İçindekiler
Dergi Arşivi

Tüketici Hakları ve Sürdürülebilir Tüketim

“… Bir gün bakacaksınız ki, göklerdeki kartallar dağları örten ormanlar yok olmuş. Yabani evcilleştirilmiş ve her yer insanla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını sürdürebilme savaşımının başlangıcı gelip çatmış olacak...” Kızılderili Şefi Seattle, 1854

Ferda HEKİMCİ / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

Günümüzde iletişimdeki baş döndürücü gelişimlerle iyice güdülenen aşırı, dengesiz tüketim ve ek olarak gelişen teknolojik olanakları da kullanan büyük endüstriyel şirketlerin yüksek miktarlardaki üretimi, doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olmakta ya da mevcut konvansiyonel üretim yöntem ve teknolojileri kalan kaynakların da kirlenerek kullanılamaz hale gelmesine neden olmaktadır. Ayrıca, “Yeni Ekonomi”nin “bölüşümde adaleti sağlayarak gelişimi sağlamak” gibi bir hedefi olmaması karşısında (Eroğlu, 2006) “sürdürülebilirlik” gündeme gelmektedir. Sürdürülebilirlik kavramının sonuçta tüm dünyayı kapsayan bir çevresel duyarlılığı gerektirdiği göz önüne alındığında özellikle Batı’da gelişen bilinçli tüketici hareketlerinin bu alandaki tüketim (yaşam) tarzı üretim etkinliklerinde en önemli itici gücü oluşturacağına şüphe yoktur. “Sürdürülebilir yaşam ve gelişim süreci ise büyük ölçüde bilinçli tüketici davranışlarına odaklanmaktadır” (Babaoğul ve Altıok, 2008).

Diğer yandan yediden yetmişe tüm insanları ilgilendiren tüketici takları, günümüzün olağanüstü sosyoekonomik döngüsü içerisinde asla yadsınamayacak yaşamsal bir tüketici odaklılıkla tüketicinin korunması zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir.

Tüketici Hakları
İnsanoğlu, insanlık tarihi boyunca ekonomik, güvenli ve gereksinimlerini en uygun şekilde karşılayacak mal ve hizmetin peşinde olmuştur. Bu çerçevede tarihsel süreçte, Hammurabi Yasaları’ndan Roma Hukuku’na kadar uzanan düzenlemelerle belli başlı tüm uygarlıklarda tüketici hakları özel olarak korunmuştur.

Osmanlı zamanında, haksız ticaretin önlenmesi, kaliteli üretim ve tüketicinin korunması için ilk yazılı standartlar 1502 yılında Sultan II. Beyazıt tarafından kaleme alınan Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’ydı. Selçuklu ve Osmanlı’daki Ahi Birlikleri ve Lonca sistemleri ise İslam iş ahlakının ve tüketiciyi koruma duyarlılığının somut uygulamalarını yansıtmışlardır. 17. yüzyıldan kalma Denizli Babadağ Çarşısı’nın kapısındaki şu dizelerde esnaf şöyle uyarılmaktadır: “Sevgi göster herkese ha! / Selamdan kaçınma sakın/ İnsanları ayırma ha! / Hepsine adil ver hakkın / Niyetin iyi olsun ha! / Her şeyin gerçeğin söyle / Hayırlıdan ayrılma ha! / ……/ İyi belle unutma ha! / Önce hizmet sonra sensin…” (TBMM, 2009).

Sanayi Devrimi’yle giderek seri üretime geçilmesi, üretimin çeşitlenip pazarın uluslararası bir nitelik kazanması ve “kâr için üretim” anlayışının insanı (tüketiciyi) hiçe sayarak kartelleşme ve tröstleşmeye yönelmesi tüketicileri zor durumda bırakmıştı. Bu durumda piyasa güçleri karşısında tüketiciler, tek tek zayıf ve güçsüz olduklarından, bir araya gelip örgütlenmek ve organize olmak zorunda kaldılar. ABD’de 1850’li yıllarda tüketici kooperatiflerinin kurulması ve ilk tüketici boykotları esininde 1890 yılında “Ticarette rekabeti önleyici anlaşma ve birleşmeleri önleyici ilk önemli yasa olan” Sherman Antitröst Yasası’nın çıkarılmasıyla tüketiciler ilk kazanımlarını elde ettiler. Yüzyıl kadar süren yoğun mücadeleleri sonunda, tüketicilerin ve tüketici kaklarının devlet güvencesine alınması gereği anlaşıldı. İlk kez ABD Başkanı John F. Kennedy’nin 15 Mart 1962 tarihinde Temsilciler Meclisi’nde yapmış olduğu tarihi konuşmasında “Herkes birer tüketicidir. Tüketiciler, kamusal alanda ve özel sektörde alınan ekonomik kararları etkileyen ve bunlardan da etkilenen çok önemli bir ekonomik gruptur. Buna rağmen seslerini duyuramamaktadırlar. Dolayısıyla örgütlenerek haklarına sahip çıkmaları gerekmekte ve tüketiciler belirli çerçevede korunmasını gerekir. Gelecek, tüketici merkezli politikalar uygulayanlar için daha parlak olacaktır” diyerek, “Güvenlik, Bilgi Edinme, Seçme, Temsil Edilme ve Sesini Duyurma Hakları”nı açıkladı. Bugün, dünyada ve ülkemizde 15 Mart’ın Dünya Tüketici Hakları Günü ve 15-22 Mart’ın da Tüketici Hakları Haftası olarak kutlanması, J. F. Kennedy’nin bu tarihsel girişimine dayanmaktadır. Bu haklar daha sonra geliştirildi ve Uluslararası Tüketiciler Birliği’nin (Consumers International) de yoğun çabalarıyla evrensel bir nitelik kazanarak olarak 16 Nisan 1985 tarih ve 39/248 sayılı kararla Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul edildi. Böylece filizlenen Tüketici Hareketi, ABD’den; önce Avrupa’ya, oradan da “Tüketici Hakları” ve “Tüketicinin Korunması” olguları olarak dünyaya yayıldı (Hekimci, 2001).

