İçindekiler
Dergi Arşivi

Ticaret ve Kalkınma Raporu (TDR) 2016: Kapsayıcı ve Sürekli Bir Büyüme İçin Yapısal Dönüşüm Raporunun Özeti

 

Rapor, küresel ekonomideki son yönelimleri incelemekte ve yapısal dönüşümü canlandırmak için gerekli politikalara odaklanmaktadır. Raporda belirtildiği üzere, küresel ekonomik büyümenin %2,5’ın altında bir büyüme göstererek zayıf seyrettiği gözlemlenmektedir ve küresel ticaret, krizden önceki %7’lik oranla kıyaslandığında, 2015 ve 2016 yıllarında %1.5 civarında çarpıcı bir düşüş sergilemiştir.

Gelişmiş ülkelerdeki dinamizm kaybı düşük emtia fiyatları ve küresel finansal istikrarsızlıkla birleştiğinde, pek çok gelişmiş ülkede zincirleme etkiler göstermektedir. Gelişmekte olan ülkelerin -ülkelerde ve bölgelerde kayda değer farklarla birlikte- bu yıl %4’ün altında büyümesi öngörülmektedir: Latin Amerika resesyonda iken, Afrika ve Batı Asya %2 büyümeyle yavaşlamaya, Doğu, Güney-Doğu ve Güney Asya %5’e yakın bir oranda büyümeye devam etmektedir.

Uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında, bazı alt Asya bölgesi dışındaki çoğu gelişmekte olan ülke, gelişmiş ülkeyle gelir uçurumunu azaltmada başarısız oldu. Gelişmekte olan bölgelerdeki büyük yatırım çabası, 1980’ler ve 1990’lardaki daha açık küresel ekonomi oluşumunun tutmamış tahminlerinden biri olmuştur. Yüzyılın başındaki genel büyüme ivmelerinin sonrasında yakınsama şimdilerde daha zorlayıcı bir uluslararası çevrede güç kaybetmektedir. Sürekli ve kapsayıcı büyümeye ulaşabilmek ve yapısal reformları ilerletmek için ülkelerin politika stratejilerini düzenlemeleri gerekmektedir.

Bu niyetle, proaktif sınai politikaların, istihdamın ve kaynakların düşük-verimli tarımdan yüksek verimli sınai ve modern hizmetler sektörlerine doğru kaydırmaya teşvik edilmelidir. İmalat etkinlikleri bu gibi süreçlerde kilit bir üstlenmektedir. Resmi istihdam, gelir ve talep yarattığı için, ve verimlilik artışına imkan verdiği için; bu da dolayısıyla gelir ve talebi daha da çok arttırmaktadır. Ancak, pek çok gelişmekte olan ülke, imalat sektörlerini yeterince geliştirmeyi başaramamış (“durağan sanayileşme” tecrübesi yaşamakta) ya da 1980’lerden bu yana tek yanlı ticarete açık olmaya dayalı olan politik stratejileri, finansal liberalleştirme ve kalkınmacı devlet niteliğinden uzaklaşılması yüzünden “erken sanayisizleşme”yi sürdüregelmektedir.

“Erken sanayisizleşme" terimi iş gücünün hizmetlere yeniden tahsisini engellemek için Singapur'da BİT sektörünün verimlilik artışının tartışılması sırasında ilk kez Wong (1998) tarafından kullanılmış görünmektedir. UNCTAD TDR (2003) bu terimi daha düşük kişibaşı GSMH seviyelerinde indirgenmiş imalat çıktısı ve istihdam paylarına ve düşük veya negatif verimlilik artışına ilişkin kaygıları vurgulamak için bazı Sahra-altı Afrika ve Latin Amerika ülkelerine uygulamıştır. Palma (2005), Dasgupta ve Singh (2006) ise terimi gelişmekte olan ülkelerdeki kişibaşı gelir seviyeleriyle ilişkilendirerek daha kavramsallaştırmışlardır.

