İçindekiler
Dergi Arşivi

Türkiye Dijital Dönüşümü Nasıl Gerçekleştirebilir?

Dr. Öğretim Üyesi Arsev Umur AYDINOĞLU / Bilim ve Teknoloji Çalışmaları (Orta Doğu Teknik Üniversitesi)

 

Son 10 yılda dijital dönüşüm bütün sektörlerdeki işletmeleri etkileyen bir olgu hâline geldi ve hatta genel olarak tüm dünyada endüstriye kıyasla görece yavaş bir yapıya sahip olan kamu da dönüşüm baskısı altında kendine göre oldukça hızlı bir tepki vermeye başladı. Toplum da dijital dönüşüm kavramını daha sık duymaya başladı, aslında etkilerini farkında olmasa da hissediyor.

Tarihçe
Dijital dönüşümü daha iyi anlamak için önce kavramları açıklamakta fayda var. Sayısallaştırma (digitization) ile başlayalım. Yakın zamana kadar tüm endüstride ve kamuda yapılan işlere ait kayıtlar kâğıt üzerinde tutulmaktaydı. Örneğin; el yazısı ile yazılmış deri ciltli boy boy defterler, çeşitli ebatlarda daktilodan çıkmış kâğıtlar, ben 1990’larda üniversitede öğrenci iken kullanılmaktaydı. Kâğıtlar, dosyalar, daksiller, fotokopi, faks ve bütün bunların saklandığı büyük dolaplar ve raflar hayatımızda büyük bir yer tutmaktaydı. Kişisel bilgisayarların yaygınlaşması ile analog denilen bu kayıtlar 1’ler ve 0’lardan oluşan sayısal/dijital kayıtlara dönüşmeye başladı. İşte analogdan dijitale olan dönüşüme sayısallaştırma diyoruz.

Her ne kadar bu süreç sonunda malumata erişmek ve onu paylaşmak çok kolaylaştıysa da aslında iş yapma biçimleri hâlâ aynıydı. O kadar aynıydı ki, insanların teknoloji kullanma konusundaki çekincelerini yenmek için, bilgisayardaki birçok sistem analog dünyayı taklit edecek şekilde tasarlanmıştı. Neden bilgisayarlarımızdaki yapılara “klasör” veya “dosya” dediğimizi hiç düşündünüz mü? Eğer bu yazıyı bilgisayarınızdan ve telefonunuzdan okuyorsanız ikonlara bir bakın! Her ne kadar dijital kayıtlar malumatı kullanmamızı, saklamamızı ve paylaşmamızı kolaylaştırdıysa da aslında bu süreçteki tek fark, kayıtların dijital olarak tutulmasıydı.

Dijital kayıtlarla iş yapma biçimlerinin basit ve daha etkin hâle dönüştürülmesine ise dijitalizasyon diyoruz. Yalnız burada dikkat çekilmesi gereken nokta, bu süreçte iş yapma biçiminin hâlâ aynı olması, yâni sadece kayıtlara daha hızlı erişildiği için bir verimlilik artışının söz konusu olmasıdır. Örneğin para yatırmak için bankaya gidiyorsunuz ve hesap cüzdanınız yanınızda olmasa da bu işlemi yapabiliyorsunuz, çünkü bankoda çalışan görevli bir tuşla sizin hesap bilgilerinize erişebiliyor ve ihtiyaç duyduğunuz işlemi gerçekleştirebiliyor. Hesap cüzdanı ile de bankaya gitseniz aynı işlemi yapacaktı.

Dijital dönüşümün literatürde kabul edilmiş bir tanımı yok. Kabaca, yalnızca iş yapma süreçlerinin değil, işletmenin ürünlerinin ve hizmetlerinin de mevcut teknolojileri kullanması olarak tanımlayalım ama aslında burada çok daha temel bir değişiklik var: zihniyet değişikliği. Dijital dünya, analog dünyanın bilgisayarda tutulan bir kopyası değil, bizatihi bir varoluş, kendi kuralları, uygulamaları, ilişkileri ve düzeni olan yepyeni bir oluşum. Zaten bunun yeni bir varoluş olduğunu algılamakta zorlanan ülkeler, dijital dönüşüme ayak uydurmakta zorlanıyorlar.

