İçindekiler
Dergi Arşivi

Tarihteki Barajlar Ve Hidrolik Yapılar

Selin ENGİN / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

1. GENEL BİLGİ

Dünya genelindeki su ihtiyacı günümüzde giderek artmaktadır. Geçtiğimiz 300 yılda temiz su kaynaklarından çekilen su miktarı 35 kat, dünya nüfusu ise 8 kat artış göstermiştir. Şu anda 7,6 milyar olan dünya nüfusunun yılda 90 milyon artması ve yüksek yaşam standartları ile birlikte yıllık küresel su ihtiyacının % 2-3 oranında yükselmesi beklenmektedir. Dünya genelindeki temiz su kaynakları, sınırlı olmalarının yanında dengesiz dağılmış durumdadır. Barajlar, kalkınmada ve bir nehir havzasının su kaynaklarının geliştirilmesinin yönetiminde temel taşı olarak görülmektedir. Medeniyetler geliştikçe su tedariki, sulama, taşkın kontrolü, navigasyon (yön bulma), su kalitesi, sediment kontrolü ve enerji üretimi amaçlı daha büyük ihtiyaçlar ortaya çıkmıştır. Günümüzde 6000 km3’lük depolama sahip olan barajlar; dengeli dağılmayan ve mevsimsel değişikliklere maruz kalan sınırlı su kaynaklarının yönetilmesine önemli katkı sağlamaktadır. Mevcut barajların çoğu tek amaçlı barajlar olmasına karşın çok amaçlı barajların sayısı giderek artmaktadır. En güncel Dünya Kayıtlı Barajlar yayınına göre sulama, barajların en yaygın kullanım amacıdır. Tek amaçlı barajların % 48’i sulama, % 17’si elektrik üretimi, % 13’ü su tedariki, % 10’u taşkın kontrolü, % 5’i rekreasyon ve % 1’inden daha düşük kısmı navigasyon ve balıkçılık amaçlıdır (ICOLD, Erişim Tarihi: 24.04.2018).

Hidrolik teknolojinin tarihsel gelişimi incelendiğinde; Leonardo da Vinci (1452-1519), Galileo Galiei (1564-1642), Evangelista Torricelli (1608-1647), Blaise Pascal (1623-1662), Isaac Newton (1642-1727), Daniel Bernoulli (1700-1782) ve Leonhard Euler (1707-1783) gibi araştırmacıların önemli çalışmalarından çok önce antik çağlarda başladığı görülmektedir. Hatta hidrolik teknolojinin tarihçesi Archimedes’den (287-212) çok uzun zaman öncelere dayanmaktadır. Günümüzden binyıllar önce, günümüz hidrolik tasarımlarında kullanılan kütlenin, enerjinin ve momentumun korunumu kavramları ortaya çıkmadan geliştirilen hidrolik tasarımlar insanları hayrete düşürmektedir. İlk teknolojik gelişmeler, tarımsal amaçlı sulamanın gelişmesiyle ortaya çıkmış, şehir merkezlerinin artmasıyla birlikte devam etmiştir (Mays, 2008). Su toplama amaçlı barajlar ve rezervuarlar, insanlığın geliştirdiği en eski yapılar arasındadır. Barajlar, yaklaşık 5000 yıldır suyun fazla olduğu dönemlerde suyu toplayarak ve kıtlık zamanlarında bırakarak yeterli su tedariki sağlamak ve taşkınları önlemek amacıyla kullanılmaktadır (ICOLD, Erişim Tarihi: 24.04.2018).

2. TARİHTEKİ BARAJLAR VE HİDROLİK YAPILAR

İklim şartlarının uygun, toprakların verimli ve su kaynaklarının zengin olduğu bir coğrafi mekâna yerleşen bir toplumun gelişeceği ve uzun süreli olacağı açıktır. Örneğin, M.Ö. 2000 ortalarından itibaren Anadolu’ya hâkim olan Hitit Devleti, Kızılırmak’ın bulunduğu bölgeye, M.Ö. 1000’in ilk çeyreğinde güçlü bir krallık haline gelen Frigler, Sakarya Havzası’na ve M.Ö. 9-6. yüzyıllar arasında ortaya çıkan Urartu Krallığı ise Van ve Urmiye gölleri arasındaki bölgeye yerleşmişlerdir. Coğrafi koşullar, insan topluluklarını ve bu topluluklarının siyasi, ekonomik, dini ve kültürel hayatlarını olumlu ya da olumsuz olarak etkilemiştir. Su kaynaklarının etrafından yaşayan insanlar ile yaylalarda ya da bozkırlarda yaşayan toplumların yaşam tarzları birbirinden farklıdır (Ünsal, 2012). Baraj tekniği ve mühendisliği, medeniyetleşme sürecindeki en önemli unsurlardan biridir. Barajların tarihi, medeniyetlerin yükselişleri ve düşüşleri ile yakından ilgilidir (Jansen, 1980). Örneğin Mısır’ın refahı yüzyıllar boyunca temmuz ayından eylüle kadar olan dönemdeki Nil Nehri’nin yıllık akışına ve sulama sistemlerine bağlı olmuştur (Chanson, 2004).