Ülkeler, toplam istihdamda imalatın payının genişlemesi kadar önemli olan katma değer üretimini ve ekonominin kalanıyla ağ bağlantılarını özellikle birincil sektörlerde ve modern hizmetlerde güçlendirmelidir. Benzer bir şekilde, imalatçıların ihracatlarının artması ihracat sektörleri güçlü bir üretime ve ekonominin kalanıyla öğrenme bağlantılarına sahip olursa, başarılı Asya tecrübelerinde de olduğu gibi sanayileşmeyi destekleyebilir. Ancak, kompozisyonun yanlışlığı gelişmiş ülkelerde daha az talep ve dışa-kapalı yapıda ihracat-odaklı faaliyetlerdeki verimlilik bağlantılarının zayıf olması nedeniyle ihracata dayalı ekonomi bugün çok daha zorludur. Ülkelerin küresel, bölgesel ve yerel piyasalara yönelik olarak üretimlerni güçlendirme ihtiyaçları vardır.

Yapısal dönüşümün yüksek seviyede yatırıma ihtiyacı vardır, ancak kar-yatırımı bağı son zamanlarda zayıflamıştır. Şirket stratejilerindeki “paydaş önceliği” ve onların kısa-dönem karlara olan artan ilgisiyle,(özellikle gelişmiş ülkelerdeki) şirketler karlarını yeni tesis ve aletlerde yeniden yatırıma, araştırma ve yetenek kazanılmasına dönüştürmek yerine, artan bir şekilde kar payı ödemek ve hisseleri yeniden satın almak için kullanmaktadırlar. Ayrıca pek çok gelişmekte olan ekonomide, öncü firmalarda karlara-yatırım oranı düşmüştür, karlar giderek artan bir şekilde mali yatırıma doğru yön değiştirmiş veya çokuluslu şiketlerce ülkelerine geri döndürülmüştür. Rapor, yapısal dönüşüm süreçlerinde yer ve bazı kritik meselelere çözüm olmak üzere açıklamalar geliştirmektedir:

Sanayi politikası tüm ülkeler için önemli bir araçtır. Ekonomiyi çeşitlendirmek ve bir üst seviyeye geçirmek sadece birkaç kilit sektörün desteklenmesi yeterli değildir. Esneklik ve politik alanın çözüme esas olduğu hızla değişen bir dünyada, amaca uygun bir üretim yöntemi oluşturmak bunun yanı sıra bağlantıların ve yeterliliklerin oluşturulmasına da bağlıdır.

Yapısal dönüşüm, kapsamlı bir politik yaklaşım gerektirmektedir. Bu yaklaşım, uluslararası ticaret için stratejik politikaları, yüksek seviyedeki toplam talebin ve istikrarlı ve rekabetçi bir döviz kurunun ve kar-yatırım bağlantılarını destekleme politikalarının sürekliliğini sağlamak için büyüme-sonrası makro-ekonomik politikaları da içermektedir.

Kar-yatırımı bağlantısını harekete geçirmek ve yatırımların verimini arttırmak için, şirket yönetimlerinin değişmesi ve kamu yatırımlarının düzelmesi gerekmektedir. Vergilendirme kuralları, karın yeniden-yatırımını sürdürebilir, ve borç finansmanı için destekleri kısabilir. Vergilendirme kuralları ayrıca kamu yatırımını engelleyen vergi erozyonuna çözüm getirmelidir. Finansal sistem de KOBİ’lere yeterli kredi ve likidite sağlayabilir.

Uluslararası ticarete stratejik bir yaklaşım, üretimi geliştirerek ve ihracat sektörleri ve ekonominin geri kalanıyla arasındaki bağlantıları öğrenerek süreç, ürün ve piyasaların tercihlerini pragmatik bir şekilde çözüme kavuşturmalıdır.

Başarılı dönüşümsel tecrübeler, bir taraftan belirli durumlara tepki vermek için esnekliğini korurken diğer taraftan ekonomik faaliyet için istikrarlı bir çerçeve sağlayan norm, kurum ve kuralları geliştirme kapasitesini ortaya koymuştur. Bu politika ve kurumlar, genellikle iş çevresiyle yakından bağlantılı fakat ondan bağımsız olan istikrarlı bir bürokrasiye sahip kalkınmacı bir devletin birer parçasıdır.

