.” Visha-Bharati Quarterly, reprinted in Manas in 1974.
• Huneke, M. E. (2005). “The Face of The Un-Consumer: An Empirical Examination of The Practice of Voluntary Simplicity in The United States”, Psychology & Marketing, 22 (7):527-550.
• Iwata, O. (1997). “Attitudinal and Behavional Correlates Of Voluntary Simplicity Lifestyles”. Social Behavior and Personality, 25 (3): 223-240.
• Jackson, T., 2005: “Live Betterby Consuming Less?” Journal of Industrial Ecology, 9 (1-2): 19-36.
• Johnson, B. (2004) “Simply Identity Work? The Voluntary Simplicity Movement” Qualitative Sociology, 27(4): 527-530.
• Kahvecioğlu, Y. (2004). Tüketim Toplumu, Çevresel Risk ve Türkiye. Yüksek Lisans Tezi. Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa.
• Odabaşı, Y. (2004) Post Modern Pazarlama: Tüketim ve Tüketici, Media Cat Yayınları, İstanbul.
• Seyfang, G. (2005). “Shopping for Sustainability: Can Sustainable Consumption Promote Ecological Citizenship?”, Environmental Politics, 14(2): 290- 306.
• Shama, A. (1985). “The Voluntary Simplicity Consumer”, The Journal of Consumer Marketing, 2: 57-63.
• Sırım, V. (2010). Hız’lı Yaşama Alternatif Çözüm -Gönüllü Sadelik Örneği-. R. Şentürk (ed.) Tüketim ve Değerler. Yayın No : 32, İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları.
• Toffler, A. (1981). The Third Wave. New York: Bantam Books.
• Tolan, B. (1991). Toplum Bilimlerine Giriş. 3.Baskı, Ankara: Adım Yayınları.
www.sadehayat.org
www.worldcarfree.net