İçindekiler
Dergi Arşivi

Yeşil Sanayi - Daha Rekabetçi Daha Kârlı

Betül KONAKLI BASMACI / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Sanayi Genel Müdürlüğü)

 

Sanayi politika ve stratejilerini hazırlamakla sorumlu olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Onuncu Kalkınma Planıyla uyumlu olarak oluşturulan ve temel ekseni “Yerli, Yenilikçi ve Yeşil Üretim” olan Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi (2015-2018) ile kaynakların etkin kullanıldığı, daha yeşil ve rekabetçi bir sanayi yapısına dönüşümün sağlanması amaçlanmaktadır. Yeşil işleri artıracağı belirtilen yeşil sanayinin ekonomik kalkınmanın motoru olacağı ifade edilmektedir.

Bu kavramı biraz açacak olursak, yeşil sanayi; sürdürülebilir kalkınma ve yeşil büyüme için sanayiye bir çerçeve çizmektedir. Yeşil sanayi çerçevesi içinde; kaynakları sürdürülebilir kullanan, verimli üretim metotlarından yararlanan, üretim yaptığı çevreye zararını en az seviyede tutmaya çalışan, zararlı kimyasalların kullanımından imtina eden, iklim değişikliğine sebep olan sera gazı emisyonlarını azaltmayı hedefleyen, atıkların geri kazanımına-tekrar kullanımına-geri dönüşümüne önem veren sanayi ile tüm bunlara yönelik teknoloji geliştiren sanayi yer almaktadır (1)(2).

Yeşil sanayi sadece çevresel sürdürülebilirlik konusu değil aynı zamanda rekabetçiliği ve kârlılığı artırmaya katkı sağlayacak bir araç olarak görülmektedir (3).

Yeşil sanayiye geçiş için Şekil 1’de görselleştirilen sanayiyi etkileyen önemli unsurların da bu dönüşüme uyumlu olması ve katkıda bulunması gereklidir. Geçtiğimiz yıllar boyunca mevzuat, müşteriler, sivil toplum kuruluşları ve rakiplerin baskısının bir sonucu olarak dünya çapında şirketler faaliyetlerinin çevresel etkileri için yeşil ve sürdürülebilir uygulamalara belli bir seviyede uyum sağlamaktadır. 

 

Şekil 1. Endüstriyel Değişim İçin İç İçe Geçmişlik Çerçevesi (4)

Yeşil sanayi, üretimin tüm iş süreçlerinde stratejik düşünmeyi gerektirmektedir. Bu bağlamda tüm iş süreçlerinde enerji, su, ham madde ve kimyasal kullanımı yönetilmelidir. Yeşil sanayi çerçevesi içinde atıkların geri kazanımına-tekrar kullanımına-geri dönüşümüne önem veren ve bu süreçleri yürütürken de çevreye, iklime değişikliğine, insan sağlığına dikkat eden sanayi yer almaktadır.

Müşterinin Ürün Talepleri

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki müşteriler, satın aldıkları ürünün ne kadar sürdürülebilir üretildiği, ürünü üreten firmanın ve/veya ürünün ambalajının çevre dostu olup olmadığı gibi bilgilere önem vermektedir. Hatta çevre dostu üretilen ürünleri satın almak için daha fazla fiyat ödemeye gönüllü olan müşterilerin oranı da artmaktadır (5). Örneğin ABD’de mağazalarda satışa sunulan çevre dostu etiketli ürünler 2010 yılında 2009 yılına göre %73 artmıştır (6).

Türkiye’de ise tüketicilerin bir markayı seçerken dikkate aldıkları faktörler üzerine yapılan bir araştırmada tüketicilerin %78,4’ünün aldıkları ürünün sağlık kurallarına uygun olmasını önemsedikleri belirlenmiştir (7). Bu veriler göstermektedir ki yeşil sanayinin temiz üretime ve kimyasalların kontrolüne önem vermesi ile tüketicilerin hassasiyetleri arasında uyum bulunmaktadır.

