İçindekiler
Dergi Arşivi

Türkiye’nin Vizyon 2023 Hedefleri Doğrultusunda Yüksek Katma Değerli Ürünlerde Markalaşma

İbrahim YALINKILINÇ / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü

 

29 Ekim 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100.kuruluş yıldönümü olan 2023 senesine gelindiğinde, dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisinden biri olma, kişi başına milli gelirde 25.000 Dolara ulaşma, 500 milyar Dolar ihracat yapabilme, dünya piyasalarında yer bulabilen "Türk Malı" otomobilin üretilebilmesi gibi bir takım hedeflerin yer aldığı “Vizyon 2023” belgesi, 2011 yılında açıklanmıştır.

2015 yılı itibarıyla Türkiye’nin Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası cari fiyatlarla yaklaşık 1,954 trilyon TL (720 Milyar Dolar), kişi başına milli geliri 9261 Dolar, ihracatı da yaklaşık 144 Milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir (TUİK, 2016).1,2

Yukarıda sözü geçen hedeflere ulaşılabilmesi için her yıl düzenli olarak yaklaşık en az %10’luk bir büyümenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu da 2023 hedeflerine ulaşabilmenin zorluğunu ortaya koymaktadır. Kalan 7 yılda, her yıl bu kadar büyük oranda büyümenin sağlanabilmesi ve ihracatın artırılabilmesi, ancak yüksek katma değerli ürünlerin ve bunları üreten markaların ortaya çıkması, dünya piyasasında yer alması, ithalatı azaltıp ihracata yön vermesiyle mümkün olabilecektir. Ancak, 2023 hedeflerine tam olarak ulaşılamasa bile, hedeflere ne kadar yaklaşılabildiği de bir başarı ölçütü olacaktır.

Yüksek Katma Değerli Ürün

Katma değer, belli bir ürünün (mal veya hizmet) satış fiyatından, o ürünü meydana getirmek için başkalarından satın alınan girdilerin bedeli düşüldükten sonra kalan miktara verilen addır. Bu bakiye; kâr, kira, faiz ve ücret talep edenler arasında bölüşülmektedir. Katma değeri tersten tanımlamak gerekirse, “satılmış ve parası alınmış” bir ürünün satış fiyatı içindeki kâr, kira, faiz ve ücretler toplamıdır denebilir. Bu toplam da net katma değeri tanımlamaktadır (Cansen,2013).3

Yüksek katma değerli ürünlerin önemi son yıllarda daha çok ortaya çıkmış olup her platformda bu önem vurgulanmaya başlanmıştır. Zira, önceki Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fikri Işık da, bir ton demirin, bir i-Phone etmediğini, bu tablonun bizim Ar-Ge, inovasyon ve katma değeri yüksek ürünler alanında gelişmemiz gerektiğine bir işaret olduğunu, bu amaçla ilk adımın atıldığını, TÜBİTAK’ın yerli cep telefonu geliştirilmesi amacıyla çağrıya çıkıldığını ve bu çağrıyla destek verilen özel sektör firmaları tarafından tüm alt bileşenleri yerli olan akıllı telefon geliştirilmesi çalışmasına başlandığını ifade etmiştir (IŞIK,2015).4

Ege Cansen’in yüksek katma değerli ürünlerle ilgili şu görüşü dikkate değerdir: ”Televizyon, yükte hafif pahada ağır bir üründür. Çimento ise tersidir. Televizyonun satış fiyatı içinde katma değer çoktur. Çimentoda azdır. Soru şu: Türkiye bunlardan hangisini ihraç ederse daha fazla milli gelir yaratmış olur? Cevap, hangi ürünün satış fiyatı içinde daha yüksek milli katma değer varsa, onun ihracatı milli geliri daha fazla artırır. Yani içinde daha yüksek katma değer olan televizyon, eğer içinde çok miktarda ithal parça varsa, bu cihazı ihraç etmek, çimento ihraç etmeye göre daha fazla katma değerli ürün ihraç edilmiştir anlamına gelmez. Hangi ürünün katma değeri yüksektir sorusunun kestirme cevabı şudur: Hangi ürünün üretimi, ham madde tedarikinden, nihai kullanıcının eline geçinceye kadar daha çok sayıda ve daha yüksek ücretli insana iş imkânı yaratıyorsa odur” (Cansen,2013).

