İçindekiler
Dergi Arşivi

Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Kalkınma ve Ülkemizdeki Mevcut Durum

 

Sürdürülebilirlik Kavramı ve Sürdürülebilir Kalkınma
Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir ormancılık, sürdürülebilir balıkçılık, sürdürülebilir bankacılık vb. terimlerde görüldüğü gibi kalkınmayı ve ekonomik faaliyetleri tanımlayan “sürdürülebilirlik” kelimesi; günümüzde salt iktisadî anlamının dışına çıkarak sürdürülebilir çevre, sürdürülebilir şehirler, sürdürülebilir ulaşım, sürdürülebilir tüketim, sürdürülebilir mimari vb. birbirinden farklı alanlara ait terimlerde kendini göstermeye başlamıştır. Nihayet 21. yüzyılda tek başına kendisi “sürdürülebilirlik bilimi” (sustainability science) olarak üniversitelerin müfredatında yer alan bu kelime yaygınlaşıp yukarıda bahsi geçen her bir terimi doğurdukça muğlaklaşmaya, kendi anlamını yitirmeye başlamıştır. Artık “pozitif olan her şey” için bir eş anlamlı kelime haline gelen sürdürülebilirlik (Kiss, 2011), önüne geldiği faaliyete veya kavrama yeni bir hava katarak onların pazarlanmasında kullanılan bir reklam sloganı olmuştur.

Sürdürülebilirlik kavramı Thomas Malthus ve John Stuart Mill gibi 19. yüzyıl politik iktisat teorisyenlerinden, Dennis Meadows ve Gro Harlem Brundtland’a kadar günümüz bilim adamı ve politikacılarının da dâhil olduğu birçok otorite tarafından ortaya atılmış kalkınma modellerinde, ister doğrudan kendine yer verilsin isterse de üstü kapalı bir şekilde kendi varlığını hissettirsin, en genel çerçevede “insanoğlunun gelecek kaygısını” bünyesinde barındırmaktadır. Bu kavram bilim adamları ve teorisyenler tarafından yapılan her tanımda gelecekle ve gelecek kuşaklarla ilişkilendirilmektedir. Sürdürülebilirliğin tanımı, Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987 yılında yayımladığı, 1960’ların kalkınmacı yaklaşımları ile 1970’lerin çevreci yaklaşımlarını sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı çatısında uzlaştırmaya çalışan “Brundtland (Ortak Geleceğimiz) Raporu”nda şu şekilde yapılmıştır: “İnsanlık; doğanın gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.” (BM, 1987) Aynı kavramı Ruckelshaus (1989) “ekolojinin en geniş sınırları içinde ekonomik büyümenin ve kalkınmanın karşılıklı etkileşim ile sağlanacağı ve zaman içinde korunacağı doktrini” olarak tanımlarken 1992 Rio Dünya Zirvesi Genel Sekreteri Maurice Strong çok kısaca “yıkım yapılmaksızın gerçekleştirilen kalkınma” olarak tanımlamıştır.

Yapılan bütün soyut tanımlamalara rağmen bir kavramın daha derin bir şekilde anlaşılması ve günlük hayatımızda daha somut olarak uygulamaya konulması için birtakım sınıflandırıcı ve açıklayıcı alt kavramlara ihtiyaç duyulmaktadır. Sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda “sürdürülebilirliğin üç ayağı” (three pillars of sustainability) ve “sürdürülebilirlik daireleri” (circles of sustainability) modelleri bunlardan ilk akla gelenleridir. Birbirinden çok farklı alanlar ve terimler için kullanılarak başka anlamlara bürünen ve hatta tümüyle anlamını yitiren sürdürülebilirlik kavramının genel hatları, bu iki açıklayıcı metot sayesinde daha belirgin bir şekilde çizilmiştir.

