İçindekiler
Dergi Arşivi

Dr. Aslıcan KALFA-TOPATEŞ / Pamukkale Üniversitesi, İktisadi Bilimler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Elemanı

Dünyada ve Türkiye’de Kadın Yoksulluğu

 

Zygmunt Bauman (1999: 60) “Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar” adlı kitabında, “Yoksulluk, ‘normal yaşam’ olarak kabul edilen her şeyden mahrum bırakılma demektir” diye yazmaktadır. Gerçekten de yoksulluk genel itibarıyla gelir yetersizliği ekseninde algılansa da, kısıtlı maddi imkânların beraberinde getirdiği, insan onuruna yaraşır yaşama koşullarından uzaklaşmak biçiminde tanımlanabilir. Çağımızda birçok ülkeyi etkileyen ve küresel düzlemde ciddi bir tehdit ve açmaz oluşturan yoksulluğun belki de en belirgin yanı, 1970’lerden günümüze uzanan süreçte büyük ölçüde kadınlaşmış olmasıdır. Artık dünya üzerinde ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerde, önemli bir bölümü kadın olan 1 milyardan fazla sayıda insan, derin yoksulluk koşullarında yaşamaktadır1.

Yoksulluğu ölçmek ve tanımlamak için kullanılan yaygın bir sınıflandırma, mutlak ve göreli yoksulluk ayrımına dayanmaktadır. Bu ayrıma göre mutlak yoksulluk, yoksulluğu giyim, gıda, barınma gibi asgari ihtiyaçların karşılanamaması temelinde ele alırken göreli yoksulluk gelir eşitsizliği kavramına odaklanmakta, böylelikle bireyin, toplumun diğer fertlerine göre ne kadar yoksul olduğunun ölçülebilmesini sağlamaktadır2. Bununla birlikte genel olarak yoksulluk çalışmalarında ölçümler, yoksulluğun nitel ve insani boyutunu göz ardı etme tehlikesini doğurabilmektedir; zira yoksulluğun ancak nitel boyutunu, heterojen ve çok katmanlı dinamiklerini irdelemek, yoksulluk sorununu anlamada ve çözmede işlevsel olacaktır. Dolayısıyla mutlak ve göreli yoksulluğun oluşturduğu gelir yoksulluğuna ek olarak yoksulluğun, yoksulların gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerini ele alan insani yoksulluk yaklaşımından faydalanılmalıdır. Bu kapsamda yoksulluk literatüründe ve günümüzdeki yoksullaşma süreçlerinde göze çarpan kadın yoksulluğunu çözümleyebilmek ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin yoksullaştırıcı pratikleri nasıl ürettiğini kavrayabilmek için, insani yoksulluk yaklaşımının kullanılması anlamlı olacaktır3.

Küresel kapitalizmde kadın yoksulluğu, birbiriyle büyük ölçüde örtüşen ve birbirini besleyen katmanlı süreçlerle oluştuğundan, bu süreçleri ayrı ayrı ele almak aslında güçtür. Bununla birlikte çözümlemelerimizi berraklığa kavuşturabilmek ve sistematik hale getirebilmek için kadın yoksulluğunu oluşturan faktörler şu şekilde sınıflandırılabilir:

