İçindekiler
Dergi Arşivi

Yeni Bir Sanayi Devriminin Eşiğinde

Umut DEMİRTAŞ / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

İkinci Bölüm: Teknolojik Gelişmelerin Beklenen Etkileri
Dördüncü sanayi devrimini konu alan yazı dizisinin önceki bölümünde, üretim teknolojilerindeki mevcut gelişmeler, öngörüler ve bu öngörülerin gerçekleşmesinin önündeki olası teknik engellere değinilmişti. Yeni sanayi devriminin gelişmiş ülkelerin bir öngörüsü olarak gelişmekte olan ülkelerin gündeminde yer alması önem taşıyor. Küresel finansal kriz sonrasında gelişmiş ülkelerin makroekonomik politikaları içinde yenilikçi sanayi stratejileri yeniden ön plana çıkmaya başladı. Küresel işbölümünde değişiklik yaratması beklenen bu girişimlerin ortaya çıkartmayı amaçladığı yapının anlaşılabilmesi, gündemin ilk sıralarında yer alan maddelerden birisi. Yaşanmakta olan teknolojik gelişmelerin, geçmişteki sanayi devrimlerinde olduğu gibi ekonomileri bütünüyle dönüştüren süreçler olması bekleniyor. İşte bu bölümde söz konusu teknolojik gelişmelerin ekonomi üzerinde beklenen etkilerine genel olarak yer verilecek. Bir sonraki bölümde ise konu sosyal etkiler de dâhil olmak üzere daha geniş bir açıdan ve Türkiye özelinde ele alınmaya çalışılacak.

Nesnelerin interneti ve siber fiziksel sistemler yeni sanayi devriminin kilit kavramları olarak ön plana çıkıyor. Algılayıcılarla donatılan gömülü sistemler, internetin sunduğu olanaklarla buluşturularak siber fiziksel sistemlere dönüşüyor. Günümüzde kullanılmakta olan örneğin tanımlayıcı bilginin kablosuz olarak belirli alıcılara aktarıldığı RFID (Radyo Frekansıyla Tanımlama) gibi teknolojiler, yerini çok çeşitli algılayıcılar ve hareket ettiricilerle donatılmış ağa bağlı siber fiziksel sistemlere bırakıyor. Algılayıcıların bir yandan çeşitlenirken diğer yandan ucuzlaması da bu eğilimi güçlendiriyor. Siber fiziksel sistemlerin etraflarındaki fiziksel dünyayı görüntü, ısı, basınç, kızılötesi vb. algılayıcılarla ‘kavrayıp’ yorumlayabilmeleri, sayıllaştırıp siber dünyaya taşıdıkları bu bilgileri ağ üzerinden birbirlerine iletebilmeleri ve bağımsız karar alabilmeleri, bir merkezden kontrol edilmeleri gereğini ortadan kaldırmakta. Algılayıcılarıyla derlediği veriyi işleyerek elde ettiği bilgiyle bağımsız ya da yarı bağımsız olarak hareket edebilen siber fiziksel sistemlere geçiş, beklenen sanayi devriminin önemli bir simgesi. Siber fiziksel sistemler, güvenliği sağlanmış yerel ağlar, internet ve bazı özgün iletişim protokollerinden oluşan nesnelerin internetinde bir araya gelerek etkileşecek. Nesnelerin internetinde yer alan tüm bu üretim araçlarının yanısıra enerji ve ulaştırma altyapıları, karar sistemleri, sosyal ağlar, ürünler ve elbette insanlar birbiriyle iletişim halinde olacak. Akıllı fabrikalar, akıllı ürünler, gelişmiş malzemeler, eklemeli üretim, robotik, büyük veri, bulut bilişim ve analitik yazılımlar da yeni sanayi devriminin diğer önemli kavramları arasında yer alıyor.

Her ne kadar devrim olarak anılsa da söz konusu teknolojik gelişmeler aslında evrimsel nitelikte. Bu gelişmeler aniden ve kökten bir şekilde değil de örneğin mevcut fabrikalarda üretim devam ederken adım adım uygulanarak ve yaygınlaşarak da hayatımıza girebilir. Dolayısıyla bir sabah kalktığımızda bambaşka bir dünya görmeyeceğiz, ilk işaretlerini görmekte olduğumuz bu değişim yavaş yavaş gerçekleşecek. Her sektör eşit derecede ve hızda etkilenmeyecek olsa da üreticiler, tüketiciler, çalışanlar ve hükümetler yapısal bir değişiklikle karşı karşıya kalacak. Teknolojik gelişmelerin ekonomik yapı üzerindeki etkilerini kısa kısa inceleyerek beklentiler doğrultusunda çizilen genel resmi görmek mümkün.
Siber fiziksel sistemlerin nesnelerin interneti üzerinden iletişimi, değer zincirinin tüm aşamalarını kapsayıp onu bütünleştirerek iş yapma biçimlerini değiştireceğinden, değer yaratma süreçleri uygun bir başlangıç noktası olabilir.

