İçindekiler
Dergi Arşivi

Tarihi Yarımada’dan Dünyaya Tasarım ve Üretim...

 

Tasarımcı Özlem TUNA’yla tasarım ve markalaşma konusunda yapılan röportajı sunuyoruz.

Kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Seramik eğitimi aldım. Bir süre yurt dışında yaşadıktan sonra İstanbul'a döndüğümde mücevher tasarımı ve yapımıyla ilgilenmeye başlayıp bu alanda çalışmalarımı sürdürdüm. Kapalıçarşı’da birçok firmada tasarımcı olarak çalıştım. 2003 yılında Özlem Tuna Tasarım Ofis & Atölyesi’ni kurdum.

• Tasarımcı olmaya nasıl karar verdiniz? Bu süreç nasıl gerçekleşti?
Çocukluğum ve ilk gençliğim Ege deniz kültürü içinde geçti. Çocukluğumdan aklımda kalan iki önemli şey; bahçe-çamur ve mutfak-hamurdur. Kendimi bildiğimden beri bahçede çamura şekil verip mutfakta hamurla oynadığımı hatırlarım.

Çocuk halimle beni heyecanlandıran, hayal ettiğim şeyi ya çamurdan ya da hamurdan yapmaya çalışmaktı. Böylece kendime örneği kimsede olmayan çok güzel oyuncaklar yapabiliyordum. Şimdi fark ediyorum ki yaratıcı düşünce ve eylemler hayatımın merkezine o küçük sahil kasabasında girmeye başladı.

Hamur ve çamurla yaptığım yaratıcı keşifler beni, lise yıllarında ilginç bir seçime götürdü.
Lisede aşçılık eğitimi aldım. Türkiye’de 80’lerin başında aşçılık kadınlar için benimsenen bir meslek değildi. Babam, güzel sanatlar eğitimine yönelmem konusunda hep destek olmuştu. Bu yıllarda hayatımı tasarım yaparak kazanma fikri oluşmaya başladı ve İstanbul’da Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Seramik okumaya başladım.

Markanızı oluşturma ve bu süreç nasıl gelişti?
Çalışma hayatıma 1996 Urart Mücevher firmasında tasarımcı olarak başladım.
1998’den itibaren Kapalıçarşı ve çevresinde; mücevher firmalarında tasarımcı olarak çalıştım. Bu yıllar içinde bir yandan bu firmalarda, yüzlerce yılın birikimini taşıyan usta-çırak ilişkisini yaşadığım gibi, bir yandan da aile şirketleri ve kurumsallaşmayı tam oturtamamış bir sektörde okullu bir “tasarımcı” olarak, ayakta durmaya çalışarak çok şey öğrendim yıllar oldu.

2003 yılında kendi yolumda ilerlemek üzere kolları sıvadım. Bu işe başladığımda bunun hiç kolay bir yol olmadığının farkında değildim açıkçası. Ne yapacağımı bilemediğim zamanları hatırlıyorum. Daha yeni yeni ne yöne yürümek istediğimi görüyorum... Heyecan verici…

İlk 10 yıllım; tasarım alanında yapacaklarımı tanıma ve çalıştığım bölgeyi (Kapalıçarşı ve Han’lar bölgesi) tanımakla geçti.

Bu dönemde Design Zone isimi altında bir tasarım mağazası açtım. Özlem Tuna koleksiyonları dışında farklı Türk tasarımcıların ürünlerinin sergilenip satıldığı mağaza 4 yıl ayakta kaldı. 2003-2016 yılları arasında 11 koleksiyon tasarlayıp ürettim.