1. Bölüm: Dünya Ekonomisindeki Son Trendler ve Zorluklar

A. Tehlikeli geçen bir yıl
Dünya ekonomisi 2016 yılında kırılgan bir konumda idi, yaklaşık olarak hem 2014 hem de 2015’de kaydedilen altına düşen bir büyüme kaydedilmiştir. Gelişmiş ülkelerin olağan performansı, 2008-2009 ekonomik ve finansal krizinin devam etmeye başladığından beri, gelişmekte olan ülkelerde son yıllarda kaybedilen momentum nedeniyle oluşan tehditle daha önce tahmin edilenden çok daha büyük olacaktır.

B. Dünyadaki son trendler
1. Büyüme performansı: 2015’te kaydedilen yüzde 2.5’lik büyümeyle kıyaslandığında, 2016’da küresel çıktının yüzde 2.3’lük bir büyümeyle kısmen yavaşlaması ihtimal dahilindedir. Küresel ekonominin, kriz-öncesi seviyenin oldukça altında, art arda altı yıldır ılımlı bir büyümeyi tekrar ettiği görülmektedir. Bu yılın performansı gelişmiş ülkelerdeki büyümede beklenen bir yavaşlamayı (% 2’den %1.6’ya); geçiş ülkelerindeki ekonomik durgunluğu, 2015’teki küçülmenin üzerinden bir iyileşmeyi; ve gelişmekte olan ülkelerde devam etmekte olan yaklaşık %4 büyümeyi, çoğu Asya ülkelerinde sürdürülebilir büyümeden kaynaklanan, Afrika’da bir yavaşlamayı ve Latin Amerika ve Karayipler’de ekonomik durgunluğu yansıtmaktadır.
2. Uluslararası ticaret:
(a) Mallar: Uluslararası ticaret 2015’te çok daha fazla yavaşlamıştır. Bu zayıf performans temelde mal ticaretindeki hareketsiz gelişme sebebiyle olmuştur, reel olarak yalnızca yüzde 1.5 civarında artmıştır.
(b) Hizmetler: Hizmetler ticareti, cari dolar cinsinden 2015’te %6.1 düşmüştür. Gelişmekte olan ekonomiler (%-2.7) ticaretin yavaşlamasından gelişmiş olanlara (%-7.3) göre veya geçiş ülkelerine göre (%-15.4) daha az etkilenmiştir, diğer taraftan en az gelişmiş ülkeler (EAGÜ) hizmet ihracatında 2015’te %1.3 artış göstermiştir.
3. Emtia piyasalarında son gelişmeler:
(a) Emtia fiyatlarının genel gelişimi: Emtia fiyatları 2015’te düşmeye devam etmiştir. Tüm emtia gruplarında 2014’ten daha büyük fiyat düşüşleri yaşanmıştır, en çok düşüş ham petrol fiyatlarında yaşanmıştır.
(b) Belirli piyasalarda büyük emtia gruplarında yaşanan gelişmeler: Enerji emtia gruplarında ham petrol fiyatları 2015 yılından bu yana yüzde 47.2 düşmüştür. Brent ham petrol fiyatı barili 2016 Ocak ayı aylık ortalaması 30.8 $’ın altına düşmüştür. Sonraki aylarda Mayıs-Haziran 2016’da baril başına yaklaşık 50 $ seviyesinde iyileşme göstermiştir. (UNCTADstat)
4. Gelişmekte olan ülkelere uluslararası sermaye akışları: geçen yarım yüzyılda, gelişmekte olan ülkeler üç ana net sermaye akışı dalgasına maruz kalmıştır, 1975–1981, 1991–1997 ve 2004–2011’de; her bir durumda bu dalgaların ardından keskin azaltım veya iptal periyotları yaşanmıştır.
C. Küresel Ticaretin Durgunlaşması: Küresel ticaret hacminin gelişmesi 2014’te yüzde 2.3’ten, 2015’te yüzde 1.5’e yavaşlamıştır, yavaş tempo 2016’nın ilk yarısında da devam etmiştir. 2012’de başlayan bu trend, dünya çıktısı açısından fazlaca telaffuz edilmiştir.
1. Ticaretin durgunlaşmasının nedenleri hakkında ilk gözlemler: Küresel krizden bu yana artan korumacılık sebebiyle ticaretin yavaşladığı tartışılmaktadır (Evenett, 2014).
2. Uluslararası üretim ağları kapsamında küresel ticaret:
(a) Faaliyetlerin yayılması ve ücret paylaşımlarında küresel düşüş: Küresel ticaretin 1980’lerin ortalarındaki hızlı temposu, sınır-aşırı imalat ağları yoluyla imalatın uluslararasılaştırılmasıyla çok yakından ilişkilidir. Seçili faaliyetleri dışarıda belirli yerlere yaptıran ve birliği yöneten, nihai ürünü markalandıran ve pazarlayan “öncü” şirketler, merkezi bir rol üstlenmektedir.
(b) Yetersiz tüketim ve ticaretin ivme kazanması: Açıkların ve borçlanmanın rolü: İş gücü kazancının sürmekte olan tüketimle ilişkisi göz önünde tutulduğunda, küresel kazançlarda ücret paylaşımlarında uzun-dönemde gözlemlenen düşüşün bütün dünyada yetersiz tüketime doğru yönelme şeklinde tercüme edilmesi beklenebilir.
3. Küresel görünümün özeti ve çıkarımlar: Küresel ticaretin 1980’lerin ortalarındaki hızlı temposu ve küresel kriz, kısmen, ticaretin artan liberalizasyon hızıyla desteklenmiştir. Krize yol açan sebepler küresel makro dengesizlikler serisine bağlı olmuştur.

