İçindekiler
Dergi Arşivi

Verimlilik Alanında Politika Geliştirme - V

Ahmet Emre ÇOBAN / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı (Verimlilik Genel Müdürlüğü)

 

 Beşeri Sermayenin Gelişimi - III: Türkiye Üzerine Analizler (devam)

 

Verimlilik Alanında Politika Geliştirme genel başlığı kapsamında, “Beşeri Sermayenin Gelişimi - II: Türkiye Üzerine Analizler” alt başlığı taşıyan son yazıda, Türkiye’nin demografik özelliklerine, iş gücü yapısına ve eğitim sistemine ilişkin genel düzeyde veri ve analizler sunulmuştu (Anahtar, Eylül 2014). Söz konusu yazıda, genç nüfus yapısının sağladığı fırsatlara, iş gücüne katılım oranlarının düşüklüğüne ve yükseköğrenim gören nüfusun artış oranlarındaki sınırlılığa özel olarak değinilmiş, bunun yanında, eğitim katılım düzeyine ilişkin nicel göstergeler aktarılmıştı. [Eylül 2014’te yayımlanmış olan yazıda sıklıkla göndermede bulunulan 2012 tarihli Education at a Glance (OECD) yayını güncellenmiş, Ekim 2014’te Education at a Glance 2014 başlığıyla yayımlanmıştır. Yayına http://www.oecd.org/edu/Education-at-a-Glance-2014.pdf adresinden ulaşılabilir.]

Bu yazıda, ülkelerdeki temel eğitimin genel nitelik düzeyine yönelik karşılaştırmalara olanak tanıyan PISA testleri sonuçları ele alınacak ve beşeri sermayenin gelişimine yönelik diğer önerilerle, konuya dair tartışma sonlandırılacaktır.

Temel Eğitime Yönelik Göstergeler (PISA Testi Sonuçları)
OECD tarafından yürütülen Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) testleri, farklı ülkelerden çalışmaya dâhil edilen 15 yaşında öğrencilerin matematik, fen ve okuma yetkinlik düzeylerini ortaya koymakta ve karşılaştırmaktadır. 2003’ten bu yanda üçer yıllık aralıklarla artan sayıda ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen test çalışmasına Türkiye 2003’te 4855, 2006’da 4942, 2009’da 4996, 2012’de 4848 öğrenciyle dâhil olmuştur. (OECD, 2014)

2013 yılı sonunda yayımlanmış olan 2012 testi sonuçları, Türkiye’nin 2003’ten bugüne, belirli bir ilerleme gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ancak 1 (en düşük) ilâ 6 (en yüksek) arasında puanlanan test sonuçları çerçevesinde Türkiye, halen üç puan türünde de 2. düzeyde bulunmaktadır.

Tablo 1: 2012 PISA Sonuçları

 

Matematik

Okuma

Fen

OECD Ortalaması

494

496

501

Türkiye’nin Puanı

448

475

463

Türkiye’nin Sıralaması

44

42

43

Ortalama başarısı Türkiye’den istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklı olmayan ülkeler

Yunanistan, Sırbistan, Romanya, Güney Kıbrıs, Bulgaristan

İsrail, Hırvatistan, İzlanda, İsveç, Slovenya, Litvanya, Yunanistan, Rusya

Slovak Cumhuriyeti, İsrail, Yunanistan

Kaynak: OECD, 2014; Milli Eğitim Bakanlığı, 2014.

Aşağıdaki sonuçlardan da görülebileceği gibi Türkiye, her üç alanda da gelişmiş Batı Avrupa, Doğu Asya ve Kuzey Amerika ülkelerinden aşağı seviyelerde kalmaktadır. Yine söz konusu sonuçların 2003’ten bu yana gösterdikleri eğilim incelendiğinde ise, dünya ölçeğinde Doğu Asya ülkelerinin performanslarının Kuzey Avrupa ülkelerine kıyasla belirli bir artış gösterdiği izlenebilmektedir.