Bu görüşü destekleyen başka bir veri de Amerika Birleşik Devletleri markası olan Apple’ın ürettiği “i-Phone” adlı akıllı telefon markasının üretim sürecidir. “i-Phone” üretim sürecinde Apple haricinde 9 firma rol oynamaktadır. Bu firmalar ABD, Almanya, Japonya, Kore ve Tayvan firmalarıdır. Tablo 1’de bir i-Phone 3G’nin parçaları ve maliyetleri görülmektedir. Buna göre, tabloda görülen 8 firmanın ürettiği parçalar, Tayvan merkezli Foxconn şirketinin Çin’deki üssünde bir araya getirilmekte ve üretilen telefonlar, Çin üzerinden ABD ve diğer ülkelere ihraç edilmektedir (Dinççağ,2011).

Tablo 1. Apple i-Phone 3G Bileşen ve Maliyetleri5

Üretici

Parça

Maliyet ($)

Toshiba (Japonya)

Flash Bellek

24.00

Ekran Modülü

19.25

Dokunmatik Ekran

16.00

Samsung (Kore)

Uygulama İşlemcisi

14.46

SDRAM-Mobil DDR

8.50

Infineon (Almanya)

Baseband

13.00

Kamera Modülü

9.55

RF Telsizi

2.80

GPS Alıcısı

2.25

Power IC RF Fonksiyonu

1.25

Broadcom (ABD)

Bluetooth/FM/WLAN

5.95

Numonyx (ABD)

Memory MCP

3.65

Murata (Japan)

FEM

1.35

Dialog Semiconductor (Almanya)

Power IC Fonksiyon Uygulama İşlemcisi

1.30

Cirrus Logic (ABD)

Ses Kodlayıcı

1.15

Diğer Parçalar

48.00

Toplam Parça Maliyeti

172.46

Montaj Maliyeti (Çin)

6.50

Toplam Maliyet

178.96

Ortalama Satış Fiyatı(2009)

500

Kâr Marjı(%)

64

Bu veriler ışığında yüksek katma değerli ürünlerde aslan payının tedarik zincirinde yer alan ülkelerde ve markanın sahibi olan ülkede kaldığı ve montaj yapılan ülkedeki katma değerin, üretilen malın sadece %3,6 seviyelerinde kaldığı görülmektedir. Kâr marjının %64 olduğu bu örnekten hareketle en önemli hedeflerden birinin marka sahibi olmak olduğu ayrıca da tedarik zincirinde yer alan halkaları da mümkün olduğunca ülke içerisinden temin etmek gerektiği görülmektedir.

2014 yılında kişi başına milli gelirini 34.355 Dolara çıkarmayı başaran Güney Kore, 2011 yılı itibarıyla bile kişi başına gelirini yaklaşık 30 bin Dolar, ihracatını yaklaşık 555 milyar Dolar, ithalatını ise yaklaşık 525 milyar Dolara çıkarmayı başarmıştır. Bu değerler, Türkiye’nin 2023 hedeflerinin biraz üzerinde olup 2023 hedefleri gerçekleştirildiğinde dahi ülke olarak kabaca 2011 yılının Güney Kore’si seviyesine gelineceğini göstermektedir.

Güney Kore’nin yüksek teknoloji düzeyli sektörlerde yüksek katma değer oranlarına sahip olmaması yanında, hem dış ticarette fazla vermesi, hem ekonomik bir güç olması, hem de bu sektörlere yönelerek kalkınması, bunların nasıl başarıldığına dair bir soruyu gündeme getirmiştir.

Bu soruların yanıtının ipuçları, Türkiye ve Güney Kore’nin orta-yüksek ve yüksek teknoloji düzeylerindeki imalat sanayi sektörlerinin yerli girdi oranlarını ve üretim çoğaltanlarının (doğrudan geri bağlantı katsayıları) karşılaştırıldığı Tablo 2’de verilmektedir (Küçükkiremitçi, 2014) 6.