Şekil 1’de kamuoyu, sanayiyi etkileyen unsurlardan biri olarak yer almakta olup bunu açıklamak üzere çevreci bir sivil toplum kuruluşunun (STK) önayak olduğu bir hareket örnek verilebilmektedir. STK’nın tekstil sanayisi ve markaları üzerine ilkini 2011 yılında hazırladığı raporlar ile Uzakdoğu’da üretim yapan tekstil fabrikalarının çevreye verdiği zararlar ve bu fabrikaların küresel tekstil markalarıyla olan tedarik zinciri bağı ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca bu fabrikalarda zararlı kimyasallar kullanılarak üretilen ürünlerin başka bir coğrafyada satın alınması, kullanılması ve yıkanması sonrasında bu kimyasalların o coğrafyada da su döngüsüne katıldığı belirlenmiştir. Tüm bunların ortaya çıkmasının ardından oluşan kamuoyu sonucu küresel markalar üretim yaptırdıkları fabrikalarda zararlı kimyasalların kullanımını en aza indirgeme hedeflerini açıklamıştır. Ayrıca kamuoyu baskısıyla AB, Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzin ve Kısıtlanması Direktifi’nde (REACH) değişiklik yaparak ithal edilen ürünleri de direktif kapsamına alarak zararlı kimyasal olan NPE’leri içeren ürünlerin AB’ye 2021 yılından itibaren girişine engel olma kararı almıştır (8).

Bu gibi durumlar göstermektedir ki kamuoyu tek bir şirket ile tedarik zincirindeki ortakları arasında her zaman ayrım yapmamaktadır. Belli bir tedarik zincirindeki öncü şirket, genel olarak tedarik zincirindeki tüm organizasyonların olumsuz çevresel etkilerinden sorumlu tutulmaktadır. Bu nedenle, tüm tedarik zincirinin çevresel performansından sorumludurlar. Bu bağlamda, yeşil tedarik zinciri yönetimi son derece önemlidir (9). Bu bakış açısıyla yan ve fason sanayinin küresel piyasada rekabet edebilmesi için yeşil sanayi yaklaşımını benimsemeleri tavsiye olunmaktadır.

Mevzuat ve Uluslararası Anlaşmalar

Bir ülkede yeşil sanayinin gerçekleşebilmesi için sanayi dönüşümünü teşvik eden, engelleri ortadan kaldıran, çevre ve iklimi koruyan kapsayıcı bir mevzuata ihtiyaç olup mevzuatın uygulanması ise yeşil sanayi dönüşümü için büyük önem taşımaktadır. Ülkelerin ulusal mevzuatı ile yeşil sanayi için kurallar, standartlar, izin şartları, gönüllü anlaşmalar, cezalar, teşvikler ve destekler gibi unsurların düzenlenmesi gerekmektedir. Mevzuatın uygulanmasıyla sanayinin çevresel mal ve hizmetlere olan ihtiyacında artışla buna bağlı olarak yeşil işler ve teknoloji-iş süreçlerini geliştirmek üzere inovasyonun tetikleneceği öngörülmektedir. Ayrıca ürünlerin satıldığı ülke ya da topluluklardaki yasal mevzuat da sanayi dönüşümünü önemli ölçüde etkilemektedir. Örneğin AB’deki Tehlikeli Maddelerin Kısıtlanması ve Atık Elektrikli ve Elektronik Ekipmanlar Direktifleri ile AB’ye elektrikli ve elektronik ekipmanlar satmak isteyen üreticiler üzerinde önemli ölçüde ekonomik piyasa baskısı sağlanmaktadır. Böylece sanayici kendi ülkesindeki mevzuatta yer almayan hususlara başka bir ülkede satış yapabilmek için uyum sağlamakla yükümlü olmaktadır.

Uluslararası çevre ve iklim anlaşmalarına taraf olunması da yeşil sanayinin oluşmasında etkilidir. Ayrıca ülkemiz için AB çevre müktesebatına uyum sağlama süreci ve Gümrük Birliği uygulamaları da sanayinin dönüşümü üzerinde etkili olmaya devam etmektedir.

