İçindekiler
Dergi Arşivi

Türkiye Sanayisinde İş Gücü Verimliliği (2005-2016)

Dr. Nazmiye DEMİR / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Sanayi ve Verimlilik Genel Müdürlüğü) - Dr. Halit SUİÇMEZ / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Sanayi ve Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

1. GİRİŞ
Bu çalışmada amaç, 2005-2016 döneminde, Türkiye sanayinin iş gücü verimliliğindeki değişimlerini incelemek, ortaya çıkan sonuçlar üzerine bazı değerlendirmelerde bulunmaktır. Çalışmanın bir diğer amacı ise Türkiye ekonomisinde verimlilik temelli politikaların oluşturulmasına katkı sağlamak ve bu yönde yapılması düşünülen çalışmalara ışık tutmaktır. Çalışmada önce verimlilik ve iş gücü verimliliği ele alınmakta, bu kapsamda Türkiye sanayisinin yıllık ortalama iş gücü verimliliği değişimi incelenmektedir. Sanayide iş gücü verimliliğinin analizi bölümünde incelenen dönemde (2005-2016) sektörlerin iş gücü verimliliğindeki değişimleri ve olası nedenleri ele alınmaktadır.

Tüm ülkelerde üretim süreci ile istihdam arasındaki ilişkileri kuran tek ve en önemli değişken iş gücü verimliliği değişkeni olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, bir ekonominin üretim sürecinde rol oynayan temel dinamiklerin anlaşılmasında ve değerlendirilmesinde esas kriter iş gücü verimliliği değişimlerinin incelenmesidir. Verimlilik sürecinde iş gücü verimliliğinin yanında; enerji verimliliği, sermaye verimliliği, toplam ham madde ve malzeme verimliliği gibi verimlilik ölçütleri de bulunmaktadır. Analiz için ihtiyaç duyulan verilerin bulunması halinde Toplam Faktör Verimliliğini (TFV) ölçmek verimlilik amaçlı olarak yapılacak analizlerin en yararlısı olarak görülmektedir. TFV, yukarıda sıralanan tüm üretim faktörlerinin hepsinin birden muhasebeleştirildiği ve üretim sürecinin tamamının verimliliğini ölçen verimlilik türüdür (OECD, 2001). Ancak hem sermaye faktörünün hesaplanmasındaki zorluklardan hem de verilerin sürekliliğinin her zaman sağlanamamasından dolayı TFV çoğu zaman düzenli bir biçimde hesaplanamamaktadır (Balkan ve Suiçmez, 2017). Bu nedenle bu çalışmada iş gücü verimliliği değişimlerinin incelenmesi yoluna gidilmiştir.

Küresel rekabette yer almak ve daha ileri noktalara geçebilmek için başta iş gücü verimliliği olmak üzere toplam faktör verimliliklerinin sürekli geliştirilmesi gerekli bulunmaktadır. Bunlardan iş gücü verimliliği, ülkelerin toplumsal gelişiminin en temel göstergesi olarak değerlendirilir. Ülkelere göre verimlilik düzeyinin karşılaştırıldığı çalışmalarda, Türkiye’nin verimlilik düzeyinin ortalamaların altında olduğu ortaya konulmuştur. Gelişmiş, yarı gelişmiş ve gelişmekte olan bir grup ülke (24 ülke) içinde Türkiye’de 2005-2014 döneminde iş gücü verimliliğindeki değişimin performansı karşılaştırıldığında, söz konusu dönemde adı geçen 24 ülke içerisinde 17. sırada yer almaktadır. Bu dönemde Türkiye’nin yıllık ortalama iş gücü verimliliği artışı %1,64 iken 24 ülkenin ortalaması %3,20 olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’nin yaşamakta olduğu temel makroekonomik sorunların temelinde de verimlilik düşüklüğü olduğu düşünülmektedir (Balkan ve Suiçmez, 2017).

Çalışmada, oran analizleri tekniği kullanılarak hesaplanan ulusal verimlilik göstergeleri diyalektik bir yöntemle yorumlanmaktadır. Bu incelemede, kapsam olarak, 2005-2016 döneminde, Türkiye sanayisinin; toplam sanayi, elektrik, ara malı, enerji ve ana sanayi dalları ele alınmaktadır. Takvim etkilerinden arındırılmış çalışan kişi başına üretim endeksi (2010 baz yılı) olarak tanımlanan iş gücü verimliliği, bu incelemenin ana değişkenidir. İş gücü verimliliği hesabında, yıllık üretim değerlerinin çalışan sayısına bölünmesi sonucunda elde edilen değer kullanılmıştır.