Tablo 2. Türkiye ve Güney Kore Üretimin İthalata Bağımlılığı ve Sektörel Çoğaltan Etkileri

 

 

Yerli Girdi Payı (%)

Üretim Çoğaltanı

Sektörler

G. Kore

Türkiye

G. Kore

Türkiye

Makine ve Teçhizat

85.3

73.3

3.53

2.56

Büro, Muhasebe ve Bilgi İşlem Makineleri

55.8

41.3

3.46

2.38

Elektrikli Makine ve Cihazlar

50.7

74.4

3.52

2.78

Radyo, TV ve Haberleşme Cihazları

97.2

53.4

3.93

3.15

Tıbbi Aletler, Hassas ve Optik Aletler

75.0

61.7

3.22

2.75

Motorlu Kara Taşıtı ve Römork

86.2

75.3

3.73

2.98

Diğer Ulaşım Araçları

66.5

75.8

3.45

2.22

Burada Yerli Girdi Payı, yurt içinden sağlanan yerli ara girdilerin toplam üretim değerine olan oranını ifade etmektedir. Üretim Çoğaltanı ise girdi-çıktı tablosu kullanılarak hesaplanan toplam geri bağlantı katsayılarını ifade etmektedir. Her iki ülke için de 33 sektörde toplulaştırılan girdi-çıktı tabloları kullanılarak hesaplamalar yapılmıştır. Bu katsayılar, ilgili sektörün nihai talebi bir birim arttığında ekonomideki toplam üretimin kaç birim artacağını ifade etmektedir (Küçükkiremitçi, 2014).

Güney Kore’nin yüksek teknolojili ürünlerde Türkiye’ye nazaran çok daha az ithal bağımlısı olduğu Tablo 2’den anlaşılabilmektedir. Güney Kore, incelenen tüm sektörlerin hemen hemen tamamında, üretimde kullandığı ham madde ve ara mamulleri yurt içinden tedarik etmektedir. Üretim çoğaltan katsayısı olarak adlandırılan toplam geri bağlantı katsayıları da tüm sektörler için Türkiye’den yüksektir. Bunun neticesinde, yüksek teknolojili sektörlerde üretim artışı olduğunda, bu sektörler Türkiye’ye kıyasla daha düşük katma değer oranlarına sahip olsalar bile, üretilen mallarda kullanılan girdilerin önemli bir bölümü yurt içinden tedarik edilmekte, bu sektörlere girdi tedarik eden sektörlerin yarattığı katma değer de yurt içinde kalmaktadır. Sektörel entegrasyonlarının yüksek düzeyde olması ve yüksek teknolojili sektörlerin ekonomide yüksek çoğaltan katsayılarına sahip olmaları nedeniyle de yüksek teknolojili sektörlerin üretiminin artması ülke ekonomisinde geliri de, istihdamı da, uzmanlaşmayı da artırmaktadır. Türkiye’de ise yüksek teknolojili sektörlerin üretimi iç ya da dış talep artışı neticesinde artsa dahi, genel olarak ekonomik çoğaltan mekanizması daha düşük olduğundan ülke ekonomisindeki diğer sektörler üzerindeki uyarıcı etkisi daha sınırlı kalmaktadır. Daha yüksek katma değer oranlarına sahip olunsa bile, üretim zincirinin tetiklediği toplam katma değer artışı daha düşük düzeyde kalmaktadır. Ayrıca ithal girdi kullanımının yoğunluğu nedeniyle yüksek teknolojili sektörlerin üretiminin artması neticesinde ithal girdi talebi artmaktadır. Ülkemizdeki yüksek teknolojili sektörlere girdi tedarik edecek yerli sektörler yerine, yurtdışında bu üretimi yapan ülkelerin sektörleri gelişmekte, uzmanlaşmakta ve katma değer zincirinin önemli bir bölümü de yurt dışında kalmaktadır. Nihai ürünün yüksek katma değer oranına sahip olması bu nedenle belirleyici değildir, önemli olan nihai ürünün üretilmesi için gerekli mümkün olduğunca çok aşamanın yurt içinde kalarak, ülkedeki yurt içi katma değer zincirinin oluşmasını sağlamaktır (Küçükkiremitçi, 2014).