Öncelikle, üretimde ağ merkezli bir yaklaşımın geleceğin ekonomisine uyum sağlamak açısından önemli olduğunu belirtmek gerekli. Gelişmeler, doğrusal üretim süreci yaklaşımının yerini akıllı ve esnek ağ yaklaşımlarına bırakmasına yol açacak. Bu ağlar, parçalardan ürünlere işletmeleri ve değer zincirlerini birbirine bağlayacak. Öyle ki, değer zinciri tanımı yerini yavaş yavaş ‘değer ağı’ kavramına bırakabilecek. Değer ağında insanlar ve sistemler arasında son kullanıcıların da dâhil olduğu yoğun bir iletişim söz konusu olacak. Veriler sayıllaşarak değer ağının tamamında paylaşılacak.

Hem girdiler ve hem de çıktılar açısından, nesnelerin değer zincirleri ve ürün yaşam döngüleri boyunca akıllanması ve bağımsızlaşması, üretimi merkeziyetçi bir faaliyet olmaktan çıkaracak. Yeni sanayi devriminde yaşanan gelişmeler, coğrafi olarak daha dağınık fakat birbirine daha bir bağlı bir üretim yapısını ortaya çıkaracak. Bazı sektörlerde merkezi büyük ölçekli üretim sürecek ancak ürünün tedarik zincirine doğrudan bağlı olduğu bu yapının içinde dahi bazı ürünlerde yerel hatta mobil üretim birimleri söz konusu olabilecek. Geleneksel imalat yaklaşımında hammadde ve ara malzemeler fabrikada bir araya getirilir, tek tip ürünler belli yöntemlerle üretilir ve müşterilere dağıtılır. Beklenti ise hammaddelerin, ara malzemelerin ve üretim yöntemlerinin dağınık olması ve ürünün son müşterinin yakınında üretilmesi yönünde. Somut tedarik zincirinin mümkün olduğu ölçüde sayısal bilgiyle yer değiştirdiği bu yaklaşımda, örneğin, bir sandalye üretmek için kereste tedarik ederek bunu merkezi bir fabrikada sandalyeye dönüştürüp sonra bitmiş ürünü dağıtmaktansa sandalyenin sayısal üretim bilgisinin coğrafi olarak dağınık üretim birimleriyle paylaşılması söz konusu. Özellikle eklemeli üretim yöntemi, geleceğin fabrikasını tüketiciye coğrafi olarak yaklaştıracak. Üretimin yaygınlaşmasıyla evde, ofiste, ya da sahada küçük miktarlı ve kişiselleştirilmiş üretim söz konusu olabilecek. ‘Fabrikasız üreticiler’, ürün bilgisini oluşturup imalatı başkalarına bırakacak.

Üretim yaygınlaştıkça ‘yaparak öğrenme’ de kolaylaşacak ve bu yolla elde edilen örtük bilgi yaygınlaşacak. Piyasaya girişte ilk yatırım maliyetlerinin düşmesi ve küçük hacimli üretimlerle kâr elde edilebilmesi olanakları piyasalardaki yoğunlaşma oranlarını düşürecek. Finansmana erişimde kitlesel fonlama gibi alternatif yöntemler de yaygınlaşarak bu sürece katkı sağlayacak.

Tüketiciler ise kaliteli ürünler talep ettiği kadar, ürünle ulaşılan deneyim ya da hizmetlere de yönelmekte. Bu bağlamda ürünün fiziksel olarak beklentileri karşılamasının ötesinde beraberinde getirdiği hizmetleri de kapsayan daha geniş bir bağlamın merkezinde olması önem kazanacak. Akıllı telefonlar ve uygulamalar buna güzel bir örnek. Dolayısıyla akıllı ürünler, sahip olunan fiziksel nesneler olmaktan çıkıp giderek daha yoğun bir şekilde hizmetlere ve deneyimlere erişilen platformlar haline geliyor. Dahası, birbirinden bağımsız üreticilerin modüler eklemeleriyle sunulan hizmet ve deneyimin zenginleştirilebildiği bu ürünler, tekil nesneler olmaktan çıkarak bir ekosistemin merkezi haline gelebilecek.