1. Ataerkil kapitalizm, kadınları birçok “yapabilirlikten” yoksun bırakmaktadır. Amartya Sen tarafından geliştirilmiş ve esas itibarıyla sosyal dışlanma tartışmalarında kullanılmış olan “yapabilirlik yaklaşımı” kadın yoksulluğunu tanımlamada da son derece işlevseldir. Kadın yoksulluğunu oluşturan diğer faktörler de aslında, yapabilirlikten yoksun kılınmanın sonucudur. Yapabilirlik yaklaşımı, “insan yaşamını yapılanlar ve olanlar seti olarak algılar” ki yapılanlar ve olanlar, “işlev görmek” olarak da düşünülebilir. Bu kapsamda insan yaşamının ve var oluşunun, yeterli beslenebilme, özsaygınlık kazanma ve içinde bulunulan topluma yeterli ölçüde katılabilme biçiminde sıralanabilecek farklı kurucu işlevleri bulunmaktadır. Tüm bunlar, insanların neleri yapabilmeyi veya olabilmeyi başardıklarını gösterir (Sen, 2003: 43-4). Yapabilirlikler, insanların farklı işlevlere erişebilme özgürlüğünü ortaya koymaktadır (2003: 48). Özellikle aşırı yoksullukla mücadelede iyi beslenme, barınma, erken ölümden kaçınma gibi temel ve önemli yapabilirliklerin sağlanması gerekmektedir (2003: 46).
2. Kadınlar erkeklere oranla dünyadaki toprak, para, kredi gibi kaynaklara son derece sınırlı bir biçimde erişebilmektedirler; ekonomik fırsatlardan yararlanabilmekte geride bırakılmışlardır ve servet biriktirme imkânları kadınlardan ziyade erkeklerin ellerindedir4. Dünya üzerindeki kadın nüfusunun % 75’i güvencesiz işlerde çalıştığı ya da ücretli bir işte çalışmadığı için banka kredilerine erişememekte, mülk edinememektedir. Bu durum, kadınların dünya servetinin yalnızca % 1’ine sahip olmalarının nedenlerinden sadece biridir5.
3. Birçok ülkede kadınların iş gücüne katılma oranları düşüktür. Bu durumun eğitimsizlik, ayrımcılık, çocuk bakımı hizmetlerindeki yetersizlik, kadınların ücretli işlerde çalışmalarına yönelik olumsuz ataerkil sosyokültürel kodlar ve buna bağlı olarak kadınların hane içi yükümlülüklerle tanımlanması gibi nedenleri bulunmaktadır. Bunlar aynı zamanda, az önce bahsedilen ve kadınları yapabilirlikten yoksun kılan faktörlerdendir. Kadınların iş gücüne katılma oranlarının düşüklüğü, onları hane içinde eşlerinin gelirine bağımlı kılmakta, boşanma deneyimi yaşamaları durumunda ise iyice yoksullaştırmaktadır. İş gücü piyasası dışında kalan ve aşırı yoksul olan bazı kadınlar ise, marjinal gelir getirici etkinliklerde bulunmaktadırlar. Bir başka nokta, kadınların iş gücü piyasası dışında konumlandıklarında, ucuz ve piyasaya kolayca eklemlenecek bir emek kaynağını meydana getirmeleridir (Ecevit, 1998: 268).
4. Kadınları iş gücüne katılmaktan alıkoyan ve ataerkil sistemin kadınlara özgü etkinlikler olarak kodladığı hane içi yükümlülükler kapsamında kadınların sarf ettikleri emeğin karşılığı ödenmemektedir. Çocuk bakımı, yemek yapmak, temizlik yapmak gibi etkinlikleri kapsayan bu işler hem özel alanda gerçekleştiği, hem de karşılıkları ödenmediği için görünmeyen emek olarak kavramsallaştırılmıştır. Kadınlar bu işlerle kapitalizmin gereksindiği iş gücünün yeniden üretimini sağlamaktadırlar. Görünmeyen emek konusu feminist literatürde önemli bir tartışma alanı haline gelmiştir6.
5. Kadınlar iş gücüne katıldıklarında ise, iş gücü piyasasında, kendilerini yoksullaşmaya sürükleyen çeşitli dezavantajlarla yüzleşmektedirler. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
a) Kadınların iş gücüne katılma oranlarını düşüren faktörlerden olan ayrımcılık, iş gücü piyasalarında da işleyerek kadınlar için çeşitli olumsuz ve ikincilleştirici sonuçlar doğurmakta, onları yoksullaştırmaktadır: Kadınlar iş gücüne katılsalar bile iş gücü piyasasında cinsiyetçi tutumlar çerçevesinde kendilerine daha ziyade düşük ücretli, eğreti, vasıfsız, güvencesiz ve atipik işler layık görülmektedir; böylelikle kadın emeğinin bu tarz işlerde yaygın olarak kullanılması sonucu doğmaktadır. Bu durum, iş gücü piyasasında kadınlara yönelik dolaylı ayrımcılığı oluşturmaktadır (Şenses, 2003: 177).
b) Kadınların, erkeklerle aynı işleri yapsalar bile onlardan daha düşük ücret almalarına, çalışma hayatında sıklıkla rastlanmaktadır. Bu durum ise kadınlara uygulanan doğrudan ayrımcılığı meydana getirmektedir (Şenses, 2003: 177).
c) Kadınların iş gücü piyasasında deneyimledikleri ve onları yoksullaştıran dezavantajlardan bir diğeri, ekonomik krizler ya da maliyetlerin düşürülmesi gereği gibi durumlarda işverenlerce öncelikli olarak işten çıkarılmalarıdır7.
d) Kadınları, iş gücüne katılsalar bile yoksullaştırmaya devam eden bir başka faktör de, eşleri tarafından kazandıkları gelire sıklıkla el konabilmesidir. Bu yoksunlaşmayla kadınlar, kazançları üzerindeki tasarruf haklarını yitirmekte ve emek sömürüsüne maruz kalmaktadırlar.
e) Bir başka sorun, kadınların hak aramalarını sağlayacak örgütlenme kanallarını yaygın biçimde kullanamamaları, buna koşut olarak örgütlenme düzeylerinin erkeklere göre daha düşük olmasıdır.