2. Bölüm: Küreselleşme, Yakınsama ve Yapısal Dönüşüm

Açıklık ve teknolojik ilerleme ve artan sermaye hareketliliği kombinasyonu çoğu ekonominin halihazırda küresel ekonomiye daha da entegre olmasıyla orantılı olarak seviyeyi yükseltmiştir. Şöyle ki; bu kombinasyon hiçbir politikayapıcı ya da özel sektör dünyanın diğer yerlerinde meydana gelen olayların yahut politikaların etkisinin yahut -örneğin yabancı ülkelerin ve büyük uluslararasılaşmış şirketler gibi- diğer aktörlerin onların kendi eylemlerine karşı reaksiyonunu göz ardı edemediği noktaya kadar yükseltmiştir.

“Ülkelerin evrensel dayanışması” esasında, küresel ekonominin yeni bir özelliği değildir. Yahut geçmiş yüzyıllarda alçalmış ve daha sonra küresel seviyeye yükselmiş piyasa güçlerinin yayılması da değildir. Bugünün küreselleşmesini yeni bir hareket yapan şey ekonomik, daha ziyade sosyal ve siyasi faktör, getiri ve mesleklerin oluştuğu oyunun kurallarını oluşturmak için etkileşim içinde olmasıdır. Özellikle, devletin düzenleyici otoritesinin zayıflamış olması ve politik alanın daralması; o güçlerin sıklıkla yüksek seviyedeki ekonomik kontrol ve finansal kaldıraç yoğunluğuyla ve o yapıları önleme yahut eğme yolları üzerinde çalışan ülkeler üzerinde cezalar uygulama yetkisiyle, giderek çoğalan kabul edilmiş ve esrarlı özel kurumlar ve piyasa yapıları aracılığıyla devleti yönettiği anlamına gelmektedir. Rodrik (2011) bunu -her ne kadar muhtemelen ikisinin karışımı olsa da- demokratik temsil ya da politik alan pahasına daha derin bir entegrasyona doğru bir kayma olarak açıklamıştır. Bunu kabul etmek, saf gayrişahsi güçler tarafından yürütülen küreselleşmenin özerk, karşı konulamaz ve geri dönülemez bir süreç olması sebebiyle önemli bir düzeltmedir. Bu gibi güçler önemlidir, ancak belirli politik seçimlerle başlatılmış ve özel menfaatler tarafından yönlendirilmektedir.

Arayı kapatmak herşeyi çok daha zorlaştırmaktadır çünkü politika yapıcılar yeni sanayileşmekte olan az sayıda başarılı ekonominin derecelendirilmesi ve daha zengin ülkelerin evrimiyle değişen bir hedefi gütmektedir. Gelişmiş ülkelerde büyüme her ne kadar yavaşlamışsa da, eğitim yılları ve şehirleşme seviyeleri gibi değişik boyutlarda, orta gelirli (ve hatta daha düşük gelirli) ülkeler bugünün zengin ülkelerinin yalnızca bir kez yüksek gelir eşiğini aştığı noktaya çoktan erişmişlerdir. Ancak bu esnada, yüksek-gelirli ülkeler ilerlemeye devam etmiştir. Sonuç olarak, bugün yakalamak geçmişte olduğundan daha çok sermaye, eğitim, inovasyon, altyapı, kamu ve özel sektör arasında çok daha yakın işbirliği gerektirmektedir.