Bu çalışmada öne çıkan ilk sonuçlar şunlar olmaktadır; Toplam sanayide 2005 yılında 86,66 olan iş gücü verimlilik endeksi, 2016 yılında 107,28’e ulaşmıştır. Sanayinin alt sektörleri içinde iş gücü verimliliğinin en yüksek oranda artışı, elektrik, gaz ve iklimlendirme dalında gerçekleşmiştir. 2005’te 61,86 olan verimlilik endeksi 2016 yılında 142,44 olmuştur. Benzer bir sonuç dayanıklı tüketim malları sektöründe izlenmiştir. 2005 yılında 79,45 olan endeks 2016’da 105,65’e ulaşmıştır. Enerji sektöründeki verimlilik endeksi ise 82,10’dan 137,95’e ulaşmıştır. Görüldüğü gibi, söz konusu dönemde iş gücü verimliliği en yüksek düzeyde artış gösteren sektörler, tüketim ve enerji ağırlıklıdır.

Bu dönem içinde, iş gücü verimliliğinde gözlenen önemli düzeydeki artış, temel eczacılık ürünleri imalatında gerçekleşmiştir. 2005 yılında 78,27 olan endeks değeri 2016’da 186,00’a ulaşmıştır. Kâğıt ve kayıtlı medya sektörlerinde de aynı dönemde önemli verimlilik artışları olduğu izlenmiştir.

İçecek, tekstil, deri ve kok kömürü ve petrol ürünleri imalatı gibi geleneksel sektörlerde iş gücü verimliliklerinde önemli oranda düşüşler yaşanmıştır. Bilgisayarlar ve elektronik optik ürünler imalatı sektöründe 2005’den 2016’ya iş gücü verimliliğinde ciddi düzeyde bir düşüş söz konusu olmuştur.

2-VERİMLİLİK ARTIŞLARININ BÜYÜME VE KALKINMADAKİ ÖNEMİ
Günümüzde verimlilik kavramı ülkelerin kalkınma çabalarının değerlendirilmesinde esas olan göstergelerden biridir. Ulusal refahın arttırılmasında verimliliğin oldukça önemli rolü olduğu düşüncesi yaygın bir kabul görmektedir. Kalkınma düzeyini yükseltmek isteyen her toplumun temel hedefi mevcut kaynaklarını en yararlı yerlerde ve en yararlı biçimde kullanarak üretimini en çoğa çıkarmak olacağından, bu ülkeler için verimlilik çok önemli bir kavram olarak ön plana çıkmıştır. Üretim sürecinde girdilerin çıktıya dönüşme oranı olan verimlilik, bir ülkenin büyüme performansının ölçülmesinde kullanılan en temel göstergelerden biri olarak öne çıkmaktadır.

2.1. Kısmi Verimlilik
Üretim faaliyeti sonunda elde edilen çıktının bu üretimde kullanılan girdilerden herhangi birine oranlanmasıyla kısmi verimlilik hesaplanmaktadır. Verimlilik analizine konu olan girdilerin emek, sermaye, malzeme ve hammadde olmasına göre hesaplanan verimlilik oranları emek verimliliği, sermaye verimliliği, malzeme ve hammadde verimliliği olarak adlandırılır.

Sektörlerin performansını ölçmede de en önemli kavram olan verimlilik, üretim sürecinde kullanılan faktörlerin kısmi verimlilikleri ve toplam faktör verimliliklerinin belirlenmesiyle ortaya konulur.
Kısmi verimlilik göstergeleri, üretim sürecinde gözlenebilen ve ölçülebilen, yani üretime doğrudan doğruya katılan iş gücü ve sermaye faktörlerinin üretime yaptığı katkıları ortaya koyar. Üretim sonucu elde edilen katma değer ile bu katma değerin yaratılmasında doğrudan kullanılan girdiler arasındaki ilişkileri açıklar. Kısmi faktör verimliliklerinin yükselmesi kaynakların daha verimli kullanılması anlamına gelir. Söz gelimi bir sektördeki iş gücü verimliliği diğer sektöre göre sistematik olarak daha yüksekse o sektörde kaynakların daha verimli kullanıldığı anlamına gelmektedir (Saraçoğlu ve Suiçmez, 2006).

2.1.1. İş Gücü Verimliliği
Bir kısmi verimlilik türü olan iş gücü ya da emek verimliliği, verimlilik artışında rol oynayan faktörler arasında başat ölçütlerdendir. Bu ölçütün önemi noktasında Kullmert, dört esas geliştirmiş olup bunlardan ilki; toplumların makine ve robotlardan değil, insanlardan oluştuğu esasıdır.

