İçindekiler
Dergi Arşivi

Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Küresel Emek- I

Dr. Sinan BORLUK / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

Çok uluslu şirketlerin (ÇUŞ) dünya ekonomisinde boy gösterdiği ve ev sahibi ülkelerden bile daha güçlü bir konuma gelmiş oldukları küresel ekonomik sistemde, ÇUŞ’un öncelikli amacı rekabet güçlerini en yüksek düzeye çıkarabilecekleri ülkelerde faaliyet göstermektir. Bu açıdan ÇUŞ öncelikle, belli bir oranda gelişmiş olan ancak girdi maliyetlerinin düşük, emeğin örgütlenmesinin az olduğu ülkeleri tercih etmektedirler. Bu perspektiften seçim yapan ÇUŞ, ülkeleri yatırım çekebilmek adına aşağıya doğru bir yarışa sürüklemektedirler. ÇUŞ yatırımlarını çekmek isteyen ülkeler, emek alanı başta olmak üzere, vergi, çevre mevzuatı vs. alanlarında ÇUŞ’u “rahatsız etmeyecek” ya da “kaçırmayacak” düzenlemeler yapmaktadırlar.
Gelişmekte olan ülkelerin ÇUŞ yatırımlarını çekme adına içine girdikleri bu durum ortaya önemli sosyal, çevresel ve ekonomik sorunlar çıkarmaktadır. Ortaya çıkan sorunların başında ekonomik yapıda meydana gelen bozulmalar gelmektedir. ÇUŞ’un ekonomiye girmesiyle birlikte yerel üreticilerin rekabet edemediklerinden piyasa dışına itilmesi söz konusu olmaktadır. Özellikle ölçek ekonomisinden faydalanan ÇUŞ, istihdam kaynağı olan KOBİ’lerin piyasada başarısız olmasına ve piyasadan çekilmesine neden olmaktadır.

Ortaya çıkan bu durum ekonomide işsizliğin artmasına neden olmakta ve sonuç olarak emek piyasaları üzerinde bir baskı oluşturmaktadır. Yedek iş gücü niteliğindeki işsiz ordusunun varlığı ÇUŞ için örgütlenme ve ücretlerde iyileştirme alanlarında ortaya çıkan talepleri bastırma açısından bir avantaj oluşturmaktadır.

Gelişmekte olan ülke ekonomilerinin ÇUŞ’u çekme adına girdikleri rekabet ortamı, ÇUŞ için bir rejim seçimi sürecine dönüşmüştür. ÇUŞ kendilerine en uygun ortamı sağlayan rejimlerin olduğu ülkelerde yatırım yapmayı uygun görmektedir. ÇUŞ bu tavrı, özellikle yeni liberal akım sonrası güçsüzleşen ulus devlet yapılarından kazanç sağlamaktadır. Yeni liberal düzen içinde ulus devlet yapıları zayıflayarak, gerekli kanunları çıkarmakta zorlanan, var olan kanunları dahi uygulayamayan yapılara dönüşmüşlerdir. Devletin denetleyici ve düzenleyici üst yapı rolü giderek zayıflamaktadır. Bu durumun ortaya çıkardığı en önemli etkenlerden biri sosyal devlet fonksiyonunun zayıflayarak, emeğin haklarında bir aşınmanın meydana gelmesidir.

Kâr maksimizasyonu peşinde olan ÇUŞ için girdi fiyatlarının minimizasyonu öncelikli hedefler arasında yer almaktadır. Girdi fiyatlarının düşük olduğu ülkelere kayan üretim süreçlerinde ayrıca ÇUŞ için tercih edilen bir diğer yaklaşım da bu ülkelerde taşeron, alt taşeron ve lisans ilişkisine girdiği küçük yerel firmalar aracığıyla üretim maliyetlerini düşürmektir. ÇUŞ ilişki içinde bulunduğu yerel firmaların, başta insan hakları ve işçi hakları olmak üzere, çevre vb. konularda içinde bulunduğu durumla ilgilenmemekte, ana hedef olarak üretim maliyetlerinin en düşük seviyede tutulmasını benimsemektedir. Ancak küresel anlamda ÇUŞ ortaya koyduğu bu tavır, 1960 sonrasında küresel emek örgütlerinin tepkisini çekmeye başlamış, ICFTU (Uluslararası Hür Sendikalar Konfederasyonu), ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), BM (Birleşmiş Milletler) ve OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) başta olmak üzere pek çok ulus üstü organizasyonda bu alanda düzenlemeler yapılması gerektiği dillendirilmeye başlanmıştır.