Tüm bu belirtilenler, kadınların iş gücüne katılım oranlarının salt nicel boyutlarını değerlendirmenin eksik çözümlemelere yol açtığını ve nitel incelemelerin, kadınların çalışma hayatında yer almalarının, onları kimi zaman yoksullaştırma pahasına gerçekleştiği noktasına dikkat çekmektedir.

Bahsettiğimiz faktörler, kadın yoksulluğunu ataerkil kapitalizmin ortaya çıkışından bugüne oluşturmakta ve beslemektedir. Gerçekten de ataerkil kapitalizm her döneminde, yapısal dezavantajların kadınları ve çocukları kat be kat kırılganlaştırdığı etkiler yaratmıştır. Nitekim Sanayi Devrimi yıllarında, sınai kapitalist kalkınmanın yarattığı proleterleşme süreci, erkekleri olduğu kadar kadın ve çocukları, erkek işçilerden çok daha düşük ücretlerle, insanlıktan uzak çalışma koşullarıyla örülü üretim çarkının dişlilerinden biri haline getirmiş, kadınları yoksul kitlelerin içine hızla katmıştır. Yedek sanayi ordusunun önemli bir bölümü de kadınlardan oluşmuştur. Bu kitlelerin içinde üretim sürecine eklemlenemeyen bazı kadınlar ise dilencilik gibi marjinal sokak eksenli ekonomik etkinliklerle gelir elde etmek zorunda kalmışlardır.

Günümüz küresel kapitalizmi ise adeta Sanayi Devrimi yıllarını yankılarcasına, risklerle sarmalanmış toplumlar ve yoksulluk örüntüleri yaratmaktadır. Bu yaratının kökleri 1970’li yıllara, kapitalist sistemin krize girmesiyle neoliberalizmin hem düşünsel hem de ekonomik süreçlerde egemen olmaya başlamasına dayanmaktadır. Bu yıllardan itibaren çeşitli toplumsal ve ekonomik dönüşümler, kadın yoksulluğunu oluşturmuş, onu kavramsallaştırılmaya ve araştırılmaya muhtaç bir olgu olarak biçimlendirmiştir. Böylelikle konuyla ilgili tartışmalar kadın hareketi için önemli bir sorun alanı olarak gündeme gelmiştir. 1970’lerde BM tarafından toplanmaya başlayan Kadın Konferanslarının (Yılmaz Yeltekin, 2004: 114) 1995 yılında Pekin’de düzenlenen dördüncüsünde kadın yoksulluğu, mücadele edilmesi gereken alanlardan biri olarak belirlenmiştir (2004: 115).