İkincisi, insan ekonomik faaliyetlerin (çabaların) gayesini oluşturmaktadır. Üçüncüsü, insan (emeği), mal ve hizmet üretimi ile ilgili tüm üretim süreçlerinde bulunmaktadır. Son olarak insan/emek, kalitesinde/niteliğinde farklılıklar olsa bile üretime katılan üretim faktörleri içinde en homojen olanıdır (Aksu, 1993).

Adam Smith için de emek etkinliği önemlidir. Ona göre emek, verimli ve verimsiz emek şeklindedir ve “verimli” olduğu zaman kıymetlidir. Bu nedenle verimsiz emek(çiler), hizmetlerini satanlar, fakat hizmetleri istense de kâr üretemeyen ya da sermaye birikimi ile sonuçlanmayan ve bu nedenle de iktisadî süreci ilerletmeyen bir “sıradan hizmetçiler” türüdür. Zira verimsiz emek(çiler), sermaye birikimine katkıda bulunmamaktadır ve ücret maliyetine ve dolayısıyla verimsiz bir zemine yol açmaktadırlar. Daha da ötesinde Smith için verimsizlik refah önünde engeldir. Zira örneğin Smith’e göre Hollandalılar, doğal kaynakları olmamalarına rağmen verimlilikte emek etkinliği ile ülkelerinin refahını sağlamışlardır (Turanlı, 2008: 67).

İş gücü ya da emek verimliliği ve iş gücü miktarında meydana gelen artışlar, GSMH büyümesine kaynaklık edeceğinden, iş gücü verimliliği çok önemli bir ölçüttür. İş gücü verimliliği işletmelerin üretim performanslarındaki iyileşmeyi ve gelişmeyi, dolayısıyla sektörlerin rekabet güçlerini yansıtan önemli göstergelerdendir (Saraçoğlu ve Suiçmez, 2006).

2.2. Toplam Faktör Verimliliği
TFV ise üretimde kullanılan tüm kaynakların etkinlik derecelerini ölçmektedir. İktisadın büyüme teorisinde temel dinamiklerden biri olan toplam faktör verimliliğindeki artışlar, ülkelerin sürdürülebilir büyümelerinde ve toplumsal kalkınmalarında en önemli değişkenlerdendir. Çıktıdaki büyüme, büyüme muhasebesi tekniğiyle analiz edilir. Büyüme denkleminde, büyümeyi, yani üretim artışını sağlayan üç adet temel faktör söz konusudur. Bunlar; sermayedeki artış, iş gücündeki artış ve bu iki faktörü en uygun biçimde birleştirip etkin kullanma becerisi olarak tanımlayabileceğimiz toplam faktör verimliliğindeki artış olarak ele alınan değişkenlerdir.

Faktör fiyatları ile faktör verimlilikleri arasında da önemli bir bağlantı olması gerektiği ifade edildiğinden, TFV değişkeni, büyümeden başka, bölüşümün de önemli bir unsuru olmaktadır. Örneğin, reel ücretlerin belirlenmesinde reel iş gücü verimlilikleri dikkate alınan önemli unsurlardan biridir. Verimlilik, hem mevcut girdilerin etkin kullanılmasıyla hem de mevcut gelirin etkin dağılımıyla toplumsal kalkınmanın en önemli araçlarından biri olarak önemsenmeye devam etmektedir (Suiçmez, 2008). Bunlardan başka, yine, TFV deki artışlar; hem firmaların en önemli performans göstergesi olarak ele alınmakta, hem de ülkelerin küresel rekabette ileri noktalara ulaşmasında birincil değişken olarak yorumlanmaktadır.
TFV, iktisatta ekonomik büyümenin kaynaklarından biridir. Çıktıdaki büyüme, büyüme muhasebesi tekniğiyle analiz edilir. Sermayedeki artış, iş gücündeki artış ve teknolojideki gelişmeler büyümedeki yani reel GSYH’deki artışın unsurlarıdırlar.

2.2.1. TFV ve Büyüme İlişkisi
TFV, ülkelerin ekonomik büyüme süreçlerinde en önemli değişkenlerden biri olduğu için, büyüme çalışmalarında genellikle ele alınan temel değişkenlerden başlıcasını oluşturmaktadır.

Üretim süreci, üretim artışı ve üretim faktörleri arasındaki ilişkileri araştıran üretim fonksiyonu ile anlaşılır. Üretim fonksiyonunda, ortaya çıkan üretim artışı ile üretim faktörleri arasındaki ilişkiler sorgulanmaktadır. Daha önce de ifade edildiği gibi, büyüme denklemi (Y= f (A, K, L) kapsamında, üretimdeki artış; sermayenin, emeğin ve bu iki temel faktörün etkin kullanılma becerisi olan toplam faktör verimliliğinin ortaklaşa bir sonucudur (Suiçmez, 2015). Burada her bir faktörün üretimdeki payını bulmaya çalışan yaklaşıma da “büyüme muhasebesi” denilmektedir.