Bu tepkiler sonucunda önce bağlayıcılığı olmayan bir kurallar dizisi uygulanmaya çalışılmış ancak çabaların genelde boşa çıkması üzerine kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) ÇUŞ’un kendiliğinden tüketici baskısıyla uygulayacağı bir anlayışla yeniden yapılandırılmıştır. Bu süreçte bazı kurallar şirketler için söz konusu olmakla birlikte yine de KSS için asıl uygulatıcı gücün, “firma şöhreti”-“şirket değeri” ilişkisi olduğu görülmektedir.

Bu çalışma kapsamında yeni liberal politikaların hâkimiyetinde olan küresel ekonomide, ÇUŞ’un etkinliği, eylemleri ve sonuçları temelinde kurumsal sosyal sorumluluk kavramı incelenecektir. KSS uygulamalarının küresel emek açısından etkilerinin analiz edilerek, günümüzdeki KSS uygulamaları, anlaşmalar ve diğer etkiler incelenecektir.

Çalışmada ağırlıklı olarak kullanılan kavramlardan ilki ÇUŞ’dur. Çok uluslu şirketler, ana merkezleri genellikle gelişmiş bir ülkede bulunan, küresel pazarlara mal ve hizmet arz eden şirketlerdir. Bu şirketler özellikle girdi maliyetlerini düşürmek amacıyla çeşitli başka ülkelerde “yavru işletmeler” açmaktadırlar. Merkez ve çeşitli fonksiyonların başka ülkelerde tesis edilmesi nedeniyle bu şirketlere çok uluslu şirketler denilmektedir.

Çalışmada kullanılan bir diğer kavram ulus üstü organizasyondur (UÜO). UÜO’lar ülkelerin ilişkide olduğu ve genellikle bu ilişkinin üyelik düzeyinde olduğu, küresel anlamda kararlar alan yapılardır. UÜO’lara örnek olarak OECD, BM vs. verilebilir.

KSS kavramı, çalışma içinde detaylı açıklanmaktadır. Ancak basitçe, şirketlerin ekonomik aktiviteleri sürecinde etik, ekonomik, kanuni ve kamusal çerçevede kalmasını ifade etmektedir. KSS şirketlerin uymak zorunda olduğu ve olmadığı bir dizi kanun, kural ve beklentiler bütünüdür.

Bu çalışmada KSS uygulamalarının, neden gerekli olduğu, KSS için hangi güçlerin taraf olduğu ve KSS uygulamalarında ne ölçüde başarılı olunduğu derleme yöntemiyle ortaya koyulacaktır. Bu çalışmanın en büyük kısıtı, KSS gibi bir alanda bu çerçevede yapılacak bir çalışmada olması gereken saha araştırmasının çalışma süresinin kısalığı yüzünden olmamasıdır. Bu makalede UÜO’da KSS alanında yapılan çalışmalardan çıkan fikirler temelinde küresel ekonomide ÇUŞ’un ve küresel emeğin çatışma alanları ve bu alanlarda günümüzdeki uygulamalar da incelenecektir.

KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK
Doğrudan Yabancı Yatırım: Ülkelerin ÇUŞ’a Gereksinimleri
Küresel ekonomide sermaye birikimi sağlamak açısından ülkelerin yabancı sermaye yatırımlarına ev sahipliği yapma istekliliği bulunmaktadır. Yabancı doğrudan yatırımları yoluyla, yeni istihdam alanlarının açılması, yeni teknolojiler ile verimliliğin artırılması, iş gücüne eğitim verilmesi yoluyla niteliklerinin artırılması ve sonuç olarak ekonomide genel bir canlılığa yol açılması teoride söz konusu olan durumdur. Ancak pratikte durum biraz daha farklıdır. ÇUŞ yeni yatırımlarını gerçekleştirirken girdi maliyetlerinin, uyması gereken kuralların en az olduğu ülkeleri tercih etmekte, yeni yatırımlar bir yandan beklentileri karşılarken diğer yandan yerel ekonomi açısından kimi sıkıntılara neden olmaktadır. ÇUŞ sermayesine ev sahipliği yapan ülkelerde yerel sermaye rekabet gücünü yitirdiğinden pazarın dışına itilmekte ve bir yandan ÇUŞ sermayesi ile kurulan üretim zincirinde yeni istihdam olanakları sağlanırken, diğer yanda yerel sermayenin dışlanması sonucu yeni işsizler ortaya çıkmaktadır. ÇUŞ sermayesinin bir diğer önemli etkisi, ölçek etkinliğinden yararlandıklarından çoğunlukla tekel olma durumu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca ÇUŞ sermayesi örgütlü emeğe karşı bir duruş sergilemekte, sosyal haklar vs. gibi konuları maliyet kalemi olarak görmektedir. ÇUŞ sermayesi çekmeye çalışan ülkeler ise, ÇUŞ’un “rahatsız” olduğu konularda ÇUŞ lehine düzenlemeler yapmaktadır.

Öncelikle ülkeler açısından ÇUŞ sermayesinin ortaya çıkan olumsuzluklara rağmen neden yüksek bedellerle ülkeye çekilmeye çalışıldığı sorusunun cevabı verilmelidir. Yukarıda bahsi geçtiği gibi “yeşil saha” yabancı yatırımlarının pek çok olumlu ve olumsuz etkileri söz konusudur. Ancak ülkeler sadece yeşil saha yatırımlarını değil, yabancı portföy yatırımlarını da önemli maliyetleri göze alarak çekme isteğindedirler. Bu durumun nedeni aslında küresel yeni liberal ekonomi sistemi kaynaklıdır. Küresel sermayenin hareketliliği, önemli cari açık sorunları yaşamakta olan gelişmekte olan ülke ekonomileri açısından geçici çözümler arasında en çok tercih edilendir. Bunun nedeni, IMF gibi kanallardan elde edilecek borç miktarının sınırlı olması(her yıl yapılan katkının 3 katına kadar), IMF gibi oluşumların hükümetleri bağlayıcı politikaları dikte ettirmesi vb.dir. Hükümetler elde edilmesi daha kolay olan dolaşımdaki yabancı sermayeyi, orta ve uzun dönem etkileri yıkıcı olmakla birlikte tercih etmektedirler. Yabancı portföy yatırımlarında irrasyonel bir reel faiz uygulanmasına benzer biçimde, yeşil saha yatırımlarında da yerel emeğin ve yerel ekonominin aleyhine kararlar alınabilmektedir. Bu yolla ülkeye çekilen sermaye cari açıkları kapatan kalem olmaktadır.

Yeni liberal görüş doğrudan yabancı yatırımların gelişmekte olan ülkelerin yararına olduğu tezini savunmaktadır. Doğrudan yabancı yatırım yoluyla gelişmekte olan ülkeler sermaye birikimi sağlamakta ve teknolojiye erişim elde etmektedirler. Ayrıca ÇUŞ’un ekonomik faaliyetleri yoluyla ülkelerin küresel ekonomiye entegre olacakları savunulmaktadır. Yeni liberal görüşe göre ÇUŞ lehine olan her durum yerel ekonominin de lehine olacaktır (Chang ve Grabel, 2005: 177-180). Bu bağlamda ÇUŞ faaliyetlerini kısıtlayan ülkeleri küresel ekonomiye entegrasyon konusunda önemli bir sıkıntı beklemektedir. ÇUŞ konusunda yeni liberal görüşü desteklemeyen pek çok farklı görüş de mevcuttur. Öncelikle temelde hiçbir yaklaşım doğrudan yabancı yatırımlara karşı değildir. Ancak doğrudan yabancı yatırımların yönetilmesiyle ilgili sorunlar ön plana çıkmaktadır. Doğrudan yabancı yatırımlar konusunda en başarılı ülkelerin deneyimlerin bazı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bunlar deneyimler arasında ön plana çıkan doğrudan yabancı yatırımları yönetme stratejilerinden ilki doğrudan yabancı yatırımlar politikasının ulusal kalkınma stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi gerekliliğidir. Deneyimler doğrudan yabancı yatırımların denetim altında tutuldukları ülkelerden aslında yeni liberal görüşün savunduğu gibi uzak durmadıklarını göstermektedir. Ayrıca doğrudan yabancı yatırımların cari açıkların kapatılmasında olumlu etkileri olduğu kadar ani büyük hacimli sermaye çıkışları yoluyla ülkeleri mali sıkıntılara sokabilme riski de bulunmaktadır (Chang ve Grabel, 2005: 180-188)