Tanım yapmanın bir zorluğu da her organizasyondaki dijital dönüşümün farklı olması ve sonuçlarının da farklı bir görüntü vermesi. Örneğin imalat teknolojilerinde dijital dönüşüm “Nesnelerin interneti”, “Sanayi 4.0”, “Akıllı imalat”, “Makineler arası iletişim” gibi kavramlarla tartışılırken, kamuda kendini “e-Devlet” servisleri olarak gösteriyor. Diğer taraftan “bulut hizmetleri”, “ağ uygulamaları”, “akıllı şehirler”, “blok zincir”, “sürücüsüz araçlar” ve “e-öğrenme” gibi bir sürü yeni şey – ki bunlar hep dijital dönüşümün faklı sektörlerdeki görüntüleri – hayatımızın vazgeçilmez bir parçasına dönüştü ya da dönüşmek üzere.

Neticede toplum olarak her alanda büyük bir dönüşüm geçiriyoruz. Bu dönüşümlere de ne kadar hazır olduğumuz tartışılır ama bu toplumsal etkiler için plânlama yapan ülkeler de var. Örneğin Japonya, CeBIT 2017’de Toplum 5.0 vizyonunu ortaya koydu. (1) Avcı, (2) çiftçi, (3) sanayi ve (4) bilgi toplumu olarak tanımlanan kendinden önceki insan organizasyonları aşacak olan süper-akıllı-toplum, yâni Toplum 5.0 anlayışında nesnelerin interneti, yapay zekâ, siber-fiziksel sistemler, sanal ve arttırılmış gerçeklik ve büyük veri kavramlarını temel alarak mevcut devlet yönetimi anlayışını, yasaları, teknolojileri, insan kaynaklarını ve sosyal kabul algısını değiştirmeyi hedefliyor.

Türkiye
Peki bu süreçte Türkiye neler yapıyor? Maalesef biraz geride kaldığımızı söylemek yanlış olmaz. Türkiye’de özel sektöre göre dijital dönüşümün önünde çeşitli engeller bulunmaktadır: Strateji eksikliği, siber güvenlik, yatırım maliyetlerinin yüksekliği ve bu yatırımların geri dönüşündeki belirsizlikler (TÜSİAD, 2016a ve 2016b). Bazı sektörlerde firmalar kendilerince inisiyatif almakla birlikte eşgüdüm yaratacak bir ulusal politika eksikliği dile getirilmiştir.

Bu bağlamda kamu tarafında ilk hareketlilik Şubat 2016’da yapılan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısı “Akıllı Üretim Sistemlerine Yönelik Çalışmaların Yapılması” başlıklı karardır. Bu önemli toplantıda, akıllı üretim sistemlerine geçiş için paydaşlarla eşgüdümün geliştirilmesi, kritik ve öncü teknolojilerde yetkinlik kazanılması için hedef odaklı Ar-Ge çalışmalarının arttırılması ve yine kritik ve öncü teknolojilerdeki teşvik ve destek mekanizmalarının geliştirilmesine karar verilmiştir.

Ertesi yıl TÜBİTAK akıllı üretim sistemleri için bir yol haritası hazırlamıştır (TÜBİTAK, 2017). Çalışmaya katılan 1000 firmadan yalnızca 220’sinin akıllı üretim sistemleri hakkında detaylı bilgiye sahip olması dijital dönüşüm bağlamında ülkemiz için alarm verici bir bulgudur. Daha da önemlisi 2018 tarihli otomasyon teknolojilerinin etkilerinin incelendiği bir OECD raporuna göre Türkiye işgücü piyasası “yüksek riskli” bir ekonomi olarak değerlendirilmiştir (OECD, 2018). Risk derecesine göre aslında birçok ülke benzer sıkıntıları yaşayacaktır. Örneğin Akçomak’a (2018) göre teknoloji işleri tamamen yok edebilir, verimliliği arttırarak işgücü kaybına neden olabilir, işlerin bir kısmını ikame ederek bir kısmının kaybolmasına neden olabilir, farklı mekânlarda yapılan işleri birleştirebilir. İş kaybının yaratacağı etkilerin sadece ekonomik değil sosyal boyutunun da olduğu düşünülürse, dijital dönüşüm konusuna daha detaylı eğilmek önem arz etmektedir.

TÜBİTAK Yol Haritası, üç teknoloji grubu içinde kritik teknoloji grupları ve ürünleri saptamıştır: 1) Büyük veri, bulut bilişim, sanallaştırma ve siber güvenlik odaklı dijitalleşme; 2) Etkileşim, nesnelerin interneti ve sensör teknolojileri; 3) Geleceğin fabrikaları, eklemeli imalat, ileri robotik sistemler, otomasyon ve kontrol sistemleri.