Türkiye tarafından da kabul edilen ve alanında uluslararası anayasa niteliğinde olan Evrensel Tüketici Hakları şunlardır:

• Temel Gereksinimlerin Karşılanması Hakkı: Tüketicilerin; yeme, içme, giyinme, barınma gibi gereksinimlerinin karşılanması için alınan önlemler.
• Sağlık ve Güvenlik Hakkı: Tüketiciler tarafından satın alınan her çeşit mal ve hizmet nedeniyle karşılaşabileceği risk ve tehlikelere karşı alınan önlemler.
• Bilgi Edinme Hakkı: Mal ve hizmetlerin özellikleri, kullanım, bakım koşulları ile tehlike ve risklerine karşı doğru, eksiksiz olarak bilgilendirilmesi konusundaki düzenleme ve uygulamalar.
• Örgütlenme, Sesini Duyurma ve Temsil Edilme Hakkı: Tüketicilerin güç birliği yaparak haklarını alabilmeleri, koruyabilmeleri, geliştirebilmeleri; kendilerini ilgilendiren yasal, yönetsel, teknik, ticari, ekonomik, sosyal ve politik her konuda temsilinin sağlanarak bu süreçlere katılımları, kamuoyu oluşturup baskı unsuru olabilmeleri, görüş belirtebilmeleri.
• Seçme Hakkı: Tüketicilerin gelir düzeylerine göre gereksinimlerini karşılayabilmeleri için istedikleri mal ve hizmetleri ucuz ve kaliteli alabilmeleri, tercih edebilmeleri ve bunlarla ilgili seçeneklerin artırılması.
• Eğitilme Hakkı Tüketicilerin tüketici bilincine sahip olabilmeleri, hak sorumluluk ve yükümlülüklerini öğrenebilmeleri açısından eğitilmeleri.
• Tazmin Edilme Hakkı: Satın alınan mal ve hizmetlerin neden olduğu her türlü maddi, manevi) ekonomik ve hukuksal zararların karşılanması.
• Ekonomik Çıkarların Korunması Hakkı: Tüketicilere daha iyi ve uygun koşullarda mal ve hizmet sağlanması, aldatılmalarının, zarar görmelerinin ve mağduriyetlerinin önlenmesi, yaşam düzeylerinin yükseltilmesine yönelik olarak alınan tüm yasal, yönetsel, teknik, sosyal ve ekonomik önlemler.
• Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı: Temiz hava, yeterli ve temiz su, daha çok yeşil alan, temiz ve çağdaş kentler, yaşam alanları, sağlıklı, kaliteli altyapı hizmetlerinin sağlanması, üretimin çevreye olan zararlarının önlenmesi ve savurganlığa karşı alınan tüm önlemler (Hekimci, 2000, 2011, 2012).

2015 yılında, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNGCP) tarafından gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri göz önüne alınarak 70/186 sayılı Tüketicinin Korunması hakkındaki Genel Kurul kararıyla Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda “mevcut kararın ekinde yer alan ve bu kararın ayrılmaz bir parçası olan” revize BM İlkeleri kabul edilmiştir. Buna göre 1985 yılın da BM tarafından kabul edilen Evrensel Tüketici Hakları (BM İlkeleri) revize edilerek kısaca “Tüketicilerin Elektronik Ticarete Tüketicilerin Korunması Hakkı” (elektronik ticareti kullanan tüketiciler için diğer ticaret türlerine tanınandan daha az olmayan bir koruma düzeyinin sağlanması ve “Sürdürülebilir Tüketim Hakkı” (sürdürülebilir tüketim şablonlarının geliştirilmesi) eklendi (http://unctad.org ).