Son 3 yıl çalışmalarımı daha çok yurt dışında Dubai, Bahreyn, Kuveyt, Cidde, Abu-Dabi, Londra, Berlin, Nice gibi şehirlerde konsept ve departman mağazalarda ÖZLEM TUNA markasının satışına ayırıyorum.
Tasarım ve markalaşma sürecinde neler yaptığıma gelince; en önemli konunun kendiniz olmak olduğunu, ne yapmak istediğiniz ve sizin neyi temsil edip, mutlu edeceğini sormak olduğunu gördüm. Tasarımlarla pazarda farklı olmak için kendime hem sorular sordum hem de işimin benim için önemini anlatan anahtar kelimelerimi oluşturdum: “Tasarım -Kim Kullanıyor? -Nasıl Kullanıyor? -Fayda Sağlamak -Problem Çözmek -Farklılaşma -Kullanıcı Odaklı -Hikâye -Kimlik -Hedef –Strateji.”

• Tasarım benim için ne ifade ediyor?
• Tasarladığım ürünleri kim kullanacak?
• Tasarımlarımla insanların hayatına nasıl fayda sağlarım ya da tasarımla nasıl bir problemi çözüyorum?
• Hedef kitlem kim? Tasarladığım ürünleri kim kullansın istiyorum?
• Tasarladığım ürünlerin nasıl bir hikâyesi olacak?
• Tasarımlarım ne anlatsın? İlla ki bir şey anlatması mı gerekiyor?
• Hedeflediğim ülkeler hangileri? Hedef kitlemin alışkanlıkları neler?
• Hedeflerime ulaşmak için yaptığım strateji doğru mu?

Bu anahtar kelimeleri ve soruları eklemeler yapmak ve çoğaltmak çok mümkün. Ben de bunu zaman zaman yapıyorum.

Ama bunların arasında benim için en önemlisi KİMLİK: Nedir ve kimdir benim markam? Nasıl bir kimliği var? Yaşadığım kültürü mü yansıtıyor? Ne anlatmak istiyor? İlla ki bir kültüre de bağlı olması gerekiyor mu?
Ama kullanıcısına bir şeyler anlatmalı, kullanıcısına fayda sağlamalı, hayatını kolaylaştırmalı, problem çözmeli, güzelleştirmeli, iyi hissettirmeli.

Oluşturduğunuz markanın KİMLİĞİNİ belirleyenler markanın tasarımcıları- kurucularıdır. Bu KİMLİK çok iyi oturtulmalı ki hedeflenen kullanıcıya hızlıca ulaşsın.
Burada tersten de gidilebilir, hedef pazar ve kullanıcı için de markanın kimliğini oluşturmak mümkün. Bunlar birbirine çok bağlı konular.

Fakat hiçbir zaman unutulmaması gereken konu; Kullanıcı ihtiyaçları...
“Müşteri odaklı pazarlama ve satış” kelimesini çok duymaya başladık. Çok önemli bir konu. Günün sonunda markaları ayakta tutan ve yaşatanlar kullanıcıları oluyor. Eski esnaflarımızın güzel bir sözü vardı; “Müşteri velinimetimizdir” denirdi. Bunu ezberlenmiş bir klişe olarak değil, dükkânını, tezgâhını her gün açmasına, işinin devamına vesile olan müşterilerine olan saygısı için söylerlerdi. Bu sözün bugün için de çok doğru olduğunu düşünüyorum.

Sonuçta çok harika bir tasarım yaptınız, ürettiniz ama doğru kullanıcıya ulaşamadınız, kullanıcısına beğendiremediniz, pahalı geldi vs. gibi durumlarda başarısız olmuş sayılırsınız.

14 yıl önce markamı kurduğumda, bu kadar ayrıntılı ve titiz bir bakış açısına sahip olmadığımı itiraf etmem gerekiyor. Heyecan, istek ve başarma hırsı vardı ama bu kadar ayrıntılı bir bakış açısını zaman içinde yaşayarak öğrendim.

Oluşturduğum markamın bir kişiliği var.
ÖZLEM TUNA markasının; tasarımlarında her zaman önceliği, yaşadığı coğrafyadaki kültüre sahip çıkarak, doğaya ve insana saygılı olmak ve işin ustaları ile üretmektedir.