Kadın yoksulluğunu oluşturan ve küresel neoliberal iklimin ürünü olan dönüşümler emek piyasasının kuralsızlaştırılması, esnek üretim yöntemlerinin yaygınlaşması, üretimin merkezsizleştirilmesi, taşeron üretim uygulamalarının yaygınlaşması, enformel sektörün genişlemesi gibi gelişmelere dayanmaktadır. Bu gelişmeler sonucu post-modern toplumun yalnızlaştırdığı, risk ve dezavantajların bireyselleştirerek kırılganlaştırdığı ve toplumsal dayanışma ağlarının çöküşünün iyice yoksullaştırdığı kesimler arasında kadınların oranı yükselmiştir. 1970’lerden önce kadın yoksulluğunun bu boyutlarda olmamasının nedeni refah devleti politikalarının toplumun birçok kesimini olduğu kadar kadınları da koruyan yönlerinin olması ve birçok ülkede evi geçindiren erkek aile reisi ekseninde biçimlenen çekirdek aile modeli üzerinden kurgulanan refah devleti uzlaşısının işlemesiydi. Bu yıllarda Batı ülkelerinde, hem küresel neoliberal politikalar ekseninde, emek-sermaye-devlet arasında bir uzlaşma rejimi olan refah devleti fonksiyonlarını geniş ölçüde yitirerek erimekte, hem de refah devletinin kurgulandığı çekirdek aile yapısında önemli dönüşümler yaşanmaktaydı. Bu kapsamda boşanmaların ve evlilik dışı doğumların artmasıyla kadınların hane reisi olduğu ailelerin sayısında bir artış gözlenmiştir. Bu durumun kadın yoksulluğunun oluşumunda önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmasının nedeni, az önce bahsettiğimiz gibi kadınların erkeklere nazaran düşük ücretli, eğreti ve güvencesiz işlerde daha yaygın olarak çalışmaları ya da gelir getirici etkinliklere görece uzak olmalarıyla, boşanma durumunda ekonomik olarak güçsüz duruma düşmeleridir. Nitekim boşanma söz konusu olduğunda kadınlar, çocuk bakımının mali yükümlülükleriyle de yüzleşerek çifte bir yoksullaşma sürecine itilebilmektedirler. Hane yapısının dönüşerek tek ebeveynli ve kadın aile reisli hanelere evrilmesi, özellikle ABD’deki siyah nüfusta gözlenmiş ve yoksullukla örtüşen bir kavram olan sınıfaltının kapsadığı kesimlerde yaygın biçimde geçerlilik kazanmıştır8.

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise uluslararası ekonomik iş bölümü bağlamında çokuluslu şirketlerin yatırımları, kâr oranlarını artırmak için ucuz kadın emeği kullanımını yoğunlaştırmıştır. Bu sanayi yatırımları daha ziyade 1960’tan sonra üçüncü dünya ülkelerinde birçok kadını gelişmiş kapitalist ülkelerin iş gücü piyasasının bir parçası durumuna getirmiştir (Ecevit, 1998: 267). Öte yandan 1970’lerde ve özellikle 1980’lerde, küresel merkez çevre ülkeler yapılanmasının eşitsiz ilişkileri çerçevesinde azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, uluslararası kuruluşların ekonomi politikaları dayatmalarına maruz kalarak açlık, kıtlık, kötü beslenme ve salgın hastalıklarla da karakterize olan inanılmaz yoksullaşma süreçleriyle karşı karşıya kalmaktaydı. Yapısal uyum programları yoksulluk sorununu çözemediği gibi yoksulları daha da yoksullaştırmak gibi öngörülmeyen sonuçlar doğurmuştur. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler böylelikle, yoksulluğun artarken kadınlaştığı bir görüngüye sahip olmuştur. Bu ülkelerde hem kırda hem de kentlerde, hane reisinin kadın olduğu ve dolayısıyla kadın tarafından geçindirilen hanehalkları, “yoksulun yoksulu” konumunda yer almaktadır. Bu kesimler gıda, temiz içme suyu, eğitim, sağlık bakımı gibi temel gereksinimlerini karşılayamamaktadır (Ostergaard, 1992: 1).