ÇUŞ için yatırımlarının gerçekleştirdikten sonra faaliyetlerinin denetimi yerel otoritelere kalmaktadır. Ancak ÇUŞ pek çok ülkeye yayılmış olduklarından yerel kurallar ve denetimden kaçabilmektedirler. Ayrıca sahip oldukları ekonomik güç ile de yerel yönetimleri baskı altına alabilmektedirler. Bu açıdan ÇUŞ faaliyetlerinin hukuksal anlamda düzenlenmesi gerekmektedir. ÇUŞ’un faaliyetlerini temel işçi hak ve özgürlükleri açısından düzenleyen uluslararası yasalar mevcut değildir (Erdoğdu, 2006: 372). Aslında ÇUŞ faaliyetlerini temel insan hakları, çevre vb. konularda düzenleyen herhangi bir uluslararası yasa da mevcut değildir. Ülkelerin taraf oldukları anlaşmalar söz konusudur ve ülkeler ellerinden geldiği kadar sınırları içinde faaliyet gösteren ÇUŞ’a bu anlaşmalar dâhilinde faaliyet göstermesi konusunda baskı uygulamaktadır. ÇUŞ’a yönelik uluslararası düzeyde herhangi bir düzenlemenin olmaması bu şirketlerin kimi zaman insan haklarına aykırı, çevreye zararlı, işçi haklarına, iş sağlığı ve güvenliğine aykırı politikalar izleme konusunda imkân sağlamaktadır. Hiçbir ÇUŞ’un öncelikli hedefi insan hakları ihlali, çevrenin kirletilmesi ya da işçi sağlığına zarar gelmesi olmamakla birlikte, kâr maksimizasyonu arayan ÇUŞ özellikle de taşeron ilişkisine girdiklerinde bu alanlarda olumsuzlukların ortaya çıkmasında doğrudan ya da dolaylı olarak sorumlu olmaktadırlar.

ÇUŞ ayrıca yaygın iktisadi faaliyetleri ve sahip oldukları ekonomik güç ile tüm dünyada devletin küçülmesine yönelik baskı oluşturmaktadırlar. Süreç öncelikle devletin ekonomiden çekilmesine zorlanmasıyla başlamıştır. Tüm dünyada devletin özel sektörden çekilmesi ve devlet varlıklarının düşük fiyatlarla özelleştirilmesi belirgin bir olgudur (Patnaik, 2006: 95). Özelleştirmeler sonucunda ya ilk elden ya da daha sonra devletin sahip olduğu büyük ölçekli iktisadi kuruluşlar ÇUŞ eline geçmektedir. Bu durum, daha öncesinde kamu çalışanı olarak belli sosyal haklara ve çalışma standartlarına sahip önemli bir kitlenin etkilenmesine yol açmaktadır. “Verimlilik” hedefiyle, özelleştirmeler sonucunda pek çok çalışan ya işlerinden olmaktadır, ya da işlerini koruyabilirlerse pek çok sosyal hak ve güvenceden mahrum kalmaktadır. Bu durum sonucunda kamunun ekonomik gücü zayıflamakta, genel olarak işsizlik önemli bir sorun haline gelmekte ve kamunun denetleme gücü de bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Diğer yanda işsizliğin artması yedek iş gücü kitlesini büyüttüğünden, ÇUŞ için emekle pazarlık açısından önemli bir avantaj oluşmaktadır. İşsizliğin varlığı ve yüksek oranda seyretmesiyle reel ücretler baskılanmakta, ÇUŞ ile taşeron anlaşmasına giren firmalar için kayıtsız istihdam yaygınlaşmakta, sonuçta temel işçi hakları bir yana temel insan haklarına aykırı koşullarda üretim yapılmaktadır.