Diğer yandan, paylaşım ekonomisi kapsamında atıl mal ve hizmetlerin paylaşılmasına ve böylece fayda sağlama potansiyeline erişilmesine dönük girişimler de tüketiciler açısından sahip olmaktan ihtiyaç duyulduğunda erişebilmeye doğru yönelişin bir tezahürü. Ortaklaşa tüketim yaygınlaşırken kimse bir ürünün doğrudan sahibi olmayabilecek.

Yeni sanayi devriminin gözle görülür özelliklerinden birisi de ürünlerin kişiselleştirilmesi olacak. Kitlesel üretimden aşina olduğumuz özelleştirme (‘customization’) kavramı, kişiselleştirme (‘personalization’) kavramına kıyasla yüzeysel kalıyor. Kişiselleştirmenin çarpıcı bir örneği, ‘biyo-baskı’. Günümüzde üç boyutlu yazıcılarla, şekli ve ölçüleri lazer taramayla alınan, dolayısıyla kişiye tam olarak uyan protezlerin, organik malzeme kullanılarak üretilmesinde son aşamalara gelindi. Örneğin kolajen ve canlı hücrelerin kullanımıyla protez kulak üretimi klinik test aşamasında. Diğer yandan eklemeli üretim, geleneksel sektörlerdeki üretimi de dönüştürmeye aday. Örneğin, eklemeli üretim prensipleri endüstriyel dikiş makinalarına uygulanarak, kişiye özel, dikişsiz, firesiz ve görece ucuz bir ceket üretildi ve satışa da sunuldu. Bu yeni üretim yapısında, açık tasarım ve inovasyon süreçleriyle tüketicinin tasarım sürecine dâhil olması, ürünün sadece dışsal olarak ve genel tüketici kitlesinden daha küçük gruplar için özelleştirilmesinin ötesinde, içeriği ve işlevleriyle her bir birey için ayrı ayrı kişiselleştirilmesini mümkün kılacak. Kişiselleştirmenin özelleştirmeden önemli bir farkı da, üretimde esnekliğin artmasıyla kişiselleştirmenin ek bir maliyet gerektirmeyecek olması.

Tüketiciler, kişiselleştirme yönündeki artan eğilimlerinin yanısıra tükettikleri ürünlerin üretim ya da en azından tasarım aşamasında yer almak da istemekte. Hatta kişiselleştirmenin sınırı, teknolojik imkânlarla değil, müşterilerin tasarıma ne kadar katılmak istediklerine göre belirlenecek. Temelde bu olgu tüketicilerin pasif alıcılar kimliğinden sıyrılıp aktif katılımcılar kimliğine yöneldikleri anlamına geliyor. Tüketiciler, kendilerine yönelik pazarlama faaliyetlerini aşarak, tükettikleri ürünlerle daha doğrudan bir ilişki geliştirmek istiyor. Yaratıcı tasarım süreçleri de merkezi olmaktan çıkarak kitlesel bir işbirliğiyle kotarılmaya başlanırken ürünler de sürekli evrim geçiren bir karaktere kavuşacak. Dolayısıyla ‘tüketici’ ve ‘üretici’ tanımları arasındaki sınır belirsizleşecek. Kendin yap kültürünün teknolojiyle ivme kazandığı ve işbirliği, paylaşım ve yetenek gibi kavramların ön plana çıktığı “Maker Hareketi”, bu eğilimin günümüzdeki bir göstergesi.

Yeni teknolojiler, tasarımdan üretime geçen süreyi kısaltacağından ürünler çok daha hızlı bir şekilde piyasaya çıkarılabilecek. Diğer yandan esneklik artacak. Yeni sanayi devrimini hazırlayan teknolojik gelişmeler, üretim araçlarının çeşitli ürünleri üretebilecek şekilde otomatik olarak ayarlanabilmesini de sağlayacak. Nesnelerin internetiyle birbirine bağlı siber fiziksel sistemler, kendilerine ulaşan veri doğrultusunda farklı ürünler üretebilecek. Bu şekilde talepteki hızlı değişime ayak uydurulmasını sağlayabilecek özelleştirilmiş ürünler etkin ve kârlı şekilde üretilecek. Yine, hızlı ürün değişiklikleriyle aynı ürünün geniş bir dizi sürümü verimli bir biçimde üretilebilecek. Bu üretim, kolaylıkla çok küçük miktarlarda (hatta tek bir ürün ölçeğinde) yapılabilecek. Üreticiler açısından bakıldığında pazarın çok sayıda nişe bölünmesi yeni fırsatları da beraberinde getirecek.