Tarih kayıtlarında sulama sistemlerinin ve barajların ilk yapıldıkları tam tarihler yer almamaktadır. Barajlar, medeniyetin beşiği olan Babil, Mısır, Hindistan, İran ve Uzak Doğu’da en az 5000 yıldır insanlara hizmet etmektedir (Jansen, 1980). Neolitik çağda (M.Ö 5700-2800) suyun akışını kontrol etmek için ilk başarılı çabalar, tarımsal ihtiyaçlara yönelik sulama amacıyla Mezopotamya ve Mısır’da gerçekleştirilmiştir (Mays, 2008). Mısır’ın ilk kralı Menes, Nil Nehri’nden sulama suyu çekilmesi için talimat vermiştir. Çin’de Nil Nehri üzerinde taşkın kontrolü ve suyun yakındaki tarım arazilerine yönlendirilmesi amacıyla etkileyici barajlar yapılmıştır. Hindistan’ın kutsal kitabı; barajların, kanalların ve kuyuların çok eski zamanlardaki işleyişlerinden bahsetmekte ve bu toprakların sanatın doğum yeri olduğuna işaret etmektedir. Eski dönemdeki Persler, medeniyetin devamı için sulamanın önemini fark etmişlerdir. Yer altında su tünelleri kazarak ve çok sayıda baraj yaparak tarihteki en büyükler arasında yer alan projeler gerçekleştirmişlerdir. Kaşan yakınlarındaki Sialak harabelerinde 6000 yıllık olduğu düşünülen sulama kanallarının kalıntıları görülmektedir (Jansen, 1980).

Eski devletler tarafından yapılan hidrolik yapılan dikkate alındığında, doğayı olağanüstü şekilde gözlemledikleri ve bu gözlemlerden sonuçlar çıkardıkları görülmektedir. Eski çağlarda hidrolik teknolojideki başarılar, çevrenin korunmasıyla ilgili kavramlarla ilgili değil, işgücü ve maliyetlerin düşürülmesine yönelik çabalarla ilişkilidir. Eski çağlardaki hidrolik teknoloji ile modern uygulamaların karşılaştırılması, günümüzdeki çevre koruma unsurlarına yönelik mükemmel bir örnek ve motivasyondur. Ayrıca suya yönelik sorunlar, dünyanın pek çok yerinde eski veya geleneksel yöntemlerle çözülebilmektedir (Mays, 2008).

Eski Mısır

Kaydı bulunan en eski barajın yapım tarihine ilişkin çeşitli kaynaklar bulunmaktadır. Kayıtlı ilk barajın, Nil Nehri’nden su çekilmesi için talimat veren Kral Menes tarafından Memfis ’te M.Ö. 2900 dolaylarında yapıldığı düşünülmektedir (Kunholathillath, 2012). Mısır krallarının en büyük çabalarından biri, Feyyum çöküntüsündeki yapay Moeris Gölü’nün ve gölü Nil Nehri’ne bağlayan 16 km uzunluğundaki kanalın yapımı olmuştur. Göl hakkında çok çeşitli fikirler öne sürülmesinde karşın Moeris Gölü’nün varlığını destekleyen çok sayıda kayıt bulunmaktadır. Moeris Gölü, Nil Nehri’nin akışını düzenlemek ve sulama için suyu biriktirmek amacıyla kullanılmıştır. Mısırlı mühendisler, yüksek akışlı dönemlerde taşkın sularını çöküntünün içine doğru yönlendirmek için Nil Nehri’ni Fayum çöküntüsüne bağlamışlardır. Bu olay, 1. Mısır Hanedanlığının (M.Ö. 2900) kurucusu olan ve Memfis şehrini kuran Kral Menes döneminde gerçekleşmiştir. Söz konusu dönemde, Fayum çöküntüsünde Nil Nehri’nin büyük taşkınlarında dolan doğal bir göl bulunmaktadır. M.Ö. 2300’de 12. Mısır Hanedanı Kralı Amenembat, Nil Nehri ile Fayum çöküntüsü arasındaki bu kanalı genişletmiş ve derinleştirmiştir. Ayrıca Amenembat, mevcut gölü Moeris Gölü adıyla anılan yapay bir baraj gölü/rezervuar haline getirmiştir. Moeris Gölü’nün amacı; Temmuz-Eylül ayları arasındaki en yüksek taşkının kontrol edilmesi, kurak sezonda gölden su salarak Nil Nehri’nin düzenlenmesi ve göl etrafındaki geniş alanın sulanmasıdır. M.Ö. 230’lardan itibaren kanal terk edilmiş ve bu alana Moeris Gölü’nden sel baskını olmuştur. Nil Nehri’ni Moeris Gölü’ne bağlayan kanal, Ha-Uar Barajı ile düzenlenmiştir. Akış düzenleme sistemi; kanalın iki ucunda, düzenleyici kapaklara sahip olan iki toprak barajdan oluşmaktadır. Ha-uar Barajı’nın stratejik bir öneme de sahip olduğu bilinmektedir. İki barajın her iki tarafında barajları korumak için kaleler ve kışlalar yapılmıştır. Doğudaki baraja ve kanalın doğu tarafına ulaşmanın zor olduğu, batıdaki baraja sahip olmak için ise bir filonun gerekli olduğu ifade edilmektedir (Chanson, 2004).