Yapılan bir araştırmada, Türkiye’de 2012-2016 dönemindeki genel büyümede toplam faktör verimliliği payının %13 olduğu hesaplanmıştır (UNDP, Kalkınma Bakanlığı 2018). Söz konusu çalışmada “imalat sanayinde 2003-2014 döneminde, 82 farklı alt sektörün üretimi içinde iş gücünün payının %9, malzemelerin payının %75-80, enerjinin payının %4, içinde toplam faktör verimliliğinin de bulunduğu açıklanamayan diğer etkenlerin payının ise %9 olarak hesaplandığı ifade edilmektedir.

Büyüme muhasebesi yöntemiyle yapılan pek çok çalışmada, sanayileşmiş Batılı ülkelerdeki büyümelerde toplam verimlilik payının genelde yüzde 50 ve üzerinde olduğu ortaya konulmaktadır (Suiçmez, 2008). Araştırmaların da gösterdiği gibi, ülkemizin ekonomik büyüme performansında toplam faktör verimliliğinin katkısı sınırlı kalmakta ve istikrarsız bir seyir izlemektedir.

2.3. Verimliliğin Önemi
Verimlilik kavramının gerek toplumsal gerekse ekonomik yaşamdaki önemini kısaca birkaç başlık altında belirtebiliriz.

2.3.1. Bölüşümde Artık Değer Unsurudur
Klasik okulun büyük temsilcilerinden K. Marx (1818-1883), “Emeğin toplumsal üretkenliğindeki gelişmeyi, aynı şekilde, aynı sayıda işçinin daha fazla makine ve genellikle daha çok sabit sermaye kullanılması sayesinde, aynı sürede, yani daha az emekle, gitgide artan miktarda ham ve yardımcı maddeleri ürüne çevirmesi olgusuyla kendini gösterdiğini” belirtmiştir (Marx,1990). Diğer yandan Marx, emek verimliliğindeki artışla beraber emek gücünün fiyatının düşebileceğini, bunun da artık değerde bir yükselmeye yol açabileceğini ifade etmiştir. Ülkelerde verimlilik ile ücret arasındaki makasın açılması bu yaklaşıma bir örnek teşkil etmektedir.

2.3.2. Kalkınmanın İtici Gücü Olarak Görülmektedir (Nurkse’ün “Kısır Döngü” Teorisi)
Verimlilik, az gelişmiş ekonomiler açısından daha büyük bir önem taşımaktadır. Erden Öney’in konu ile ilgili bir yayınında belirttiği gibi; “bu ülkelerin ekonomileri hem arz hem de talep yönünden “fakirliğin kısır döngüsü” içinde yer alırlar” (Öney,1968).

Arz yönünden bakıldığında az gelişmiş ülkelerde reel gelir seviyesi düşüktür. Bu durum toplumun bu gelirden yapacağı tasarrufun da düşük olmasına yol açar. Tasarruf az olunca bundan yapılacak yatırımlar da sınırlı kalır. Yatırımların yetersizliği verimliliğin de düşük kalmasına sebep olur. Düşük verimliliğin sonucu da düşük gelir demektir. Aşağıda Erden Öney’in çalışmasından alınan Şekil 1’den de görülebileceği gibi, arz yönünden az gelişmiş ekonomilerin içinde bulundukları kısır döngü resmedilmiştir.

 

Şekil 1. Verimlilik ile Makro Ekonomik Değişkenlerin İlişkisi (arz yönünden)

Talep yönünden de az gelişmiş ülkelere bakıldığında; reel gelir düşükse toplumun satın alma gücü de düşüktür. Satın alma gücü düşükse harcamaları da düşük kalır. Bu durumda yatırımlar için pazar darlığı var demektir. Yani talep düşükse üretim de (yatırım) düşük kalacaktır. Pazar darlığı girişimcinin yatırım hevesini kırmakta, yatırımlar yetersiz kalınca verimlilik seviyesi de düşük kalır. Düşük verimlilik düşük gelir anlamına gelmektedir. Şekil 2 talep yönünden az gelişmiş ekonomilerin içinde bulundukları kısır döngüyü göstermektedir (Öney,1968).

 

Şekil 2. Verimlilik ile Makro Ekonomik Değişkenlerin İlişkisi (talep yönünden)

Hem arz hem de talep yönünden az gelişmiş ülkelerin içinde bulundukları bu kısır döngüyü kırmaları gerekmektedir. Bunun yolu, hem üretimde verimlilik (arz) hem de tüketimde verimlilik ve etkinlik (talep) sağlamaktan geçmektedir.