Sürdürülebilir Kalkınma
Günümüzde sınırsız, dengesiz tüketim ve üretim anlayışının birlikte değerlendirilmesi gerekliliği “Sürdürülebilir Kalkınma” anlayışı sürecini gündeme getirmiştir (Hekimci, 2015). Bu süreç, “Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim (STÜ)” zorunluluğunu ortaya koymuştur. 2002 yılında Johannesburg'ta gerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde sürdürülebilir tüketim ve üretim sürdürülebilir kalkınmanın ön koşulu olarak kabul edilmiştir. Bu çerçevede sürdürülebilir tüketim ve üretim, çevre alanındaki küresel politikaların iş dünyasına ve tüketiciye yansıyan uygulamalarının önemli bir parçası olarak değerlendirilmeye başlanmıştır (http://www.rec.org.tr).

Sürdürülebilirlik ve Verimlilik İlişkisi
Yüksek verime sahip üretim, teknoloji ve yöntemlerinin kullanımıyla, aynı miktarda üretim için daha az doğal kaynak ve enerji kullanımı ve daha az atık üretimi prensibine dayanmakta olan (temiz üretim, sürdürülebilir üretim, yeşil üretim adlarıyla da anılan) “eko-verimlilik”, firmalara sürekli büyüyen bilinçli tüketici pazarı açısından da rekabete yönelik avantajlar getirmektedir. AB düzeyinde de ekonominin karşı karşıya olduğu en önemli zorluklardan birinin çevresel sürdürülebilirlik ile ekonomik büyüme ve refahın entegre edilebilmesi olduğunun altı çizilmektedir. AB bu yaklaşımı en kritik hedeflerinden biri olarak tanımlamakta, dolayısıyla, enerji ve kaynak verimliliği üzerine kurulu bir ekonomi anlayışı kaçınılmaz olmaktadır (anahtar.sanayi.gov.tr).

Günümüzde aşırı baskı altındaki bir ekosistemden kaynaklanan ciddi çevresel etkiler nedeniyle, kaynakların etkin kullanımı (yani verimlilik), sürdürülebilir gelişmenin sağlanması açısından temel bir strateji haline gelmiştir. Bu, büyümenin ‘nasıl’ bir büyüme olduğunun esas önem taşıyan konu olduğunu göstermiştir. Geniş anlamda sürdürülebilirlik; bir ekonomide ham madde ve enerji tüketiminin, atık enerji tüketiminin ve atık maddeler ve enerji çıktısının, eko sistemin yeniden üretme ve özümseme kapasiteleri dâhilinde olması gerektiği anlamına gelir. Verimlilik ve sürdürülebilir gelişme arasında yakın pozitif bağlantılar olduğu açıktır (Prokopenko, 2006).

STÜ anlayışı artık tüketim ve üretimde sınırlı kaynakların daha etkin, yararlı, verimli kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Diğer yandan, kaynakların etkin kullanımı ve kalkınma boyutlarıyla ‘verimlilik’ ve ‘bilinçli tüketicilik’* önemle değerlendirilmelidir. Gelinen noktada BM tarafından artık “Sürdürülebilir tüketim” bir hak olarak tanınmış bulunmaktadır. “Günümüzde ‘çevrenin’ ve bu bağlamda ‘doğal kaynakların çok hassas girdiler olduğunun’ anlaşılmasıyla; üretimde daha az doğal kaynak ve enerji tüketimini ve daha az atık üretimini, kirlilik önlemeyi ve dönüştürmeyi esas alan Yeşil Verimlilik, Eko-Verimlilik (Temiz Üretim) yaklaşımı geliştirilmiştir. Bu noktada, Enerji Verimliliği; ‘Üretim miktarını ve kalitesini düşürmeden, ekonomik gelişmeyi ve sosyal refahı engellemeden, tüketilen enerji miktarının mümkün olduğunca azaltılmasını” esas almaktadır. ‘Bu kavram tüketicileri de kapsar’... ‘Su Verimliliği’ (water efficiency) kavramı; ‘Suyun tüm alanlarda verimli kullanılmasını’ İçermektedir. AB’ye göre bu kavram; yenilikçi teknolojileri, su tüketen ürünlerin kullanım kalıplarındaki değişiklikleri ve su tüketimini azaltan tutum ve davranışlar ile su kaynaklarını koruma etiğini de içerir… Günümüzde ‘verimliliğin’ yalnızca üretimde kullanılan etmenler ile üretilen mal ve hizmetlerin nitelik ve niceliği arasında bir oran” olarak açıklanması, çeşitli yönlerden yeterli görülmemekte ‘tüketim’ alanında ‘verimlilik alanı’ olarak algılanması zorunlu olmaktadır. Gelinen noktada Verimliliğin ‘Tüketici odaklı yaklaşımlar, İnsan ve tüketici hakları ile çevreye saygılı sürdürülebilir bir üretim, gelişen tüketici bilinci paralelinde etik değerlerle birlikte ele alınan’ bir kavram olmasının gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu noktada ise tüketimi, talebi yönlendirecek olan tüketici bilincinin önemi ortaya çıkmaktadır. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 24 ülkede 24.000 kişiden fazla kişiyle görüşülerek gerçekleştirilen bir araştırmaya göre; ‘tüketicilerin % 29’u sosyal sorumluluklarını yerine getirmediğini düşündüğü bir şirketin ürünlerini satın almayarak ya da hakkında olumsuz konuşarak’ cezalandırmıştır. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin 2013 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye’ de tüketici % 55 oranında satın alırken, o ürünün/hizmetin çevreye verdiği olumlu veya olumsuz etkilerini göz önünde bulundurmaktadır” (Hekimci, 2016).