Türkiye’de ise yoksulluk özellikle 1980’lerden günümüze dek izlenen neoliberal politikalar ekseninde gelir dağılımı eşitsizliklerinin artmasıyla, yaygın ve kitlesel boyutlara ulaşmıştır. Bu kapsamda Türkiye’de mutlak yoksulluktan çok, gelir dağılımı eşitsizliklerinin ürünü olan göreli yoksulluk ciddi bir sorundur9. Yine önemli bir sorun olan kadın yoksulluğu, oluşumunda rol oynayan faktörler ve çeşitli yapısal özellikleri itibarıyla az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki görüngüyle uyum içindedir. Kadın yoksulluğunu oluşturan faktörlerin ilki, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılma oranlarının düşüklüğüdür. Hatta “Türkiye’deki düşük istihdam sorunu esas itibarıyla kadın istihdamının düşüklüğü sorunudur” (Toksöz, 2007: 100). Özellikle 1980’lerden itibaren izlenen neoliberal ekonomi politikalarının ürünü olan birçok ekonomik kriz döneminde, kadınların iş gücüne katılma oranları düşük seyretmiştir. Kırsal bölgelerde kadınların iş gücüne katılma oranları daha yüksek olsa da bu yükseklik yanıltıcı olmamalıdır; zira kadınlar tarımda genellikle ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadırlar. Sonuç olarak Türkiye’de o kadar fazla sayıda kadın çalışamamakta ya da iş arama kanallarını kullanmamaktadır ki, kadınları iş gücüne dâhil edecek acil önlemler alınması gerekmektedir. Ancak kadın istihdamını artırmak için ücretli, tam zamanlı, düzgün işlerden ziyade esnek çalışma biçimlerinin ve kadın girişimciliğinin önerilmesinde, iş gücü piyasasındaki cinsiyete dayalı ayrımcılığın pekiştirilmesi tehlikesi yatmaktadır (Toksöz, 2007: 100)10.

Türkiye’de kadınların iş gücüne katılma oranlarının düşük olması eğitimsizlik, aile baskısı, çocuk bakımı yükümlülükleri gibi faktörlerden kaynaklanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle Türkiye’de eğitimin, kadınların iş gücüne katılma oranları açısından önemli bir belirleyici olduğu vurgulanmalıdır; nitekim kadınların eğitim düzeyi arttıkça iş gücüne katılma oranları artmaktadır. Ancak Türkiye’de kadınların eğitim düzeyi bir hayli düşüktür11. Özellikle kırsal alanda, cinsiyetçi kültürel tutumlar nedeniyle aileler eğitim imkânlarının tahsisinde erkek çocuklara öncelik verirken kız çocuklar eğitimden büyük ölçüde dışlanarak erken yaşta evliliğe zorlanmaktadırlar. Türkiye’de kadın istihdamının önündeki bir başka ciddi engel, çocuk bakımı politikalarının yetersizliği ve yine ataerkil sosyokültürel kodlar gerekçesiyle çocuk bakımının, erkeğin değil kadının sorumluluğu dâhilinde algılanmasıdır. Bu kapsamda kadınlar annelikle özdeşleştirilir ve hane içi yükümlülüklerden sorumlu tutulurken erkekler “eve ekmek getiren aile reisi” olarak kodlanırlar. Bu anlayış sosyal politikalara da yansımakta; böylelikle çocuk bakımı toplumun, devletin ve ailenin ortak yükümlülüğü olmaktan çıkarılarak neredeyse bütünüyle kadınların omuzlarına yüklenmektedir. “Kadınların ücretli işlerde çalışmasının erkeklerin yenilgisi olarak algılanması (Bora, 2007: 115) ve aile baskısı kapsamında kadınların çalışmasının ayıp olduğunun düşünülmesi, çocuk bakımının kadınlarla özdeşleştirilmesine koşut olup Türkiye’de kadınların iş gücüne katılma oranlarını düşüren diğer etmenlerdendir. Bununla birlikte son zamanlarda toplumsal cinsiyet rollerinin dönüşmesi, boşanma oranlarının artması gibi nedenlerle artık yoksul hanelerde de kadınlar, eşleriyle gerekirse mücadele ederek çalışma hayatına girme eğilimi göstermektedirler; ancak bu sefer de kadınların geliri üzerinde eşlerinin denetim kurması biçiminde, kadınları yoksullaştırıcı süreçler işleyebilmektedir.