Eski Mısır’daki diğer bir baraj olan Sadd el-Kafara Barajı’nın (Paganların Barajı) yapımına ilişkin farklı kaynaklarda farklı tarihler yer almaktadır. Bu kaynaklardan birinde bu barajın, M.Ö 2900-2877 dolaylarında Mısır Kralı olan Khufu döneminde, yakındaki madencilere su sağlamak için bir vadide yapıldığı belirtilmektedir (Jansen, 1980). Diğer bir kaynakta ise Mısırlıların ilk büyük ölçekli barajları olan Sadd-el-Kafara Barajı’nın M.Ö. 2650 dolaylarında yapıldığı ifade edilmektedir. Sadd-el-Kafara Barajı, büyük ölçekte suyu depolamayı amaçlayan ilk girişimdir. Muhtemelen bundan daha eski barajlar Ürdün’deki Jawa Rezervuarı ile Sovyetler Birliği’ndeki Kasakh Nehri üzerindeki barajdır. Fakat bu yapılar, Sadd el-Kafara Barajı’ndan çok daha küçük olduğu için bu barajın dünyadaki en eski büyük ölçekli baraj olduğu söylenebilmektedir (Mays, 2008). Sadd el-Kafara Barajı’nın boşaltma kanalının olmaması, sonraki dönemlerde de yapılan bir hata olarak insanların karşısına çıkmaktadır (Jansen, 1980).

Eski Mısır’daki söz konusu yapay göl ve barajların yapımı, Mısırlı mühendislerin büyük çaplı inşaat mühendisliği işlerini yapabilecek bilgiye ve deneyime sahip olduğunu göstermektedir (Chanson, 2004).

Mezopotamya

Mezopotamya; Sümer, Babil, Akad ve Elam gibi en eski ve büyük medeniyetlerin doğduğu ve geliştiği bir coğrafyadır. M.Ö 2100’e varan dönemlerde Babil ve Asur’da tarımsal sulama büyük ölçüde Fırat ve Dicle Nehirlerinden sağlanmıştır (Jansen, 1980). Eski Mezopotamya vadisi, iyi bir drenaja sahip olmadığı için çok sayıda taşkınla karşı karşıya kalmıştır. Bunun sonucu olarak, eski Mezopotamyalılar, kanal sulamalı tarımı geliştirmek amacıyla suyu nehirlerden farklı yere çevirmek için kanallar yapmak zorunda kalmışlardır. Birçok kanalın alüvyonlarla dolması önemli bir problem olduğu için bu kanalları terk ederek yenilerinin yapılması daha kolay olmuştur. Geniş ölçekli olarak suyun yönünün değiştirilmesi çalışmalarının ilk olarak eski Mezopotamya’da gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Mezopotamya’daki diğer hidrolik teknolojiler; su kanalları, at veya eşek gücüyle çalışan kaldırma zincirleri ve sulama amaçlı yön değiştirici barajlar olarak sıralanabilmektedir (Mays, 2008).

Dicle Nehri üzerinde suyun yönünün değiştirilmesi amacıyla iki büyük kanal inşa edilmiş olup bu kanallardan biri, 250 km uzunluğundaki Nahrwan Kanalı ve diğeri bu barajdan daha kısa olan Dijail Kanalı’dır (Jansen, 1980). Dicle Nehri üzerine yapılan diğer bir baraj suyun yönünün çevrilmesi amaçlı eski Nemrud (Marduk) Barajı olup Bağdat’ın yaklaşık 180 km yukarı kısmındadır (Buttler, 1960; Akt: Mays, 2008). Nemrud Barajı, M.Ö. 3000 ortalarında inşa edilmiş olup M.Ö 1200 yılında yıkılmıştır (Tanchev, 2014).

Fırat Nehri, antik kaynaklar tarafından Euphrates, Sümerler tarafından Buranun ve Akadlar tarafından ise Pu-ra-tu olarak adlandırılmaktadır. Herodot, Fırat Nehri’nin kaynağının başladığı noktadan sularını boşalttığı yere kadar nehir üzerinde kurulan şehirler açısından öneminden, geçtiği bölgelerde verimliliği ve üretimi artırmasına kadar çeşitli bilgiler vermektedir. Fırat Nehri’nin, M.Ö. 2000 ortalarında, Anadolu ile Mezopotamya arasında yapılan ticari faaliyetlerde önemli rol oynadığı da belirtilmektedir. Ayrıca nehir yatağında insan eliyle yapılan değişikliklerin, sulama yapmak ve düşmanların nehri kolay geçmelerini önlemek için yapıldığı ifade edilmektedir. Doğu Anadolu’da insan yerleşimin başladığı andan itibaren su ihtiyaçlarını karşılayan Fırat Nehri, zaman zaman büyük krallıkların da karşı karşıya gelmelerine neden olmuştur (Ünsal, 2012).