Sürdürülebilir Tüketim
Sürdürülebilir tüketim, sürdürülebilir kalkınma paradigmasına bağlı olarak geliştirilmiştir. Sürdürülebilir gelişme paradigması hem sürdürülebilir tüketimi hem de sürdürülebilir üretimi içermektedir. Çoğu kez STÜ faaliyetleri, sürdürülebilir tüketim kavramı altında birleştirilmektedir (Mc Laren, 2007).

Sürdürülebilir tüketim kavramı, 1992 yılında Rio’da düzenlenen Dünya Zirvesinin sürdürülebilir gelişme eylem planı çerçevesinde yer alan Gündem 21 belgesi 4. Bölümde “Sürdürülebilir gelişmeyi sağlamak ve insan eylemlerinin ekolojik çevreye karşı olumsuz etkilerini en aza indirmek için tüketim kalıplarını değiştirmek, insanoğlunun en büyük mücadelelerinden biridir” şeklinde yer almıştır (UN, 1992).

Norveç Çevre Bakanlığı tarafından 1994 yılında geliştirilen ve OECD’nin 2002 raporunda yayınlanan tanımlamaya göre sürdürülebilir tüketim; “Gelecek kuşakların gereksinimlerini dikkate alarak, yaşam döngüsü bakışıyla doğal kaynakların, toksik maddelerin, atık salınımlarının ve çevreyi kirletici maddelerin kullanımını en aza indirgerken temel gereksinimleri karşılayan ve daha iyi bir yaşam kalitesi sunan mal ve hizmetlerin kullanımıdır” (Seyfang, 2004: 324). Sürdürülebilir tüketim, “Satın alma karar sürecinde sosyal ve çevresel kaygıları güden ve pazarı dönüştürebilecek etkiye sahip yeşil ve etik tüketiciler tarafından, öbürlerine göre daha verimli bir biçimde üretilmiş malların tüketilmesidir” (Seyfang, 2005:294). Bir yönüyle sürdürülebilir tüketim, “hem tüketicileri hem de politik karar organlarında yer alanları güçlü araçlarla ikna etmeye dayanan bir olgudur” (Veenhoven, 2004:3). Sürdürülebilir tüketim, “Endüstriyel üretimin neden olduğu ekolojik sorunlara bir çözüm oluşturma arayışında olan bir söylemdir” (Dolan, 2002:170).

Aslında, dünyada var olan tüketimle ilgili birbirine zıt iki temel sorun bulunmaktadır. Bunlar; aşırı tüketim ve yetersiz tüketimdir (Clark, 2007:492). Bu yüzden, sürdürülebilir tüketim kavramı “gelişmiş” ve “gelişmekte-az gelişmiş” ülkeler için farklı anlama gelmektedir (Cohen, 2010:3). Örneğin, 90'dan fazla ülkede ortaklar ve yerel topluluklarla birlikte çalışan uluslararası sivil bir yardım konfederasyonu olan Oxfam’ın 2016 yılında Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu öncesi açıkladığı son raporuna göre, dünyanın en zengin % 1'lik kesimindeki servet, tüm dünyanın geri kalanındaki serveti aşmak üzere. Oxfam'ın bu raporuna göre; 2016'da dünya nüfusunun yüzde 1'lik en zengin kesiminin sahip olduğu malvarlığı, dünyadaki tüm servetin yüzde 50'sini aşması bekleniyor. Yüzde 1'in içerisinde yer alan 80 kişinin toplam malvarlığı geçen yıl 1 trilyon 900 milyar dolar olarak hesaplandı. Sadece 85 kişinin mal varlığı ise, dünyada yaşayan 3.5 milyar insandan daha fazla. Rapora göre, 2009'dan bu yana dünyanın en zengin kesiminin sahip olduğu servet yüzde 44'ten yüzde 48'e yükseldi. Geriye kalan yüzde 52'lik zenginliğin neredeyse tamamına ise dünyanın en zengin yüzde 20'si sahip bulunuyor (https://www.oxfam.org). Bu şekilde dünyanın bir bölümü tüm kaynakları kayıtsızca tüketirken, bir başka bölümü ise temel gereksinimlerini bile karşılayamamaktadır. İşte sürdürülebilir tüketim, dünya üzerindeki bu eşitsizliği (de) gidermeyi amaçlamaktadır (Veenhoven, 2004:1).