Sürdürülebilirliğin Üç Ayağı ve Sürdürülebilirlik Daireleri Modelleri
Genelde en tepede yer alan “sürdürülebilirlik bloğu”nu taşıyan üç sütun veya birbirleriyle kesişen üç daire olarak görselleştirilen sürdürülebilirliğin üç ayağı modelinin temelinde; sürdürülebilirliğin ancak ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda eş zamanlı ve eşit kalkınmayla mümkün olduğu prensibi yatmaktadır. Aslına bakılırsa bu üç ayağın herhangi biri zayıflamaya başlarsa, uzun vadede diğer iki ayak da varlığını koruyamaz; böylece aradaki denge bozulacağı için sürdürülebilirlik hasara uğramış olur, kalkınma kısa zamanda sekteye uğrar ve gelecek tehlikeye girer. Bu modele göre, birbirlerine daimî bir ilişki zinciriyle bağlı olan sürdürülebilirliğin üç boyutu şu şekilde özetlenebilir:


Sürdürülebilirliğin ekonomik boyutu; mal ve hizmetleri doğal kaynakların aşırı tüketimini engelleyerek üreten sürdürülebilir bir sistemi ele alır. Çevresel boyutu, kendi kaynaklarını yönetebilen ve çevreye zarar vermeden bunu yapan bir sistemi ön görür. (REC, 2011) Sosyal boyutu ise insan hakları ve toplumsal kalkınma, kurumsal güçler ve çevresel adalet, küresel yoksulluk ve vatandaş eylemleri arasındaki ilişkiyle ilgilenir; tüketim alışkanlıkları ve etik seçimlerde bireysel hareket etmek yerine bilinçli ve sorumlu küresel vatandaşlık kavramını savunur. (Blewitt, 2008)

Sürdürülebilirliğin üç ayağı modelinden yola çıkarak oluşturulan sürdürülebilirlik daireleri modeli ise sürdürülebilirlik kavramını sadece açıklamakla kalmayıp onun ölçülmesini de hedefleyen bir metottur. Aslında metodun ortaya çıkışını, sürdürülebilirlik kavramının temeline ekonomik boyutu oturtarak toplumsal ve çevresel boyutları dışlayan sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma yaklaşımlarının başarısızlıklarından kaynaklanan memnuniyetsizlik tetiklemiştir. Buna ilaveten, Rio+20 Forumu ve “Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı Forumu”nda alınan kararlar uyarınca “sürdürülebilirliğin ölçülmesi” küresel gündeme alınmış fakat bu ölçme girişimlerinde karşılaşılan sorunların gitgide daha karmaşık bir hal alması, sürdürülebilirliğin üç ayağı modeli de dâhil olmak üzere var olan metot ve araçları etkisiz kılmıştır. Sürdürülebilirlik daireleri modeli işte mevcut bu açığı kapatarak bir şehir, bir bölge veya bir ekonomik faaliyet alanı vb. için öngörülen sürdürülebilirlik düzeyinin ölçülmesine ve kıyaslama yapılarak zayıf ve güçlü yanlarının belirlenmesine olanak sağlar.

Metodun getirmiş olduğu en büyük gelişme ise, sürdürülebilirlik kavramının adeta anayasası olarak kabul gören “Birleşmiş Milletler Gündem 21 Eylem Planı” uyarınca sürdürülebilir kalkınmanın dördüncü boyutu olarak kabul edilmiş olan “kültür ögesi”ne bu metotta detaylı olarak yer verilmiş olmasıdır. Günlük yaşamın hem zamanın akışı içerisinde sahip olduğu devamlılığı hem de zaman zaman uğradığı kesintililiği ifade eden uygulamaların, söylemin ve materyal ifadelerin önemine vurgu yapan sosyal bir alan olarak tanımlanan kültürel boyut; kültürel mirası ve yaratıcı-kültürel endüstrileri içinde barındırdığından sürdürülebilir kalkınmanın sürücü etmenlerinden biri varsayılmaktadır. Aşağıdaki tabloda sürdürülebilirlik daireleri modelinin sürdürülebilir kalkınma için ortaya koyduğu dört boyut ve bu boyutların kapsamına giren alanlar verilmiştir (6). 