Eski Güneydoğu Arabistan (Yemen)

Kızıl Deniz ile Aden Körfezi’nin kesiştiği Arabistan’ın güney bölümü, verimli topraklarla çevrilidir. Bugün Yemen olarak bilinen bu bölgede eski zamanlarda en eski küçük teknolojilerden büyük sistemlere kadar sulamanın uzun dönemli rolü incelendiğinde; sulamanın, milattan önce 4000’ler kadar eskiye dayandığı, M.Ö. 1000 itibarıyla gelişmiş sulama teknolojileri sayesinde beş ünlü eski devletin desteklendiği bilinmektedir (Main, Saba, Qataban, Awsan ve Hadramawt) (Harrower, 2009). Taş levhalar, plaklar ve anıtlardaki kayıtlar, bu bölgede ulaşılan yüksek mühendislik düzeyini göstermektedir (Jansen, 1980). Güney Arabistanlılar tarafından çok detaylı ve kapsamlı sulama sistemleri geliştirilmiştir. Arabistan ülkelerindeki gelişmiş sulama sistemleri, çiftçilerin ve sulama yöneticilerinin su akış kalıpları ve bunları kontrol etmek için kullanılan araçlara yönelik gelişmiş bilginin en az 3000 yıl ilerisinde yer almaktadır (Harrower, 2009). Bu topraklar, en az 2000 yıllık başarılı tarımı desteklemiştir. Saba halkı, yoğunlukla önemli bir su tedarik ağı olan Marib çevresine odaklanmıştır. Marib şehrinin M.Ö 950 dolaylarında Saba Kraliçesi tarafından yönetilen başkent olduğu düşünülmektedir. Şehirde ve çevresindeki ekonomik gelişmenin büyük olasılıkla büyük barajlarla sağlandığı tahmin edilmektedir. Bu barajlar, tepelerden gelen yağmur sularını biriktirerek toprağın korunmasını ve aynı zamanda sulamayı sağlamıştır. Söz konusu barajların en büyüğü olan Marib Barajı’nın (Büyük Baraj) M.Ö 750’de yapıldığını öne süren görüşler yanında M.Ö 1700’de yapıldığını belirten görüşler de bulunmaktadır. 1936-1947 yılları arasında incelenen kalıntılar, bu barajın 650 m uzunluğunda olduğunu ve beş adet boşaltma kanalına sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu rezervuara bağlı 14 sulama kanalı olduğu ifade edilmektedir. Araştırmacılar, suyun yönünün değiştirilmesi çalışmalarındaki taş işçiliğinin olağanüstü kalitede olduğunu görmüşlerdir. Barajın bazı bölümlerinin hâlâ ayakta kaldığı bazı bölümlerinin ise kuvvetli fırtına gibi nedenlerle yıkıldığı görülmektedir (Jansen, 1980). Marib Barajı’nın üzerindeki antik sulama sisteminin büyük kısmının kullanım dışı olmasına karşın modern zamanlara dek korunması ve 2000 yıllık varlığı, güçlü bir yönetimle sağlanan barajın başarısını göstermektedir. Bu kadar büyük bir barajın yapımı, yalnızca kararlı bir politik lider ve iyi organize edilmiş bir toplumla başarılabilirdi. M.S. 450’den kalan iki yazıt, Marib Barajı’nın onarımında yaklaşık 20.000 insanın çalıştığını belirtmektedir. Barajın ilk inşası sırasında da en az aynı sayıda insana ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. Barajın en son yıkımının Marib’in başkent olarak statüsünü kaybettiği ve iç dedikoduların ve söylentilerin önde gelen grupların gücünü zayıflattığı döneme denk gelmesi şaşırtıcıdır (Brunner ve Haefner, 1986).