195 ülke ve AB’nin taraf olduğu Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Montreal Protokolü’ne ülkemiz 19 Aralık 1991 tarihinde taraf olmuştur. Protokol kapsamında Türkiye'de üretimi yasak olan ozon tabakasını incelten maddelerin ithalatına yönelik 2009 yılında başlayan kota uygulamasının ardından bu maddelerin ithalatına izin verilen miktar kademeli olarak azaltılmaktadır. 12 Kasım 2008 tarih ve 27052 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Azaltılmasına İlişkin Yönetmelik” CFC gazların, Halonların, HCFC gazların sanayide üretimini, ithalatını ve kullanımını düzenlenmektedir (10). Türkiye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koordinasyonunda Montreal Protokolünün uygulanması kapsamında yürüttüğü başarılı çalışmalar sonucunda 2012 ve 2014 yıllarında “Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Ozon Ağı Ozon Tabakasını Koruma Onur Madalyasına” layık görülmüştür (11).

Türkiye’nin 2010 yılından itibaren resmen taraf olduğu Kalıcı Organik Kirleticilere ilişkin Stockholm Sözleşmesi; doğada uzun süre bozulmadan kalabilen, besin zincirinde aktarılarak biyolojik birikime uğrayan, bu yolla insan sağlığı ve çevre üzerinde zararlı etkilere yol açan kimyasal bileşiklerin üretimini ve kullanımını yasaklamayı ya da katı bir şekilde denetlemeyi ve atıkların bertarafını düzenlemeyi amaçlamaktadır. Günümüzde sözleşme kapsamında 30 tane kimyasal bileşik yer almakta olup bunların bir kısmı sanayi kimyasallarıdır. Sözleşmeye taraf olarak ülkemiz sanayisinin zararlı kimyasallar kullanması engellenmek istenmekte olup 9 pestisit ve 1 sanayi kimyasalının (PCB) kullanımı ülkemizde yasaklanmıştır (12).

197 ülkenin taraf olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne Türkiye 2004 yılında resmen taraf olmuştur. İklim değişikliğine sebep olan veya bundan dolayı etkilenen birçok sektör bulunmakta olup ülkemizde farklı sektörlerde mevzuat ve politika çalışmaları yürütülmektedir. Böylelikle sanayi ve etkileşimde olduğu diğer sektörler iklim değişikliği ile ilgili çalışmalara katılmaktadır.

Çevresel Mal ve Hizmetler Sektörü

Yeşil sanayi çerçevesi temiz teknolojileri hem üreten hem de kullanan sanayileri kapsamaktadır. Çevresel mal ve hizmetler sektörü; hava kirliliği için filtrasyon sistemlerinden atık yönetimine kadar ve kaynak verimliliği, temiz üretim ve iklim dostu üretim sağlayan birçok şeyi içermektedir. Bu alanda teknoloji geliştirmek için birçok ülke yatırım yapmakta ve küresel liderliği elde etmek için çalışmaktadır. AB yenilenebilir enerji konusunda dünya lideri olacağını, ABD 21.yy’da istihdam ve sanayinin temiz ve yenilenebilir sanayi odağında olacağını belirterek ABD’nin bunu gerçekleştirmesini istediğini, Çin küresel sanayi arasındaki yarışı kazanmak için dünyanın en iyi çevre teknolojilerine sahip olacağını, Hindistan güneş enerjisinde dünya lideri olmak istediğini ve son olarak Japonya dünyanın en enerji verimli cihazlarını üretme gayesinde olduğunu açıklamıştır (13).

AB’de, gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) birimi başına çevre malları ve hizmetlerinin üretimi son on yılda %50'den fazla artmış ve bu üretimle bağlantılı istihdam artarak 4 milyondan fazla tam zaman eşdeğeri (TZE) olmuştur (Şekil 2).