3. Bölüm: Seviyeyi Yakalama Zorluğu: Sanayileşme ve Yapısal Değişim

Sanayileşme ve özellikle dinamik bir imalat sektörünün gelişmesi şirket seviyesinin ve kişisel bazda önceliklendirilmiş yan-sektörlerin ve bir bütün olarak imalat sektörünün ötesinde bir boyuta sahiptir. Sanayileşme, yalnızca kişisel bazda imalat faaliyetlerindeki liderler için değil bir bütün olarak toplum için çıkarımlar içermektedir. Sınai kalkınma, ekonominin bütünü için kayda değer bir getiri artış potansiyeli önerirken diğer taraftan sosyal ve politik yapıyı etkilemektedir. Kamu sektörünün sanayileşme sürecine dahli, verimlilik artışı ve bağlantı kurma için ehemmiyet arz etmektedir. Devlet müdahalesinin lehinde bir diğer tartışma da rekabet edebilmek için kendi kapasitelerini oluşturmasına kadar gelişmemiş yerli endüstrinin desteklenmesinin ve daha rekabetçi olanlardan korunmasının kabul edilmesine dayanmaktadır.

Sürdürülebilir verimlilik artışı ve ürün ve süreçlerin teknolojik iyileştirmelerini amaçlayan devlet desteğinin, yerli imalatçıların verimlilik artışını hızlandırma, üretimlerini çeşitlendirme ve teknolojik basamağı bir üste çıkarma kabiliyetleri üzerindeki en bağlayıcı kısıtlamalara çözüm bulunmasını gerektiren eylemlerinin sistematik bir değerlendirmesine dayanması gerekmektedir. Böyle bir değerlendirme ve kamu politika önlemlerinin uygun bir şekilde uygulanması kamu ve özel sektör kurumları arasında müzakere edilmesini gerektirmektedir.

Verimlilik artışı ve imalat faaliyetlerinin arttırılmasının anahtarının istikrarlı bir sermaye birikimi ve olumlu makroekonomik bir politik duruş ve yeterli uzun-vadeli yatırımlara imkan sağlayan iyi çalışan bir finansal sistem olması nedeniyle sanayileşme süreci ve verimlilik kazanımlarının gerçekleştirilmesinde üst seviyede öneme sahiptir. Aslına bakılırsa, makroekonomik ve finansal çevrenin 1980’ler ve 1990’larda kötüleşmesinin temel olmasa da sebebi gelişmekte olan pek çok ekonomide imalat ve verimlilik artışının durağanlaşmasıdır.

4. Bölüm: Sanayileşmede İmalat Ticaretinin Rolünün Yeniden Değerlendirilmesi

İmalatın ihracat-odaklı gelişmesini veya imalatla bağlantılı küresel değer zincirlerine katılımın arttırılmasını hedeflemek sanayileşme ve kalkınmaya ne otomatik ne de doğrudan bir çözüm sunmamaktadır. İmalat tarafında, gerek ihracat-odaklı imalatçıların kompozisyonu -ne kadar teknoloji yoğun olursa o kadar iyi- gerekse yurtiçindeki katma değer payı ihracatın yapısal değişimi ve verimlilik artışını tetikleyip tetiklemeyeceğini ve ne dereceye kadar tetikleyeceğini belirlemektedir. Ölçek de etkiliyor görünmektedir, toplam verimlilik artışını sağlamak için fazla işgücü arzını karşılama ihtiyacı yüzünden özellikle. İmalat adaları mükemmeliyeti umut vericidir, ancak gerçek bir sanayileşme için gerekli olan ekonomi-çapında verimli dönüşümü gerçekleştirmek için yetersizdir. Ticaretin sanayileşme ve yapısal dönüşümü gerçekleştirmesi için, gelişmekte olan ülkelerin statik karşılaştırmalı avantaja sahip oldukları alanlarda ihtisaslaşmanın, verimli kaynakları teknolojik yoğunluğu arttırmak için ve daha dinamik endüstrilere doğru farklılaştırmak için gösterilen çabaları uzaklaştırmanın risklerinden kaçınması gereklidir.