Ünlü Marib Barajı’nın yanı sıra gelişmiş sulama teknolojileri benzer şekilde Ma’in, Qataban, Awsan ve Hadramawt’ta, çöl kıyıları boyunca kullanılmıştır. Mahri Vadi’sindeki Awsan Krallığı tarafından toplanan taşkın sularının, büyük barajlar ile yönü değiştirilmiş ve onlarca metre boyundaki ana barajlara kanalize edilmiştir. Eski Ma’in, Saba, Qataban, Awsan ve Hadramawt devletlerinin, sanatsal gelenekler açısından oldukça gelişmiş oldukları, yazılarında dört faklı lehçe kullandıkları, sürekli savaş halinde oldukları, Akdeniz’e kazançlı tütsü ticareti yaptıkları ve gelişmiş sulama sistemlerine sahip oldukları bilinmektedir. Bu devletler, krallar tarafından yönetilmekteydi. Sulama sistemlerinin karmaşıklığı, düzenli yerleşimleri ve bunlarla ilgili yazıtlar, sulamanın krallar tarafından koordine edildiğini göstermektedir. Sulamanın ideolojik öneminin anlaşılması, sulamanın devletlerin oluşumundaki rolünün anlaşılması için şarttır. Barajların yeniden inşasına yönelik çeşitli yazıtlarda baraj inşasına yönlendirilen işçilerin taleplerini karşılamak için binlerce hayvanın kurban edildiği ve büyük miktarlarda gıda ve içecek sağlandığından bahsedilmektedir. Bu unsurlar, şüphesiz olarak tahmine dayanmasına ve büyük ihtimalle abartılmalarına karşın yeniden inşanın büyük mahiyetini ve bakım çabalarını göstermektedir. Merkezi olarak koordine edilen sulamanın, Güneybatı Arabistan’a hüküm devletlerde gerekliliği tartışıldığında, büyük ölçekli sulama sistemlerinin tarımsal olarak zorunlu olmadığı, fakat art bölgelerdeki insanları ülke yönetimine çekmeye yönelik olarak ideolojik çekimin ve dinin bir aracı olarak hayati sosyal bir rol oynadığı belirtilmektedir. Aynı zamanda gelişen nüfus için gıda sürekliliği sağlama yanında, en az onun kadar önemli olan, kurak alanların verimli vahalara dönüştürülmesi için komuta eden kralların ideolojik prestijlerine güç katılmasını sağlamıştır (Harrower, 2009).

Eski Yunan ve Roma

Eski Yunan medeniyeti ile daha önceki Mezopotamya ve Mısır medeniyetleri arasındaki farklar sadece kültürel ve düşünsel olarak sınırlı olmayıp, su ile ilgili konularda da kendini göstermektedir. Mezopotamya ve Mısır, büyük nehirlerin sularını kullanırken (Dicle, Fırat, Nil), Yunanistan’daki gelişmeler, sınırlı ve genellikle yetersiz olan doğal su kaynaklarına bağlıdır. Yunanistan’da küçük ölçekli nehirler ve göller bulunmasına karşın çelişkili bir şekilde, önemli şehirlerin bu su kaynaklarının yakınına kurulmasından kaçınıldığı görülmektedir. Bunun nedenleri tam olarak anlaşılmamış olsa da, taşkınlardan ve su kaynaklı hastalıklardan korunmak amaçlı olduğu düşünülmektedir. Atena şehirlerinde su yönetimi konusu incelendiğinde hiçbir zaman yeterli su kaynaklarına sahip olmadıkları ve bu nedenle su tedarikinin sonu gelmeyen bir meydan okuma konusu olduğu görülmektedir. Kuru iklim ve önemli su kaynaklarından uzaklık gibi nedenlerle suyun toplanması, taşınması ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi için gelişmiş hidrolik sistemlerin tasarlandığı görülmektedir (Koutsoyiannis ve diğ., 2008).

Minos Uygarlığı (Girit Uygarlığı) dönemi (M.Ö. 3500-1200); Girit Adası’nda, suyun tutulması, taşınması ve kullanılmasına yönelik teknolojik gelişmeler açısından önemli bir süreçtir. Bu dönemde çoğu Minos sarayında ayrıntılı su tedarik sistemleri geliştirilmiştir. Minos mühendislerinin, suyun dağlık bir alandaki oldukça uzun mesafeden taşınmasını sağlayacak temel hidrolik prensiplerine yönelik pratik bilgiye sahip olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda Girit’te elliden fazla su yolu (aquaduct) bulunmuştur (Şekil 1). Kiklad Uygarlığı döneminde (M.Ö. 3100-1600), su tedarikinin büyük oranda sarnıçlarda toplanan ve biriktirilen yağmur sularına bağlı olduğu görülmektedir. Bu kapsamda çoğu evin, yağmur sularını depolamak için bahçelerinde yeraltı sarnıçlarına sahip olduğu belirtilmektedir. Miken Uygarlığı döneminde (M.Ö. 1600-1100), barajlar yanında taşkın kontrolü ve depolama amaçlı yapay su rezervuarlarını kapsayan çok sayıda hidrolik çalışma yürütüldüğü bilinmektedir. Bu dönemde özellikle bazı lüks evlerde banyolar ve küvetler bulunduğu görülmektedir. Eski Yunan’da, Geç Arkaik (M.Ö. 750-500) ve Klasik Dönemin (M.Ö. 500-336) eski hidrolik teknolojinin en üst noktada olduğu dönemler olduğu ortaya koyulmaktadır. Tarihi kaynaklar ve arkeolojik kazılar, bu dönemde su teknolojilerinin geliştiğini ve yaygınlaştığını göstermektedir. Eski Samos’taki su tedarik sisteminde (Samos Su Yolu) gelişmiş kentsel su teknolojisi ve yönetimi uygulamaları görülebilmektedir. Bu su sağlama sisteminin en önemli kısmı, 1036 m uzunluğunda olan, M.Ö 530 yılında yapımına başlanan ve yapımı 10 yıl süren Eupalinos Tüneli’dir (Şekil 2) (Koutsoyiannis ve diğ., 2008).