Şekil 2. AB’de Çevresel Mal ve Hizmetler Sektöründe İstihdamın Hizmet Alanlarına Göre Sınıflandırılması (1000 TZE) (14).

Çin’de yeşil sanayinin sosyo-ekonomik kalkınmaya olan etkisi üzerine yapılan bir araştırmada; yeşil sanayinin katma değerinin 2008'den 2012'ye GSYİH'nin %41-48'ini oluşturduğu, yeşil ürünlerin miktarının her yıl arttığı, çevreye verilen endüstriyel kirliliğin kademeli olarak azaldığı ve önemli miktarda enerji tasarrufu sağlandığı, 2008 yılından bu yana endüstriyel katı atıkların, atık su ve gazın yıllık deşarjının yanı sıra tüketilen yıllık enerji miktarının kademeli olarak azaldığı belirlenmiştir (15).

Bu bağlamda son olarak belirtilmelidir ki yeşil sanayi kapsamında temiz teknolojilere erişim için gerekli finans ve kapasite artırımı büyük önem taşımaktadır. Özellikle KOBİ’lerin bu yönde ihtiyaçları için destek olunmalıdır.

Performans Takibi ve Pazarlama

Markaların ve ürünlerinin çevreci/iklim dostu olduğunu beyan etmesi piyasada müşterilerin tercihi olabilmesine ve itibar kazanmasına sebep olabilmektedir. Bu nedenle şirketlerin sürdürülebilir olma yolunda çabaları ya da ürünlerinin özellikleri konusunda abartılı beyanları bulunabilmektedir. “Greenwashing” olarak tabir edilen bu durumun tüketicileri yanıltmaması ve dolayısıyla haksız rekabete yol açmaması için çaba gösterilmelidir. Yeşil sanayi kavramının itibarının bu gibi durumlarla zedelenmemesi için şirketlerin pazarlama stratejilerini doğru belirlemeleri gerekmektedir.

Bu bağlamda şirketlerin; çevre yönetim sistemleri kullanmaları, yaşam döngüsü analizlerinden faydalanmaları, çevre yönetimi standartlarını takip etmeleri ve çevre/iklim faaliyetlerini değerlendirme üzere hesaplama ve raporlama rehberlerinden yararlanmaları büyük önem taşımaktadır. Böylece yeşil sanayi hedefi altındaki çalışmaların çıktıları daha net görülebilecektir.

Ayrıca tüketicilerin daha yeşil ürün ve hizmetleri ayırt edebilmelerine yardımcı olmak amacıyla şirketler gönüllü olarak AB Çevre Etiketi uygulamasına katılabilmektedir. AB Çevre etiketi; gıda, içecek, ilaç ve tıbbi ürünler dışındaki alanlarda hizmet ya da ürün için verilebilmektedir. Eko-etiket uygulamasının kullanımda olduğu 35 ürün grubu vardır: Temizlik (deterjan, sabun, şampuan vs.), ofis ve baskı ürünleri (bilgisayar, fotokopi, çizim kâğıtları, görüntüleme donanımı, baskı kâğıdı), elektrik-elektronik cihazlar (TV, ampul, ısı pompaları, ışıklandırma, buzdolabı, çamaşır makinesi), inşaat (ahşap mobilya, yatak, döşek, saksı, boya, vernik, binalar, musluk ve duş başlıkları, tuvaletler, ısıtma sistemleri), bahçe (tarım ürünleri ve toprak ıslah edici malzemeler), tatil alanları (otel, kamp yeri vs.) ve giyim ürünleri ana gruplardır. Eko-etiket kapsamında; ürün için ham madde seçiminden imalata, dağıtımına, tüketimine ve kullanımı bittiğinde geri dönüşümünün sağlanmasına kadar olan bütün evreler dikkate alınmaktadır (16).

Unutulmamalıdır ki başarılı bir çevre yönetim sistemi verimliliği artırmakta, maliyetleri düşürmekte, kaynak kullanımını ve israfı azaltmakta, mevzuata uyumu sağlamaya yardımcı olmakta, çalışanların çevre performansına katılımını teşvik etmekte ve müşterilerle ilişkileri geliştirmektedir.