İktisadi Kalkinma Amaçlı Kamu Alımları

Kamu alımları, ulusal teknolojik yetenek ve kapasitenin inşası, geliştirilmesi ve dolayısıyla iktisadi kalkınmaya ivme kazandırması itibarıyla özellikle analiz edilmesi gereken bir sanayi politikası aracıdır. Kamu alımlarının, iktisadi kalkınma amacıyla sanayi politikasının bir aracı olarak kalkınmacı devlet anlayışı içinde yer bulabilmesi, gelişmekte olan ülkelerinin yerli üretim kapasitelerinin yönlendirilmesi ve geliştirilmesi için hayati bir öneme sahiptir. Destek ve teşviklerle yönlendirilecek teknolojik gelişme alanları kamu alımları ile tamamlandığında pazarlama ve dolayısıyla finansman sorununu minimize eden yerli sanayi, üretim kapasitesi ve yetenekleri itibarıyla derinleşme yaşamaktadır. Sonuçta kamu alımları, belli alanlardaki teknolojik gelişme ve faaliyetleri desteklemek ve teşvik etmekten daha kapsamlı ve sürdürülebilir bir sanayi politikası aracı olarak kullanılmaktadır.

Kamu alımları yoluyla yerli üretim beceri ve kapasitesinin artırılmasının bir diğer ilişkili olduğu konu da uluslararası pazarlardaki rekabet gücüdür. İhracat artışı hem küresel rekabet düzeyinin artırılması hem de bilgi ve teknoloji rekabetinin gelişmesini sağlayacak önemli bir konudur. Ancak özellikle sınai altyapısı ve rekabet gücü yeterince gelişmemiş ülke ekonomilerinin yerli üreticilerinin rekabet güçlerini belli politikalarla artırmadan dış pazara açılmaları bu şirketlerin uluslararası pazarlarda rekabet edememe sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Bugünün gelişmiş ülkelerinin de geçmişte yerli üretim becerilerini artırmak amacıyla, yatırım teşvik kredileri, dış ticaretin korunması, ihracat sübvansiyonları, vergi teşvikleri, sermaye girişlerine yönelik kısıtlamalar gibi korumacı politikalar uyguladıkları bilinmektedir (Yülek ve Tiryakioğlu,2013)7.

Türkiye, Dünya Ticaret Örgütü Kamu Alımları Anlaşması’nda (KAA), müzakere sürecinde olmayan ve sadece gözlemci statüsünde olan 17 ülke arasında bulunmaktadır. Diğer ülkeler Arjantin, Avustralya, Bahreyn, Kamerun, Şili, Kolombiya, Hindistan, Endonezya, Malezya, Moğolistan, Panama, Rusya Federasyonu, Suudi Arabistan, Sri Lanka, Makedonya ve Vietnam’dır. Türkiye KAA’ya üye olmadığı için, offset uygulamalarına izin verilmemesi gibi bir durum söz konusu olmamakta ve kamu ihalelerinde kendi ekonomik ve sosyal politika araçlarını kullanmasında bir sakınca bulunmamaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin KAA’ya taraf olmasının mümkün olduğunca geciktirilmesi gerekmektedir. İhale usulleri ile ihale sürecine ilişkin ayrıntılı kuralların mevcudiyeti ile KAA’nın öngördüğü denetim mekanizmasının karmaşık, maliyetli ve zahmetli olması nedeniyle, en azından ülke sanayisinin tamamıyla kendi ayakları üzerinde durabilecek kıvama gelmesine kadar KAA üyeliği kesin bir dille reddedilmelidir.

Yerlileşmenin ve yerli markaların artması, üretilen ürünlerdeki tedarik zincirinin çoğu halkasının yurt içinde kalmasını sağladığı için üretim çoğaltanını ve kâr marjını artırmakta, bu da milli gelire ve istihdama yansımaktadır. Kamu İhale Kanunu’nun Yerli istekliler ile ilgili düzenlemeler kısmında yer alan Madde 63 (c) fıkrasında yer alan bölümde; ”Mal alımı ihalelerinde yerli malı teklif eden istekliler lehine %15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanabilir. Ancak, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünleri arasından belirlenen ve her yıl ocak ayında Kurum tarafından ilan edilen listede yer alan malların ihalelerinde yerli malı teklif eden istekliler lehine %15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanması zorunludur” ifadesi yer almaktadır. Buna göre Yerli Malı Tebliği’ne göre yerli sayılan malların alımında istekliler lehine %15 fiyat avantajı sağlanması zorunlu kılınmıştır.