Eski Yunan’da kentlerin; taşkınlardan, erozyondan ve sedimentasyondan korunması, hidrolik ve su yönetimi teknolojilerinin diğer uygulamaları arasında yer almaktadır. Bu teknikler, tarımsal alanların gelişmesi açısından da önem teşkil etmektedir. Klasik dönemde Olimpos’ta şehirlerin ve kenar kentlerin gelişimine yönelik taşkın koruma çalışmaları yürütülmüştür. Eski Alyzia’da yapılan baraj ise altyapı, büyüklük, teknoloji, inşaat ve aynı zamanda 2500 yıldır süren başarılı işleyişi açısından çarpıcı ve üstün bir yapıdır. Barajın yapım tarihi net olarak bilinmemekle birlikte şehrin en refah dönemini yaşadığı M.Ö. 5 yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir (Koutsoyiannis ve diğ., 2008).


Şekil 1. Tylissos arkeoloji alanındaki bir su yolunun parçaları


Şekil 2. Eupalinos Tüneli

Pers Bölgesi

Pers Bölgesinde, Ahamenişler , Persepolis’in güneyindeki Kur Nehri’nin üzerine barajlar yapmıştır. Bu çalışmaların çoğu, M.Ö. 5 ve 6. yüzyıllarda, hanedanlığın gücü zirvedeyken inşa edilmiştir. Pers Kralı Büyük Dairus (M.Ö. 521-485), Persepolis’teki sarayının yakınına Kur Nehri üzerine 3 tane baraj yaptırmıştır. M.Ö. 539’da, Pers Kralı Büyük Cyrus, Babil Kralı Nebuchadrezzar’ın oğlu Prens Belshazzar’ı mağlup ettikten sonra, genel kabul gören kayıtlara göre, Dicle’nin bir kolu olan Diyala üzerine toprak bir baraj yaptırmıştır. Bu barajın amacı sulama için suyun çevrilmesi çalışmalarının yapılmasıdır. Büyük Cyrus, geniş bir su dağıtım ağı kurmak için 30 tane kanal kazdırmıştır (Jansen, 1980).

Eskiçağda Orta ve Doğu Anadolu

Antik dönem yazarlarından Strabon’un eserinde Kızılırmak üzerine yapılan bir barajdan bahsedilmektedir. Bu kaynağa göre, Kapadokya kralı V. Ariarathes (M.Ö 2. yüzyıl) tarafından Kızılırmak üzerine bir baraj yaptırıldığı belirtilmektedir. Kaynağa gör Kızılırmak’ın kolu olan ve Türkler tarafından Karasu olarak bilinen Melas, dar bir geçitte Halys’e (Kızılırmak, antik kaynaklarda Halys olarak adlandırılmaktadır) bağlandığından Kral V. Ariarathes buraya baraj yaparak komşu ovayı denize benzer bir göl haline sokmuştur. Barajın bir süre sonra çökmesi sonucunda Kapadokya ve Galatia toprakları sular altında kalmış olup bölge halkının V. Ariarathes’ten 300 talent tutarında bir tazminat aldığı kaynaklarda yer almaktadır (Ünsal, 2012).

Eski Hindistan

Eski Hint metinlerine göre su, beş temel elementten (Pancabhutas) biri olup bu elementler (dünya, ışık/ısı, hava, uzay ve su) evren-kozmik dünyayı oluşturmaktadır. Eski insanlar, tarıma çok bağlı olmaları nedeniyle suyun kendi varlıkları için gerekli bir kaynak olduğunu düşünmekteydi. Bu nedenle, çok sayıda su toplama yöntemi geliştirmişlerdir (örneğin muson yağmurlarını kurak aylar için saklamak için). Eski Sanskrit metinleri ve yazıtlar, su depolama yapıları ve yönetimlerine ilişkin ilginç bilgiler ortaya koymaktadır. Ayrıca, söz konusu su depolama yapılarında kullanılan üstün teknoloji de analiz edilmiştir. Kautilya, Arthashastra adlı eserde (M.Ö. 300) “Refah Ülke” tanımına uygun çok sayıdaki diğer unsurla birlikte su çalışmaları ve tarımla da ilgilenmiştir. Kautilya’ya göre kral, su rezervuarlarını/barajları (setu ) inşa etmeli, sürekli olarak veya diğer kaynaklardan suyla doldurmalı veya su deposunun inşasını yapan kişiye yer, yol, ağaç/odun gibi gerekli unsurları, sağlamalıdır. Bu şekilde bir işbirliğinden uzak durursa, hizmetlilerini ve hayvanlarını yapan kişinin hizmetine vermeli, harcamaları paylaşmalı ve kardan herhangi bir talepte bulunmamalıdır. Devlet yalnızca su depolarını yaptırmakla kalmayıp, bu işi üstlenen özel yüklenicilere gerekli desteği de sağlamalıdır. Ayrıca şehrin yöneticisi (Nagaraka), su deposunun günlük analizlerini yaptırmalıdır. Su çalışmaları konusunda özel sahiplik teşvik edilmesine karşın bir su tankının sahipliği, herhangi bir sıkıntı olmadığı durumda beş yıl kullanılmadığı sürece kaybedilmektedir. Bu durumda, bu tankın başka bir kişiye satılması veya kiralanması mümkündür. Yanlış kullanılan veya su dolu olmayan tankların tahrip edilmemesi gerekmektedir. Eserde iki tip setudan bahsedilmektedir. Bunlardan ilki; doğal kaynak sularıyla beslenen tank, kuyu vb. kapsayan “sahodakasetu”, ikincisi ise iki tepe arasında nehrin yönünü bir kanal aracılığıyla değiştiren dolguyu ifade eden “aharyodakasetu”dur. Bu iki tip setu arasından ilk tip olan “sahodakasetu”, bu kapsamda da daha geniş bir alanı sulayanı daha iyidir. Bu bilgiler ışığında, mühendislerin baraj inşa etmeden önce su deposunun maksimum faydasını öğrenmesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır (Kunholathillath, 2012).