ÇUŞ Faaliyetleri ve KSS
ÇUŞ faaliyetlerinin gelişmekte olan ülkelerdeki etkileri konusunda iki farklı görüş hakimdir. Birinci görüş, Ortodoks Liberal görüşün savunduğu ÇUŞ’un faaliyetlerinin ev sahibi ülke üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapmaktadır. Buna göre, Hecksher-Ohlin karşılaştırmalı üstünlük teorisine göre, ülkelerin avantajlı oldukları mal gruplarını üretme konusunda eksik kaldıkları sermaye açığının uluslararası doğrudan yatırımlar aracılığıyla karşılanabileceğidir. Bu yolla ÇUŞ yerel olarak yetersiz olan tasarruflar, ihracat gelirleri ve dış yardımların yerini alabilmektedir. Ayrıca ÇUŞ’un vergilendirilmesi yoluyla vergi gelirleri artacaktır. Liberal görüş ayrıca ÇUŞ’un faaliyetleri yoluyla geleneksel politik yaklaşımların ve değerlerin değişerek modernizasyon ve kalkınma odaklı yeni bir hal alacağını savunmaktadır. Bu görüşler, oldukça tartışmalı olan, ÇUŞ’un tam rekabet koşullarında faaliyet göstereceği varsayımına dayanmaktadır (Cohn, 2000: 287).
Ortodoks liberallerin bu görüşüne bazı tepkiler gelmiştir. Bunlardan ilki, Hymer ve Kindleberger’in ortaya koyduğu ÇUŞ’un yapısı ve faaliyetleriyle ilgili olanlardır. Bu görüşe göre doğrudan yabancı yatırımlar, ülkeye yeni mali kaynak getirmekten daha çok, gerekli sermayeyi ev sahibi ülkeden borçlanarak temin etmeyi tercih etmektedirler. ÇUŞ’un serbest Pazar ekonomisini geliştireceğine yönelik beklentilerin aksine bu görüşe göre ÇUŞ doğası gereği oligopolistik bir yapıya sahiptir. Ayrıca bu yapısından dolayı, ÇUŞ, yerel firmaların ÇUŞ’un sahip olduğu teknolojiye ulaşmasında bazı engeller oluşturmakta, ölçek etkinliği ve küresel finansmana daha kolay erişimi gibi avantajları ile yerel firmalara rekabet üstünlüğü sağlamaktadır (Cohn, 2000: 287).

Liberal görüşe en temel karşı çıkış Marksist bağımlılık teorisyenlerinden gelmiştir. Bu görüşe göre de ÇUŞ gelişmekte olan ülkelerin özgün kalkınma süreçlerine engel olmaktadır. Rekabet üstünlüğü ve oluşturduğu bariyerler yoluyla yerel girişimcilerin en dinamik sektörlerden uzak kalmasını sağlamaktadırlar. ÇUŞ faaliyet gösterdiği ülkede gelir dağılımı eşitsizliklerine neden olmakta, yerel yönetimleri, yerel kültürü ve toplumu baskı altına almakta, yerel iş ve siyaset dünyası elitlerini kontrol ederek ev sahibi ülkeye politik ve ekonomik baskılar uygulayabilmektedir (Cohn, 2000: 287-288).

Geçmiş dönemde yapılan araştırmalarda ÇUŞ ve ev sahibi ülke ilişkilerinin ne Ortodoks Liberallerin ne de Marksist Bağımlılık teorisyenlerinin ileri sürdüğü kadar uç noktalarda olmadığı görülmüştür (Cohn, 2000: 288). Ancak genel anlamda ÇUŞ’un başta işçi hakları olmak üzere, çevre, insan hakları, ekonomik büyüme ve kalkınma gibi alanlarda ev sahibi ülkelerde olumsuz etkilerinin ağır bastığının tespiti yanlış olmayacaktır.