İstanbul- Tarihi Yarımada’da tasarlamak ve üretmenin farklı bir boyutu var mı?
Keyifli, hızlı, enerjisi yüksek… Ama hiç kolay değil… İstanbul’un kalbinde Tarihi Yarımada’da çalışıyor ve üretiyor olmanın ayrıcalığını ve şansını her zaman aklımızda tutarak, bölgeyi tanımaya keşfetmeye devam ederek çalışıyorum. Tarihi Yarımada’nın bana yaşattığı en önemli duygular; tarih, merak, keşif ve tasarım, üretim ve paylaşım heyecanı diyebilirim.

Bağımsız çalışan bir tasarımcı olarak, ne kadar şanslı olduğumu Avrupa’yı, fuarları gezip gördükçe çok daha iyi fark ettim. Avrupa’da şehir merkezlerinde üretim bitmiş durumda. Tasarımcıların işleri çok zor, ya büyük firmalarda çalışmak zorundalar ya da zar zor kendi imkânlarıyla yaptıkları prototipleri üretecek firma bulmalılar. İstanbul bir yandan büyük bir merkez ama bir yandan da küçük üretim anlamında bir cennet. Bunu çok iyi kullanmamız ve yönlendirmemiz gerekiyor. Ve aynı zamanda da sahip çıkmamız gereken bir kültür mirası olarak bakmayı bilmemiz lazım. Özellikle kaybolmaya yüz tutmuş el işçiliğiyle üretim yapan zanaatkâr ve atölyelerle yapacağımız iş birlikleri bu noktada önemli. Sultanahmet müzeleri, tarihi doku ve Kapalıçarşı - Hanlar bu konuda çok zengin... Yüzyıllardır bölgede var olan küçük atölye ve zanaatkârların enerjik ruhu, tasarımcı olarak beni besliyor, heyecanlandırıyor, kızdırıyor ve canlı tutuyor. Bu bölgede çalışmam tasarımlarımda ister istemez bir ifade dili oluşturuyor. Üretim olanaklarını ne kadar zorlasam da, el işçiliği ve geleneksel malzemeler içinde çok hızlı hareket ediyorum. Her seferinde bölgedeki üretimin dışında farklı bir malzeme ve üretim peşine düşmek macerası da heyecanlı... Bunları bir arada kullanmayı becerebilmek ayrı bir çaba gerektiriyor. İlk üretimler her zaman heyecan ve enerji dolu oluyor. Prototip aşamasını geçip, seri (butik seri diyelim buna) üretime geçtiğimizde ise ayrı bir macera yaşamaya başlıyoruz. Çalıştığımız atölyeler ve zanaatkârlar ile düzenli olarak, aynı kalitede üretim yapmayı sürdürmek kolay değil. Her seferinde kontrolü sağlayıp, diyalog halinde çalışmayı başarabilmek gerekiyor.

• Tasarım konusunda eklemek istedikleriniz?
Tasarım için yapılmış en iyi tanım olarak aklımda kalan Roger Martin’in bir sözünü paylaşmak istiyorum: “TASARIM, hedeflere ulaşmak için kol gücü yerine yeni akılcı yollar denemektir.”

Yaratıcılık, çevremizde gözlemlediğimiz problemlere farklı bir gözle bakmakla başlıyor. Gelişen teknolojik fırsatları takip edip algılayarak yeni fikirler üretmek, bu fikirleri uygulamaya geçirmek önemli. Meraklı olup çok okumak ve çalışmak gerekiyor. Dünyada olan biteni iyi takip etmek, aynı zamanda gözlemlemeyi de iyi yapmak şart.

Yıllarca benim için; TASARIM; çevremdeki malzemelere istediğim şekli vermenin dışında, birçok konuya çözüm bulma yöntemim oldu. Şimdi ise TASARIM ile çözüm bulmak değil, TASARIM ile SORU SORMAK ilgimi çekiyor.