Yani hem mevcut girdileri daha etkin ve verimli kullanarak, hem de mevcut geliri daha etkin ve verimli harcayarak, toplumsal kaynakları daha adil, dengeli bölüştürüp, daha faydalı olabilecek alan ve konulara yatırımlar yaparak gerçekleşebilir.

2.3.3. Azalan Verim Yasasının Temel Konusudur
Smith’in çağdaşlarından Fransız iktisatçı Turgot (1727-1781) “Azalan Verimler Yasası”nı ilk kez uygulamıştır (Law of Diminishing Returns). 1776’da yayımladığı “Servetin Oluşum ve Dağılımı Hakkında Düşünceler” isimli kitabında Çoğalan Masraf Kanunu da denilen ve gizli işsizliğe yol açan bu yasayı tarımsal işletmelerde kullanmıştır. Bu yasa şudur: Üretim girdilerinden sadece birinin miktarının çoğaltılması diğerlerinin sabit tutulması halinde, toplam ürün miktarı bir noktaya kadar sürekli artar, sonra azalmaya başlar. Ortaya çıkan bu genel eğilim kuralına Azalan Verimler Kanunu denir.

2.3.4. Şirketin Performansını Anlama Ölçütü Olarak Kullanılmaktadır
Bir işletmenin verimli çalışıp çalışmadığını gösteren önemli göstergelerden biridir. Bir üretim sürecinde girdiler, toplam ürünü maksimize edecek şekilde bir araya getirilmişlerse, optimum faktör bileşimine ulaşılmış demektir. Bu girdilerin kullanım miktarında yapılacak değişiklikler elde edilen çıktı miktarını etkileyecektir. Girdi değişiklikleri ile elde edilecek çıktı miktarındaki değişiklikler üretim sürecinde kullanılan girdilerin verimlilikleri ile ilgilidir. Bunlar üretim fonksiyonunda ölçek ekonomileri ile sağlanır.

Ölçeğe göre sabit getiri, üretim için kullanılan girdilerin artışının, çıktıda aynı oranda artış yaratacağı anlamına gelmektedir. Yani üretimin ölçeği değiştirildiğinde, örneğin arttırıldığında, diğer bir ifade ile daha çok sermaye ve daha çok emek kullanıldığında, elde edilen ürün miktarında meydana gelecek artış, girdilerdeki artıştan daha fazla olmayacaktır. Bu durumda çalışan bir işletme, kaynaklarını en etkin şekilde kullandığından optimum faktör bileşimine ulaşmış demektir. Bu bileşimde çalışan bir işletmede ölçek büyütülmesi, içsel ekonomi sağlamayacağı için maliyeti azaltıcı bir tasarruf etkisi yaratmayacaktır. Dolayısıyla, ölçek küçültmesi de maliyet artırıcı etki yapmayacaktır. Diğer bir ifade ile ölçek değişmesi içsel ekonomiler sağlamayacağından, işletmeye mevcut durumu sürdürmesi tavsiye edilir.

Azalan getiri durumunda ölçeği küçültmek maliyetlerde tasarruf sağlayarak verimlilik artışına yol açacağından böyle bir işletmeye ölçeği küçültmesi tavsiye edilir. Bu durumda işletme kaynaklarını verimli kullanmıyor demektir. İşletmeler daha verimli çalıştıkça piyasadaki rekabet gücü artmaktadır.

Küresel rekabette kalıcı olabilmenin koşulları, işletmelerin yüksek kalite ve verimlilikte çalışmalarıdır. Türkiye imalat sanayi ürünlerinin de bu bağlamda, dünya piyasalarında yüksek verimlilikle yarışmaları gerekmektedir (Demir vd., 2001).

Bu açıdan bakıldığında işletmelerin yer aldığı sektörlerin de verimli çalışıp çalışmadıkları, dolayısıyla piyasada rekabet güçlerinin olup olmadığını anlamak için başvurulan yöntemlerden biri, üretim fonksiyonları incelenerek ölçek ekonomileri sağlayıp sağlamadıklarına bakmaktır.

2.3.5. Ülke ve Firma Ekonomisinin Temel Performans Göstergesidir
Bir ülke ekonomisinin ve firmanın temel performansı toplam faktör verimliliği ve emek üretkenlik göstergelerinin incelenmesiyle anlaşılır. Bu en sağlam ölçüttür ve verilerin olduğu çoğu ülkelerde her zaman bu değişkenlerden yararlanılmaktadır.