Siber fiziksel sistemlerin üretimin her aşamasında büyük miktarda ve çok çeşitli veri toplayacak olması, analiz yazılımları yardımıyla önlemlerin gerçek zamanlı alınabilmesini sağlarken ürün kalitesinde de önemli ölçüde bir artış sağlayacak. Bu şekilde iyileşen kalite kontrolü, hataları sıfıra yaklaştıracak. Özellikle de akıllı makinelerin belirli bir durumu kavrayabilmesi tamamen yeni bir kalite seviyesine ulaşabilmesinin de önünü açacak. Çok sayıda bağımsız üretim aracının etkileşimi bir üretim tesisinde daha önce planlanmamış çözümleri ortaya çıkaracabilecek. Bu etkileşim, bütünün parçaların toplamından daha fazla etmesi yönünde etki gösterecek. Eğer bir donanım hasar görür veya bir parça çalışmayı tamamen bırakırsa, kalan çalışan donanım bir arada çalışarak bir tür kendi kendini iyileştiren süreç oluşturabilecek. Bu süreç hasarı belirleyip kapsamını tahmin ederek, geçerli üretim görevi için alternatif çözümler bulacak ve ilgili bakım veya onarım işini başlatmak üzere gereken bildirimleri yapacak. Bu noktada ise her zamanki eğitimli personel devreye girecek.

Kalite kontrolündeki gelişmeyle hatalı üretimin önüne geçilmesinin yanında akıllı fabrikaların enerji tasarrufunda daha önce erişilemeyen noktalara erişilmesini sağlaması, kaynak verimliliğini de artıracak. Hammadde ve malzeme miktarlarının, üretim hatlarının ve makinelerin en doğru optimizasyonuyla kaynak verimliliği potansiyeline yaklaşacak. Daha geniş bir bakış açısıyla üretimin dağınık hale gelmesi atıl kapasitenin önüne geçecek. Eklemeli üretimde geleneksel üretimdeki kayıpların söz konusu olmaması kaynak verimliliğine katkı sağlayan bir diğer unsur olacak.

Siber fiziksel sistemlerin ihtiyaç duyulan tüm veriyi anında derleyerek analiz edebilmesi, tüm bunların yanında genel performans ölçümünün isabetini de artıracak. Sistemin nasıl geliştirilebileceğine ilişkin daha doğru kararların daha hızlı bir şekilde alınabilmesi etkinliğin ve etkililiğin artırılmasında önemli rol oynayacak.

İşletmeler açısından dikey entegrasyonun yanısıra değer ağları üzerinde yatay entegrasyon önem kazanacak. Akıllı fabrikalar, entegrasyon ve işbirliği için bir temel oluşturacak. Tasarım, imalat, dağıtım ve tüketim aşamaları bulut bilişimle etkileşim halinde olacak. Herkesin kendi işine odaklandığı, işletmelerin birbirilerinin hamlelerine karşı pozisyon alarak rekabet içinde çalıştığı dönemler de geride kalacağa benziyor. Yeni sanayi devrimi işletmeleri değer ağlarında giderek artan şekilde bir araya getirecek. İşletmeler iletişim içinde birbirlerinin işlerine aktif şekilde katılır hale gelecekler. Sadece kendi yaptıkları işle sağladıklarına değil, parçası oldukları ağda yaratılan toplam değere önem vermeleri gerekecek. Tüm ağda olup bitenler hakkında kesintisiz veri akışı üretimi de kapsayarak işletmelerin bunu yapmalarını mümkün kılacak. Böylece değer ağının tamamı tek bir varlık gibi hareket ederek bu şekilde rekabet edecek.

Robotik alanındaki gelişmeler, robotların insanlarla bir arada çalışmasına elverecek şekilde ilerliyor. Robotlar çevrelerini daha iyi algılayıp yanıt verebilir hale geliyorlar. Fiziksel olarak daha çevik, esnek ve uyumlu robotların tasarımında insan vücudu örnek alınıyor. Nesnelerin interneti üzerinden iletişim halinde olan yeni nesil robotlarda ayrıca önden programlama ihtiyacı azalıyor, robotlar talimatlara uzaktan erişebiliyor. Daha çeşitli işler için kullanılabilir hale gelen robotlar özellikle tekrara dayalı, rutin ya da tehlikeli işlere aday. Dünya çapında satılan endüstriyel robot sayısında son yıllarda istikrarlı bir artış eğilimi var. Önümüzdeki yıllarda da gelişmelerin etkisiyle robot satışlarında iki haneli yıllık artış oranları bekleniyor. Robotların niteliği artarken fiyatı ucuzladığından, bunun gerçekçi bir beklenti olduğu söylenebilir. İnsanlar için güvenlik sakıncası oluşturmayan yeni nesil akıllı ve hafif robotların rutin veya tehlikeli işleri devralmasıyla insanların daha karmaşık işleri ve bu arada robotların kontrolünü ve yönetimini üstlenmesi bekleniyor. Çalışanlar açısından bakıldığında, daha nitelikli işlere doğru bir yönelimin ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor. Gelişmelere uyum sağlayabilen, yeterlilikleriyle değil, yetenekleri ve yaratıcılığıyla ön plana çıkan bir çalışan profili öngörülüyor.