Ürün boyutuna göre ise sürdürülebilir tüketim ise Hertwitch’e göre “Geliştirilen ürünlerin, daha az doğal kaynak ve enerji kullanılarak, daha az atık oluşturacak, büyük ölçüde geri dönüşebilecek veya geri dönüşmese de atıkları çevreye zararlı olmayacak, kullanımında en az doğal kaynak tüketimi gerektirecek, dayanıklı ve onarılabilecek biçimde üretilen ürünlerin tüketimidir. Sürdürülebilir yaşam biçimi ise çevreyi diğer yaşam biçimlerine oranla daha az incitecek davranışları sergileyen ve toplumsal eşitsizliklere daha az bağlı olacak biçimde tüketim davranışlarının sergilenmesi sonucu oluşmaktadır” şeklinde tanımlanabilir (Hertwich, 2002: 2). BM tarafından revize edilen tüketici prensipleri doğrultusunda “Sürdürülebilir tüketim bugünün ve gelecek neslin ihtiyaçları için gerekli olan mal ve hizmetlerin ekonomik, sosyal ve çevresel yönden sürdürülebilir olmasını içerir” (http://www.tudef.org.tr).

Yapılan tanımlardan da anlaşılacağı gibi; sürdürülebilir tüketim düşüncesi, gelecek kuşaklara daha iyi bir dünya bırakmayı amaçladığı için “uzun erimli”; ayrıca, tüm insanlığın katılımını gerektirdiği için de “bütüncül” bir yaklaşımdır. Üzerinde yaşadığımız dünyayı insan bedenine benzetirsek, bizler de bu bedenin farklı organlarında ya da dokularında yaşayan mikroorganizmalar olduğumuz söylenebilir. İnsan bedeninin herhangi bir organı, dokusu ya da hücresinde yaşanan işleyiş bozukluğu tüm sistemin işleyişini bozmakta ve sorun giderilemezse sonuç ölüm olmaktadır. Bu yüzden dünya üzerindeki tüm ülkelerin, işletmelerin ve halkların (tüketicilerin) sürdürülebilir tüketim çabalarına girişmesi gerekmektedir (www.sdcommission.org.uk).

Etik Tüketicilik, Ekolojik Yurttaşlık, Sürdürülebilir Tüketicilik
İngiltere ve ABD’de de 1990’lı yılların başlarında başlayıp tüm Batı’ya yayılan Etik Tüketicilik (Ethical Consumerism) bilinciyle “etik tüketiciler” küresel şirketlerce az gelişmiş ülkelerin ham madde kaynaklarının, küçük çiftçi ve imalatçılarının ürünlerinin çok düşük fiyatlarla sömürülmesine de karşı çıkmış, ayrıca tüketim tercihlerinde çevre ve ekolojik değerleri öne çıkarmışlardır. Kısaca, etik tüketiciler artık “kalite ve tüketici odaklılığın” yanına “sosyal sorumluluk” bilincini ve “etik değerleri” de koyuyor. İşte; “Pazarı kendi istemi doğrultusunda oluşturup, yönünü çizebilmenin kendi elinde olduğunun” bilincinde olan batılı tüketici, artık bilinçli tüketicilik ilkelerine “etik tüketiciliğin insancıl ve çevreci naifliğini” de ekliyor ve böylece ekonomik eylem yeni bir trend kazanıyor (Hekimci, 2007).

Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Yerel Gündem 21 çalışmalarından yola çıkarak Etik Tüketiciliği; “Tüketicinin evrensel haklarından olan ‘seçme hakkının’ etik olarak üretilen veya topluma, çevreye zararlı olmayan mal ve hizmetlerden yana kullanması” şeklinde tanımlayabiliriz. Bu seçimin; “Tüketicinin söz konusu üretim ürünlerini satın alması yönünde olduğu gibi, tüketicinin aksine bir üretimi almama hakkını kullanarak boykot etmesi şeklinde de olabileceğini söyleyebiliriz” (Hekimci, 2010). Bu yaklaşımından hareketle, “Etik Tüketici olmak demek; bir yumurta satın almak kadar kolay veya çocuk işçilerce üretilen ürünlerin boykot edilmesi ya da çevreye en az zararlı ürünün seçilmesi kadar da karmaşık” olabilecektir. Etik sınıfa giren ürünler ise; organik tarım ürünleri, tasarruflu ampuller, yenilenebilir kaynaklardan enerji temini, geri dönüşümlü kâğıt ve onaylanmış ormanlardan üretilmiş ağaç ürünleri olarak sıralanabilir (Akdeniz, 2007).