Girişimlerde teorik olarak ölçek büyüklükleri ile verimlilik arasında doğru orantılı ilişki olduğu kabul edilmektedir. Bir firma, sektör ya da sanayide üretim kapasitesinin artması sonucunda üretim artış oranının maliyetlerdeki artış oranından daha yüksek olması olarak tanımlanan ölçek ekonomisi sayesinde uzun dönemde ortalama maliyetler düşmektedir. Bu düşüş firma ölçeği büyüdükçe verimliliğin artmasına sağlayan unsurlardan biri olmaktadır (Ünal ve Karakaş, 2016).

2.3.6. Ücret Belirlemede Önemli Bir Değişkendir
Verimlilik artışları ve göstergeleri toplu iş sözleşmelerinde, toplumsal çekişmeye meydan vermeden üretimi artırıp, bölüşümü düzeltme potansiyeli taşıyan “adil” bir kaynaktır.

İşte bu gerçekler ve gerekçeler ışığında, bu çalışmada, sanayi sektöründeki iş gücü verimliliği değişimleri analiz edilmekte, sonuçlar yorumlanmakta ve ülkemizin sürdürülebilir bir büyüme politikasına ulaşmasında verimlilik artışlarından gelebilecek katkılara yardımcı olmak amacıyla, bazı öneriler geliştirilmektedir.

3. Sanayide İş Gücü Verimliliği Analizi
Bu çalışmada iş gücü verimliliği, çalışan kişi başına üretim endeksinin istihdam endeksine bölünmesiyle elde edilmiştir. Bir önceki döneme göre sektörlerdeki iş gücü verimlilik değişiklikleri; verimliliği artan, azalan ve değişim göstermeyenler de “yatay seyredenler” olarak gruplandırılmıştır.

3.1.Verimliliği Artan Sektörler
Türkiye sanayisinde 2005-2016 döneminde iş gücü verimliliği artan sektörler şunlardır:
• Toplam sanayinin 2005 yılında 86.66 olan indeks değeri, 2016 yılında 107,28 olarak kaydedilmiştir.
• Madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe 2005 yılında 93,52 olan iş gücü verimliliği indeksi, 2016 yılında 117,42 değerine ulaşmıştır.
• İmalat sanayisinde 2005 yılında 88,55 olan indeks, 2016’da 106,25’e yükselmiştir.
• Elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme sektöründeki iş gücü verimliliği indeksi, 2005 yılında, 61,86 iken, 2016’ya gelindiğinde 142,44 değerine çıkmıştır.
• Enerji sektöründe 2005 yılında 82,10 olan indeks 2016’da 137,95’e ilerlemiştir.
• Giyim eşyalarının imalatındaki iş gücü verimlilik indeksi, 2005 yılında, 86,04 iken, 2016’da 107,87 düzeyine erişmiştir.
• Kâğıt ve kâğıt ürünleri imalatıyla, kayıtlı medyanın basılması ve çoğaltılması sektörlerinde de önemli oranda verimlilik artışları elde edilmiştir.
• Temel eczacılık ürün ve malzeme imalatındaki, verimlilik 2005 yılında, indeks olarak, 78,27 iken, 2016’da önemli bir artışla 186,00’ ya ulaşmıştır.
• Makine ve ekipmanlarının kurulumu ve onarımı sektöründe 2005 ile 2010 arasında yatay seyreden iş gücü verimlilik indeksi, bu tarihten sonra yükselerek 2016’da 167,18 değerine sahip olmuştur.
Sanayide, 2005-2016 döneminde, iş gücü verimliliği en yüksek düzeyde artan sektörler sırasıyla; eczacılık, makine-ekipmanlarının kurulumu, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme ile enerji olmuştur.

3.2. Verimliliği Düşen Sektörler
• İçecek, tekstil, deri ve kok kömürü ve petrol ürünleri imalatı gibi geleneksel sektörlerde iş gücü verimliliklerinde önemli oranda düşüşler yaşanmıştır.
• Bilgisayarlar ve elektronik optik ürünler imalatı sektöründe 2005’den 2016’ya iş gücü verimliliğinde ciddi düzeyde bir düşüş söz konusu olmuştur.

3.3.Verimliliği Yatay Seyreden Sektörler
Bu çalışmada 2010 yılı baz alınmıştır. 2009 ve 2010 yılları ülkemizde küresel kriz sonrasında yaşanan en yüksek büyüme hızlarının gerçekleştiği yıllardır. Bu yıllardan sonra hem büyüme hızında hem de iş gücü verimliliğinde göreli olarak daha düşük bir eğilim söz konusu olmuştur (Balkan ve Suiçmez, 2017).

Bu incelemede, aşağıda verimliliği “yatay seyreden” sektörler olarak nitelenen sanayi dalları, 2010 yılından sonra sanayinin genel büyüme oranına da bağlı olarak, istikrarlı bir durgunluk içinde oldukları görülmüştür. Bu itibarla, analizler 2010 yılına dayandırılmıştır.