Hindistan ve Sri Lanka’daki harabeler, su rezervuarlarının eski insanlar tarafından nasıl yapıldığına ilişkin çeşitli kanıtlar sunmaktadır. İnşaatlardaki temel yöntem, nehirlerin üzerine toprak bariyerlerin konulmasıdır. Oluşturulan yapay göllerden bazıları çok büyüktür. Toprak setler için kullanılan malzemeler, sepetlerle veya diğer kaplarla taşınmış; sıkılaştırma işlemi ise, taşıyıcıların toprağı ezmesiyle gerçekleştirilmiştir. Bugün işçi ücretlerinin düşük olduğu bazı ülkelerde hâlâ bu yöntem kullanılmaktadır. Eski baraj inşaatçıları tarafından kullanılan ve en fazla bulunan malzemeler, toprak ve çakıl olmuştur (Jansen, 1980).

Hindistan’da baraj inşaatlarının tarihi, Harappa Uygarlığı (M.Ö. 3300’den önce) öncesi dönemlere denk gelmektedir. Hindistan’da en eski barajın, Belucistan’daki Zerdüştler tarafından Gabarbands olarak adlandırılan taş molozlardan inşa edildiği düşünülmektedir. Söz konusu barajlara Kutch ve Pakistan’daki toprak setlerde rastlanmaktadır. Bu barajların yapım tarihini tam olarak söylemek oldukça zordur. Bu barajların yapımının işçilik ve mühendislikte üstün yetenek gerektirdiği tahmin edilmektedir (Kunholathillath, 2012).

Kallanai Barajı (The Grand Anicut), M.S. 1. yüzyıl dolaylarında Chola Kralı Karikalan tarafından Kaveri Nehri üzerine inşa edilen en eski barajlardan birisidir. Kallanai Barajı, nehir üzerine yığma taşlardan yapılan bir baraj olup sulama için Kaveri Nehri’nin suyunun yönünü değiştirmeyi amaçlamıştır. Bu baraj, 329 m uzunluğunda, 13-19 m genişliğinde ve yaklaşık 6 m yüksekliktedir. Baraj, İngiliz Hükümeti tarafından önemli ölçüde geliştirilmiş olup günümüzde hâlâ işler durumdadır. M.S. 9 yüz yıl’da ise Kral Avanthivarman döneminde çok geniş bir vizyona sahip olan Suyya adında bir kişi Vitasta’nın sularını drene ederek tüm nehri bir hafta boyunca kapatmıştır. Aynı zamanda, yüzlerce kişiyi organize ederek nehir yatağını temizletmiş ve şu anda da Hindistan’ın en büyük tatlı su gölü (Wular Gölü) olan Mahapadma Barajı’nı inşa etmiştir. Bhopal Gölü, Paramara hükümdarı Bhoja tarafından 11. yüzyılda iki tepe arasına set şeklinde inşa edilmiştir. 365 adet dere tarafından beslenen Bhopal Gölü’nün Hindistan Yarımadası’nda modern teknolojinin ortaya çıkmasından önce yapılan en büyük yapay göl olduğu düşünülmektedir (Kunholathillath, 2012).