Sonuçta, yeni sanayi devriminin getirdiği üretim yapısında verimlilik, kalite, hız, esneklik, iletişim ve işbirliği artacak. Buna bağlı olarak değer zincirlerinin yapısı değişecek, mevcut ürünlerin doğası değişirken yeni ürünler ortaya çıkacak, piyasaya giriş kolaylaşırken yeni iş modelleri ortaya çıkacak, bazı işler ortadan kalkarken, yeni yetenekler ve yeni iş tanımları doğacak. Merkezi ve büyük ölçekli üretim sürecek olsa da coğrafi olarak dağınık, küçük ölçekli ve ‘çevik’ yerel üreticiler piyasalara girecek. Büyük ölçekli üretim yapan firmalar giderek artan şekilde tek bir alana yoğunlaşıp değer zincirinin geri kalan kısmını bu yeni üretim yapısının oluşturduğu karmaşık ekosisteme devretmeye yönelecek. Belli sektörlerde pazara yakınlık bir avantaj olmaktan çıkacak. Üreticilikle tüketicilik arasındaki sınır da belirsizleşecek. Üreticiler artan kişiselleştirme taleplerinin baskısıyla tüketicileri üretim ya da en azından tasarım aşamasına giderek daha yoğun şekilde katacaklar. Tasarımdan üretime, üretimden pazara geçirilen zamanın giderek kısalması gerekecek. Siparişe özel üretim artacağından stok tutmak eskide kalacak. Üreticilerle tüketiciler arasında yer alarak stok ve satış işlevlerini üstlenen aracılara ihtiyaç giderek azalacak. İnsanlar tarafından yerine getirilen rutin işlerin giderek daha yoğun bir şekilde robotlara devredilmesiyle bu türden işler ortadan kalkacak. Ucuz işgücü bir avantaj olmaktan çıkarken, daha yetenekli ve daha nitelikli çalışanlara duyulan ihtiyaç artacak. Ürünler, giderek sahip olunan fiziksel nesneler olmaktan çıkıp hizmetlere ve deneyimlere erişim sağlayan platformlar olacak. Ürünler akıllı, ağa bağlı, tüketicilerle beraber tasarlanmış ve maldan çok hizmet niteliği ağır basan bir hale geldikçe artık basitçe üretip satmak yeterli olmayacak, değer yaratma anlayışı da buna bağlı olarak değişecek. Geleneksel değer yaratma yöntemleri birçok sektörde geçersiz olacak.

Hükümetlerin politikalarını bu gelişmelere uygun olarak sivil toplum kuruluşları, akademi ve iş dünyası ile sürekli bir işbirliği içerisinde tasarlaması gerekiyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, mevcut avantajlarını hızla gözden geçirmeli ve yeni stratejiler oluşturmalı. Fakat bundan da önemlisi teknolojik gelişmelerin herkes için daha iyi bir dünya yaratabilmesi için gerekenlerin birlikte tespit edilerek hayata geçirilmesi. Bunun için daha çok bilgi birikimine, uzmanlığa, yaratıcılığa, yenilikçiliğe, esnekliğe, işbirliğine ve hepsinden önemlisi insan odaklı bir yaklaşıma ihtiyaç var.

 

Durum

Beklenti

Değer Yaratımı

Doğrusal, ‘Değer Zinciri’

Üç Boyutlu, ‘Değer Ağı’

Üretim

Merkezi, Kitlesel, Fabrikada

Daha Dağınık, Küçük Partiler Halinde Neredeyse Her Yerde.

Tüketim

Ürüne Sahip Olmak

Deneyime Erişmek

Tüketici

Pasif Alıcı

Aktif Katılımcı

Üretici

Rekabet.

İşbirliği, Üst Düzey Yatay ve Dikey Entegrasyon,

Çalışan                

Yeterlilik

Yetenek, Uyum, Yaratıcılık

Ürün

Nesne, Özelleştirilmiş

Platform, Kişiselleştirilmiş, ‘Akıllı’, ‘Ağa Bağlı’

Verimlilik, Hız, Esneklik, Kalite

Sınırlı düzeyde artış

Potansiyele yakın düzeyde artış.