Türkiye sanayisinde 2010 yılından 2016’ya kadar verimliliği durağan seyreden sektörler de şunlar olmuştur:
• Ana sanayi gruplarından “ ara malı”, olarak adlandırılan sanayi dalında, iş gücü verimliliği indeksi, 2010 yılında 100,00 iken 2016 yılında 99,18 olarak gerçekleşmiştir.
• Tütün imalatındaki verimlilik de 2010 ve 2016 yıllarında durağan seyretmiş ve indeks değerleri olarak 100,00 rakamı dolayında bir hareket söz konusu olmuştur.
• Kimyasal imalatındaki iş gücü verimlilik indeksi de 2010-2016 döneminde durağan bir seyir izlemiştir.
• Ana metal sanayi iş gücü verimlilik indeksi de benzer bir trend içinde, 2010-2016 döneminde bir gelişme içinde olmuştur.
• Makine ve donanım hariç fabrikasyon metal ürünleri imalatındaki verimlilik eğiliminde de 2010-2016 döneminde “ durağanlık” söz konusu olmuştur.
• Elektrikli teçhizat imalatında da verimlilik eğilimi 2010-2016’da “durağan” seyretmiştir.
• Makine ve ekipman imalatındaki verimlilik eğilimi de 2010-2016’da yatay seyrederek “ durağan” bir tablo oluşturmuştur.
• Motorlu kara taşıtı, treyler sektöründe de 2010-2016 döneminde iş gücü verimlilik indeksi çok az bir oranda artış göstermiş olsa da “ yatay” seyreden bir eğilim içinde olmuştur, denilebilir.

2010-2016 döneminde verimlilikte “ durağan” bir gidiş içinde olduğunu saptadığımız sektörlerin, örneğin -ana metal, fabrikasyon metal, elektrikli donanım, makine, motorlu taşıtlar gibi – daha çok “ ihracatçı” sektör olmaları, Türkiye’nin ihracata dayalı sanayileşme ve büyüme yaklaşımında yeniden bir değerlendirme yapması gerekliliğini gözler önüne sermektedir.

4. Sonuç ve Öneriler
Türkiye sanayi sektöründe 2005 yılından 2016 yılına iş gücü verimliliğinde önemli değişimler gerçekleşmiştir. Başta ülkemizin geleneksel sektörleri olan içecek, tekstil, deri imalatı gibi önemli sektörlerde verimlilik düşüşleri yaşandığı gözlenmiştir. Yine önemli oranda verimlilik düşüşünün yaşandığı diğer bir sektörün ise “bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı” sektörünün olduğu anlaşılmaktadır. Bu sektörde iş gücü verimliliği indeksinin 2005 yılında 151,68 iken 2016’ya gelindiğinde 118,16’ya düştüğü izlenmektedir. Sanayi sınıflaması içinde teknolojik içeriği en yüksek düzeyde olan bu sektörde iş gücü verimliliğinde düşüş yaşanması son derece kayda değer ve kalkınma planları açısından dikkate alınması gereken bir konu olarak değerlendirilmektedir. Bu itibarla, araştırılması gereken önemli konulardan birini oluşturması düşünülmekte ve üzerinde detaylı araştırma yapılması gerektiği önerilmektedir.

Sanayinin kalbi olarak tanımlanan ve gerek büyüme ve gerekse de toplumsal kalkınmada motor işlevi gören imalat sanayi genelinde ise, bu dönemde küçük oranda bir verimlilik artışı gündeme gelmiştir. İncelenen dönemde verimliliği en yüksek düzeyde artan sektörlerden birinin, “eczacılık sektörü” olduğu görülmektedir. Elektrik, gaz, dayanıklı ve dayanıksız tüketim ile enerji sektörlerinde de önemli oranlarda verimlilik artışları yaşandığı izlenmektedir. 2005 yılında 88,55 olan indeks, 2016’da 106,25’ e ulaşabilmiştir. 2010’da 100 olan indeks 2016’ya kadar sadece yüzde 6’lık bir ilerleme sağlayabilmiştir.

Büyüme ve kalkınma açısından çok önemli olan imalat sanayi verimlilik artışlarının neden bu dönemde arzulanan düzeylerde olmadığı da yeni araştırma konularından biri olarak ele alınabilir.

Sanayinin iş gücü verimliliği 2012-2016 değişimlerine bakıldığında, ekonominin genel büyümesinde verimliliğin payının neden az olduğuna ilişkin bazı ipuçları yakalanabilmektedir. Verimlilik artışının imalattan çok, elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme, enerji gibi dallarda yaşandığı, imalat ve ara malı gibi doğrudan sanayiye yönelik alanlarda önemli bir artış yaşanmadığı, hatta bilgisayar, elektronik, optik ürünler imalatı gibi yüksek katma değer içeren sektörlerde de “verimlilik durgunluğu” olduğu gözlenmektedir.