Bir diğer alan olan çevre konusunda da ÇUŞ’un faaliyetleri sorgulanmaya gereksinim duymaktadır. ÇUŞ’un çevreye olan etkileri genelde ÇUŞ’un olumlu taraflarından biri olarak gösterilen teknoloji transferinden ortaya çıkan bir olumsuz dışsallıktır. ÇUŞ’un ev sahibi ülkede tesis ettiği üretim merkezlerinde kullanılan teknolojinin yerel şartlara ve ihtiyaçlara uygun olup olmadığı ÇUŞ için önem arz etmemektedir. Bu durum ÇUŞ’a karşı, gelişmekte olan ülkelere olması gerektiğinden daha az güvenli teknolojilerin transfer edildiği konusunda eleştirilerin odak noktasıdır. ÇUŞ’un çevre açısından riskli operasyonlarını sistemli bir şekilde çevre düzenlemelerinin daha az olduğu gelişmekte olan ülkelere kaydırdığı iddia edilmektedir. Bu yolla tıpkı vergi alanında olduğu gibi “kirlilik cennetleri” oluşturmaktadırlar. Problemin bir diğer boyutu güvenlik ve çevresel yönetimle ilgilidir. Bhopal, Hindistan’da 1994 yılında meydana gelen bir kaza sonucunda ÇUŞ’un güvenlik uygulamaları dikkatleri üzerine çekmiştir. Çok dillendirilen bir iddiaya göre ÇUŞ gelişmekte olan ülkelerdeki tesislerinde, merkez ülkede uyguladığından daha gevşek bir güvenlik uygulamaktadır (Dicken, 2007: 463). Bu durumun işçi sağlığı ve çevre üzerindeki etkileri de olumsuz olmaktadır.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk(KSS), ÇUŞ’un olumsuz etkilerine karşı 1960’lar ve 1970’lerde başlayan dünya çapında sendikaların ortaya koyduğu tepkilerin kademeli bir biçimde önce ICFTU, sonra BM, daha sonra OECD, ILO ve diğer uluslararası metinlere girmesiyle (Erdoğdu, 2006: 375-382) ortaya çıkan kurallar bütünüdür.

Sosyal sorumluluk, bir şirketin aldığı kararların ve/veya eylemlerinin çevre ve toplum üzerinde etkilerinin şeffaflık, hesap verebilirlik ve ahlak temelinde, toplumun sürdürülebilir kalkınmasını ve refahını göz önüne alarak sorumluluğunu üstlenmesidir. Aynı zamanda şirketin, hak sahiplerinin beklentilerini de karşılama sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk uluslararası normlar ve teamüllere uygun uygulanabilir kanunlarla bütünleşmelidir (Hohnen, 2007: 4).

ÇUŞ eylemlerinin etkileri üzerine ilk çağrı ICFTU’dan gelmiştir. Bu dönemin tepkilerinde öne çıkan etken ÇUŞ’un faaliyet gösterdiği ülkelerdeki politik tavrıyla ilgilidir. Ancak çağrı üzerine BM’de “Ulusötesi Şirketlerde BM Davranış Kodu” taslağı hazırlanmıştır. Bu taslakta, ÇUŞ’un faaliyet gösterdikleri ülkelerdeki ulusal bağımsızlığa, ulusal yasa ve uygulamalara, ekonomik kalkınma amaçlarına, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı göstereceği, ülkelerin içişlerine karışmayacağı, yolsuzluk yapmayacağı, transfer fiyatlarıyla ve diğer yollarla vergi kaçırmayacağı, gelişmekte olan ülkelerin teknoloji kapasitelerini geliştireceği, çevre standartlarına uyacağı gibi temel hükümlere yer verilmiştir (Erdoğdu, 2006: 375-376). BM bünyesinde 1974-1992 yılları arasında BM Ulusötesi Şirketler Merkezi(UNCTC) faaliyet göstermiştir. Bu merkezin amacı ÇUŞ’un politik, ekonomik, sosyal ve hukuki etkilerinin, özellikle gelişmekte olan ülkelerdekilerin, daha iyi anlaşılması olarak tanımlanmıştır. ÇUŞ’un faaliyet gösterdiği ülkelere pozitif katkıda bulunması, ev sahibi ülkelerin ÇUŞ ile pazarlık gücünün artırılması ve ÇUŞ faaliyetleri sonucunda ev sahibi ülkelerin büyümesi ve küresel anlamda ekonomik büyümenin sağlanması da UNCTC’nin amaçları arasındadır.