2012 sonuçlarında kısmen geriye gitmiş olsa da, 2009 yılı sonuçlarına göre, fen puan türünde ilk, diğer iki puan türünde ikinci sırada yer alan Finlandiya özelinde bir değerlendirme, bu ülkenin eğitim alanında sağladığı başarının ardındaki faktörleri dört başlık altında toplamıştır (Eraslan, 2009):

• Öğretmen yetiştirme programı
• Geleneksel okul yaşamı
• Kültürel olarak öğretmenlik mesleğine bakış
• Hizmet içi öğretmen eğitimi

Bu unsurların yanı sıra, Education at a Glance (OECD) çalışmasının çıktıları ile PISA sonuçlarında başarılı olan ülkeler bir arada değerlendirildiğinde, bu ülkelerdeki derslik başına öğrenci sayılarının düşüklüğü, öğrenci başına eğitici / öğretmen sayılarının yüksekliği gibi çok sayıda faktörün, öğrencilerin başarıları üzerindeki etkileri izlenebilmektedir.

López-Claros ve Mata’nın hazırlamış olduğu “Yenilik Kapasitesi Endeksi” (Innovation Capacity Index, ICI) verileri, ülkelerin yenilik (inovasyon) kapasitelerinin karşılaştırılmasına yönelik en kapsamlı çalışmalardan biridir (López-Claros ve Mata, 2011). 60’ı aşkın faktör üzerinden yapılan karşılaştırmalar sonrasında, ülkeler için birer ICI puanı atanan çalışmanın bulguları PISA sonuçlarıyla bir arada ele alındığında, yenilik kapasiteleri ile 15 yaş grubun eğitim başarıları arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmektedir.


 

Sonuç ve Değerlendirme
Ülke ölçeğinde verimlilik artışlarının sürekli kılınması ve yeniliğe (inovasyon), yüksek teknolojiye dayalı üretim kapasitesinin güçlendirilmesi açısından işgücü arzının genel niteliğinin yükseltilmesi büyük önem taşımaktadır. Orta gelir tuzağı tehdidini göğüsleyerek dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almayı hedefleyen Türkiye’nin, üretim sahasında öngörülen yapısal dönüşümün bir benzerini eğitim alanında sağlamaya odaklanmadığı durumda beklediği oranda bir sıçrama gösterme olanağı sınırlı görünmektedir.

İşgücünün arzı söz konusu olduğunda yüksek işsizlik ve düşük işgücüne katılım oranları karşımıza çıkarken bunun yanında imalat sanayinde yer alan işletmeler de, yeterli nitelikte eleman bulamadıkları hususunu sıklıkla dile getirmektedir. Paralel bir biçimde, Türkiye’nin sahip olduğu genç nüfus, rekabetçilik açısından kayda değer bir avantaj gibi görünmekle birlikte, bu nüfusun nitelik düzeyinin rekabete konu olan diğer ülkelere kıyasla düşüklüğü, söz konusu avantajı da büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır.

İşgücüne katılım oranlarının düşüklüğünün ardında temel nedenlerden biri olarak kadınların işgücüne katılım oranlarındaki düşüklük, kendini göstermektedir. Halen Türkiye’de kadınların eğitim hayatında geçirdiği toplam süre, erkeklere kıyasla çok daha alt değerlerdedir. Dolayısıyla işgücüne katılım oranlarını ve işgücünün genel niteliğini yükseltme yönünde çalışmaların odak noktalarından birini, kadınların eğitim sistemi içine dâhil olma düzeyini artıracak tedbirlerin oluşturması gerekmektedir.

Burada verilerle yeterince desteklenmiş olmamakla birlikte, mesleki eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu sorunlar, özellikle imalat sanayine nitelikli ara eleman problemi şeklinde doğrudan yansımaktadır. Teknik liselere karşı toplumdaki olumsuz önyargı, nitelikli öğrencileri bu okullardan uzaklaştırmakta, bu durum da imalat sanayi içindeki firmaların meslek lisesi mezunlarına olan talebini düşürmektedir. Son on yılda, bu alanda önemli adımlar atılmış olmasına karşın, söz konusu arz talep kısırdöngüsü, mesleki ve teknik liseleri Türkiye’deki işgücünün genel niteliği açısından halen başlıca sorunlardan biri olarak konumlandırmaktadır.