Ekonominin talep tarafında oluşan dağıtım ve toplama kaynaklı problemler, ayrıca ihracat-odaklı sanayileşmenin gerçekleşmesinin önüne engeller çıkarmakta, ve yalnızca nadir olarak hak ettikleri politik ilgiyi görmektedir. İmalatçılar arasındaki en başarılı ihracatçılar açısından bile -aynı şekilde ihracata dayalı stratejiyi güden çok daha fazla sayıdaki ihracatçının sebep olduğu- kompozisyonun yanlışlığı fiyatların artışını (nihayetinde ücretleri) baskılamasıdır. Teknoloji-yoğun ihracatlara yönelmek umut verici bir alternatif olarak görülebilir ancak aynı ödül için rekabet eden pek çok rekabetçiyi geçmek için sıçrayış büyük ve sürekli olmalıdır. Bu ihracat karmaşasına ve onun iş kapasitesiyle bağlantısına öncelik vermenin artı ve eksiklerini anlamak için önemli bir noktadır. Son derece rekabetçi ve çok hızlı değişen piyasalarla yüzleşen gelişmekte olan ülkelerle, gelişen kapasiteler ve yetenekler belirli ürünleri hedeflemekten ve en iyisini ummaktan daha önemli görünmektedir. Bu kompozisyonun yanlışlığının diğer tarafı çokuluslu işletmelerin dar bandında piyasanın ve fiyatlandırma gücünün yoğunluğudur. Küresel değer zincirlerinin yükselişi bu fenomenin hem bir nedeni hem de bir sonucudur.

Eksik toplam talep, kompozisyonun yanlışlığının temelindedir. Ücret basıncı ve mali güçlüğe dayanan büyüme stratejileri geleneksel gelişmiş-ülke piyasalarında talebi zayıflatmaktadır. Güneyin bölgesel piyasalarına daha çok yönelmek uluslar arası ticaretin değişen coğrafyasında halihazırda yansılandığı üzere, ihracata-dayalı sanayileşmeyi güden ülkeler açısından bir alternatif sunmaktadır. Ancak kayda-değer bir Güney-Güney imalat koordinasyonu varken, gelişmekte olan ülkelerdeki talep kesin değildir. Daha yüksek katma değerli ardışık hareketlerin komşulara daha temel imalat değişimi (ve ihracatlar) yoluyla sağlandığı Asya’daki bölgesel imalat ağları -farklı istatistiki çıktılarla ve kalkınma çıktılarıyla doğrulanan bölge için- Asyalı ihracat-odaklı sanayileşme modelinin “uçan kaz” doğasının (Palma, 2009) temelini teşkil etmektedir. Bu bölgesel ağlar sürekli değişen piyasalarla baş edebilmek için dinamik kabiliyetler yaratan şekillerde ihracat yoluyla öğrenme, imalat ve gelir bağlantıları için fırsatları sunmuştur.

Sonuç olarak, böyle bir stratejiyi başarıya ulaştırmak için, sermaye birikiminin ve yapısal dönüşümün yönetimi rolünün kapsayıcı sanayileşmeyi sağlayan bir istihdam politikasını gerektirdiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Bugünün dünyasında küreselleşme ve sanayileşme arasındaki ilişkiden ortaya çıkan en zorlu sorunlardan biri, yeterince iyi mesleklerin yaratılmasındaki başarısızlıktır. Bu başarısızlık ayrıca -sıklıkla her iki cinsiyete de uyan ticaret analizleriyle örtülmüş olan- mevcut cinsiyet eşitsizliklerini büyütmeye meyillidir. Sanayileşmenin gerek talep gerekse de arz tarafında hem kadınların hem erkeklerin kapasitelerinin arttırılması ve işlevselleştirilmesi başarmak, sürdürmek ve paylaşmak açısından ehemmiyet taşır.