Kadınların iş gücüne katılma oranları söz konusu olduğunda ise Türkiye’de de, iş gücü piyasasının cinsiyetçi yapısından kaynaklanan, kadınları yoksullaştıran ve emeklerini değersizleştiren birçok süreç işlemektedir. Öncelikle cinsiyete dayalı ayrımcılığın bir sonucu olarak kadınlar erkeklerden daha düşük ücretlerle çalıştırılmaktadırlar. Zaten Türkiye’de sanayileşme tarihinin başlarından itibaren kadınlar erkeklerden daha düşük ücretlerle çalıştırılmışlardır (Ecevit, 1998: 272; Makal, 2012). Yapılan bazı çalışmalara göre Türkiye’de işverenler bu uygulamalarını, kadın işçilerin geçimlerinin zaten bir erkek tarafından sağlandığı ön kabulüne dayandırmaktadırlar (Ecevit, 1998: 272). Bu varsayım, ekonomik krizlerde işverenlerin öncelikli olarak kadınları işten çıkarmaları sonucunu doğurmaktadır ki zaten Türkiye’de özellikle 1980 sonrasında yaşanan neoliberal dönüşümün en yıkıcı etkilerinden olan ekonomik krizlerde, belirttiğimiz gibi kadınların iş gücüne katılma oranları düşmüştür.

Türkiye’de iş gücü piyasasında var olan ve kadınları yoksullaştıran cinsiyete dayalı ayrımcılığın diğer sonuçları, kadınların daha az gelir getiren, vasıfsız, yarı zamanlı, eğreti, kimi zaman taşeron üretim ilişkileriyle karakterize olan kayıt dışı işlerde istihdam edilmeleri yönündedir. İş gücü piyasasına giremeyen ve enformel sektörde bile çalışabilecek asgari vasıflardan yoksun olan yoksul kadınlar için ise durum vahimleşmekte ve özellikle büyük kentlerde, sınıfaltı kesime dâhil olarak yorumlanabilecek kadınlar sokaklarda dilencilik gibi marjinal gelir getirici etkinliklerde bulunabilmektedirler. Öte yandan iş gücüne katılamayan ve aşırı yoksulluk koşullarında yaşayan kadınlar sosyal yardımlarla da geçinmeye çalışmaktadırlar. Nitekim sosyal yardımlara başvuranların önemli bir bölümü kadındır12.

Buraya kadar yaptığımız tüm açıklamalarla yoksulluğun, daha ziyade kadın eksenli bir küresel sorun olduğu gerçeğine ışık tutmaya çalıştık. Bu gerçek, yoksullukla mücadelenin, cinsiyet duyarlı ve kadınlardan başlayan politikalar demetiyle mümkün olacağını aşikâr kılmaktadır. Yoksullukla mücadele stratejilerini geliştirebilmek ve yoksulluğun özellikle kadınlar üzerindeki olumsuz etkilerini engelleyebilmek için kadınların bağımsız nakit gelire, piyasalara, toprak, kredi ve bilgi kaynaklarına erişimini yaygınlaştıracak politikalar izlenmesi (Toksöz vd., 2001: 39), kadınların karar alma mekanizmalarıyla bütünleştirilmeleri, makro ekonomik politikaların toplumsal cinsiyet duyarlı olarak geliştirilmesi, sosyal politika, istihdam ve çocuk bakımı politikalarının eşgüdümlü izlenmesi önerilmektedir (2001: 43). Bu politikaların etkin bir biçimde işlev görebilmesi için kadınları yoksulluk tehdidiyle sıklıkla buluşturan riskleri bertaraf edecek şekilde güçlendirmek, özgürleştirmek ve birçok alanda “yapabilir kılmak” amaçlanmalıdır.

