İçindekiler
Dergi Arşivi

Yerli Marka Otomobilde Sona Doğru

Prof. Dr. İbrahim KILIÇASLAN / Sanayi Genel Müdürü

 

19. yüzyıl sonlarına doğru temelleri atılan otomotiv sanayii, günümüzde sağladığı istihdam ve katma değer ile dünya sanayiinin en stratejik sanayi alanları arasına girmiştir. Ülkemizde ise bu alanda öncü ülkelerden yaklaşık 60 yıl sonra kurulan otomotiv sanayii, geçen 60 yıl sonunda ülkemizin en büyük ve en çok ihracat yapan sanayi dalı olmuştur. Diğer yandan ülkemiz tedarik sanayi, bölgesinde sahip olduğu güçle, Avrupa’da üretilen tüm araçlara girdi sağlar hale gelmiştir.

Bununla beraber, sanayileşmiş ülkelerin ekonomileri incelendiğinde otomotiv sanayiinin bu ekonomilerde başrol oyuncusu konumunda olduğu görülmektedir. Sanayinin ekonomideki bu rolünün sebebi, diğer sanayi dalları ile olan bütünleşik ilişkisi olarak gözükmekte olup demir-çelik, plastik, petro-kimya, kauçuk, cam gibi diğer birçok temel sanayilerin en önemli müşterisi olmasından ötürü bu sanayilerin de gelişiminin en önemli destekçisidir. Bu anlamda, otomotiv sanayi ülke sanayisinin gelişmesinde kritik bir rol üstlenmektedir.

1950’li yıllarda ağır koruma tedbirleri altında temelleri atılan ülkemiz otomotiv sanayii, bazı küresel firmaların lisansları altında kısıtlı sayıda montaj üretimiyle başlamıştır. Kurulduğu yıllardan günümüze çok ciddi gelişmeler kaydeden bu sanayinin gelişim süreci Şekil 1’de yer almaktadır.

Şekil 1. Türk Otomotiv Sanayiinin Gelişim Süreci
Kaynak: BSTB Otomotiv Sektörü Raporu, 2014

Dünya otomotiv sanayinin gelişim seyrine bakıldığında, otomotiv markalarının birçoğunun hükümet politikalarıyla oluşturulduğu ve verilen devlet destekleriyle varlıklarını devam ettirdiği görülmektedir. Aralarında dünya otomotiv sektörüne yön verenlerin de bulunduğu bu markalar, zamanla büyüyüp kendi ayakları üzerinde yükselmiştir. Bugün, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bir ya da birden fazla otomotiv markası olduğu görülmekte ve bu sayede sektörde hatırı sayılır yer edindikleri bilinmektedir.

Bu tespite en güzel örnek olarak, Güney Kore ve ülkemiz otomotiv sanayinin gelişim sürecindeki farklılıklar ve bunun ekonomiye etkileri gösterilebilir. 1979 yılında meydana gelen enerji krizinden sonra daralma yaşayan Güney Kore otomotiv sanayiinin bu krizden sarsılmadan çıkabilmesi amacıyla Güney Kore Hükümeti, 1982 yılında "Automobile Industry Rationalization Policy" adlı yeni bir politika uygulamaya başlamıştır. Program ile ülkenin dört büyük otomotiv üreticisi, Hyundai, KIA, General Motors Daewoo ve Asia Motors arasındaki rekabeti azaltarak bütün firmaları ayakta tutmak amaçlanmıştır. Ayrıca, bu dönemde ithalatın engellenmesine yönelik tedbirler de alınmıştır.

Güney Kore otomotiv sanayiinin bu gelişim sürecinde en ilginç ayrıntı, hükümetin ihracat odaklı üretime yönelik başarıyla uyguladığı politikalar olmuştur. Hükümet, uyguladığı bu politikalar ile iç talebin yalnızca yerli üretim ile karşılanmasını sağlamış bunun için de ithalatta yüksek vergi oranları uygulayarak ithalatı düşürmüş ve böylelikle yerli firmaların gelişimine büyük katkıda bulunmuştur. 2010 yılı verilerine göre Güney Kore otomotiv pazarının % 92’si yerli marka firmaların ürünlerinden oluşmakta olup, bu rakam hükümetin uyguladığı politikaların başarısını ortaya koymaktadır.