I. Çevresel/Ekolojik Boyut

II. Ekonomik Boyut

III. Toplumsal/Politik Boyut

IV. Kültürel Boyut

Ham madde ve enerji

 

Su ve hava

 

Flora ve fauna

 

Habitat ve insan yerleşimleri

 

Sağlık, hijyen ve besin

 

Emisyon ve atıklar

 

Taşımacılık ve ulaşım

 

İmalat ve kaynak temini

 

Kambiyo ve para nakli

 

Muhasebe ve yönetmelik

 

Tüketim ve kullanım

 

Emek ve refah

 

Teknoloji ve altyapı

Servet ve paylaşım

Örgütlenme ve yönetim

 

Kanun ve adalet

 

İletişim ve eleştiri

 

Temsiliyet ve müzakere

 

Emniyet ve uyum

 

Diyalog ve uzlaşma

 

Etik ve hesap verebilirlik

Kimlik ve aidiyet

 

Yaratıcılık ve rekreasyon

 

Bellek ve projeksiyon

 

İnançlar ve fikirler

 

Cinsiyet ve nesiller

 

Sorgulama ve öğrenme

 

Mutluluk ve sıhhat

Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin Doğuşu ve 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri
20. yüzyılın sonlarına doğru sanayide gösterilen atılımın çevreye yaptığı baskı sonucu çevre şartlarının ağırlaşması ve bununla birlikte daha sık meydana gelen büyük çevresel felaketlerin yanı sıra sürekli artmakta olan açlık ve yoksulluk; uluslararası platformu işbirliği yapmak için harekete geçirmiş ve küresel ölçekte birtakım önlemler almaya itmiştir. Bu ihtiyacı karşılamak için Rio de Janeiro’da düzenlenen “1992 Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda temel ilkeleri ortaya konulan sürdürülebilir kalkınma için küresel çapta kabul edilmiş ilk hedef seti “Binyıl Kalkınma Hedefleri”dir. 2000 yılında Birleşmiş Milletler Milenyum Zirvesi’ni takiben oluşturulan ve BM’ye üye 189 ülkeyle 22 uluslararası kuruluş tarafından kabul edilen “Binyıl Kalkınma Hedefleri”, uluslararası platformda 2015 yılına kadar takip edilmek üzere birtakım sürdürülebilir kalkınma hedefleri ortaya koymuştur.

2015 yılı sonu itibarıyla geçerliliği sona eren “Binyıl Kalkınma Hedefleri”nin yerini, ikinci bir 15 yıllık dönem için öngörülmüş ve sürdürülebilir kalkınmaya daha geniş pencereden bakan “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” (SKH) almıştır. 2030 yılına kadar küresel ölçekte karşılaşılan birtakım sorunun çözülmesini amaçlayan söz konusu hedefler, 25 Eylül 2015 tarihinde “Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi”nde BM’ye üye 193 ülkenin oy birliği ile kabul edilmiştir. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri; yoksulluğa ve açlığa son verilmesi, sağlık ve eğitim şartlarının iyileştirilmesi, şehirlerin daha sürdürülebilir hale getirilmesi, iklim değişikliğine karşı mücadele, su kaynaklarının ve ormanların korunması gibi kalkınmanın çeşitli konularını kendinden önceki “Binyıl Kalkınma Hedefleri”nden daha kapsamlı bir şekilde ele alan 17 adet hedeften oluşmaktadır.

Bahsi geçen tüm bu sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin bir ülke tarafından kabul görmesi tek başına pek bir şey ifade etmemektedir. Asıl önemli olan, kabul sürecinden sonra sürdürülebilir kalkınma konularında kaydedilen gelişmelerin uygun yöntemler kullanılarak yeterli sayıda ekonomik, toplumsal ve çevresel gösterge ve endeksle ölçülmesi, ortaya çıkan duruma göre bir yol haritasının çizilmesidir. Bu amaca yönelik olarak ulusal ve uluslararası bazda çok sayıda endeks geliştirilmiştir. Çevresel Performans Endeksi-ÇPE ve Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi-ÇSE (Dünya Ekonomik Forumu) ve Beşeri Kalkınma Endeksi-HDI (UNDP) gibi birçok endeksle çevre ve sürdürülebilir kalkınma izlenmeye çalışılmaktadır.