TÜBİTAK ve TÜSİAD gibi iki büyük kurumun konuyla ilgilenmesinden sonraysa çeşitli sektör raporları, yol haritaları ve strateji dokümanları ortalığı kaplamıştır. Hayata geçirilmemiş birçok yol haritası veya strateji dokümanı yerine, uygulanan tek bir programın çok daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Nasıl?
Türkiye bu tip bir değişime nasıl hazırlanabilir diye sorulduğunda, elbette ilk konu eğitim olacaktır. Bu konuda İngiltere’de “direnç (resilience)” teması etrafında yapılması plânlanan etkinlikler ilham verici olabilir (Godwin, 2019). İngiliz Eğitim Bakanı Damian Hinds her ne kadar sınav gibi konular önemliyse de 10 yıl içinde bu sınavlara dair hiçbir şeyin bir ülkenin işgücünün başarısını ölçmede yeterli olmayacağını düşündüğünden, İngiliz öğrencilerin direnç ve adaptasyon kavramları üzerinden karakter eğitimi ağırlıklı bir öğrenim modeli önermektedir. Açıkçası bu kadar çok belirsizliğin olduğu bir ortamda sistem içindeki bireyleri güçlendirerek kendi kendilerine yetecek, o karmaşanın içinde kendi yollarını bulabilecek bilgi ve tecrübeyi onlara kazandırmak bana da daha önemli gözüküyor.

Dijital dönüşüm konusunun kapsamının büyüklüğünü, paydaş sayısının çokluğunu ve konunun belirsizliğini düşününce, Türkiye’nin karşılaştığı dijital dönüşüm probleminin bir karmaşık adaptif sistem olarak değerlendirilmesinde fayda görüyorum. Karmaşık adaptif sistemler bir merkezden kontrol edilemeyen kendiliğinden zuhur eden yapıların (emergent) ortaya çıktığı aşağıdan yukarıya hareketlerin aktif olduğu sistemlerdir (Aydinoglu, 2013). Örneğin internet böyle bir teknolojidir. Çok fazla sayıda elemanın birbirleriyle etkileşim içinde olduğu açık bir sistem olan internetin merkezî bir kontrolü düşünülemez bile. İnternet sansürleri ve yasaklarının da kalıcı olamaması bu yüzdendir. İnternet hakkında kısa vadeli öngörüler yapılmakla birlikte, 2050 yılında İnternetin nasıl olacağına dair, fütürist değilseniz, büyük bir belirsizlik hâkimdir.

Benzer şekilde dijital dönüşümü de böyle değerlendirmek gerekir. Her sektörde firmalar ve tüketiciler kendi dinamiklerine uygun olarak birbirleriyle bilinçli ve bilinçsiz bir iletişim içinde aksiyon hâlindeler. Örneğin turizm sektörü Booking.com, Expedia ve AirBnb gibi dijital platformlarla büyük bir altüst oluş içinde. 176 yıllık bir İngiliz turizm şirketi geçen ay iflasını istemek zorunda kaldı. Ulaşım sektörü Uber ve Lyft ile ülkemiz de dahil dünyanın birçok yerinde ticarî taşımacılık sektörünü değiştirdi. Amazon, eBay ve Alibaba gibi elektronik ticaret siteleri marketten veya dükkândan aldığımız şeyleri internet üzerinden bize satmaktan çok daha fazlasını yapıyorlar, alışverişte bir zihniyet değişikliği yaşanmakta. Elektronik sağlık kayıtları ve giyilebilir medikal özellikli cihazların yarattığı yasal kargaşaları henüz aşamadık (Özkan vd., 2019). Daha birçok sektörde de bu dönüşümler devam ediyor. Zaten insanlık olarak bu süreç için ortak bir tanım bile geliştirememiş olmamız dijital dönüşümün karmaşık adaptif sistem teorisi yönünden değerlendirilmesi gereğinin altını çiziyor.