Ülkemizde ise, büyük sermaye kısıtı, yapısal yetersizlikler, tedarik sanayi ve nitelikli işgücünün yokluğuna rağmen Devrim otomobiliyle başlayan üretim süreci Anadol ile devam etmiştir. Otomotiv sanayiimiz yarım asır gibi kısa sayılabilecek bir sürede montaj sanayiinden, ciddi Ar-Ge yatırım ve çalışmalarının yapıldığı , fikri ve sınai mülkiyet haklarının yerli firmalarımıza ait olduğu araçların tasarlandığı, nitelikli işgücüne sahip küresel firmaların en önemli modellerinin üretim merkezi haline geldiği bir konuma ulaşmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen özellikle otomobil kategorisi özelinde yerli markalara sahip olunmaması Güney Kore ve benzer diğer ülkelerin seviyesine ulaşmamızın önünde büyük bir engel olarak durmaya devam etmektedir.


Resim 1. İlk Yerli Otomobil Girişimi – Devrim Otomobili

2002 yılında ülkemizde yaklaşık 357 bin adet olan toplam motorlu karayolu araç üretimi, 2014 yılında % 237 artışla 1 milyon 218 bin adet olarak gerçekleşmiştir. Motorlu karayolu araç üretiminde otomobil ilk sırada yer alırken, otomobili sırasıyla kamyonet, traktör, minibüs, kamyon, otobüs ve midibüs takip etmektedir.

Aşağıda yer alan tablo incelendiğinde, 2002 yılında motorlu karayolu araç üretiminde başlayan artış trendinin 2009 yılında sekteye uğradığı görülmektedir. Söz konusu trendin negatif yönlü seyretmesinin nedeni ise o yıllarda dünya genelinde yaşanan ekonomik krizdir. 2009 yılı hariç tutulduğunda, son on yılda motorlu karayolu araç üretiminde gerçekleşen artışta, geliştirilen yeni modellerle küresel pazarlarda sağlanan ihracat artışının doğrudan ve önemli rolü bulunmakla beraber, ülkemizde yaşanan ekonomik istikrar da büyük bir paya sahiptir.

Tablo 1. Motorlu Karayolu Araç Üretim Adetleri (2002-2014)

 

Otomobil

Kamyon

Kamyonet

Otobüs

Minibüs

Midibüs

Traktör

Toplam

2002

204.198

12.295

116.872

2.684

6.139

4.377

10.840

357.405

2003

294.116

19.041

195.606

4.490

13.625

6.794

29.778

563.450

2004

447.152

31.790

301.563

4.839

28.161

9.903

40.665

864.073

2005

453.663

37.227

349.885

5.406

26.162

7.109

36.527

915.979

2006

545.682

37.026

369.862

6.019

20.728

8.263

38.841

1.026.421

2007

634.883

34.544

391.737

6.946

21.999

9.305

33.518

1.132.932

2008

621.567

36.800

449.434

7.526

21.123

10.660

24.807

1.171.917

2009

510.931

8.246

330.044

5.931

11.829

2.624

14.861

884.466

2010

603.394

23.851

442.408

5.268

16.978

2.658

30.425

1.124.982

2011

639.734

37.396

479.110

6.907

22.475

3.509

45.506

1.234.637

2012

577.296

29.129

426.633

6.427

29.335

4.158

42.255

1.115.233

2013

633.604

30.082

410.556

8.345

37.750

5.197

40.509

1.166.043

2014

733.439

29.909

359.911

6.442

35.420

5.324

48.403

1.218.848

Kaynak: BSTB Otomotiv Sektörü Raporu, 2014.

Diğer taraftan, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olan 2023 yılında ülkemiz için dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alma, GSMH’yi 2 trilyon dolara, kişi başına düşen milli geliri 25.000 dolar seviyesine, dış ticaret hacmini 1 trilyon dolara ve ihracatı 500 milyar dolara çıkarma gibi vizyon hedefler belirlenmiş ve otomotiv sektörünün de bu hedeflerdeki payı 75 milyar dolar ihracat ve 3 milyon adedi ihraç edilmek üzere toplam 4 milyon adet araç üretimi olarak belirlenmiştir.