Diğer yandan, tüketicilerin satın alma karar sürecinde “ekolojik yurttaş” gibi davranmalarıyla sürdürülebilir tüketime ulaşmak olasıdır. Ekolojik yurttaşlık ise “Günlük yaşantımızda yaptığımız davranışların (seçimlerin) öbürleri üzerindeki ekolojik etkilerini azaltmayı hesap ederek, gerektiğinde tüketim kalıplarını değiştiren ve nasıl yaşamamız gerektiğini sorgulayan” bir kavramdır (Seyfang, 2005:291). Bu çerçevede tüketicilerin çevre dostu tüketime yönelik tutum ve davranışları gündeme gelmektedir. Çevre dostu tüketim, “Tüketim eyleminin her safhasında çevreye verilecek zararı en aza indirerek çevresel faydayı düşünmek” olarak tanımlanabilir. Çevre Dostu Tüketim; ekolojik, geri dönüştürülebilir ve ihtiyacımız kadar ürünleri tüketerek sergilenebileceği gibi doğayı kirletmeyen, çevre projelerini destekleyen ve çevre dostu ürünler üreten firmaların ürünlerini satın alarak da gösterilebilir (Yılmaz ve Arslan, 2011:1-10).

Yukarıdakilerin hep birlikte değerlendirilmesi sonucu sürdürülebilir (temiz) tüketicilik ise “Tüketicilerin, sosyal sorumlu, etik ve bilinçli tüketicilik ilkeleri kapsamında, çevresel davranışları benimseyerek, çevre dostu ürünleri tercih edip, özel tüketim davranışlarında ekolojik yurttaşlık temellerinde yapacakları politik ve çevreci seçimlerle, tüketimlerinin ekolojik etkilerini azaltmayı ilke edinerek, doğal kaynakların, toksik maddelerin, atık salınımlarının, çevreyi kirletici maddeler ile ürünlerin kullanımını en aza indirgeyen ve dünya üzerindeki yetersiz tüketimi ve gelecek kuşakların gereksinimlerini dikkate alan tüketim anlayışıdır” şeklinde ortaya konulabilir. Bu bağlamda sosyal sorumlu, etik, bilinçli tüketiciler sürdürülebilir (temiz) tüketicilik gereklerinden hareketle “doğal kaynakları koruyan, daha az kaynak kullanıp daha az atık oluşturan, üretimde verimliliği artırarak sürdürülebilir kalkınmaya olanak sağlayan temiz (sürdürülebilir) üretime talep yaratacaklardır (Hekimci, F. Babaoğul, M. 2011).