Yerlileşme ve yerli markaların ülke ekonomisine, istihdamına ve uzmanlaşmasına yapacağı katkılar göz önünde bulundurulursa, yerlilik oranına göre kademeli puanlama sistemi çerçevesinde, gittikçe artan oranlarda fiyat avantajı sağlanmalıdır.

Oyak-Renault firmasının ürettiği elektrikli Fluence markasının yerlilik oranı yüzde 50’nin biraz altında olup elektrikli güç ünitesi ithal edilmektedir (Aybar, 2011)8. Toyota’nın Türkiye’de ürettiği Verso ve Corolla’da yerlilik oranı ise yüzde 52- 53 civarında olup motor ve güç aktarma organları ithal edilmektedir (ÖZER, 2012)9. Diğer modellerdeki en güncel yerlilik oranları ise Oyak Renault’nun Bursa fabrikasında üretilen Clio ve Megane’da yüzde 55-59, Ford Otosan’ın Kocaeli tesisinde üretilen Transit ile Transit Courier’de yüzde 57-59, Bursalı Fiat Doblo ile Fiat Egea’da yüzde 50-60, Toyota’nın Adapazarı fabrikasındaki bantlardan çıkan Toyota Corolla’da yüzde 51-63 seviyelerindedir (SGM, 2016)10.

Tablo 3. Ülkemizde 2015 Yılı İçinde Üretilen Bazı Araçlarin Yerli Muhteva Oranları

FİRMA

MARKA

TİP

YMO %

OYAK RENAULT OTOMOBİL FABRİKALARI A.Ş.

RENAULT

CLIO IV HB

59,5

CLIO SPORT TOURER

55,2

MEGANE HB

55,3

FLUENCE

56,7

TOFAŞ

FIAT

YENİ DOBLO CARGO 1.3 MJET

55

LINEA ACTIVE 1.4 8V

62,4

LINEA DYNAMIC 1.3 JTD 95

54,2

TOYOTA OTOMOTİV SANAYİ TÜRKİYE A.Ş.

TOYOTA

COROLLA 1.6L BENZİNLİ M/T

63

VERSO 1.6L DİZEL M/T

58

COROLLA 1.4L DİZEL MULTİDRİVE S (MMT)

51

FORD OTOSAN

FORD

TOURNEO CUSTOM (ORTA TİCARİ)

53

TRANSİT COURİER (HAFİF TİCARİ)

57

CARGO (AĞIR VASITA)

61

(SGM, 2016)

Resim 1. Fiat Linea’nın Yerli ve İthal Parçaları (Milliyet,2012)11

Yukarıdaki sonuçlardan ve Resim 1’den de anlaşıldığı üzere, Türkiye’deki üretimin hemen hepsi motor, şanzıman, elektronik aksam gibi yüksek teknolojili parçaların ithal edilmesi ve üretim çoğaltanı düşük, nispeten daha düşük teknolojili yerli katkıyla yapılmaktadır. Önceki paragrafta görüldüğü üzere yüksek teknolojili ve yüksek çoğaltan katsayılı, yoğun inovasyon ve uzmanlaşma gerektiren girdiler büyük oranda %60-70’lerden sonra başlamaktadır. Eğer %51 yerlilik oranına sahip, ileri teknoloji ürünü bir mal ile %90 yerlilik oranına sahip bir ürüne, mal alım ihalelerinde eşit miktarda fiyat avantajı sağlanıyor ise, bu durum %51 yerlilik oranına sahip firmayı inovasyona, yerlileşmeye ve yatırıma teşvik etmez. Bu nedenle Kamu Alımları sırasında uygulanacak fiyat avantajı oranları Tablo 4’te görüldüğü şekilde kademeli olarak arttırılarak uygulanmalıdır. Buna benzer teşvik uygulamaları, “Milli Marka” olarak kabul edilip desteklenmesi hedeflenen markalar için de kullanılabilmelidir.