Bu bağlamda sistem içindeki bireyleri bilgi ve beceri ile donatmanın en doğru yaklaşım olduğu düşünüyorum. Bu yaklaşımla (i) bireyleri güçlendirerek ihtiyaç duyacakları bilgi ve becerileri kendi kendilerine öğrenmelerinin yolunu açarak belirsizliğin bireyler üzerindeki etkisini minimize etmek; (ii) yetişmiş, donanımlı bireylerin yenilikçi uygulamaların öncüsü olmasının ülke ekonomisine pozitif katkısını sağlamak ve nihayetinde (iii) katılımcı ve demokratik bir nüfus ile bireylerin bu dönüşümü yaşayarak içeriden sağlamak mümkün olacaktır.

Kamunun rolünü ise kolaylaştırıcılık olarak görüyorum. Kuvvetli bir merkezî anlayışa sahip ülkemizde önerim garip gelebilir ama burada kolaylaştırıcılık rolünün sanılanın aksine çok daha aktif bir rol olduğunun altını çizmek gerekir. Finansman kaynakları ve çeşitlilik anlamında cömert kabul edilebilecek bir seviyede destekler mevcut ise de diğer ekosistem bileşenlerini yeteri kadar dikkate almayan bir anlayışın, tüm iyiniyetli çabalara rağmen, ülkemizde istenilen seviyede inovasyon yarattığını söylemek zor. Hâlihazırda bürokrasinin yarattığı gereksiz bir karmaşanın da bu tip hızlı dönüşümlerin önünde ciddi bir engel teşkil ettiğini belirtmekte fayda var. Başarılı bir dijital dönüşümün ise imalat sektöründen servisler sektörüne ve bu sektörlerde üretilen değerlerin küresel değer zincirlerine entegrasyonuna, hukukî düzenlemelerden eğitime, nihayetinde tüm bu ayrı gözüken sistemlerin entegrasyonuna ve toplum tarafından kabul edilmesine kadar birçok paydaşın eşgüdümüne ve bir dizi devasa problemin çözümüne muhtaç olduğu ortadadır. Kamu kolaylaştırıcı rolü, görüldüğü gibi, kapsamlı bir sistem anlayışı gerektirmektedir.

Sözde kalmayan bir toplumsal mutabakat ile kamu-üniversite-sanayi iş birliği sağlamanın, Japonya’nın plânladığı Toplum 5.0’a benzer bir anlayışla, Türkiye’yi yavaş bir başlangıç yaptığı 21. Yüzyılda hak ettiği yere taşıyacağını düşünüyorum.

Kaynakça
• Akçomak, İ.S. (2018). Teknoloji ve İşgücü: Dijital dönüşüm İşlerimize Ne Yapacak? İktisat ve Toplum, 92, s.66-69.
• Aydinoglu, A.U. (2013). Towards a new understanding of virtual research collaborations: Complex adaptive systems framework. Sage Open, (3)4, doi: 10.1177/2158244013507269
• Chew, E. (2013). Value Co-creation in the Organizations of the Future. IT Leadership in Transition-The Impact of Digitalization on Finish Organizations.
• Erdil, E. (2018). Dijital dönüşüm / endüstri 4.0 ve Türkiye. İktisat ve Toplum, 92, s.57-61.
• Godwin, R. (2019). You can’t teach schoolchildren ‘resilience’ when they’re micromanaged every day. Guardian. İndirildiği yer https://www.theguardian.com/commentisfree/2019/may/31/schoolchildren-resilience-education-secretary-pupils
• Government of Japan (2017). So what is Society 5.0? İndirildiği yer https://www.gov-online.go.jp/cam/s5/eng/
• OECD (2018). Putting faces to the jobs at risk of automation: Policy brief of the future of the work. Paris: OECD.
• Ozkan, O., Aydin Son, Y., Aydinoglu, A.U. (2019). Security and Privacy Concerns Regarding Genetic Data in Mobile Health Record Systems: An Empirical Study from Turkey. bioRxiv 678912; doi: https://doi.org/10.1101/678912
• SearchCIO (2019). "What is digital transformation (DX) ? - Definition from WhatIs.com".
• TÜBİTAK (2017). Yeni Sanayi Devrimi: Akıllı Üretim Sistemleri Teknoloji Yol Haritası. Ankara, TÜBİTAK.
• TÜSİAD (2016a). Türkiye’nin küresel rekabetçiliği için gereklilik olarak Sanayi 4.0: Gelişmekte olan ekonomi perspektifi. İstanbul: TÜSİAD
• TÜSİAD (2016b). Türkiye’de dijital değişime CEO bakışı raporu. İstanbul: TÜSİAD