Söz konusu barajların suyun yönünü değiştirerek sulama sağlamak, su taşkınlarını önlemek ve tepelerden gelen alüvyonun tutulması için inşa edildiği düşünülmektedir. Eski dönemlerdeki barajlar çok büyük olmamasına karşın amaçlarına ulaşmıştır. Geleneksel su rezervuar/toplama sistemleri, bireyler tarafından değil köy halkı tarafından onaylanan kurallar ve prosedürler tarafından yönetilmiş ve sürdürülmüştür. Su yönetimi problemlerine yönelik çözümler bulmak ayrıca toplumun ortak sorumluluğundadır. Geleneksel sistemler; deneysel/ampirik bilgi, deneyim ve halk bilgeliği ile yaratılmıştır. Eski Hindistan’da barajların ve büyük toprak setlerin tasarımında, mühendislik alanında ileri bir bilgi yanında havza su dengesinin anlaşılmasının yer aldığı görülmektedir. Eski çağlarda baraj yapımında kullanılan yüksek teknolojik bilgi hayal edilemeyecek boyuttadır (Kunholathillath, 2012).

3. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Hidrolik yapılar ve barajlara ilişkin teknikler, medeniyetleşme sürecindeki en önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Barajların tarihi; medeniyetlerin gelişmesi, yükselmeleri ve yıkılmaları ile yakından ilgilidir. Medeniyetlerin gelişmesinde son derece önemli role sahip olan su kaynaklarının yönetilmesi ve özellikle sulama; devletlerin devamının sağlanmasında son derece önemli bir etken olmuştur. Sulama dışındaki diğer faktörler arasında yer alan nüfus baskısı, ticaret, çevresel değişim, din ve refah gibi konular da devletlerin oluşumunu tam olarak anlamaya yarayan diğer faktörlerdir. Tarihteki özellikle M.Ö. 3000’den milada kadar olan dönemdeki barajlar incelendiğinde; farklı coğrafyalardaki çeşitli devletleri etkilediği görülmektedir. Hidrolik yapıların gerek sosyal ve hukuki düzenlemelerin oluşmasında, gerekse yerleşim alanlarına yakın olmaları nedeniyle barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında son derece önemli role sahip oldukları görülmektedir. Tarih boyunca suya yakın araziler, yerleşim alanları yanında tapınaklar için de cazip mekânlar olmuştur. Eski barajların öncelikle taşkın kontrolü ve tarımsal amaçlı sulamaya yönelik yapıldığı bilinmektedir. Bu yönleriyle temel bir gereksinim olan beslenme ve güvenlik açısından taşıdıkları önem görülebilmektedir. Barajların inşası, onarımı ve sürekliliği gibi hususlarda kralların yönetsel gücü ön plana çıkmaktadır. Kralların baraj yapımını desteklemeleri, ideolojik açıdan kendilerine prestij kazandırmakta ve iktidarlarını pekiştirmekteydi. Barajları de içeren hidrolik yapılar; barajda çalışan işçiler yanında onları denetleyen ve ayrıca planlama aşamasında görev alan kişileri kapsayan çeşitli meslek gruplarının ve dolayısıyla hiyerarşik yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca, o dönemdeki hidrolik ve teknolojik bilgilerin yetersizliği dikkate alındığında, inşa edilen yapılar hayranlık uyandıracak kadar üstün bilgi ve teknolojiye sahiptir. Günümüze dek hâlâ işlevini sürdüren eski barajlar bulunmaktadır. Eski hidrolik yapıların kalıntıları, uzun zaman önce yok olan toplumların başarılarını göstermektedir.

4. KAYNAKÇA
1. Brunner, U., Haefner, H., The successful floodwater farming system of the Sabeans, Yemen Arab Republic, Applied Geography, 1986.
2. Chanson H., A study of the Moeris Reservoir, the Ha-Uar dam and the canal connecting the Nile River and Lake Moeris around 2900 to BC 230, The Hydraulics of Open Channel Flow: An Introduction – Basic Principles, Sediment, Motion, Hydraulic Modelling, Design of Hydraulic Structures, (2004).
3. Harrower, M.J., Is the hydraulic hypthesis dead yet? Irrigation and social change in ancient Yemen, World Archaeology, Vol. 41(1):58-72.
4. International Commission on Large Dams, www.icold-cigb.org, Erişim Tarihi: 24.04.2018.
5. Jansen R.B., Dams from the Beginning, Dams and Public Safety, U.S. Department of the Interior, Bureau of Reclamation (1980).
6. Koutsoyiannis, D., Zarkadoulas N., Angelakis, A.N., Tchobanoglous G., Urban Water Management in Ancient Greece: Legacies and Lessons, Journal of Water Resources Planning and Management, January/February 2008 (45-54).
7. Kuntholathillath, A., Dams in Ancient India, Brennen Journal of Multidisciplinary Studies 7, 2012,18-29.
8. Mays L.W., A Very Brief History of Hydraulic Technology During Antiquity, Environ Fluid Mech (2008) 8: 471-484.
9. Tanchev, L., Dams and Appurtenant Hydraulic Structures, 2nd Edition, 2014, https://www.crcpress.com/Dams-and-Appurtenant-Hydraulic-Structures-2nd-edition/Tanchev/p/book/9781138073654#googlePreviewContainer, Erişim Tarihi: 24.04.2018.
10. Ünsal, V., Eskiçağda Anadolu Su Kaynakları (Orta ve Doğu Anadolu), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 28/2012.