Tablo 4. Yerli Katkı Oranına Bağlı Kademeli Fiyat Avantajı

Yerli Katkı Oranı(%)

Uygulanacak Fiyat Avantajı(%)

51-60

15

61-70

16,5

71-80

18,5

81-90

21

90-100

25


Türkiye’nin içten yanmalı motorlar yerine elektrikli otomobiller üzerine yoğunlaşması gerektiğine dair ağırlıklı bir görüş mevcuttur. Elektrikli otomobillerin şu an için en cazip tarafının yakıt ekonomisi olduğu açıktır. Zira Renault’a ait Zoe modelinin, 43 Kw’lık enerji kaynağı ile yarım saatte 6.5 TL karşılığında dolan deposu ile yaklaşık 210 km gittiği açıklanmıştır (Aybar, 2014)12. Aynı mesafe, benzer özelliklerde dizel bir otomobil için ise yaklaşık olarak 40 TL karşılığında alınabilmektedir. Burada şöyle bir sorun ortaya çıkmaktadır. Yerli ve ithal elektrikli otomobillerin çoğalmasıyla meydana gelecek elektrik talebi fazlasının karşılanabilmesi için, mevcut petrol ve enerji ithalatının elektrik enerjisi üretimine kaydırılması, hem çevre kirliliğinin azaltılması açısından bir fayda sağlamayacak hem de akaryakıttan alınan vergide bir kayba neden olacaktır. Zira benzinden yaklaşık %68, motorinden de %59 vergi toplandığı düşünülürse (EPDK, 2015)13, bu vergi kaybının telafisi için elektrik enerjisinde yapılacak bir vergi artışı, hem elektrikli otomobillerin ekonomikliğini sekteye uğratıp satış sayılarını aşağıya düşürecek, hem de meskenlerde kullanılan elektriğin daha pahalı olmasına neden olacaktır. “Yerli Elektrikli Otomobil”in prematüre doğmaması için, Türkiye’nin elektrik arzının güvenceye alınması ve nükleer enerji ile yerli kaynaklara dayalı enerji santrallerinin de önceliklendirilmesi gerekmektedir.

Yüksek katma değerli ürünlerde markalaşma süreci oldukça zor, meşakkatli ve pahalı bir süreçtir. Bu zor aşamaları geçtikten sonra, karşılaşılan en önemli sorun ise pazarda tutunabilmektir. 1960’larda dünyanın en fakir ve yardıma muhtaç ülkelerinden biri konumunda olmasına rağmen bugün dünyadaki ihtiyaç sahibi bölgelere yardım gönderen, kişi başına millî gelirini 30 bin Doların üstüne çıkaran Kore’nin gerçekleştirdiği mucizesinin temelinde yatan unsurlardan en önemlisi, Kore halkının ülkelerine olan bağlılığı ve milliyetçilikleridir. Koreliler milliyetçi yanlarını ticarete yansıtmakta ve yerli şirketlerin ürünlerini tercih etmektedirler. Seul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Tae Gyun Park bu tavrın da olumsuzluklara yol açtığını belirterek Korelilerin artık yabancı markaları da tercih etmesi gerektiğini, çünkü sadece Kore markası kullanıldığı zaman yerli markaların rehavete kapıldığını ve ‘halk ne üretsek alıyor’ anlayışı ile kendilerini geliştirme ihtiyacı hissetmediklerini ifade etmektedir. Görüldüğü üzere, başka milletler kendi ürettikleri ürünlere o kadar bağlıdırlar ki, artık rehavete kapılmaktan şikâyet edilir hale gelinmiştir. Türkiye’de de, ilköğretim çağından üniversiteye kadar her eğitim kademesinde insanlara bunun önemi anlatılıp, her kademede, her platformda yerli ürün ve markaların kullanılmasına yönelik, topyekûn bir bilinçlenmeyi içeren yoğun çalışmaların yapılması hayati bir öneme sahiptir. Zira, Türkiye’nin ilk yerli otomobili olarak gösterilen “Devrim” üretildiği zaman iç talep beş bini, Türkiye’de seri üretimi yapılan ilk otomobil olan Anadol üretilmeye başlandığında, iç pazar yüz bin rakamını geçmez iken şuanda bu rakam 1 milyona dayanmıştır. Aynı şekilde akıllı telefon pazarı da yaklaşık 12 milyon olarak ifade edilmektedir. Risk alıp, bu alanlarda yatırım yapan firmalara milletçe sahip çıkıldığı sürece, sadece iç pazarımız bile yerli firmalar için oldukça cazip imkânlar sunmaktadır.