Sürdürülebilir Tüketim Hakkı
22 Aralık 2015 tarihinde BM Genel Kurulunda kabul edilen BM ilkeleriyle revize edilen tüketici hakları çerçevesinde “Sürdürülebilir Tüketim Hakkı” kabul edilmiştir.** BM kararının Genel Prensipler III. Bölümü 5(i) bendinde “Sürdürülebilir tüketim şablonlarının geliştirilmesine (sürdürülebilir tüketim hakkı)” yer verilmektedir. Aynı bölümünün 6. maddesinde, özellikle sanayileşmiş ülkelerde sürdürülemeyen üretim ve tüketim alışkanlıkları küresel çevrenin bozulmasında en önemli neden olduğu belirtilerek, bu alanda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin rollerine vurgu yapılarak şöyle denilmektedir: “Tüm üye devletler sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının geliştirilmesi için çalışmalı, gelişmiş ülkeler sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarına ulaşmakta liderlik etmeli, ortak prensipler çerçevesinde ancak farklı bir rol ile hareket etmesi gereken gelişme yolundaki ülkeler gelişme süreçlerinde sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarına ulaşmak için gerekeni yapmalıdır. Bu çerçevede, gelişmekte olan ülkelerin özel durumu ve ihtiyaçları tamamen dikkate alınmalıdır”, bunu izleyen 7. maddede “Sürdürülebilir tüketim için politikalar geliştirilirken yoksulluğun azaltılması, tüm üyelerin toplumlarının temel insani ihtiyaçlarını karşılaması ve ülkeler arasındaki eşitsizliği azaltacak şekilde geliştirilmesi dikkate alınması” belirtilmektedir. 8. maddede de “Üye devletler tüketici koruma politikalarının geliştirilmesi, uygulanması ve izlenmesi için yeterli altyapıyı sağlamalı ve sürdürmelidir. Özellikle, kırsalda yaşayan kesim ve yoksullar başta olmak üzere tüketici koruma tedbirleri toplumun tüm kesimlerinin menfaatine olacak şekilde geliştirilmelidir” denilmektedir. BM kararının “H. Sürdürülebilir tüketimin teşvik edilmesi” başlığı altında, “Sürdürülebilir tüketim bugünün ve gelecek neslin ihtiyaçları için gerekli olan mal ve hizmetlerin ekonomik, sosyal ve çevresel yönden sürdürülebilir olmasını içerir” ifadesi yer almaktadır. Bu bölümün 50. maddesinde, sürdürülebilir tüketim için sorumluluk tüm üyeler, tüketici ve çevre örgütleri özellikle önemli bir role sahip olmakla birlikte, konunun toplumun tüm örgütleri, bilinçli tüketiciler, üye devletler, işletmeler, işçi örgütleri tarafından ortak bir şekilde paylaşılması vurgulanıp; “Bilinçli tüketiciler üreticiler üzerindeki tercih etkileri yoluyla çevresel, ekonomik ve sosyal açıdan sürdürülebilir tüketimi teşvik etmekte önemli bir role sahiptir. Üye devletler sürdürülebilir tüketim ve kamu politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmasını teşvik etmelidir. Üye devletlerin politika geliştirme süreci işletmeler, tüketici ve çevre örgütleri ile diğer ilgili gruplar ile danışma halinde düzenlenmelidir. İşletmeler mal ve hizmetlerin üretim, dağıtım ve dizayn yoluyla sürdürülebilir tüketimi teşvik etmekte sorumluluğa sahiptir. Tüketici ve çevre örgütleri kamuoyu katılımını artırmak, sürdürülebilir tüketime yönelik tartışmaları teşvik etmek, Üye devletler ve işletmelerle birlikte çalışarak sürdürülebilir tüketimi geliştirmek sorumluluğuna sahip olduğu” belirtilmektedir. 51. madde ile ise, üye devletler, ilgili sivil toplum örgütleri ve işletmeler ile ortaklık halinde, çevresel yönetimdeki sektör-spesifik iyi pratiklerin geliştirilmesi, üretim ve tüketimde sürdürülebilir olmayan eğilimlere yol açan teşviklerin kaldırılması, tüketim eğilimleri bilinç artışına sebep olması nedeniyle bilgilendirme programları düzenlenmesi, konut, enerji, ulaştırma, toprak kullanımı gibi alanlarda sektörel politikalar geliştirilmesi ile ekonomik ve sosyal enstrümanlar oluşturularak sürdürülebilir tüketim eğilimlerinin geliştirilmesi için stratejiler oluşturulması ve uygulanmasına vurgu yapılmaktadır.

Sonuç olarak, daha 1854’te vahşi anamalcı zihniyetin ayak seslerini duyan Suqwamish ve Duwamish kabilelerinin şefi Seattle’nin Kızılderililerden topraklarını isteyen ABD Başkanı Franklin Pierce’e yazdığı mektupta büyük bir öngörü ile belirttiği; “İnsanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını sürdürebilme savaşımının başlangıcı gelip çattığı” o gün gelmiştir. Bu çerçevede, sürdürülebilir yarınlar ancak yaşamını bilinçle sürdüren duyarlı insanlara bağlı olarak şekillenebilecektir. Bugün küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle dünyamızın içinde bulunduğu geri dönülmesi bir hayli zor olan durum da dikkate alındığında; artık iyice sınırlı olan kaynakların üretim ve tüketimde daha etkin ve yararlı kullanılması bir tercih değil adeta bir zorunluluk olarak algılanmalıdır. Dolayısıyla, günümüzde “verimlilik” kavramının; üretimin çevresel etkileri ve gelişen tüketici bilinci ve hakları doğrultusunda, “sürdürülebilirlik” esaslarını da içermesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.