Ancak, mevcut rakamlarla söz konusu 2023 yılı hedeflerine ulaşılması zor görülmekle birlikte üretimin yıllık % 8 büyüme oranıyla 2018 yılında ancak 1,8 milyon adede ulaşabileceği öngörülmekte ve 4 milyon adet araç üretme hedefinin ancak yeni yatırımların ülkeye kazandırılması ve yerli marka otomobil üretimine başlanması ile mümkün olacağı değerlendirilmektedir. Bu nedenle dünyada ülkelerin artık markalarla anıldığı günümüzde, özellikle 2023 yılı için kendi markamızı yaratmamız olmazsa olmazlarımız arasında yer almaktadır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, Başbakan olarak 2011 yılı Ocak ayında katıldığı TÜSİAD Genel Kurulu’nda sanayicilere yönelik ‘Ben bir yerli otomobil yatırımcısı, bir babayiğit arıyorum’ çağrısı yapmıştır. Ülkemiz bugün gelinen noktada gerek bilimsel gerek uygulama olarak yerli otomobil üretmeye hazırdır. Bu kapsamda, ülkemizin 2023 vizyonu içerisinde yer alan yerli araç teknolojilerinin geliştirilmesi hedefi doğrultusunda, elektrikli araç sektöründe söz sahibi ülkeler arasına girmeyi hedefleyen ülkemiz, yerli üretim için önemli bir adım atmıştır. Bakanlığımızca başlatılan ve TÜBİTAK tarafından yürütülen “Yerli Elektrikli Araç Geliştirilmesi Projesi” günümüzün araç teknolojilerindeki gelişmelere uyum sağlayarak içten yanmalı motor teknolojilerinin yerine daha verimli ve çevreye duyarlı olan elektrik tahrik teknolojisine odaklanmıştır. TÜBİTAK liderliğinde yapılan uzun soluklu çalışmalar ile yerli elektrikli aracımızın tasarımı, geliştirilmesi, prototip imalatı, üretim altyapısının Türkiye’de kurulması, tedarik zinciri ve satış sonrası hizmet ağının oluşturulması sağlanacaktır. Proje ile otomotiv sektöründe yenilik yaratma becerisi kazanılarak, katma değeri yüksek özgün ve yerli ürünler geliştirilmesi, böylece oluşturacağımız yerli araç markamız ile uluslararası düzeyde rekabet gücümüzün artırılması sağlanacaktır.

Proje kapsamında, “menzili 600 km olan menzili arttırılmış elektrikli araç” ve “menzili 100 km olan tamamen elektrikli araç” geliştirilecektir. Bu araçlarla sınai mülkiyet hakları Türkiye’ye ait, küresel ölçekte pazarlanabilir Türk Markalı elektrikli araçlar geliştirilmiş olacaktır. Proje kapsamında, bu yıl içinde ilk prototiplerin üretilmesi, 2016’nın başında test filoları geliştirilmesi ve 2020’den önce araçların seri üretime hazır hale getirilmesi planlanmaktadır. Fiyat olarak da uygun olması hedeflenen üretilecek yerli otomobiller ile güvenlik, konfor, kalite ve ekonomiyi aynı anda Türkiye pazarıyla buluşturmak amaçlanmaktadır.

Yukarıda yer verilen sevindirici gelişmelerin yanı sıra; “Değer Zinciri” olgusu çerçevesinde, fikri ve sınai mülkiyet haklarının ülkemizde olacağı, üretimin yanı sıra tasarım, Ar-Ge, test ve belgelendirme süreçlerinin de yerli imkânlarla gerçekleştirileceği, özellikle tasarım ve Ar-Ge süreçlerinde söz sahibi olacağımız elektrikli araçlar üretmek önemli olmakla beraber, söz konusu aracın bir marka değerine sahip olması da en az yukarıda bahsedilenler kadar önemlidir. Bu anlamda, araçların geliştirilmesi sürecinde marka değeri kazanması açısından da gerekli çalışmalar yapılacak, bu zaman zarfında değer zinciri içerisinde büyük öneme sahip olan satış, pazarlama, satış sonrası hizmet/servis ağının kurulmasına da başlanacaktır.

Diğer taraftan, 2014 yılı itibarıyla uygulama süreci sona eren Türkiye Otomotiv Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nın (2011-2014) Hedef-1 “Ar-Ge Altyapısını İyileştirmek” başlığı altında yer alan 1.1 numaralı “Tasarım doğrulama, dayanım, yol ve araç testleri yapılması için test merkezleri ve rüzgâr tüneli kurulacak ve mevcut test merkezleri sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilecektir.” eylemi kapsamında çalışmaların sona yaklaştığı Otomotiv Test Merkezi’nin de kurulmasıyla otomotiv sanayii firmalarının ürettikleri araç ve aksamların teknik mevzuata uygunluğunu test etmek amacıyla kullanabileceği ayrıca, gerek duyduğu Ar-Ge deneylerini de gerçekleştirebileceği uluslararası hizmet verecek bir yapı oluşacak, bu sayede bu testlerin büyük bir kısmının yurt dışında yaptırıldığı göz önünde bulundurulduğunda kaybedilen zaman ve kaynağın da önüne geçilmiş olacaktır.

Sonuç olarak, ülkelerin uluslararası arenada sahip oldukları markalarıyla anıldığı 21’inci yüzyılda; otomotiv sanayiinde sahip olduğumuz tecrübe, kaliteli işgücü ve Ar-Ge altyapısıyla üreteceğimiz yerli marka araçlarımız ile ülkemizin de bu arenada yerini alacağına yönelik inancımız tamdır.