Dipnotlar

1 http://www.un.org/womenwatch/directory/women_and_poverty_3001.htm, (08.02.2015).
2 Mutlak yoksulluk sınırı Dünya Bankası tarafından 1 dolar olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte 2008 yılında bu sınır 1.25 dolara yükseltilmiştir (UN, 2010: 158). Bu kapsamda 2011 yılındaki hesaplamalara göre gelişmekte olan ülkelerde yaşayanların yüzde 17’si günde 1.25 dolar ya da daha az gelir elde etmektedir, dolayısıyla 2011’de dünyada 1 milyardan fazla sayıda insan günde 1.25 dolardan daha düşük gelirle yaşamıştır. Bu durum, 2015 yılında da aşağı yukarı 1 milyar civarında insanın aşırı yoksulluk koşullarında yaşayacakları anlamına gelmektedir (http://www.worldbank.org/en/topic/poverty/overview, 08.02.2015).
3 Yoksulluğun ağırlıklı olarak hane düzeyinde ölçülmesi ve böylelikle ölçümlerin hane içindeki eşitsizlikleri hesaba katmaması nedeniyle kadın yoksulluğuna dair istatistikî veriler kolayca elde edilememektedir (UN, 2010: 159).

4 Örneğin kadınlar kırsal alanda tarımsal işlevleri yerine getirebilmek için yeterli miktarda nakit paraya sahip değillerdir (Whitehead ve Bloom, 1992: 50).
5 http://www.undp.org/content/undp/en/home/ourwork/povertyreduction/focus_areas/focus_gender_and_poverty.html, (08.02.2015).
6 Bu konu Heidi Hartman, Eli Zaretsky, Mariarosa Della Costa, Karen Sacks gibi feminist kuramcıların eserlerinde ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Örneğin Zaretsky’ye göre kadınları ücretli işlerden dışlayan kapitalizm hem ev dışında işler yaratmakta, hem de ücretli işçilerin yeniden üretilmesini sağlayacak hane içi işleri kadınlara yüklemektedir (Hartman, 2008: 162).
7 Ancak ekonomik krizlerin ikinci aşamadaki etkileri, kadınların, kriz sonucu hanelerinin azalan gelirlerini telafi edebilmek için iş gücüne katılmaları yönünde olabilmektedir (Toksöz, 2011: 164).
8 Birçok Avrupa ülkesinde de günümüzde, tek ebeveynli hanelerdeki kadınların, aynı durumdaki erkeklere nazaran daha yoksul olduklarına dair veriler bulunmaktadır (UN, 2010: 165).
9 Nitekim 2013 verileri, cari satın alma gücü paritesine göre 2.15 doların altında gelir elde eden fert oranının % 0.06; 4.3 doların altında gelir elde eden fert oranının ise % 2.06 olduğunu (TÜİK, 2014b), nüfusun en zengin % 20’lik kesiminin, en yoksul % 20’lik kesimin 7.7 katı gelir elde ettiğini göstermektedir (TÜİK, 2014a).
10 TÜİK’in (2015) 2014 yılı Ekim ayı verilerine göre kadınların işgücüne katılma oranları % 30.9 iken erkeklerde bu oran % 71.5’tir. Görüldüğü gibi iki cinsiyet arasında ciddi bir eşitsizlik bulunmaktadır.
11 TÜİK’in (2014) 2012 verilerine göre Türkiye’de okur yazar olmayan kadınların oranı % 1.7’dir. KSGM’nin  2011 yılında yayınladığı “Türkiye’de Kadının Durumu” Raporuna göre okuma yazma bilmeyen nüfusun % 80.4’ü kadındır (Yalova Kent Konseyi Kadın Meclisi, 2012: 3).
12 Erkekler ise, cinsiyete dayalı kültürel kodlar gereği damgalanacakları endişesiyle sosyal yardımlara daha az başvurmaktadırlar.
 