Politika ve Stratejiler

Yeşil sanayinin gerçekleşmesi ve gelişmesi için ulusal ve uluslararası politika ve stratejilerinin yeşil sanayi hedefiyle uyumlu olması gerekmektedir. Yeşil sanayi hedefi için birçok politika aracı bulunmaktadır. Bununla birlikte hem ekonomik hedeflere ulaşabilmek hem de gelişmiş çevresel sonuçlar elde edebilmek için iyi tasarlanmış politika araçları karışımı gerekmektedir.

Politika araçları karışımının; gerekli tüm sektörleri kapsaması, ekonomik açıdan esnekliğiyle firmaların uzun dönemli hedefler koymalarına imkân tanıması ve politika çakışması ya da çatışması içermemesi lazımdır. Karışım içerisinde; piyasa temelli mekanizmalar, mevzuat araçları, gönüllü anlaşmalar, bilgi paylaşımı temelli araçlar, çevresel gözlem ve raporlama araçları, sağlam uyum ve uygulama rejimleri, iyi uygulama önlemleri yer alabilmektedir. Şekil 3’te politika araçları sınıflandırılarak görselleştirilmiştir (17).

Şekil 3. Yeşil Sanayi Politika Matrisi (17)

Ülke ihtiyaçları ve kapasitesi dâhilinde dengeli olarak seçilen politikalarla yeşil sanayi, sürdürülebilir kalkınma bağlamında yeşil ekonominin uygulanmasına yönelik kanıtlanmış tedbirlerle küresel ve yerel çevresel zorluklara ve doğal kaynak kısıtlamalarına somut çözümler sunmaktadır.

Kaynakça

1. http://www.unido.org/greenindustry/green-industry-initiative.html


2. http://www.wri.org/blog/2011/08/encouraging-green-industry-innovation


3. UNIDO (2012). Towards Green Growth Through Green Industry Development in Viet Nam.


4. Penna, C.C.R., Geels, F.W. (2012). Multi-dimensional struggles in the greening of industry: A dialectic issue lifecycle model and case study. doi:10.1016/j.techfore.2011.09.006


5. http://www.nielsen.com/us/en/insights/news/2015/green-generation-millennials-say-sustainability-is-a-shopping-priority.html


6. https://gelr.org/2016/02/01/making-the-green-by-going-green-increased-demand-for-green-products-and-the-ftcs-role-in-a-greener-future-georgetown-environmental-law-review/


7. AK,T., (2009). Marka Yönetimi ve Tüketici Karar Sürecine Etkileri.


8. http://www.regblog.org/2016/06/02/cramer-cleaner-clothes-coming-to-europe/


9. Vanalle, R.M. vd. (2017). Green supply chain management: An investigation of pressures, practices, and performance within the Brazilian automotive supply chain. http://dx.doi.org/10.1016/j.jclepro.2017.03.066


10. http://www.csb.gov.tr/projeler/iklim/index.php?Sayfa=sayfa&Tur=webmenu&Id=12428


11. http://www.hurriyet.com.tr/ozon-tabakasini-koruma-onur-madalyasi-turkiyenin-26756123


12. http://ab.immib.org.tr/Diger-Mevzuat-ve-Politikalar/Stockholm-Sozlesmesi


13. Janicke, M., (2012). “Green growth’’: From a growing eco-industry to economic sustainability. http://dx.doi.org/10.1016/j.enpol.2012.04.045


14. http://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php/Environmental_goods_and_services_sector


15. Chen, W. vd. (2016). Assessment of the practices and contributions of China's green industry to the socio-economic development. http://dx.doi.org/10.1016/j.jclepro.2016.11.065


16. http://ab.immib.org.tr/AB-Mevzuati-ve-Politikalari/Eko-etiket


17. UNIDO (2011). Policies for supporting green industry