Dünya Bankası önerilerinde de olduğu gibi, Türkiye’de yapısal değişim aracılığıyla büyümeyi ve kalkınmayı teşvik etmek için iş gücünün düşük verimlilikli sektörlerden yüksek verimlilikli sektörlere akışı sağlanmalıdır (Dünya Bankası, 2015).

Küresel büyümenin analiz edilerek gelecek 50 yıla ilişkin tahminlerin yapıldığı araştırma sonuçları, verimlilik artışının uzun dönemli ekonomik büyüme açısından son derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır (McKinsey Global Institute; Ünal ve Karakaş, 2016). Buna göre, küresel anlamda sürdürülebilir büyümeyi sağlamak eskisinden daha çok verimliliğin artışına bağlı olacağından işletmelerin kaynakların yönetildiği sektörlerin izlenmesi, yapısal verilerin toplanması ve verilerin ışığında bölgesel, ulusal ve küresel analizlerin yapılması önem taşımaktadır.

Bunların yanında ve daha da önemlisi, Türkiye’nin üretim süreçlerinde verimlilik düzeyinin artırılabilmesi için verimlilik ekonomisi planlamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu alanda yapılacak planlamanın, genel kalkınma planları kapsamı altında ilgili tüm kesimlerin katılım ve işbirliği ile gerçekleştirilmesi ve bir verimlilik politikasının oluşturulması önerilmektedir. Buna göre oluşturulacak verimlilik program ve projelerinin hayata geçirilerek uygulamaya konulması yararlı görülmektedir.

Kaynakça
• Aksu, Ömer A. (1993), Ücretler ve Verimlilik, İstanbul, İ.Ü. Yayınları.
• Balkan, D. ve Suiçmez, H. (2017), Türkiye ve Dünyada İş Gücü Verimliliğinin Karşılaştırmalı Analizi, Verimlilik Dergisi, 2017/1, ss16.
• Demir, N. Atalay, N. ve Birbil, D. Yıldırım, Ş. ve Ağaoğlu, O.K. (1997), Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi İşletmeler İçin Yatırım Seçenekleri. MPM Yayını NO: 618. Ankara. ss. 42.
• Demir, N. Atalay, N. ve Birbil, D. (2001), Rekabette Öncü Sektörler. MPM Yayınları. Ankara. ss.87.
• Dünya Bankası (2015), Türkiye’de İyi İşler, Beşeri Kalkınma Sektörü Avrupa ve Orta Asya Bölgesi.
• Kalkınma Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı ve UNDP (2018), Toplam Faktör Verimliliği Politika Çerçevesi Geliştirilmesine Destek Projesi, Yeşil Kitap. Mart 2018.
• Marx K., Kapital 3.Cilt. Çev. Alaattin Bilgi, 1990.
• Öney E, Verimlilik Kavramları ve Ölçülmesi, Yayımlanmış Doktora Tezi, SBF
• Öney E, (1968), Verimlilik Kavramları ve Ölçülmesi, S.B.F. Yayını No: 265, Ankara.
• Saraçoğlu, B. ve Suiçmez, H. (2006), Türkiye İmalat Sanayiinde Verimlilik, Teknolojik Gelişme, Yapısal Özellikler ve 2001 Krizi Sonrası Reel Değişimler. MPM Yayınları.
• Suiçmez, H. (2008), Ekonomik Büyümede toplam Faktör Verimliliğinin Rolü, MPM Yayınları, No: 698.
• Suiçmez, H. (2013), Verimlilik Ekonomisi ve Politika Arayışları, Verimlilik Dergisi, 2013/4, s,45-50.
• Suiçmez, H, (1990), Verimlilik, Büyüme ve Kalkınma, Verimlilik Dergisi, 1990/4, s.7-26)
• Suiçmez, H, (2015), Verimliliğin Ekonomi Politiği, Verimlilik Dergisi, 2015/1, s.13.
• T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınmada Anahtar Verimlilik, Sayı: 351, Mart 2018
• Ünal. M. ve H. Ç. Karakaş ( 2016), KOBİ’lerde Sektör ve Ölçek bazında İş Gücü Verimliliği. Kalkınma Araştırmaları Merkezi Araştırma Raporu. Kalkınma Bakanlığı.
• Üstünel, B, (1995), Ekonomik Kalkınmada Verimliliğin Yeri ve Önemi; Kalkınma Stratejisi ve Verimlilik Sempozyumu, MPM Yayın No: 189, Ankara.