Kaynaklar
• Akdeniz Ü. (2007). Yerel Gündem 21, “Sürdürülebilir Turizm-Sözlük”, www.akdeniz.edu.tr/muhfak/cevre/coastlearn.../glossary.htm. Erş.Tarihi:12.7.2008.
• Babaoğu,M. ve Altınok, N. (2008). “Sürdürülebilir Tüketim ve Tüketici Eğitimi”, 13. Uluslararası Pazarlama Kongresi Bildiri Kitabı, 394 402, Çukurova Ü., Adana.
• Clark, G. (2007). “Evolution of the Global Sustainable Consumption and Production Policy and the United Nations Environment Programme’s (UNEP) Supporting Activities”, Journal of Cleaner Production, No.15.
• Cohen, B. (2010). “A Guidance Framework for Mainstreaming Resource Efficiency and Sustainable Consumption and Production in a Developing Country Context”, Environment, Development and Sustainability.
• Dolan, P. (2002). “The Sustainability of Sustainable Consumption”, Journal of Macromarketing, Vol.22, No.2.
• Ereğlu; E. (2006);Yeni Ekonomi, http://dream.gen.tr/ekonomi/yeni, Erişim Tr. 2.11.2012.
• Hekimci, F. (2000) “Bilinçli Tüketici ve Verimlilik” Milli Prodüktivite Merkezi Anahtar Dergisi, Haziran 2000, Ankara.
• Hekimci, F.(2001), “Tüketici ve Kalite”, II. Kalite Sempozyumu Bildiriler Kitabı, TMMOB Makine Mühendisleri Odası, Yayın No E/2001/266, Bursa”.
• Hekimci, F. (2002) “Ulusal Verimlilik Hareketi’nin Tüketici Boyutu” Verimlilik Dergisi, 2002/3, Ankara.
• Hekimci, F. (2007) “Etik Tüketicilik ve Etik Ticaret I”, MPM Anahtar Dergisi, 226, 14 15, Ankara.
• Hekimci, F. (2010). “Ekonominin Yükselen Değerleri; "Etik Tüketicilik” Tüketici Yazıları II , Hacettepe Ü. TÜPADEM, s.47-65, Ankara.
• Hekimci, F. (2011), 110 Soruda Tüketici Hakları, Tüketici Hakları Derneği, 2. Basım, Ankara.
• Hekimci, F. ve Babaoğul,M (2011), “Daha İnsanca ve Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin; Etik Tüketicilik ve Yavaş Şehirler” 16. Dünya Verimlilik Kongresi ve Avrupa Verimlilik Konferansı Bildirileri, Cilt 2. S.1060-1079, Ankara.
• Hekimci, F.(2015), “Sürdürülebilir Yerel Kalkınma ve Yavaş Şehirler”, s.77-112, Verimlilik Dergisi, 2015/4, Ankara .
• Hekimci, F. (2016), “Verimliliğin Tüketim Boyutu: Tüketici Hakları, Bilinçli ve Verimli Tüketim Paneli”, 2016 Verimlilik Haftası Etkinlikleri Kitabı, s.123-130, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, http://www.verimlilikhaftasi.gov.tr/uploads/files/2016_etkinlik_kitabi_web.pdf.
• Hertwıch, E. (2002). “Life-Cycle Approaches to Sustainable Consumption”, Workshop Proceedings Interim Report, International Institute for Applied Systems Analysis, Laxenburg, Austria.
• Mc Laren, S.J. (2007), Defining a Role for Sustainable Consumption Initiatives In New Zealand, 2nd International, Conference on Sustainability Engineering and Science, Auckland, New Zealand.
• Prokopenko, J.(2006). "Verimliliği Teşvik Kuruluşları: Evrim ve De neyim", MPM Yayınları, No: 675,Ankara, 2006.
• Seyfang, G. (2004). “Consuming Values and Contested Cultures: A Critical Analysis of the UK Strategy for Sustainable Consumption and Production”, Review of Social Economy, Vol.62, No.3.
• Seyfang, G. (2005). “Shopping for Sustainability: Can Sustainable Consumption Promote Ecological Citizenship?”, Environmental Politics, Vol.14, No.2.
• U.N., (1992). United Nations Conference on Environment & Development Rio de Janerio, Brazil, 3 to 14 June 1992 AGENDA 21, http://www.un.org/esa/sustdev/documents/agenda21/english/Agenda21.pdf.
• Veenhoven, R. (2004). “Sustainable Consumption and Happiness, Driving Forces and Barriers to Sustainable Consumption”, International Workshop, University of Leeds.
• Yılmaz, V. Arslan, T. (2011). “Üniversite Öğrencilerinin Çevre Koruma Vaatleri ve Çevre Dostu Tüketim Davranışlarının İncelenmesi”, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi ,Cilt: 11 - Sayı: 3 : s. 1–10 .
www.sdcommission.org.uk/ publications/downloads/I_Will_If_You_Will. pdf Erişim Tr. 1.02.2011.
http://www.rec.org.tr/sayfa.asp?id=l Erişim Tr. 1.1.2011.
• anahtar.sanayi.gov.tr/.../ab...ekonominin-karsi-kar... Erişim Tr. 4.1.2016.
• TBMM. (2009) Genel Kurul Tutanağı, 23. Dönem 4. Yasama Yılı, 5. Birleşim, 2009, Ankara.
https://www.oxfam.org/en/pressroom/pressreleases/2016-01-18/62-people-own-same-half-world-reveals-oxfam-davo s-report, Erişim Tr. 02.02.2017
http://unctad.org/en/PublicationsLibrary/ditccplpmisc2016d1_en.pdf Erişim Tr. 03.02.2017
http://www.tudef.org.tr/pdf/un-guidelines-for-consumer-protection-2016.pdf. Erişim Tr. 05.02.2017
http://www.tudef.org.tr/pdf/bm-tuketicinin-korunmasi-icin-kurallar-2016.pdf. Erişim Tr. 05.02.2017
http://unctad.org/en/PublicationsLibrary/ditccplpmisc2016d1_en.pdf .