Ara eleman yönünden yetersizlikleri yanında işletmelerin önemli bir bölümü de, yeterli nitelikte mühendis istihdam edememekten yana sorunlar yaşamaktadır. Halen çok sayıda üniversite, çeşitli mühendislik branşlarında mezun veriyor olsa da, üniversiteler arası eğitim kalitesinde gözlenen büyük farklılıklar, mühendislik alt branşları içinde son derece heterojen bir yapının oluşmasına yol açmıştır. Bu heterojenliğin de bir sonucu olarak Türkiye’deki çalışan nüfus içinde mühendislerin oranı henüz % 1’lerin altında seyretmektedir. Bu oran sözgelimi Almanya’da, % 3,12’dir. (VDI, 2010) İmalat sanayinin mühendis istihdamında problemler yaşamasında, özellikle belli başlı üniversitelerden mezun mühendislerin, başta finans olmak üzere hizmet ve kamu sektörlerini tercih etmeleri de önemli rol oynamaktadır. Türkiye özelinde benzer bir eğilim, yani imalat sanayindense hizmet ya da kamuda çalışmanın tercih ediliyor olması, her düzeyde çalışan açısından hissedilebilir bir durumdur. Bu durumun doğrudan bir etkisiyle imalat sanayi, vasıfsız elemanları da kendilerine çekmekten yana sorunlarla karşı karşıyadır. Ek tedbirler alınmadığı koşulda ise, imalat sanayinin Türkiye’nin sektörel kompozisyonu içinde girmiş olduğu düşüş eğiliminin sürmesi, ihtimal dâhilindedir.

Ar-Ge ve yenilik alanındaki faaliyetlerin önemli bir bölümü fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilim disiplinlerinde yetişmiş, nitelikli insan gücüne ihtiyaç duymaktadır. Ancak Türkiye’deki eğitim sistemi ve istihdam yapısının bir ürünü olarak özellikle son 30 yıllık dönemde, temel bilim alanlarının öğrenciler tarafından talep edilebilirlik düzeyinde önemli düşüşler olmuştur. Araştırma ve laboratuvar olanaklarındaki kısıtlılıklarla da birleştiğinde bu durum, hâlihazırda Türkiye’nin teknolojik bir sıçrama yapmasının önünde büyük engel oluşturmaktadır.

PISA testlerinden alınan sonuçlar, Türkiye’deki insan kaynağının genel niteliğine ve orta vadede ulaşacağı düzeye ilişkin olarak ortaya karamsar bir tablo koymaktadır. Açıkçası buradaki veriler daha dikkatli bir şekilde ele alındığında görülmektedir ki, Türkiye’deki nüfusun önemli bir bölümünün nitelik olarak gelişimi, henüz 15 yaşındayken büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla eğitim sisteminde bir dönüşümü öngören çalışmaların odağında, üniversite sayısının artırılması ya da sınav sistemlerinin yeniden tasarlanması kadar, okul öncesinden başlayacak şekilde eğitim yapısında kökten değişimlere ortam sağlanması kaygısı yer almak durumundadır.

Bütün bunlara ek olarak insan kaynaklarının yetkinlik düzeyini artıracak tedbirlerin, yalnızca çalışma hayatı öncesi tedbirlerle sınırlandırılması da sağlıklı olmayacaktır. Çok taraflı bir biçimde, mevcut çalışan profilini geliştirmeye yönelik stratejiler geliştirilmesi ve uygulanması, bu alanda kayda değer katkılar sağlayabilecektir.

Yararlanılan Kaynaklar
Eraslan, A. (2009). “Finlandiya’nın PISA’daki başarısının nedenleri: Türkiye için alınacak dersler.” Necatibey Eğitim Fakültesi Elektronik Fen ve Matematik Eğitimi Dergisi, 3 (2), 238-248.
Lopez-Claros, A. & Mata, Y. M. (2011). The Innovation for Development Report 2010–2011. http://www.innovationfordevelopmentreport.org/papers.html
Milli Eğitim Bakanlığı. (2014). PISA Türkiye: Resmi Web Sayfası. http://pisa.meb.gov.tr/
OECD. (2014). PISA 2012 Results. OECD Publishing.
VDI. (2010). European Engineering Report. http://www.vdi.de/uploads/media/2010-04_IW_European_Engineering_Report_02.pdf