5. Bölüm: Karlar, Yatırım ve Yapısal Değişim

Yapısal dönüşüm ve daha yüksek sermaye birikimi oranları finans kaynaklarına yeterli erişim olmaksızın imkansız görünmektedir. Bu, bir sanayileşme hamlesini başarılı bir şekilde başlatmak için gerekli minimum yatırım seviyesinde istikralı bir artış olmasıyla çok daha ilgilidir. İşleyen bir kar-yatırımı bağlantısı, başarılı yakalama stratejileri ve devam eden finansmanı için olduğu kadar erken sanayileşme deneyimleri açısından da ehemmiyet taşımaktadır.

Ancak, mevcut belli bazı küresel yönelimler güçlü bir kar-yatırım bağlantısına engel olmaktadır, ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde güçlü bir bağlantı kurulmasına engel olmaktadır. Sermaye hesabının liberalizasyonu ve finansal piyasa serbestleşmesinin sonucunda finansmana daha rahat erişim, üretim -özellikle imalat- kapasitesinin iyileştirilmesi için uzun-dönem yatırımda finansman artışına dönüşmemiştir. Dahası, aşırı bir kredi finans arzı genellikle sektörler arasında sermaye tahsisinin iyileştirilmesine yardımcı olmamaktadır, ve örneğin hanehalklarına borç verme gibi hizmetlerde, sektörlerin iş verimliliğinin düşmesine sebep olabilir.

Kar-yatırımı bağlantısını oluşturmak ve güçlendirmek için, gerek gelişmiş ülkelerde gerekse de gelişmekte olan ülkelerde özel finansın bir kez daha üretici amaçlar için kullanıldığını garantilemenin yollarını bulmak gereklidir. Büyük şirketler açısından, bu, herşeyin ötesinde, ilgili teşvik yapılarını değiştirerek şirket karar-verme sürecine hükmetmeye gelen ekstrem kısa-vadecilikte devam etmeyi gerektirmektedir. Bu bölüm düzenleyici ve vergi-bağlantılı araçlar yoluyla uzun-vadeli yatırım stratejilerini iyileştirmek ve uzun-vadeli finansman araçlarının kullanımını teşvik etmek için birtakım seçeneği ortaya çıkarmıştır.

Güçlü bir kar-yatırım bağlantısı oluşturmak, bankacılık sisteminin oluşturulması ve derinleştirilmesi, proaktif sanayi politikalarıyla birlikte uzun-dönem kredi sağlama kapasitesine sahip olmasını sağlamak dahil önemli kurumsal ve politik girişimler ve değişiklikler gerektirmektedir. Gelişmekte-olan ülke hükümetleri kendi yakalama ve yapısal dönüşüm süreçlerini doğrudan desteklemeyi amaçlayan politikalar tasarlamalıdır.

6. Bölüm: Sanayi Politikasının Tekrar Canlandırılması

Son yıllardaki tecrübeler yüzyıllar öncekileri tekrarlamaktadır. Hiçbir ülke, vizyoner bir hareket ve güdümlü ve seçilmiş hükümet politikaları ortaya koymaksızın yapısal dönüşümde başarıya ulaşabilmiş değildir. Genellikle "sınai politikalar" olarak adlandırılan terimi "üretim dönüşüm politikaları" olarak nitelendirmek daha doğru olacaktır, çünkü onların rolü tarımsal, sınai ve sanayileşme-sonrası dönüşümlerde eşit önem taşımaktadır. 1980'lerden bu yana bazı çeyreklerde modanın dışında olsa da, bu politikalar Sanayi Devrimi teriminin ortaya çıktığı Birleşik Krallık dahil, tüm dünyada hükümetlerde güçlü bir geri-dönüş almışlardır.

Hükümetlerin zorunlu mali kazançlarını garanti altına almak için çoktaraflı teşvike ve yeterli istihdam yaratmak için politika alanına ve halkın yaşantısını dönüştürmek için paylaşılmış refaha ihtiyacı vardır.

Her zaman uygulanan ulusal politikalar önemli ölçüde yardım edebilir, ancak çok ileriye götürmez; bölgesel ve sonuç olarak, çok taraflı destek, hükümetlerin yeterli istihdam oluşturmaya ve refahın paylaşılmasına yardım edecek politikaları tasarlamak ve uygulamak, ve böylece halkın yaşamını iyileştirmek için ihtiyaç duyduğu mali kazançlara ve politika alanına sahip olmasını temin etmek için ayrıca gereklidir.