UNCTC çatısı altında yapılan ve ÇUŞ için bir davranış kodu geliştirilmesine yönelik çalışmalar başarılı olmamış ve UNCTC kapatılarak 1993 yılında BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı(UNCTAD) bünyesinde bulunan Yatırım, Teknoloji ve Girişimler bölümüne devredilmiştir. Bu bölüm bugün yatırımlar ve girişimler bölümü olarak faaliyet göstermekte, teknoloji ve lojistik bölümü ayrı bir bölüm olarak UNCTAD bünyesinde faaliyet göstermektedir.

ÇUŞ’un KSS kapsamında faaliyetlerine yönelik en ciddi çalışmalar başta UNCTAD ve ILO olmak üzere pek çok ulus üstü yapı bünyesinde gerçekleştirilmektedir. Ancak ÇUŞ için etkin ve bağlayıcılığı olan bir düzenleme geliştirmek ve uygulamak mümkün olmamıştır. Günümüz küresel ekonomisinde ÇUŞ faaliyetlerine ilişkin uyulması gereken sosyal sorumluluk kuralları ancak deklarasyonlar ve raporlar aracılığıyla ortaya koyulmakta ve ÇUŞ’a bu konularda uluslararası kanuni kısıtlamalar getirilememektedir.

Kaynakça:

1. BM 96. Genel Kurulu, “Report of the World Commision on Environment and Development”, Belg. No: 42/187
2. BM, "Guidelines on Cooperation Between UN and The Business Sector", GA Resolution A/RES/56/76, 2009
3. CHANG, Ha-Joon ve GRABEL, Ilene, Kalkınma Yeniden, Çev: Emre ÖZÇELİK, İmge Yay., Ankara, 2005
4. CHON, Theodore H., Global Political Economy Theory and Practice, Longman, New York, 2000
5. DICKEN, Peter, Global Shıft, 5th Edition, SAGE Publications, Londra, 2007
6. ERDOĞDU, Seyhan, Küreselleşme Sürecinde Uluslararası Sendikacılık, İmge Yay, Ankara, 2006
7. FOLEY, Duncan, Kapital'i Anlamak; Marx'ın İktisat Teorisi, Çev:Hakan ÖNGEL, Arkadaş Y.E., Ankara, 2010
8. HOHNEN, Paul, Corporate Social Resposibility, International Institute For Sustainable Development, Kanada, 2007
9. ILO(a) Governing Body, "MNE Declaration, Strategic Priorities for 2010-2011", GB307/MNE/1, Cenevre, 2010
10. ILO(a) Governing Body, "Report on Subcommitee on MNE's", GB.307/11, Cenevre, 2010
11. ILO(c) Governing Body, "Colective Bargaining", GB.307/ESP/3, Cenevre, 2010
12. ILO(d) Governing Body, "Recurrent Item Report on Social Security", GB.307/ESP/2/2, Cenevre, 2010
13. McGUIRE, Jean B., SUNDGREN, Alison, SCHNEEWEIS, Thomas, "Corporate Socia Responsibility and Firm Financial Performance", Academy of Management Journal, Cilt:31, Sayı:4, 1988
14. PATNAIK, Prabhat, "Emperyalizmin Yeni Evresinde Ekonomi", Küreselleşmeye Güneyden Tepkiler, Ed. Ceyhun Gürkan, Özlem Taştan, Oktar Türel, Dipnot Yay., Ankara, 2006
15. REICH, Robert, "The New Meaning of CSR", California Management Review, Cilt:40, Sayı:2, 1988
16. UNCTAD, Disclosure of The Impact of Corporations on Society, Current Trends and Issues, UN Pub. No: E.04.II.D18, New York, 2003
17. WARD, Halina, Legal Issues in Corporate Citizenship, International Institute fo Environment and Development Pub., Londra, 2003
18. www.allbusiness.com
19. www.ilo.org
20. www.jstor.org
21. www.un.org
22. www.unctad.org