17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefinin Türkiye’deki mevcut durumu, 2015 (9)

Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınmanın Mevcut Durumu
Çocuk ölümlerinde azalma, hamilelik ve sonrası ölümlerde azalma, okuryazarlık, okula devam süresi, elektrik ve suya erişim, temiz su kaynaklarının varlığı gibi konular “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” öncesi belirlenmiş “Milenyum Kalkınma Hedefleri”nde kaydedilen gelişmelere bakıldığı takdirde, ülkemizin göreceli olarak iyi sayılabileceği alanlar arasında sıralanmaktadır.

Ülkemizde çevre ve kalkınma göstergelerinin hazırlanmasına 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (1995-2000), sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin geliştirilmesi ilkelerine ise 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (2000-2005) yer verilmiştir. TÜİK tarafından “Seçilmiş Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri” geliştirilmiştir fakat ülkemizde sürdürülebilir kalkınma düzeyinin ölçülmesi ihtiyacı halen devam etmekte olup bu alanda karşılaşılan eksikliklerin giderilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır (Yıkmaz, 2011). Ayrıca, 2016 yılının Temmuz ayında Kalkınma Bakanlığı tarafından yayınlanan 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi Raporu’nda, ülkemizdeki kurumlarda görülen hiyerarşik prosedür anlayışının ve prosedürlerdeki darboğazın göstergeler için veri temini sıkıntısı yarattığından bahsedilmektedir (Kalkınma B.,2016).

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (UN SDSN I Global) hazırladığı rapora göre BM’nin sürdürülebilir kalkınma için koyduğu hedeflere hazırlık konusunda Türkiye 34 ülke arasından 33. sırada yer almaktadır. Bu tablo, ülkemizde sürdürülebilir kalkınmanın gelişmesi adına daha çok yol kat edilmesi gerektiğini göstermektedir. Raporda ülkemizin güçlü yanları olarak, karasal ekosistem ve biyoçeşitliliğin korunmuş olması (hedef 15) ve kişi başına düşen CO2 emisyonunun OECD ülkeleri ortalamasından düşük olması gösterilirken; OECD sıralamasında vatandaşlarımızın en kısa ortalama yaşam süresine (65 yıl) sahip olması (hedef 3) ve ülkemizin kapsamlı ve adil bir eğitim sistemi sağlama bakımdan son sırada yer alması (hedef 4) sağlık ve eğitim konularında zayıf olunduğunu göstermektedir (Kroll, 2015).

Ülkemizde, Birleşmiş Milletler tarafından ortaya koyulan “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”ne ulaşılması için söz konusu 17 alanda çeşitli stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu hedeflere ulaşmanın Türkiye gibi gelişmekte olan bir ekonomi için oldukça yüksek maliyetli olacağı açıktır. Bu nedenle, belirlenecek tüm strateji ve eylemlere yönelik maliyetlerin tespiti ve uygun finansman modellerinin geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir.

Kaynaklar
1. Kiss, Károly; “Rise and Fall of the Concept Sustainability” (2011) Journal of Environmental Sustainability, Volume 1-Issue 1
2. Birleşmiş Milletler, (1986) “Report of the World Commission on Environment and Development: Our Common Future”
3. Ruckelshaus, W. D; (1989), “Toward A Sustainable World”, Scientific American, 261
4. Bölgesel Çevre Merkezi-REC, (2011) “Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Yayınları - VII Sürdürülebilirlik için İletişim”, sf. 5
5. Blewitt, J; (2008), Understanding Sustainable Development, London: Earthscan, sf. 96
6. http://www.circlesofsustainability.org (erişim 24.10.2016)
7. http://www.surdurulebilirkalkinma.gov.tr/#hedefler (erişim 25.10.2016)
8. Rıza Fikret Yıkmaz, (2011) “Sürdürülebilir Kalkınmanın Ölçülmesi Ve Türkiye İçin Yöntem Geliştirilmesi” DPT uzmanlık tezi
9. Christian Kroll, (2015) “Sustainable Development Goals: Are the rich countries ready?” Bertelsmann Stiftung
10. Kalkınma Bakanlığı, (Temmuz 2016), “Report on Turkey’s Initial Steps towards the Implementation of the 2030 Agenda for Sustainable Development”