Kaynakça
• Bauman, Zygmunt (1999), Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar, İstanbul: Sarmal Yayınları.
• Bora, Aksu (2007), “Kadınlar ve Hane: “Olmayanın Nesini İdare Edeceksin?” ”, Yoksulluk Halleri, (der. Necmi Erdoğan), İstanbul, İletişim Yayınları: 97- 132.
• Ecevit, Yıldız (1998), “Türkiye’de Ücretli Kadın Emeğinin Toplumsal Cinsiyet Temelinde Analizi”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler, (der. Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu), İstanbul, Tarih Vakfı Yayınları: 267-284.
• Hartman, Heidi (2008), “Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği”, Kadının Görünmeyen Emeği, (der. Gülnur Acar-Savran ve Nesrin Tura Demiryontan), İstanbul, Yordam Kitap: 157-206.
• Makal, Ahmet (2012), “Türkiye’de Kadın Emeğinin Tarihsel Kökenleri”, Geçmişten Günümüze Türkiye’de Kadın Emeği, (der. Ahmet Makal ve Gülay Toksöz), Ankara, Ankara Üniversitesi Yayınevi: 38-115.
• Ostergaard, Lise (1992), “Gender”, Gender and Development: A Practical Guide, (ed. Lise Ostergaard), New York, Routledge: 1-10.
• Sen, Amartya (2003), “Development as Capability Expansion”, Readings in Human Development, (eds. Sakiko Fukuda-Parr and A. K. Shiva Kumar), New Delhi and New York, Oxford University Press: 41-58.
• Şenses, Fikret (2003), Küreselleşmenin Öteki Yüzü Yoksulluk, İstanbul: İletişim Yayınları.
• Toksöz, Gülay, (2007), Türkiye’de Kadın İstihdamının Durumu, Ankara: Uluslararası Çalışma Örgütü.
• Toksöz, Gülay (2011), Kalkınmada Kadın Emeği, İstanbul: Varlık Yayınları.
• Toksöz Gülay, Özkazanç, Alev, Poyraz, Bedriye (2001), Kadınlar, Kalkınma ve Sosyal Adalet, Ankara: Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi.
• TÜİK (2014a), “Haber Bülteni: Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, 2013”, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=16083, (08.02.2015).
• TÜİK (2014b), “Haber Bülteni: Yoksulluk Çalışması, 2013”, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=16204, (08.02.2015).
• TÜİK (2015), “Haber Bülteni: İşgücü İstatistikleri, Ekim 2014”, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18632 (09.02.2015).
• UN (2010), The World’s Women 2010, New York: United Nations.
• Whitehead, Ann, Bloom, Helen (1992), “Agriculture”, Gender and Development: A Practical Guide, (ed. Lise Ostergaard), New York, Routledge: 41-55.

• Yalova Kent Konseyi Kadın Meclisi (2012), Rakamlarla Türkiye’de Kadın, http://www.abpe.org.tr/abpe/upload/file/RAKAMLARLA%20KADIN.pdf, (12.02.2015).
• Yılmaz Yeltekin, Sevinç (2004), “Kongrelerde: Küreselleşme ve Kadın Sempozyumu”, STED (Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi), 13(3): 114-117.

İnternet Adresleri:
http://www.un.org/womenwatch/directory/women_and_poverty_3001.htm, (08.02.2015).
http://www.undp.org/content/undp/en/home/ourwork/povertyreduction/focus_areas/focus_gender_and_poverty.html, (08.02.2015).
http://www.worldbank.org/en/topic/poverty/overview, (08.02.2015).